|
1. Allah'ın varlığını nasıl anlarız?
Çevremize baktığımızda gördüğümüz bitkiler, hayvanlar,
denizler, dağlar, insanlar ve hatta göremediğimiz mikro alemdeki
canlı cansız herşey kendilerini var eden üstün bir aklın apaçık
delilleridir. Aynı şekilde tüm evrende var olan denge, düzen, kusursuz
yaratılış yine kendilerini kusursuzca tasarlayan üstün bir ilim
sahibinin varlığını kanıtlar. İşte bu üstün aklın ve ilmin sahibi
Allah'tır.
Biz Allah'ın varlığını, yarattığı kusursuz sistemlerden,
canlı cansız varlıkların hayranlık uyandırıcı özelliklerinden anlarız.
Bu kusursuzluğa Kuran'da da dikkat çekilmiştir:
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum'(mutabakat) içinde
yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir
'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir;
herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra
gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan)
umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi,
3-4)

2. Allah'ı nasıl tanırız?
Allah'ın üstün gücünü yine evrendeki kusursuz yaratılış
bize gösterir. Ancak asıl olarak Allah bize Kendisi'ni insanlara
doğruyu gösteren bir rehber olarak indirdiği Kuran'da tanıtmıştır.
Kuran'da Allah'ın tüm üstün sıfatları; aklı, ilmi, şefkati, merhameti,
adaleti, her yeri sarıp kuşatan olduğu, herşeyi işiten ve gören
olduğu, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin tek sahibi, tek
İlahı olduğu, mülkün tek hakimi olduğu haber verilmiştir.
O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Gaybı da,
müşahede edilebileni de bilendir. Rahman, Rahim olan O'dur. O Allah
ki, O'ndan başka İlah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır;
Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir.
Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. O Allah ki,
yaratandır, (en güzel bir biçimde) kusursuzca var edendir, 'şekil
ve suret' verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde
olanların tümü O'nu tesbih etmektedir. O, Aziz, Hakimdir. (Haşr
Suresi, 22-24)

3. Yaratılış amacımız nedir?
Yaratılış amacımızı Allah bizlere Kuran'da şöyle bildirir:
...insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye
yarattım. (Zariyat Suresi, 56)
Bu ayetle bize haber verildiği gibi, insanın yeryüzünde
bulunuş amacı yalnızca Allah'a kulluk etmek, O'na ibadet etmek,
O'nun rızasını kazanmaktır. İnsan dünyada bulunduğu süre boyunca
bu konuda denenir.

4. Niçin deneniyoruz (imtihan
oluyoruz)?
Allah dünyada Kendisi'ne iman edenlerle etmeyenleri birbirinden
ayırmak ve iman edenlerden de hangisinin daha güzel davranışlarda
bulunacağını belirlemek için insanları dener. Bu yüzden bir insanın
"ben iman ettim" demesi yeterli değildir. İnsanın yaşadığı
süre boyunca, Allah'a olan imanı ve bağlılığı, dindeki kararlılığı
kısaca Allah'a kulluktaki sabrı özel olarak yaratılan şart ve ortamlarla
denenir. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirir:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin
daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.
O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)

5. Allah'a nasıl kulluk ederiz?
Allah'a kulluk etmek, insanın tüm yaşamını Allah'ın hoşnutluğunu,
rızasını kazanmak amacıyla sürdürmesidir. Yaptığı her işi Allah'ın
razı olacağı en güzel şekilde yerine getirmeye çalışması, yalnızca
Allah'tan korkup sakınması ve tüm düşüncelerini, sözlerini, fiillerini
bu amaç doğrultusunda yapmasıdır. Allah Kuran'da yalnızca Kendisi'ne
kulluk etmenin insanın tüm yaşantısını kapsadığına şu ayetiyle dikkat
çekmiştir:
De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim,
dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam
Suresi, 162)

6. Din niçin gereklidir?
Allah'ın varlığına inanan bir insanın ilk yapması gereken,
kendisine bir "hiçken" can veren, yaşatan, yediren, içiren,
sağlık veren Yaratıcısı'nın emirlerini, hoşnut olacağı şeyleri öğrenmek
olmalıdır. Daha sonra da tüm hayatını Allah'ın emirlerine uyarak
ve Allah'ın hoşnutluğunu arayarak geçirmelidir. Allah'ın razı olacağı
ahlakı, davranışları ve yaşam biçimini bize gösteren ise dindir.
Allah Kuran'da dine uyan insanların doğru bir yol üzerinde olacaklarını,
diğerlerinin ise sapıklık içine düşeceklerini haber vermiştir:
Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o,
Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden
(yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık
bir sapıklık içindedirler. (Zümer Suresi, 22)

7. Dini yaşamak nasıl olur?
Allah'a inanan ve O'na gönülden itaat eden insanlar,
yaşamlarını Allah'ın Kuran'daki tavsiyelerine uygun olarak düzenlerler.
Dini yaşayan insan vicdanının gösterdiği doğrulara uyarak yaşamını
sürdürür ve içindeki negatif ses olan nefsinin kötü olarak emrettiği
herşeyi bırakır. Allah insanları dini yaşama fıtratı ile yarattığını
Kuran'da şöyle bildirir:
Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif)
olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine
yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte
dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.
(Rum Suresi, 30)

8. Din olmazsa ahlak nasıl olur?
Din olmayan toplumlarda insanlar her türlü ahlaksızlığa
açık duruma gelirler. Örneğin dindar bir insan ahirette hesabını
vereceğini bildiği için kesinlikle rüşvet almaz, kumar oynamaz,
kıskançlık yapmaz, yalan söylemez. Ama dinsiz bir insan bunların
hepsini yapmaya açıktır. Bir insanın "ben dinsizim ama rüşvet
almıyorum" veya "ben dinsizim ama kumar da oynamıyorum"
demesi yeterli olmaz. Çünkü Allah korkusu olmayan ve ahirette hesap
vereceğine inanmayan bir insan, ortam veya şartlar değiştiğinde
bunlardan herhangi birini kolaylıkla yapabilir. "Dinsizim ama
fuhuş yapmıyorum" diyen bir insan fuhuşun normal karşılandığı
bir yerde fuhuş yapabilir. Veya rüşvet almadığını söyleyen bir insan
eğer Allah'tan korkmuyorsa "oğlum hasta ölmek üzere, onu için
rüşvet almak zorundayım" diyebilir. Dinsizlikte hırsızlık bile
bazı ortamlarda meşru görülebilir. Örneğin böyle kişiler kendilerince
otellerden, eğlence yerlerinden havlu veya dekoratif eşyalar almayı
hırsızlıktan saymayabilirler.
Oysa dindar bir insan böyle bir ahlakı göstermez. Çünkü
Allah'tan korkar ve Allah'ın, niyetini de, düşüncelerini de bildiğini
unutmaz, samimi davranır ve günahtan kaçınır.
Dinden uzak bir insan "dinsizim ama affediciyim,
intikam veya kin hissi duymam" diyebilir. Ama bir gün öyle
bir olay olur ki çileden çıkar ve en umulmayacak tavrı gösterir.
Bir insanı öldürmeye, yaralamaya kalkar. Çünkü üzerinde taşıdığı
ahlak, ortamlara, koşullara, yaşanılan yere göre değişen bir ahlaktır.
Oysa Allah'a ve ahirete inanan bir kişi koşullar ve ortam
ne olursa olsun güzel ahlak göstermekten kesinlikle taviz vermez.
Ahlakı "değişken" değil "oturmuş" olur. Allah
dindar insanların üstün ahlakını ayetleriyle haber vermiştir:
Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve verdikleri
kesin sözü (misakı) bozmazlar. Ve onlar Allah'ın ulaştırılmasını
emrettiği şeyi ulaştırırlar. Rablerinden içleri saygı ile titrer,
kötü hesaptan korkarlar. Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu)
isteyerek sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık
olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü
iyilikle savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın güzel) sonucu
(ahiret mutluluğu) onlar içindir. (Rad Suresi, 20-22)

9. Din olmazsa sosyal sistem
nereye gider?
Dinsiz bir ortamda öncelikle aile kavramı ortadan
kalkar. Aileyi oluşturan sadakat, vefa, bağlılık, sevgi ve saygı
gibi değerler tamamen yok olur. Unutulmamalıdır ki aile, toplumun
temelidir ve eğer aile çökerse toplum da çöker. Dolayısıyla devlet
ve millet olmanın bir anlamı kalmaz, çünkü devleti ve milleti oluşturan
tüm manevi değerler yıkılmış olur.
Ayrıca dinsiz toplumlarda kimsenin kimseye saygı, sevgi
ve merhamet duyguları duyması için bir neden kalmaz. Bunun sonucunda
ise sosyal anarşi oluşur. Zenginler fakirlere, fakirler zenginlere
kinlenir, sakat veya muhtaç olanlara karşı kızgınlık oluşur. Farklı
kavimlere karşı saldırgan olunur, işçiler patronlarına patronlar
işçilerine, baba oğula oğul babaya karşı saldırganlaşır.
Sürekli kan dökülmesinin, gazetelerdeki "üçüncü
sayfa haberleri"nin nedeni dinsizliktir. Bu haberlerde her
gün gözünü kırpmadan ve çok sıradan sebeplerle birbirlerini öldüren
kişilerin haberleri verilir.
Oysa ahirette hesabını vereceğini bilen bir insan, silahı
başka bir insanın yüzüne doğrultup onu öldüremez. Allah'tan korkar
ve kötü hesaptan kaçınır. Allah insanları bozgunculuk çıkarmaktan
Kuran'da şöyle men etmiştir:
Düzene konulması (ıslah)ndan sonra yeryüzünde
bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak
dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.
(Araf Suresi, 56)
İntiharların bu kadar yaygınlaşmasının temelinde de
dinsizlik vardır. İntihar eden aslında cinayet işlemiş olur. Örneğin
kız arkadaşı kendisini terkettiği için intihar etmeye kalkışan kişi
şunu düşünmelidir: O kız sakat kalsa, yaşlansa veya yüzü yansa onun
için intihar etmeyi düşünür müydü? Elbette düşünmezdi ama bakımlı
ve sağlıklı gördüğünde onu gözünde büyütür, Allah'tan, ahiretten
ve dinden daha önemli görerek onu Allah'a ortak koşmuş olur. Onun
için ölmeyi göze alır.
Ama Kuran'a bağlı bir insan bunu kesinlikle yapmaz, böyle
bir düşünceyi bir an olsun aklından dahi geçirmez. İnanan bir insan
ancak Allah rızası için yaşar ve Allah'ın kendisine dünyada verdiği
her türlü zorluk ve sıkıntı karşısında sabreder. Ve bu sabrın karşılığını
hem dünyada, hem de ahirette kat kat fazlasıyla alacağını unutmaz.
Dinsiz toplumlarda hırsızlık da çok yaygın olur. Hırsızlık
yapan kişi eşyasını çaldığı kişiye nasıl bir sıkıntı verdiğini düşünmez.
Karşısındaki kişinin 10 yıllık emeğini 1 gecede alıp gider, o kişinin
ne kadar mağdur olacağını hiç hesaplamaz. Karşısındaki kişiye acı
verdiği gibi kendisi de vicdan azabı ile ayrı acı çeker. Eğer vicdan
azabı çekmiyorsa bu, onun için daha da kötüdür. Çünkü böyle bir
insan her türlü ahlaksızlığa açık hale gelmiş demektir.
Dinsiz toplumlarda misafir ağırlama, insanların birbirleri
için fedakarlıklarda bulunmaları, dayanışma, cömertlik gibi değerler
tamamen ortadan kalkar. Herşeyden önce insanlar birbirlerine insan
olarak değer vermezler çünkü birbirlerini maymundan evrimleşmiş
varlıklar olarak görürler. Bir insan, maymundan evrimleştiğini düşündüğü
bir insana hizmet etmek, onu ağırlamak, ona güzellikler sunmak istemez.
Bu düşüncedeki insanlar birbirlerine değer vermezler. Kimse kimsenin
sağlığını, huzurunu, rahatını düşünmez. İnsanlara bir zarar dokunmasından
endişelenmez, buna engel olmaya çalışmaz. Örneğin, hastanelerde
ölmek üzere olan insanlar sedyelerde uzun süre bırakılır, onlarla
hiç ilgilenen olmaz. Veya son derece sağlıksız ve temizlikten uzak
şartlar altında işletilen bir lokantanın sahibi, orada yemek yiyen
insanların sağlığına vereceği zararı hesaplamaz. Ancak kendi kazanacağı
paranın derdine düşer. Bunlar günlük hayatta sık karşılaşılan birkaç
örnektir. Burada önemli olan mantık, kişilerin ancak bir çıkar karşılığında
birbirlerine iyi davranmaya yanaşmalarıdır. Oysa Kuran ahlakında
insanlar birbirlerine Allah'ın birer kulu olarak değer verirler.
İyilik yapmak için bir çıkar gözetmez, aksine sürekli iyi işler
yapıp hayırlarda yarışarak Allah'ın rızasını kazanmaya çalışırlar.

10. Kuran ahlakına uymanın toplumlara
ne gibi maddi ve manevi faydaları olur?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir: Burada bahsedilen din,
Allah'ın insanlar için seçip beğendiği ve her insanın yaratılışına
en uygun olan ahlakın yaşandığı, her türlü hurafe ve batıl inançtan
arınmış, tamamen Kuran'ın rehberliğinde bir yaşam şeklidir.
Din, güzel ahlakın, derin, maneviyatlı, huzur ve güven
dolu ortamını meydana getirir. Devlete ve millete büyük zararlar
veren anarşi belası kesinlikle son bulur. Çünkü insanlar Allah'tan
korkar, itaatsizlikten, bozgunculuktan şiddetle kaçınırlar. Ayrıca
manevi değerlere sahip kişiler devlete ve millete sahip çıkarlar
ve bu değerler için her türlü fedakarlığı yapmaktan çekinmezler.
Bu ahlaktaki insanlar daima ülkenin refahı ve huzuru için çalışırlar.
Kuran ahlakının yaşandığı bir toplumda insanlar, birbirlerine
karşı son derece saygılı olur ve herkes birbirinin rahatını ve güvenliğini
kollar. Çünkü İslam ahlakında dayanışma, birlik ve beraberlik çok
önemlidir. Her insan kendinden önce diğer insanların rahatını ve
çıkarını düşünmelidir. Kuran'da müminlerin bu ahlakı şöyle bildirilmektedir:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp
imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler
ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu)
duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini)
öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi,
9)
Allah korkusu ile hareket edilen böyle bir ortamda herkes
toplumun refahı için çalışır, israf yapılmaz, dayanışma, işbirliği
ve karşılıklı birbirinin menfaatini gözetme olur ve bu sayede de
refah seviyesi yüksek, zengin bir toplum oluşur.
Böyle bir toplumda maddi yönden zenginliğin yanında,
manevi yönden de bir zenginlik yaşanır. İnsanların olaylar karşısında
oluşturdukları, kargaşa hali, isyankar tavırlar tamamen ortadan
kalkar. Herkes tevekküllü davranır ve her soruna akılcı çözümler
getirilir, her olay sükunetle halledilir. Daima huzur ortamı içinde
olan bir hayat sürdürülür.

11. Kuran ahlakına uymanın aileye
getirdiği faydalar nelerdir?
Kuran ahlakında anne ve babaya karşı saygı vardır. Allah
Kuran'da şöyle bildirmektedir:
Biz insana anne ve babasını (onlara iyilikle davranmayı)
tavsiye ettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır.
Onun (sütten) ayrılması, iki yıl içindedir. "Hem Bana, hem
anne ve babana şükret, dönüş yalnız Banadır." (Lokman Suresi,
14)
Kuran ahlakını yaşayan bir evde kavga, huzursuzluk, geçimsizlik
olmaz. Anneye, babaya ve diğer aile fertlerine karşı son derece
saygılı bir tavır gösterilir. Her zaman müjdeli ve sevinçli bir
ortamda yaşanır.

12. Kuran ahlakına uymanın devlet
sistemine getirdiği faydalar nelerdir?
Allah Kuran'da itaat etmeyi makbul bir ahlak olarak göstermektedir.
Kuran ahlakına sahip bir insan da kesinlikle devletine karşı itaatli
ve saygılı olur. Böyle toplumlarda herkes devletin ve milletin refahı
için çalışır, devlete karşı gelmez aksine maddi manevi destek sağlar.
Allah'tan korkan insanların oluşturduğu toplumlarda adli
olaylar hemen hemen hiç kalmaz. Şu anki toplumlarda yaşanan olayların
binde biri dahi yaşanmaz.
Devlet yönetimi çok rahatlar. Anarşi, terör, bozgunculuk,
cinayet gibi olaylarla uğraşmak zorunda kalmayacağı için devletin
bütün gücü ülkenin içte ve dışta kalkınması ve güçlenmesi için harcanır.
Bunun sonucunda da çok güçlü bir devlet oluşur.

13. Kuran ahlakına uymanın sanata
getirdiği faydalar nelerdir?
Kuran ahlakına uyan insanlar birbirlerine değer verir
ve birbirlerini her yönden güzel ve estetik bir ortamda yaşatmaya
çalışırlar. Cennete duyulan özlemden dolayı dünya şartları maksimum
kullanılarak en güzel, en temiz, göze, kulağa ve tüm duyulara en
güzel şekilde hitap eden ortamlar oluşturulur. Bu nedenle sanat
ve estetik her yönden çok gelişir.
Dindar bir insanın vicdanı da temizdir ve bu sebeple
aklının üzerinde herhangi bir baskı olmaz, çok geniş düşünerek ortaya
güzel ve benzersiz, taklitten uzak eserler çıkarır. Ayrıca diğer
dindar insanları da hoşnut etmek, onlara güzellikler sunmak isteği
ile iş yapan insanlar, samimi ve şevkli olurlar.

14. Kuran ahlakına uymanın eğitim
sistemine getirdiği faydalar nelerdir?
Herşeyden önce Kuran ahlakını yaşamak çocuklara ve gençlere
olgunluk ve akıl getirir. Gençler arasında yaygın olarak uygulanan
duyarsız, vurdumduymaz karakter Kuran'a uyan gençlerde görülmez.
Son derece yumuşak başlı, itaatli, geniş düşünen, fedakar, üretici
bir nesil oluşur. Gençliğin dinamizmi, heyecanı, ataklığı hep hayırlı
işlere yönlendirilir. Önemli bir iş ve akıl gücü oluşur. Böyle bir
ortamda öğrenciler sadece sınıf geçmek veya cezadan kurtulmak için
değil, devlete ve millete fayda getirmek için eğitimlerine son derece
önem verirler.
Okullarda disiplin olayları tamamen ortadan kalkar. Çok
huzurlu, yapıcı ve verimli bir eğitim ortamı oluşur. Öğretmenler
ve öğrenciler arasında itaate, saygı ve hoşgörüye dayalı bir işbirliği
oluşur. Ayrıca öğrenciler devlete, polise karşı da son derece saygılı
ve itaatli olurlar, günümüzde sık sık karşılaşılan öğrenci olayları
hiç yaşanmaz. Çünkü böyle bir şeyi gerektirecek ortam oluşmaz.

15. Kuran ahlakına uymanın çalışma
ortamlarına getirdiği faydalar nelerdir?
Kuran ahlakını yaşayan insanların bulunduğu toplumlarda,
işyerlerinde de karşılıklı anlayış, işbirliği ve adalet ortamı olur.
İş sahipleri çalışanlarının sağlıkları ile ilgilenir, çalışılan
ortamı sağlık koşullarına en uygun hale getirir. Çok uzun süre aynı
ortamda bulunacaklarını düşünerek estetik ve göze hoş gelen mekanlar
hazırlatır. Emeklerinin tam karşılığını verir. Herhangi bir çalışanını
kesinlikle mağdur durumda bırakmaz. Her birinin ailesinin yaşam
koşullarından haberdar olur. Son derece vicdanlı davranarak, onların
hamiliğini üstlenir. Güçlünün zayıfı ezdiği bir ortam asla oluşmaz.
Dedikodu, başarılı birini kıskanarak onun başarısını engellemeye
çalışma gibi gayri ahlaki tavırlara da rastlanmaz.
Çalışanlarla işveren arasında çıkara ve birbirini dolandırmaya
değil, işbirliği ve güvene dayalı bir ilişki olur. Çalışan kişi
işyerinin her türlü menfaatini gözetir, "nasılsa parasını patron
veriyor" diyerek israf etmez, yapabileceğinin en iyisini yapar.
Ama bu güzel ahlakından dolayı da mağdur durumda kalmaz, patronu
tarafından kollanır.

16. "Allah'a ortak koşmak"
(şirk) nedir?
Şirk, bir insanı ya da herhangi bir varlığı, bir kavramı
değerlendirme, önem verme, tercih etme, üstün tutma bakımından Allah'la
eşit veya daha ileri düzeyde görmek ve bu çarpık bakış açısıyla
hareket etmek demektir. Allah Kuran'da bu durumu "Allah'tan
başka ilah edinmek" olarak tanımlar. Bir başka deyişle, Allah'ın
herhangi bir sıfatına başkasının sahip olduğunu iddia etmek şirk
koşmak demektir. Allah Kuran'da şirkin affedilmeyeceğini haber vermiştir:
Gerçekten, Allah, kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz.
Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk
koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi,
48)

17. Bir şeyi "put edinmek"
ne demektir?
"Put edinmek" halk arasında yalnızca birtakım
heykellere tapınmak anlamıyla bilinir. Oysa bu kavramın çok daha
geniş bir anlamı vardır ve yalnızca geçmiş dönemlere ait değildir.
Her dönemde Allah'a şirk koşan ve başka ilahlar edinen, putlara
tapan insanlar var olmuştur. Birşeyi kendisine put edinen insanın
mutlaka put edindiği şey için "bu bir ilahtır, ben buna tapıyorum"
demesi veya o varlığın önünde secde etmesi gerekmez.
Put edinmenin temelinde kişinin, birşeyi veya bir kimseyi
Allah'a tercih etmesi yatar. Buna örnek olarak da, bir kimsenin
hoşnutluğunu Allah'ın hoşnutluğuna tercih etmeyi, bir kimseden Allah'tan
korkar gibi korkmayı ya da onu Allah'ı sever gibi sevmeyi verebiliriz.
Kuran'da Allah, insanların Kendisi'ne ortak koştukları
putların onlara bir yarar sağlayamayacağını şöyle bildirir:
Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım putlara
tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin
Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler;
öyleyse rızkı Allah'ın katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na
şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz. (Ankebut Suresi, 17)

18. İnsan şirkten nasıl kurtulur?
İnsanın öncelikle Allah'ın tek ilah olduğunu, tüm gücün
O'na ait olduğunu, O'ndan başka hiçbir varlığın zarar veya yarar
sağlamaya güç yetiremeyeceğini kalben tasdik etmesi gerekir. Bu
gerçekleri kesin olarak tasdik eden insan, artık yalnızca Allah'a
kulluk ediyordur ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmuyordur. Allah insanlara
şirkten kurtulmak için tamamen Kendisi'ne yönelmeleri gerektiğini
söylemiştir:
Hayır, yalnızca O'nu çağırırsınız, dilerse kendisini
çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve şirk koşmakta olduklarınızı
unutursunuz. (Enam Suresi, 41)
Şirkten arınıp sadece Allah'a yönelen insanın yaşadığı
köklü değişim, öncelikle kalbinde meydana gelir. Şirkten kurtulan
kişi tamamen farklı bir bakış açısına ve mantığa sahip olur. Eskiden
kendi istek ve tutkularına, birtakım fikir ve cahiliye kurallarına
göre sürdürdüğü yaşamını artık sadece Allah'ın rızasına ve hoşnutluğuna
göre sürdürür.

19. Allah'ın rızasının en fazlasını
seçmek ne demektir?
Bulunduğunuz yer dev bir sel felaketiyle karşı karşıya
kalınca ne yaparsınız? En üst kata çıkarak kurtulmayı mı beklersiniz
yoksa sular yükseldikçe katları birer birer mi çıkarsınız? En üst
kata çıkarken merdivenleri mi kullanırsınız, yoksa asansörü mü?
Böyle bir anda kişiyi kurtaracak alternatiflerden en süratli sonuca
ulaştıracak olanı tercih etmek hiç kuşkusuz ki en akılcı tavırdır.
Bunun aksi bir alternatif düşünülemez. Kişi asansörü kullanarak
ve en üst kata çıkarak bu işte en fazla yapabileceğini yapmış demektir.
İşte bu, "en fazlasını seçmek"tir.
Mümin de elindeki her türlü maddi ve manevi imkanını,
yaşamının her saatini hatta her saniyesini Allah'ın rızasına uygun
bir şekilde değerlendirir. Bunu yaparken karşısına çıkan alternatifler
arasında bir seçim yapmak durumunda kalırsa, akıl ve vicdan kullanarak
hareket eder yani Allah'ın hoşnut olacağı şekilde davranır. Bu şekilde
Allah'ın rızasının en fazlasına uygun hareket etmiş olur. Allah'ın
rızasını gözeterek bir iş yapmak, Allah'ın rızasının en fazlasına
uygun davranmaktır. Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar
ise; biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.
(Kehf Suresi, 30)

20. Kesin bilgiyle iman ne demek?
Bir insan elini ateşe uzattığında yanacağını bilir, bundan
hiçbir şüphesi yoktur. "Acaba gerçekten yanar mı?" gibi
bir düşünceye kapılmaz. Bu kişi ateşin elini yakacağına kesin bir
bilgiyle inanıyor demektir. Kuran ayetlerinde ise "kesin bir
bilgiyle iman"dan şu şekilde bahsedilir:
Bu (Kur'an), insanlar için basiret (nuruyla Allah'a
yönelten ayet)lerdir, kesin bilgiyle inanan bir kavim için de bir
hidayet ve bir rahmettir. (Casiye Suresi, 20)
Kesin bilgiyle iman, yukarıdaki ateş örneğinde olduğu
gibi kesin bir eminlikle, hiçbir şüphe duymadan, o an etrafında
gördüğü, konuştuğu şeyler kadar gerçek olduğuna emin olarak Allah'ın
varlığına, tekliğine, kıyamet gününe, cennetin ve cehennemin varlığına
iman etmek demektir. Kesin bilgiye dayanan bir iman, kişinin her
hareketini, hayatının her anını sadece Allah'ı hoşnut edecek şekilde
geçirecek bir vicdana yöneltir.
|