61. "Nasıl olsa tevbe ettiğimde Allah beni affedeceğine göre, herşeyi yapar sonra da tevbe ederim" demek doğru bir düşünce midir?

Bu, birçok insanın yanılgıya düştüğü son derece samimiyetsiz bir düşüncedir. Allah tüm kalpleri, kalplerdeki gizlinin gizlisini bilir. Allah ancak yaptığından samimi olarak pişmanlık duyan ve tavrını kesin olarak düzelten kişinin tevbesini kabul edeceğini bildirmiştir. "Nasıl olsa Allah beni bağışlar" diyerek günaha girenler ahirette her yaptıklarından dolayı sorgulanacaklar ve bir karşılık göreceklerdir.

Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 18)

62. Dini yaşamaya başlayan insanın kendinde neleri değiştirmesi gerekir?

Dini yaşamaya başlayan insanın Allah'ın emirlerini uygulamak, ibadetlerini yerine getirmek dışında kendinde yapacağı en önemli değişiklik daima vicdanına uyarak güzel ahlaklı yaşaması olacaktır. Her insanın dini tanımadan önce alıştığı bir karakteri ve bir yaşam şekli olabilir. Ancak dini yaşamaya başladığında iyi olan huylarını Allah'ın rızası için devam ettirmeli, Kuran'a uymayan yönlerini ise derhal terkederek Kuran ahlakını benimsemelidir. Müminlerin arasında ayrı dünya görüşleri veya yaşam şekilleri, farklı bakış açıları olmaz. Tek kıstas Kuran'dır ve örnek alınacak kişiler de Allah'ın Kuran'da örnek olarak gösterdiği elçiler ve salih müminlerdir.

63. İslam'ı yaşamaya başladıktan sonra geçmiş hayatımda işlediğim günahlardan Allah katında sorumlu olur muyum?

Bir insan uyarılmadan önce din konusunda bilgisiz sayılır, neyin doğru neyin yanlış olduğunu gerçek anlamda bilemez. Bu nedenle bir daha aynı günahlara ve hatalara dönmemek üzere tevbe edip Allah'tan bağışlanma dilerse, herhangi bir sorumluluğu kalmayacaktır. Allah katında önemli olan hatalarda ve günahlarda ısrarcı davranmamaktır. Allah inananlara bunu Kuran'da şöyle müjdelemiştir:

İman edip salih amellerde bulunanlar ise; biz şüphesiz onların kötülüklerini örteceğiz ve şüphesiz yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz. (Ankebut Suresi, 7)

64. İslam ahlakını başkalarına da anlatmak gerekir mi?

Allah tüm insanları İslam Dini'ni yaşamakla sorumlu kılmıştır. Dinin varlığından haberdar olan her insan, ahirette Kuran'a uyup uymadığından sorulacaktır. Bu yüzden Allah'ın dinini yaşayan insanların, dinin emrettiği güzel ahlakı diğer insanlara da anlatması, onları doğru olana çağırması, insanlara iyiliği tavsiye etmesi ve onları kötülüklerden uzaklaştırması gerekir. Allah Kuran'da insanlara şöyle emretmiştir:

Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Ali İmran Suresi, 104)

65. Allah'ın beğendiği sabır nasıl olur?

İslam Dini, insanın Allah için sabretmesini tavsiye eder. Bir ayette "Rabbin için sabret" (Müddessir Suresi, 7) şeklinde emredilmiştir. İnsanın Allah'ın rızasını kazanmak için gösterdiği güzel ahlakta, yaptığı hayırlı işlerde en önemli özelliklerinden biri sabırdır.

Ancak, sabır ile "tahammül" kavramlarını birbirinden ayırmak gerekir. Tahammül, hoşa gitmeyen, acı veren bir sıkıntıya katlanma eylemidir. Oysa Kuran'da kastedilen sabır, mümin için bir sıkıntı kaynağı değildir. Mümin, Allah'ın rızasını kazanmak için sabreder, dolayısıyla sabrından dolayı bir sıkıntıya kapılmaz, aksine manevi bir haz duyar.

Ayrıca sabır, Kuran'da anlatılan tüm mümin özelliklerini de kapsayan bir vasıftır. Çünkü bir insan; mütevazi, cömert, fedakar, itaatkar olabilir, fakat bu özellikleri sürdürme konusunda sabır gösterirse bunların gerçek bir değeri olur. Yani sabır, diğer tüm mümin vasıflarını değerli ve geçerli kılan bir vasıftır.

66. Tevekkül ne demektir?

Tevekkül, yeryüzündeki tüm olayların Allah'ın kontrolünde gerçekleştiğini, O dilemeden hiç kimsenin kendisine yarar veya zarar dokunduramayacağını bilen insanın, Allah'a güvenip dayanmasıdır. Müminler Allah'ın herşeye güç yetiren olduğunu, O'nun tek bir "Ol" demesiyle herşeyin gerçekleşmesinin mümkün olduğunu bilirler ve karşılaştıkları zorluklarda asla ümitsizliğe kapılmazlar. Ne şartlar altında olursa olsun Allah'ın kendilerine mutlaka yardım edeceğini, dünyada ve ahirette kolaylık dileyeceğini bilirler. Bundan kaynaklanan bir iç huzuru ve neşe içerisinde yaşamlarını sürdürürler.

Müminin üzerine düşen, olaylar karşısında sadece Allah'ın istediği tepkileri vermek, sonucunu ise Allah'tan beklemektir. Bir ayette, yalnızca inananların kavrayabildiği bu büyük sır şöyle ifade edilir:

... Kim Allah'tan korkup-sakınırsa, (Allah) ona bir çıkış yolu gösterir; Ve onu hesaba katmadığı bir yönden rızıklandırır. Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter. Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah, herşey için bir ölçü kılmıştır. (Talak Suresi, 2-3)

67. Takva nedir? Takva sahipleri kimlerdir?

Takva; Allah'ın emirlerine ve tavsiyelerine uymak, aksi düşünce ve davranışlardan sakınmak ve korunmaktır. Kuran'da Allah'ın hükümlerine kesin bir bilgiyle iman eden ve bu konuda tavizsiz bir kararlılık gösteren müminler "takva sahipleri" olarak nitelendirilir. Allah bir ayetinde; "...Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey temiz akıl sahipleri, benden korkup-sakının." (Bakara Suresi, 197) diyerek takvanın önemini bildirmektedir.

68. Allah katında üstünlük neye göredir?

Allah katındaki üstünlük, bir insanın malına, mevkisine, güzelliğine veya sahip olduğu herhangi bir şeye göre değil, yalnızca Allah'a olan yakınlığına   yani takvasına göredir. Bir ayette şöyle haber verilir:

Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)

69. Derin düşünme nasıl olur?

Allah'a iman edenlerin en önemli özelliklerinden biri, Allah'ın yarattığı delilleri görebilmeleridir. Mümin çevresindeki her incelikte Allah'ın kudretini ve sanatını görür, O'nu tespih eder ve O'na yakınlaşmaya yol bulur. Müminlerin bu özelliği Kuran'da şöyle anlatılır:

Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)

Allah, Kuran'ın birçok yerinde "düşünmez misiniz", "düşünenler için deliller vardır" ifadeleriyle müminlere derin düşünmenin önemini vurgular. Düşünülecek konular ise sınırsızdır. Mümin, evrendeki olağanüstü düzen, yeryüzündeki canlılar, bunların sahip olduğu kusursuz sistemler, insanın başına gelen herhangi bir olay, Allah'ın durmaksızın yarattığı nimetler, inkarcılara verilen belalar, cennet, cehennem, sonsuzluk... gibi pek çok konu üzerinde düşünür ve Allah'ın varlığını, yüceliğini, sonsuz aklını daha iyi takdir eder.

70. Din ile bilim birbiriyle uyumludur.

Din kesinlikle bilimle çelişmez. Dini ve bilimi yaratan Allah'tır, dolayısıyla ikisinin arasında bir uyumsuzluk veya çelişki olması mümkün değildir. Allah'ın 1400 sene önce yeryüzüne indirdiği Kuran'da bazı bilimsel açıklamalar yer almaktadır ve bunlar ancak 20.yy teknolojisi ile keşfedilen bazı bilimsel gerçeklerdir. Dinin bilimle çeliştiği iddiası, Allah'ı inkar edenlerin insanlara din konusunda şüphe vermek için ortaya attıkları bir yalandır.

71. Allah'a ve dine inanan bilim adamları kimlerdir?

Bilimsel araştırmalar yapan insanların birçoğu evrendeki tüm varlıklarda bulunan son derece karmaşık yapıları, kusursuz düzeni, her varlık arasındaki uyumu bizzat kendi gözleriyle ve tüm detaylarıyla görmektedirler. Bu insanların Allah'ın varlığını ve büyüklüğünü anlamaları kaçınılmazdır. Kuran'da "...Kulları içinde ise Allah'tan ancak alim olanlar 'içleri titreyerek-korkar...' " (Fatır Suresi, 28) ayetiyle de bu gerçeğe dikkat çekilmektedir.

Nitekim geçmişte ve günümüzde birçok ünlü bilim adamı   Allah'a ve dine olan inançları ve bağlılıkları ile tanınmaktadır. Bu bilim adamlarından bazıları şöyledir: Einstein, Newton, Pascal, Galile, Max Planck, Faraday, Kelvin, Maxwell, Kepler, William Thompson, Robert Boyle, Iona William Petty, Michael Faraday, Gregory Mendel, Louis Pasteur, John Dalton, Blaise Pascal, John Ray...

Yine günümüzde de birçok bilim adamı Allah'ın varlığını tasdik etmekte, hatta bilimi Allah'ı tanımanın bir yolu olarak görmektedirler. Özellikle ABD'de giderek yaygınlaşan "Yaratılışçılık" veya "Bilinçli Dizayn" akımları bunun bir göstergesidir.

72. Allah'a nasıl şükredilir?

Allah'ın verdiği tüm nimetlere şükretmek önemli bir ibadettir. Ancak sözlü olarak şükretmenin yanında, Allah'ın verdiği nimetleri Allah'ın hoşnut olacağı şekilde, israf etmeden, hayır ve güzellik için kullanmak da fiili bir şükür olacaktır. Ayrıca insanın Allah'tan gelecek herşeye muhtaç olduğunu bilmesi, sahip olduğu hiçbir şeyin kendisine ait olmadığını, Allah tarafından kendisine verildiğini unutmaması ve bunlar için sürekli şükretmesi gerekir. Kuran'da şöyle bildirilir:

Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetine şükredin. (Nahl Suresi, 114)

73. Şeytan nasıl bir varlıktır?

Şeytan Allah'ın yarattığı cinlerden biridir. Allah ilk insan olan Hz. Adem'i yarattıktan sonra tüm meleklere Adem'e secde etmelerini emretmiştir. İçlerinden sadece şeytan Allah'ın emrine, büyüklendiği için, itaat etmemiş ve şöyle demiştir:

...Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana baş kaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. (Hicr Suresi, 39)

Allah'ın huzurundan kovulan şeytan, tüm insanları Allah'ın yolundan alıkoymak ve onların tamamını saptırmak için Allah'tan kıyamete kadar süre istemiştir. Şeytan kendisine tanınan bu süre içerisinde insanları Allah yolundan şaşırtıp saptırmaya çalışacak ve bunun için her yolu deneyecektir. Bu nedenle şeytan, her insanın ahireti için en önemli tehlikedir ve her insanın en büyük düşmanıdır.

74. Şeytan insanlara nasıl ulaşır, onları hangi yollarla saptırmaya çalışır?

Allah Kuran'da, "'Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden. Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar)" (Nas Suresi, 4-5) ayetiyle şeytanın kalplere gizlice vesvese verdiğinden söz etmektedir. Bu, şeytanın en sinsi yöntemidir. Çoğu insan zihnindeki düşüncelerin şeytandan olduğunu anlayamaz. Bunların hepsini kendi düşünceleri zanneder. Örneğin dini yeni öğrenen bir kişi şeytanın önemli bir hedefidir. Bu kişiye dini zormuş gibi gösterebilir. Veya kendi yaptıklarının zaten yeterli olduğunu daha fazlasını yapmasına gerek olmadığını söyleyebilir. Bu kişi ise bunların doğru olduğu yanılgısına kapılabilir. Veya şeytan insanlara korku, endişe, gerilim, huzursuzluk gibi olumsuz hisler verir, onların gücünü azaltır. İyilik ve hayır yapmalarını, sağlıklı düşünmelerini engellemeye çalışır

Bu arada unutmamak gerekir ki, dünyadaki tüm kötülüklerin, savaşların, katliamların, ahlaksızlıkların kökeninde şeytanın insanlar üzerindeki etkisi vardır.

75. Şeytanın kendine ait müstakil bir gücü var mıdır?

Şeytan konusunda kesinlikle bilinmesi gereken en önemli nokta şudur: Şeytanın kendisine ait bir gücü yoktur. Tüm diğer varlıklar gibi o da Allah tarafından yaratılmıştır ve Allah'ın kontrolündedir. Allah'ın dilemesi dışında hiçbir şey yapamaz. Şeytan, insanları saptırma görevini Allah'ın izniyle sürdürmektedir. Bu şekilde Allah insanları imtihan etmek için yarattığı dünya hayatında kimlerin şeytana uyacağını, kimlerinse uymayacağını denemektedir. Allah bu gerçeği şöyle bildirmektedir.

Oysa onun, kendilerine karşı hiçbir zorlayıcı-gücü yoktu; ancak Biz ahirete iman edeni, ondan kuşku içinde olandan ayırt etmek için (ona bu imkanı verdik). Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur. (Sebe Suresi, 21)

76. Şeytanın kimler üzerinde etkisi olmaz?

Şeytanın samimi müminler üzerinde hiçbir etkisi olmaz. Allah bu gerçeği Nahl Suresi'nin 99. ve 100. ayetlerinde şöyle bildirir:

Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a) ortak koşanlar üzerindedir. (Nahl Suresi, 99-100)

77. "Adamlık dini" nedir?

Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir? (Maide Suresi, 50)

Dünya üzerinde ideolojisi, felsefesi, dünya görüşü ne olursa olsun, Hak Din'den uzaklaşmış tüm insanların tabi oldukları ortak bir "din" vardır. Hak dinin yaşanmadığı toplumların tümünde yaşanan, bu dindir. Söz konusu toplumlardaki insanlar dünyaya geldikleri andan itibaren çevrelerinden aldıkları uzun telkinlerin sonucunda, bu dinin sunduğu değer yargılarını, ahlak kurallarını, düşünce şekillerini benimserler. İşte bu dinin ismi "adamlık dini"dir.

Adamlık dinini yaşayan insanların en temel özelliği Allah'ın rızasını değil, içinde yaşadıkları toplumun rızasını hedef edinmeleri ve yaşamlarını bu hedef doğrultusunda yönlendirmeleridir.

Adamlık dinini yaşayan toplumların kişilerden en önemli beklentisi "adam olmak"tır. "Adam olmak" tabiriyle kastedilen ise, toplum tarafından genel kabul görmüş bir ahlaka, kültüre, tavra ve adaba sahip olmak, makbul olarak tanıtılan belli kalıpları üzerinde taşımaktır. (Bu konu ile ilgili bkz. Harun Yahya, Adamlık Dini, İstanbul:Vural Yayıncılık, Mart, 2000)

78. Çoğunluğun uyguladığı bir sistem mutlaka doğru mudur?

Allah'ın dininden uzak yaşayan toplumlardaki genel kanaat çoğunluğun her zaman haklı olacağı yönündedir. Oysa bu, insanların yaptığı tamamen yanlış bir çıkarımdır. Allah bize Kuran'da "...insanların çoğu iman edecek değildir." (Yusuf Suresi, 103) diye haber vermiştir. Ve yine ayetlerinde bu iman etmeyen çoğunluğa uyanların da zarar içinde olacağını bildirmiştir. Tüm bunlardan anlıyoruz ki her dönemde inananlar azınlıkta, Allah'ın dininden uzak olanlar ise çoğunlukta olacaklardır.   Ve bu durum Allah'a iman eden ve toplumun sunduğu "adamlık dini"nden uzak yaşayan kişilerin kıymetini kat kat artıracaktır.

79. "Adamlık dini"ni terk etmek için ne yapmak gerekir?

Allah'ı inkar temeli üzerine kurulmuş bu sistemden kurtulmanın yolu öncelikle yalnızca Allah'ın rızasını aramak, O'nun Kuran'da sunduğu ahlakı ve yaşam tarzını eksiksiz olarak hayata geçirmeye çalışmaktır. Tüm yaşantısını Kuran ayetleri doğrultusunda düzenleyen insan, doğal olarak cahiliye toplumunun sunduğu kötü ahlaktan ve çirkin tavırlardan da uzaklaşır.

80.   Akılla zeka arasındaki fark nedir?

Akıl, sadece müminlerin sahip olduğu önemli bir özelliktir. Ancak toplumda bilinen akıl kavramı ile dinin sunduğu akıl birbirinden çok farklıdır. Kuran'da söz edilen akıl, zekadan tamamen farklı bir kavramdır. Zeka bir insanın biyolojik olarak sahip olduğu beyin kapasitesidir. Zeka ne artar, ne azalır. Akıl ise Allah'tan korkup sakınan takva sahibi müminlere Allah katından büyük bir nimet olarak verilir. Ve insanın takvası ölçüsünde sahip olduğu akıl seviyesi de artar.

Akıl sahibi insanın en belirgin özellikleri, Allah'tan korkup sakınması, daima vicdanına uyması, her olayı, gördüğü herşeyi Kuran'a göre değerlendirmesi ve her an Allah'ın rızasını aramasıdır.   Bir insan dünyanın en zeki, en bilgili, en kültürlü insanı dahi olsa eğer bu özelliklere sahip değilse "aklı" olmayacaktır ve birçok gerçeği göremeyecek, kavrama yeteneğinden yoksun kalacaktır. Allah akılsızlığın nasıl bir bela olduğunu şöyle bildirmiştir:

Gerçek şu ki, Allah katında, yerde debelenenlerin en kötüsü, (bir türlü) akıl erdirmez olan sağırlar ve dilsizlerdir. (Enfal Suresi, 22)

Akıl sahibi insan aynı zamanda ileri görüşlüdür, her zaman yerinde ve isabetli kararlar verir, daima olayların özünü kavrayabilir, iç yüzünü görebilir.

İslam'la Yeni Tanışanların
Soruların Kuran'dan Cevaplar

1. Bölüm
2. Bölüm
3. Bölüm
İşittik ve İtaat Ettik
Diyebilmek