|
81. İnsanın aklını örten etkenler
nelerdir?
İnsanın kalbini ve aklını kapalı tutan şeyler, insanın
hırsları ve bencil tutkularıdır. Örneğin gelecek korkusu, kıskançlık,
paraya ve maddi değerlere karşı duyulan tutkulu istekler, duygusallık
gibi şeyler insanı meşgul eder, aklını oyalar. Asıl düşünmesi gereken
konuları; Allah'ın büyüklüğünü, yaratışındaki mükemmelliği, düşünemez
hale getirir. Allah kurtuluşun ancak nefsin tutkularından kurtulmakla
mümkün olacağını haber vermiştir:
...Kim nefsinin 'cimri ve bencil tutkularından'
korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi,
9)

82. Kuran'da Allah'ın büyüklenenleri
sevmediği belirtiliyor, Kuran'a göre büyüklenmek ne anlama geliyor?
Kuran'a göre böbürlenen insanın en belirgin özelliği,
sahip olduğu herşeyin kendisine Allah tarafından verildiğini unutması
ve bunlarla övünüp şımarması, kendini üstün görmesidir. Bu konudaki
önemli bir yanılgı, böbürlenerek Allah'a karşı büyüklenen insanların
hep sivri karakterli kişiler olduğunun düşünülmesidir. Halbuki bir
insanın güzelliğini kendinden bilmesi ve bunun etkisinde olması,
kazandığı başarılarla övünmesi, kendini hep yeterli görmesi ve hiçbir
zaman "acaba daha vicdanlı olabilir miyim?" diye düşünmemesi,
kibir ve büyüklenme içinde olması, böbürlenmenin örneklerindendir.
Bu nedenle her insanın bundan şiddetle kaçınarak, Allah'a karşı
aciz ve muhtaç olduğunu, sahip olduğu herşeyi, dilerse Allah'ın
elinden alıp yok edebileceğini düşünmesi gerekir. Allah böyle kişilerin
sonunu bize haber vermiştir:
Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde,
büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem
yeter; ne kötü bir yataktır o. (Bakara Suresi, 206)

83. Kuran ahlakına göre tevazulu
bir insan nasıl olmalıdır?
Böbürlenmenin aksine tevazulu insan, sahip olduğu herşeyin
kendisine Allah tarafından bir nimet ve deneme olarak verildiğini
bilir. Aciz ve muhtaç bir insan olduğunun, Allah'ın dilemesi dışında
hiçbir şeye güç yetiremeyeceğinin farkındadır. Bu nedenle her zaman
Allah'a dönüp yönelen, her nimete şükreden bir insandır. Allah müminlerin
alçakgönüllü tavrını övmüştür:
O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde
alçak gönüllü olarak yürürler... (Furkan Suresi, 63)

84. Niyetimden sorumlu olur
muyum?
Her insan niyetinden sorumludur. Allah bunu,
"...kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar..."ayetiyle
haber vermiştir. (Bakara Suresi, 225) Yapılan her işte niyetin,
Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak olması gerekir. Yapılan bir iş hayır
gibi görünebilir, ancak eğer yapılan işte insanların takdiri veya
dünyevi bir karşılığı bekleniyorsa bu iş Allah katında kabul görmeyecektir.

85. Dünya hayatı aldatıcı bir
süstür derken tam olarak ne kastediliyor?
İnsanların içine düştükleri ve pek düşünmedikleri en
önemli yanılgılarından biri, dünya hayatını tek ve gerçek yaşantıları
sanmalarıdır. Oysa dünya Allah'ın insanları denemek için yarattığı
geçici bir mekandır. Asıl olan ölümden sonraki yaşamdır. Dolayısıyla
çabuk geçen ve çok kısa olan dünya hayatında insanları cezbeden,
onları kendine kaptırıp oyalayan herşey "aldatıcı bir süs"tür.
"Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış
altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan
tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici kılındı. Bunlar, dünya
hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır"
(Ali İmran Suresi, 14) ayetinde görüldüğü gibi Allah insanları
bu aldatıcılığa karşı uyarmakta ve asıl güzel yerin Allah katında
olduğunu hatırlatmaktadır.

86. İnsanların sahip oldukları
acizliklerin hikmetleri nelerdir?
İnsanlara verilmiş pek çok fiziksel zayıflık vardır.
Öncelikle insan hem bedenini hem de çevresini temiz tutmak, özenli
bir bakım yapmak zorundadır. Bu bakım için ayırdığı vakit hayatının
oldukça büyük bir bölümünü kapsar. Ancak insan ne kadar temizlik
ve bakım yaparsa yapsın bu, geçicidir. Dişini fırçalayan insan belki
1saat sonra hiç fırçalamamış gibi olur. Banyo yapan bir kişi yazın
1-2 saat sonra hiç banyo yapmamış gibi bir hale gelebilir.
Burada önemli olan fiziksel acizliklerin bir amaca yönelik
olduğunu kavrayabilmektir. Bunlar zorunlu acizlikler değildir, özel
olarak yaratılmışlardır. Aynı şekilde yaşlılık ve onunla birlikte
gelen değişiklikler de insana dünya hayatının geçici olduğunu düşünmesi,
eksikliklerle dolu olan dünyaya bağlanmaması ve "asıl yurt"
olan ahirete yönelmesi için Allah tarafından özel olarak verilmiş
acizliklerdir. Ve Allah Kuran'da insanlar için hayırlı olanın ahiret
olduğunu haber vermiştir:
Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan
başkası değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten
daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (En'am Suresi,
32)

87. Kuran'da geçmiş kavimlerden
bahsedilmesinin hikmeti nedir?
Allah Kuran'da, tarih boyunca yaşamış tüm kavimlere doğru
yolu gösterdiğini ve onlara elçileri vasıtasıyla dünyanın geçiciliğini,
gerçek yurdun ahiret olduğunu hatırlattığını bildirmiştir. Ancak
yine Kuran'dan öğrendiğimize göre, insanların çoğu inkarda ayak
diretmişler ve elçilerin davetine icabet etmemişlerdir. Bunun üzerine
Allah onları hiç beklemedikleri şekilde azapla yakalamış ve bir
kısmını da yeryüzünden tamamen silmiştir.
Kuran'da geçmişte yaşamış kavimlerden bahsedilmesinin
en önemli sebeplerinden biri, bugünkü insanların aynı duruma düşmekten
sakınmalarını sağlamaktır. Eski toplumların başına gelen felaketlere
ve onlara ait arkeolojik kalıntılara, sadece herhangi bir tarihsel
bilgi gözüyle bakmak ve bunlardan ibret almamaksa son derece yanlış
olur. Allah bu toplumların başlarına gelenlerden öğüt almayı emretmiştir:
Biz bunlardan önce nice nesiller yıkıma uğrattık
ki onlar, zorbaca yakalamak (yakıp-yıkmak, baskı ve şiddetle yönetmek,
sindirmek) bakımından kendilerinden daha üstündüler; şehirlerde
(yerin üstünü altına getirip, sayısız kazı, inşaat ve araştırmalarla
her yanı) delik-deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı?
Hiç şüphesiz, bunda, kalbi olan ya da bir şahid olarak kulak veren
kimse için elbette bir öğüt (zikir) vardır. (Kaf Suresi, 36-37)

88. Cinlerin yaratılış amaçları
nedir?
Allah Kuran'da pek çok ayette cinlerin varlığından bahseder.
Cinler de Allah tarafından ibadet etmeleri için yaratılmış canlılardır.
İnsanlardan farklı bir boyutta yaşarlar. Ayetlerde bildirildiğine
göre, insanlar onları görmez ancak onlar insanları görebilirler.
Halk arasında yanlış bir kanaat olarak cinlerin gelecek hakkında
bilgi verebildikleri sanılır, oysa Kuran'da böyle bir yeteneklerinin
olmadığı haber verilmiştir. Ayrıca ayetlerde cinlerin de Kuran'dan
sorumlu tutuldukları haber verilmiştir. Allah cinlerin de insanlarla
aynı amaçla yaratıldıklarını şöyle bildirir:
Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet
etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)

89. Melekler nasıl varlıklardır?
Melekler Allah'a kullukta kesinlikle hata yapmayan ve
insanlardan ayrı bir boyutta yaşayan varlıklardır. Melekler insanlar
gibi imtihan olmak için yaratılmamışlardır. Allah onları hatasız
varlıklar olarak yaratmıştır. Allah her birini ayrı görevlerle görevlendirmiştir
ve bu görevlerini eksiksizce yerine getirirler. Cebrail, Allah'ın
vahyini elçilerine iletmekle görevli olan melektir. Her insanın
iki yanında onun her yaptığını yazan yazıcı melekler bulunur. Ölüm
anı geldiğinde insanın canını almakla görevli melekler vardır. Zebaniler
ise cehennemdekilerin en şiddetli azabı yaşamalarından sorumlu olan
meleklerdir.
Allah meleklerin kulluğunu şöyle bildirir:
...yakınlaştırılmış (yüksek derece sahibi) melekler,
Allah'a kul olmaktan kesinlikle çekimser kalmazlar... (Nisa Suresi,
172)
Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına
şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O'ndan başka ilah olmadığına
adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O'ndan başka ilah
yoktur. (Al-i İmran Suresi, 18)

90. Zamanı nasıl tanımlayabiliriz?
Zaman, bir anı başka bir anla kıyaslama yöntemi olarak
tanımlanabilir. Bu konuya şöyle bir örnek verebiliriz: Bir cisme
vurduğumuzda belirli bir ses çıkar. Aynı cisme beş dakika sonra
vurduğumuzda yine bir ses çıkar. Kişi, birinci ses ile ikinci ses
arasında bir süre olduğunu düşünür ve bu süreye "zaman"
der.
Oysa ikinci sesi duyduğu anda, birinci ses sadece zihnindeki
bir hayalden ibarettir. Kişi, hafızasında olanı, yaşamakta olduğu
anla kıyaslayarak zaman algısını elde eder. Eğer bu kıyas olmasa
zaman algısı da olmaz.

91. Zamanın izafi oluşu ne demektir?
Biraz önce de söylediğimiz gibi zaman algısı, iki olayı
birbiriyle kıyas ederek ortaya çıkar. Oysa bu kıyas, beynimizin
içinde verilen bir karardır ve dolayısıyla da izafidir. Bunun
en açık örneğini rüyamızda yaşarız. Rüyada gördüklerimizi saatler
sürmüş gibi hissetsek de, gerçekte herşey birkaç dakika hatta birkaç
saniye sürmüştür.
Bu konuyla ilgili pek çok örnek Kuran ayetlerinde de
bildirilmiştir. Bazı ayetlerde insanların zaman algılarının farklı
olduğuna, insanın gerçekte çok kısa bir süreyi çok uzunmuş gibi
algılayabildiğine işaret edilmiştir. Bu konudaki ayetlerden biri
şöyledir:
Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne
kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün
birazı kadar kaldık, sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca
az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz," (Müminun
Suresi, 112-114)

92. Kader nedir?
Hiç şüphesiz, biz herşeyi kader ile yarattık.
Bizim emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir.' (Kamer
Suresi, 49-50)
Kader, Allah'ın geçmiş ve gelecek tüm olayları "tek
bir an" olarak bilmesidir. İnsanların önemli bir bölümü, Allah'ın
henüz yaşanmamış olayları önceden nasıl bildiğini sorarlar ve kaderin
gerçekliğini anlayamazlar. Oysa "yaşanmamış olaylar" bizim
için yaşanmamış olaylardır. Allah ise zamana ve mekana bağımlı değildir,
zaten bunları yaratan Kendisi'dir. Allah katında zaman diye bir
kavram yoktur. Bu nedenle Allah için geçmiş, gelecek ve şu an hepsi
birdir ve hepsi olup bitmiştir.

93. Allah'ın belirlediği kaderi
insanların değiştirmesi mümkün değildir.
Bu, toplumda yaygın olan çarpık bir kader anlayışıdır.
Örneğin ölümden dönen bir hasta için "kaderini yendi"
gibi cahilce ifadeler kullanılır. Oysa kimse kaderini değiştiremez.
Ölümden dönen kişi, kaderinde ölümden dönmesi yazılı olduğu için
ölmemiştir. "Kaderimi yendim" diyerek kendilerini aldatanların
bu cümleyi söylemeleri ve o psikolojiye girmeleri de yine kaderlerindedir.
Çünkü kader Allah'ın ilmidir. Tüm zamanı aynı anda bilen
ve tüm zamana ve mekana hakim olan Allah için, herşey kaderde yazılmış
ve bitmiştir. Allah için zamanın tek olduğunu Kuran'da kullanılan
üsluptan da anlarız. Bizim için ölümümüzden sonra yaşanacak bazı
olaylar, Kuran'da çoktan olup bitmiş olaylar olarak anlatılır. Allah
bizim bağlı olduğumuz izafi zaman boyutuna bağlı değildir. Allah
tüm olayları zamansızlıkta dilemiş, insanlar bunları yapmış, tüm
bu olaylar yaşanmış ve sonuçlanmıştır.

94. Yeniden dirilme nasıl olacaktır?
Allah sonsuz güç sahibidir ve her varlığın Yaratıcısı'dır.
Kuşkusuz herşeyi yoktan var eden, insanı bir damla sudan yaratan
Allah, onları benzer bir şekilde yeniden yaratmaya da güç yetirir.
Allah insanların bu sorusunu Kuran'da şöyle cevaplandırmıştır:
Bu, şüphesiz, onların ayetlerimizi inkar etmelerine
ve: "Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan
sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
demelerine karşılık cezalarıdır. Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri
yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için
kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler
ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra Suresi, 98-99)

95. Materyalist felsefe neden
geçerli değildir?
Materyalist felsefe herşeyin maddeden ibaret olduğunu,
evrenin yaratılmış olmadığını, sonsuzdan beri var olduğunu ve sonsuza
kadar da varlığını devam ettireceğini iddia eden bir düşünce sistemidir.
Ancak yüzyılımızda bilimsel alandaki gelişmeler bu felsefenin
iddialarının tamamen geçersiz olduğunu ortaya koymuştur. Öncelikle
Kuran'da 1400 sene önce haber verildiği gibi, evrenin bir başlangıcı
olduğu, yani yoktan var edildiği ve bir sonunun olduğu bilim çevreleri
tarafından anlaşılmıştır. Ardından "madde" dediğimiz şeyin
bir "algılar bütünü" olduğu yine bilim tarafından ortaya
konmuştur. Bu iki temel iddiasının yıkılması, materyalist felsefeyi
tamamen geçersiz kılmıştır.

96. Evren nasıl var oldu?
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır...
(Enam Suresi, 101)
Bugün bilim çevreleri, evrenin Big Bang ismi verilen
büyük bir patlamanın ardından yokluktan bir anda meydana geldiğini
kabul etmişlerdir. Big Bang teorisinin kesin kabul görmesini sağlayan
deliller şunlardır:
Evrenin genişlemesi: 1929 yılında Edwin Hubble tarafından
tüm gök cisimlerinin birbirlerinden uzaklaştığı, diğer bir deyişle
evrenin giderek genişlediği ortaya konuldu. Bu, evrenin tek bir
noktanın patlamasıyla (Büyük Patlama ile) var olduğunun kesin bir
delilidir.
Kozmik Fon Radyasyonu: Evren bir patlama sonucunda ortaya
çıktığına göre bu patlamadan geriye kalan bir radyasyon olması gerekiyordu
ve bu radyasyonun da evrenin her yerine eşit bir şekilde dağılmış
olması gerekiyordu. Nitekim 1965 yılında olması gereken bu radyasyon
bulundu ve ilerleyen yıllarda uydular aracılığıyla söz konusu radyasyonun
varlığı kesin olarak doğrulandı.
Evrendeki hidrojen-helyum oranı: Big Bang'in diğer bir
önemli delili ise, uzaydaki hidrojen ve helyum gazlarının miktarı
oldu. Günümüzde yapılan ölçümlerle anlaşıldı ki, evrendeki hidrojen-helyum
gazlarının oranı, Big Bang'den arta kalan hidrojen-helyum oranının
teorik hesaplamalarına uyuyordu. Eğer evrenin bir başlangıcı olmasaydı
ve evren sonsuzdan beri var olsaydı, içindeki hidrojen tamamen yanarak
helyuma dönüşmüş olurdu.
Evrenin yoktan var olduğu, diğer bir deyişle yaratıldığı
anlamına gelen Big Bang teorisi, materyalist felsefenin evrenin
sonsuzdan beri var olduğu iddiasını kesin olarak yıkmıştır.

97. Materyalistler
insan ruhunu nasıl açıklar?
Herşeyin elle tutulan ve gözle görülen maddeden ibaret
olduğunu iddia eden materyalistler, insan ruhunu ve bilincini hiçbir
şekilde açıklayamazlar. Bilindiği gibi yeryüzünde, insan bedeni
de dahil herşeyin yapıtaşı atomlardır. Yani canlı cansız tüm varlıklar
atomların farklı şekillerde biraraya gelmesiyle oluşurlar. İşte
materyalistlerin en sıkıştıkları noktalardan biri budur.
İnsan bilinçli, irade sahibi, düşünebilen, konuşabilen,
akledebilen, karar verebilen, muhakeme edebilen bir varlıktır. Böyle
bir varlığın, materyalistlerin iddia ettiği gibi başıboş tesadüflerle,
şuursuz atomların kendiliğinden biraraya gelerek ortaya çıkmış olması
imkansızdır. Düşünemeyen, akledemeyen, karar alamayan atomların
ani bir kararla biraraya gelip insan ruhunu oluşturmaları mümkün
değildir.
Dolayısıyla materyalistlerin insanın sahip olduğu ruh
ile ilgili herhangi bir açıklamaları da yoktur.

98. Evrim teorisi neyi iddia
eder?
Evrim teorisi canlılığın tesadüfen oluştuğunu iddia eder.
Dolayısıyla bu iddiaya göre cansız ve şuursuz atomlar biraraya gelerek
önce hücreyi oluşturmuşlardır ve sonrasında bu atomlar bir şekilde
diğer canlıları ve insanı oluşturmuşlardır. Evrimcilerin bu iddiası
ile ilgili bir deney tasarlayalım ve evrimcilerin yüksek sesle dile
getiremedikleri bir iddiayı onlar adına "Darwin Formülü"
adıyla inceleyelim:
Evrimciler, büyük varillerin içine canlılığın yapısında
bulunan elementlerden bol miktarda koysunlar. Hatta normal şartlarda
bulunmayan, ancak bu karışımın içinde bulunmasını gerekli gödükleri
malzemeyi de bu varillere eklesinler. Karışımların içine istedikleri
kadar (doğal şartlarda oluşumu mümkün olmayan) amino asit, istedikleri
kadar (bir tekinin bile rastlantısal oluşma ihtimali 10950'de bir
olan) protein doldursunlar. Bu karışıma istedikleri oranda ısı ve
nem versinler, gelişmiş cihazlarla karıştırsınlar. Varillerin başında
da nöbetleşe milyarlarca, hatta trilyonlarca sene beklesinler. Ancak
her ne yaparlarsa yapsınlar o varillerden kesinlikle bir insan çıkaramazlar.
Aslanları, kaplanları, karıncaları, gülleri, zambakları, manolyaları,
sülünleri, ağaçkakanları, balinaları, kanguruları, atları, papağanları,
muzları, portakalları, zeytinleri, narları, üzümleri ve bunlar gibi
milyonlarca canlı türünden hiçbirini oluşturamazlar. Değil burada
birkaçını saydığımız bu canlı varlıkları, bunların tek bir hücresini
bile elde edemezler.

99. Evrim teorisinin canlılığın
oluşumu ile ilgili iddiasının bir geçerliliği var mıdır?
Hayır, evrimcilerin canlıların tesadüfen oluştuğunu ileri
süren iddiaları geçerli değildir. Evrim diye bir süreç yaşanmamıştır.
Ama yine de bu konuda ısrarlı davrananlar için teorinin geçersizliğiyle
ilgili delilleri açıklayalım. Evrimcilerin belli başlı klasik iddiaları
vardır. Bunlar;
Doğal seleksiyon ve mutasyonla yeni canlı türlerinin
oluştuğunu iddia ederler.
Yapıları doğal şartlara uymayan canlıların yok olacağını,
uygun olanlarınsa nesillerini devam etttireceğini iddia eden doğal
seleksiyon mekanizmasının yeni bir tür ortaya çıkarması mümkün değildir.
Bu sadece mevcut türler arasında elemeye yol açar yeni bir tür asla
oluşturamaz.
Mutasyonlar ise sadece DNA'da tahribat yaparlar. Mutasyonların
etkisi zararlıdır, yeni bir tür oluşturmaları da kesinlikle mümkün
değildir.
Canlıların sudan karaya geçtiğini iddia ederler.
Suda yaşayan bir canlının karaya geçmesi mümkün değildir.
Çünkü bir canlı vücut ağırlığını, vücut sıcaklığını, vücudundaki
suyun kullanım sistemini, böbrek yapısını, solunum sistemini ve
yaşam şeklini değiştirerek kendini bambaşka bir canlıya dönüştüremez.
Kuşların sürüngenlerden evrimleştiğini iddia ederler.
Böyle bir şey de mümkün değildir. Çünkü;
Kuşların kanatlarının sürüngenlerin pullarının değişmesiyle
oluşması imkansızdır.
Kuşların ciğerleri, kara canlıların akciğerlerine tamamen
ters bir şekilde işler.
Kuşların uçmalarında önemli bir etmen olan kemikleri
kara canlılarına göre hafiftir.
Kuşların ve sürüngenlerin kas-iskelet sistemleri birbirinden
tamamen farklıdır.
Memelilerin de sürüngenlerden evrimleştiğini iddia ederler.
Bu da tamamen asılsız bir iddiadır. Çünkü, sürüngenlerin
vücutları pullarla kaplıdır, soğukkanlıdırlar ve yumurtlayarak çoğalırlar.
Memeliler ise sıcakkanlıdırlar, vücutları tüylerle kaplıdır ve doğurarak
çoğalırlar.

100. Evrimi çürüten diğer deliller
nelerdir?
Bu delilleri çok fazla detaylandırmak mümkündür. Ama
belli başlı birkaç tanesi şunlardır:
Öncelikle bugün bilim, kesin olarak ispatlamıştır ki,
cansız maddelerden canlı maddeler oluşamaz.
Şimdiye kadar evrimcilerin canlıların birbirinden evrimleşerek
geliştiği iddiasını destekleyen tek bir ara geçiş fosili bile bulunmamıştır.
Normal türlere ait fosillerden milyonlarca bulunmasına rağmen, bugüne
kadar hiçbir yarı sürüngen-yarı kuş, yarı balık-yarı sürüngen, yarı
maymun-yarı insan canlıya ait bir ize rastlanmamıştır.
Canlılığın yapıtaşı olan proteinler tesadüfen oluşamazlar.
500 amino asitli bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimali 10 üzeri
950'de birdir. Kısacası aklın kavrama sınırlarının çok üstünde olan
bu ihtimalin gerçekleşme olasılığı "0"dır.

101. Evrim teorisi canlılığın
dünya üzerinde aniden ortaya çıkışını nasıl açıklar?
Evrim teorisi yeryüzünde canlılığın ortaya çıkışı ile
ilgili hiçbir açıklama yapamamaktadır.
Yeryüzü tabakaları ve fosil kayıtları incelendiğinde,
yeryüzündeki canlı hayatının birdenbire ortaya çıktığı görülür.
Kompleks canlıların fosillerine rastlanılan en derin yeryüzü tabakası,
520-530 milyon yıl yaşında olduğu hesaplanan "Kambriyen"
tabakadır.
Kambriyen kayalıklarında bulunan fosiller çeşitli kompleks
omurgasız türlerine aittir. İlginç olan, birbirinden çok farklı
olan bu türlerin hepsinin bir anda ve hiçbir ataları olmaksızın
ortaya çıkmalarıdır. Bu yüzden jeolojik literatürde bu mucizevi
olay, "Kambriyen Patlaması" olarak anılır.
Dünyanın nasıl olup da böyle birdenbire birbirlerinden
çok farklı omurgasız türleriyle dolup taştığı, hiçbir ortak ataya
sahip olmayan ayrı türlerdeki canlıların hiçbir evrim aşaması geçirmeden
nasıl ortaya çıktıkları, evrimcilerin asla cevaplayamadıkları sorulardır.

102. Evrimcilerin halkı kandırmak
amacıyla yaptıkları sahtekarlıklar nelerdir?
Gazetelerde, dergilerde, filmlerde görülen "maymun
adam"ların hepsi aslında evrimcilerin hayal ürünü olan çizimleridir.
Evrimciler bazen tek bir dişe dayanarak, burun, dudakların yapısı,
saçların şekli, kaş biçimi gibi fosil izi bırakmayan özellikleri
kendilerince şekillendirirler ve yarı maymun-yarı insan görünümünde
illüstrasyonlar hazırlar, hatta bunların ailelerini ve sosyal yaşamlarını
konu alan sahte resimler çizerler. Bu yöntemi kullanarak halkı yanlış
yönlendirmeye çalışırlar.
Bunun yanısıra evrimciler bulamadıkları fosilleri "üretirler",
yani sahtekarlıklar yaparlar. Zaman içinde ortaya çıkan bu sahtekarlıklardan
en ünlüleri şunlardır:
Piltdown Adamı: Evrimciler, insan kafatasına orangutan
çenesi ekleyerek yaptıkları bu sahtekarlıkla bilim dünyasını 40
sene aldatmışlardır. 500 yıl yaşında bir insan kafatasına, yeni
ölmüş bir orangutanın çene kemiğini eklemişlerdir. Dişleri, insana
ait olduğu izlenimini vermek için sonradan eklemişler, eklem yerlerini
de törpülemişlerdir. Ayrıca bütün parçalar eski görünmeleri için
potasyum-dikromat ile lekelendirilmiştir.
Nebraska Adamı: 1922 yılında evrimciler buldukları bir
azı dişi fosilinin insan ve maymunların ortak özelliklerini taşıdığını
iddia etmişlerdir. Bu konuyla ilgili çok derin bilimsel araştırmalar
yapılmış ve dişe Nebraska Adamı ismi verilmiştir. Bu tek dişe dayanarak
Nebraska Adamı'nın kafatasının ve vücudunun rekonstrüksiyon resimleri
çizilmiştir. Hatta daha da ileri gidilerek Nebraska adamının, eşinin
ve çocuklarının doğal ortamda ailece resimleri de yayınlanmıştır.
Ancak 1927'de iskeletin öbür parçaları da bulunmuş ve bu dişin bir
yaban domuzuna ait olduğu anlaşılmıştır.

103. "İlkel insan"
diye birşey var mıdır?
İlkel insan diye bir şey yoktur. Bu konudaki pek çok
delilden birkaçı şöyledir:
1995'te İspanya'da bulunan insan fosili "insanın
evrimi" masalını kesin olarak yıkmıştır. Atapuerca bölgesinde
bulunan 800 bin yıllık insan kafatası fosili, evrimcilerin yarı
maymun canlıların yaşadığını iddia ettikleri döneme aittir ve günümüz
insanından farksızdır. Yani 800 bin yıl önceki insanla bugünkü insan
arasında hiçbir fark yoktur.
14 Mart 1998'de New Scientist Dergisi'nde yayınlanan,
"İlk insanlar sandığımızdan çok daha akıllıydı..." başlıklı
bir habere göre; evrimcilerin Homo Erectus olarak adlandırdıkları
insanlar bundan 700 bin yıl önce gemicilik yapıyorlardı. Gemi yapacak
bilgi ve teknolojiye ve deniz ulaşımını gerektiren bir kültüre sahip
olan bu insanların "ilkel" sayılması elbette imkansızdır.
Evrimcilerin Neandertal insanı olarak tanımladığı insan
ırkının, günümüzden onbinlerce yıl önce giyim-kuşam bilgisine sahip
olduğunu gösteren 26 bin senelik iğne fosilleri de bulunmuştur.
Bundan anlaşılıyor ki, sahte çizimlerle kasıtlı olarak maymunsu
bir görünüm verilen Neandertaller'in de günümüz insanlarından hiçbir
farkları yoktur.

104. Canlılardaki kompleks
sistemlerin meydana gelişi evrimle açıklanabilir mi?
Hayır, açıklanamaz. Canlılardaki göz, kulak gibi çok
parçadan oluşan kompleks sistemler, ancak tüm parçaları eksiksiz
olarak birarada olduğunda işlev görebilirler. Örneğin gözün görebilmesi
için kendisini oluşturan 40 civarında organelin birarada olması
zaruridir. Bunlardan tek bir tanesi örneğin göz retinası veya göz
yaşı bezleri olmazsa göz göremez. Dolayısıyla buradan çıkan sonuç
bu tür sistemlerin tüm parçalarının tek bir anda var olmuş olmaları
gerektiğidir. Bu da evrimin geçersizliğini bir kez daha ortaya koyar.
Peki kompleks bir yapı, bir anda var olmuşsa bunun anlamı
nedir?
Kuşkusuz birçok parçanın aynı anda, aynı yerde meydana
gelmesi ancak özel bir yaratılışın sonucu olabilir.

105. Evrim teorisi, bilimsel
açıdan hiçbir geçerliliği olmadığı halde, neden bazı çevrelerce
bu kadar ısrarla savunuluyor?
Allah'ın varlığını göz ardı eden, O'na karşı sorumlu
olduğunu kabul etmek istemeyen insanlar, bu isteklerini gerçekleştirebilmek
ve diğer insanlara da bu düşüncelerini kabul ettirebilmek için makul
bir gerekçe ararlar. Herşeyin tesadüfen oluştuğunu iddia ederek,
bir Yaratıcı'nın var olmadığını ve dolayısıyla da kimseye karşı
sorumlu olmadıklarını kabul ettirmeye çalışırlar.
İşte bu noktada, evrim teorisi, inkarcı felsefeler için
sözde bilimsel bir dayanak oluşturur. Bundan dolayı Allah'ı inkar
etmekte direten insanlar, bilimsel bir geçerliliği olmasa da, doğruluğuna
inansalar da inanmasalar da bu teoriyi ideolojik ve felsefi bir
zorunluluk olarak savunurlar.
|