|
1. Müminlerin
alçakgönüllülüğü nasıldır?
Alçakgönüllü olmak, Kuran'da önemli bir mümin özelliği
olarak geçer. Allah ayetlerinde müminlere alçakgönüllü olmalarını
emreder. Büyüklenen ve şımarıp azgınlık yapanların da Allah tarafından
sevilmediği yine ayetlerde haber verilir.
Müminler, Allah'ın herşeyi yarattığını, herşeyin tek
sahibi olduğunu ve insanlara tüm nimetleri verenin O olduğunu bilen
insanlardır. Dolayısıyla bir mümin Allah karşısındaki acizliğinin
farkında olduğu için yersiz bir büyüklenme ve kibir içine girmez.
Ne kadar güzel, ne kadar zengin, ne kadar zeki, ne kadar itibarlı
olsa da bunlardan dolayı böbürlenmez, çünkü bunları ona Allah'ın
verdiğini bilir. Bu yüzden müminlere karşı da tavrı daima tevazulu
olur. Kendi özelliklerini ön plana çıkarmaya, sürekli güzel yönlerini
vurgulamaya çalışmaz. Çünkü yaptığı herşeyin karşılığını yalnızca
Allah'tan bekler.
İnkarcıların yeryüzünde büyüklenmesinin aksine, tevazu
sahibi müminler alçakgönüllülükle hareket ederler ve bu tevazuları
dış görünüşlerine de yansır. Allah müminlerin tevazulu tavrına bir
ayetinde şöyle dikkat çekmiştir:
O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde
alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları
zaman "Selam" derler. (Furkan Suresi, 63)
Bu ahlaklarının sonucunda Allah müminleri cennetle müjdelemiştir:
...İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır, artık
yalnızca O'na teslim olun. Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver.
(Hac Suresi, 34)

2. Boş ve yararsız şeylerden
yüz çevirmek nasıl olur? Neler "boş ve yararsız"dır?
"Boş ve yararsız şeylerden yüz çevirmek",
insanın sadece Allah'ın rızasını kazanacağı davranışlarda bulunmasıyla
mümkün olur. Mümin dünyada kendisine verilen süreyi çok iyi değerlendirmesi
gerektiğini bilir. Çünkü bu dünyada yaptığı işler sonucunda ahirette
sonsuza kadar konaklayacağı yer belirlenecektir. Bu yüzden her yaptığı
işle ahirete yönelik bir hayır kazanmaya çalışır. Elbette her insan
gibi konuşur, eğlenir, yemek yer, güler, düşünür, çalışır ama bunları
yaparken aklında hep insanlara, dine menfaat sağlayacak hayırlı
düşünceler vardır.
Ayrıca yaptığı her hareket bir amaç üzerinedir. Daima
kendisine Allah'ın hoşnutluğunu en fazla kazandıracak işe yönelir.
Bu konuyu şöyle örneklendirebiliriz: Araba motorlarının gücü hakkında
sohbet etmek her insanın yapabileceği bir şeydir. Ancak bir mümin,
yapması gereken daha aciliyetli işler varken, saatlerce bu konu
üzerinde konuşmaz. Aynı şekilde bir mümin, yanında Allah'ın dinini
anlatabileceği bir insan varken, onunla uzun süre bir spor karşılaşmasında
hangi tarafın kazanacağı üzerinde de konuşmaz. Çünkü o anda acil
olan, o kişinin Allah'ın varlığını, büyüklüğünü, cennete layık olabilmek
ve cehennemden sakınmak için neler yapması gerektiğini öğrenmesidir.
Kısacası mümin, dinin ve müslümanların menfaatini ilgilendirmeyen
konularda ne uzun süreli bir konuşmaya dalar, ne de bu konulara
gereğinden fazla vakit ayırır. Dünyayla ilgili her konuda iyi bir
ayrım yaparak, zamanını çok iyi değerlendirir. İçinde bulunduğu
anda neyin "boş iş" neyin faydalı şey olduğunu ise vicdanını
ve aklını kullanarak ayırt eder ve bu konuda taviz vermez. Kuran'da
bir müminin "boş söz"le karşılaştığındaki tavrı şöyle
haber verilir:
'Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman
ondan yüz çevirirler ve: "Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin
yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz"
derler. (Kasas Suresi, 55)

3. Kuran'daki temizlik anlayışı
nasıldır?
Müminler fiziksel olarak tertemiz insanlardır. Bedenleri,
yedikleri yiyecekler, giydikleri giysiler, yaşadıkları ortamlar
her zaman temizliği ve düzeniyle göze çarpar. Bulundukları her yeri
Kuran'da tarif edilen, tertemiz cennet ortamlarına benzetmeye çalışırlar.
Allah müminlerin temizlik anlayışının nasıl olması gerektiğine,
aşağıdaki ayetlerde dikkat çekmiştir:
Elbiseni temizle. Pislikten kaçınıp-uzaklaş.
(Müddessir Suresi, 4-5)
Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin
temiz olanlarından yiyin... (Bakara Suresi, 172)
... Bana hiçbir şeyi ortak koşma, tavaf edenler,
kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi tertemiz tut.
(Hac Suresi, 26)

4. Kuran'da manevi temizlikten
de bahsedilir mi?
Allah Kuran'da insanın ruhen temiz olmasından da bahseder.
Nefsindeki kötülüklerden uzak duran, nefsini arındırıp temizleyen
insanların kurtuluş bulacağına dikkat çeker:
Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü)
ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen
gerçekten felah bulmuştur. (Şems Suresi, 8-9)
İnsanın manevi yönden temiz olması, ayette bildirildiği
gibi nefsinin emrettiği kötülüklerden tamamen uzak durmasıyla mümkün
olur. Manevi yönden temiz olan kişi, samimi bir imana, huzurlu bir
ruh haline sahiptir. Yaptığı her iş gibi, her düşüncesi de hayırlıdır.
Karşısına çıkan her olayda Allah'tan razı olmuş bir tavır gösterir.
İçi de dışı ile birdir. Ayrıca Allah'tan gelen herşeyin kendisi
için mutlaka hayırlı olduğunu bilir.
Böyle insanlar nefislerindeki pisliklerden arınan insanlardır
ve Allah Kuran'da bu insanların güzel bir sonla karşılaşacaklarını
haber vermiştir:
... Sen, yalnızca gayb ile Rablerinden 'içleri
titreyerek-korkmakta' olanları ve dosdoğru namazı kılanları uyarırsın.
Kim temizlenip-arınırsa, artık o, kendi nefsi için temizlenip-arınmıştır.
Sonunda dönüş Allah'adır. (Fatır Suresi, 18)
Doğrusu, temizlenip arınan felah bulmuştur; (A'la
Suresi, 14)

5. Kıskançlığın Kuran'daki yeri
nedir?
Haset, Kuran'da kınanan bir tavırdır. Allah, deneme
maksadıyla, insanların nefsini kıskançlığa eğilimli olarak yarattığını,
fakat müminlerin bundan sakınmaları gerektiğini Kuran'da bildirmiştir:
... Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara'
hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız,
şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 128)
Bazı insanlara "kıskanç mısındır?" diye sorulduğunda
buna "evet" veya "biraz" diye cevap verirler.
Ancak bu cevabın arkasında gizlenen anlamı detaylı olarak düşünmezler.
Oysa kıskançlık, insanın, başka birisinin kendisinden herhangi bir
yönüyle daha üstün olmasını kabullenememesinin bir sonucu olarak
ortaya çıkar. Bu ise, insanı Allah'a karşı büyüklenmeye kadar götürecek
bir tutumdur. Çünkü insanlara sahip oldukları bütün özellikleri
veren Allah'tır. Dilediğine dilediği kadar verir bunu da kimse engelleyemez.
Ayrıca Kuran'da şeytanın, kıskançlık yüzünden Hz. Adem'e
secde etmeyerek Allah'a isyan etmesinden söz edilir. Kendisini Hz.
Adem'den daha üstün gördüğü bildirilir. Bu durumda karşımıza önemli
bir gerçek çıkar: kıskançlık aslında şeytana ait bir özelliktir
ve Allah'tan korkan insanın bundan kaçınması gerekir.
Allah Kuran'da müminlere, haset eden kişilerin yapmaya
kalkışacakları kötülüklerden korunmaları için Kendisi'ne sığınmalarını
söylemektedir:
De ki: Sabahın Rabbine sığınırım... (Felak Suresi,
1)
Ve haset ettiği zaman, hasetçinin şerrinden. (Felak
Suresi, 5)

6. Kuran'da "alaycılık"
ile ilgili bildirilenler nelerdir?
Alay, Allah'ın kesinlikle beğenmediği çirkin bir tavırdır.
Dinsiz toplumlarda birçok alay konusu bulunur. İnsanların eksiklikleri
veya kusurları ile alay etmek, onlara kötü lakaplar takmak bu konuların
başında gelir. Allah bu çirkin ahlaka karşı insanları şöyle uyarmaktadır:
Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle
alay eden her kişinin vay haline; (Hümeze Suresi, 1)
Allah'ın Kuran'da dikkat çektiği diğer bir alay şekli
ise, inkarcıların inananlarla alay etmesidir. Gaflet içinde olan,
iman edenlerin doğru yolda olduğunu kavrayamayan bu insanlar kendilerini
inananlardan üstün görerek onlarla alay ederler:
Doğrusu, 'suç ve günah işleyenler,' kimi iman
edenlere gülüp-geçerlerdi. Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine
kaş-göz ederlerdi. (Mutaffifin Suresi, 29-30)
Allah bu kişilerin ne kadar büyük bir yanılgı içinde
olduklarını ve uğrayacakları sonun kötülüğünü ise şöyle bildirmiştir:
Artık bugün, iman edenler, kafir olanlara gülmektedirler.
Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmek suretiyle. Nasıl, kafir olanlar,
işlediklerinin feci karşılığını gördüler mi? (Mutaffifin Suresi,
34-36)
Fakat bunların hepsinden önemli olarak Allah Kuran'da,
dinle, Allah'ın ayetleri ile alay edenlerden bahseder. Bu kişilerin,
kendilerine Allah'tan gelen her uyarıyı, onları uyarıp korkutmak
için gönderilen elçileri yalanladıklarını bildirir. Kuşkusuz bu
insanlar Allah'ın büyüklüğünü, gücünü hakkıyla takdir edemeyen,
ahirette hesap vereceklerini gözardı eden kişilerdir. Ancak bu kişiler
ahirette büyük bir şaşkınlık yaşayacak ve dünyada yaptıkları çirkin
alaycılığın karşılığını sonsuz bir azapla alacaklardır. Kuran'da
bu gerçek açıkça bildirilmiştir:
İşte onlar, Rableri'nin ayetlerini ve O'na kavuşmayı
inkar edenlerdir. Artık onların yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır,
kıyamet gününde onlar için bir tartı tutmayacağız. İşte, inkar etmeleri,
ayetlerimi ve elçilerimi alay konusu edinmelerinden dolayı onların
cezası cehennemdir. (Kehf Suresi, 105-106)
Kişinin (yana yakıla) şöyle diyeceği (gün): "Allah
yanında (kullukta) yaptığım kusurlardan dolayı yazıklar olsun (bana)
doğrusu ben, (Allah'ın diniyle) alay edenlerdendim." (Zümer
Suresi, 56)

7. İnsanlara çirkin lakaplar
takmanın Kuran'daki yeri nedir?
Kuran ahlakını yaşamayanlar, kendilerini yüceltmek uğruna
insanlara olmadık kötü lakaplar takarak alay ederler, böylece karşılarındaki
insanları küçük düşürmeye çalışırlar. Müminler ise asla böyle çirkin
bir tavra itibar etmezler. Allah Kuran'da müminleri çok açık bir
şekilde bu çirkin davranıştan men etmiştir, bu emre uymayanların
da zalimlerden olacağını belirtmiştir:
Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle
alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da
kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar.
Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin
ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakaplarla' çağırmayın. İmandan sonra
fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim
olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 11)
Kuran ahlakına uyan insanlar Allah'ın beğenmediği bu
davranışı hiçbir zaman göstermezler. Birbirlerini en güzel şekillerde
çağırmaya özen gösterir ve birbirlerine Allah'ın samimi birer kulu
olarak derin bir saygı beslerler.

8. Dedikodunun Kuran'daki yeri
nedir?
Allah Kuran'da müminlere birbirlerini çekiştirmelerini
yasaklamış, bunu çirkin bir ahlak olarak göstermiştir:
... Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından
çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever
mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz,
tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi, 12)
Ayetteki bu emir gereği, Allah'ın dinini yaşayan, birbirlerine
kardeş gibi olan insanlar böyle bir hareketi yapmaktan sakınırlar.
Aksine müminler birbirlerini her zaman hayırla anar, her zaman müminlerin
güzel yönlerini ortaya çıkarmaya çalışırlar, Allah'a teslim olmuş
insanlarda eksik ve kusur aramaya kalkışmazlar. Dolayısıyla dinden
uzak ortamlarda insanlara büyük sıkıntı veren dedikodu, Allah'ın
sınırlarını koruyan müminlerin arasında asla yaşanmayan bir ahlak
bozukluğudur. Eğer bir mümin birbirlerinde eksik veya hatalı bir
tavır görürse bunu o müminin arkasından başkalarıyla çekiştirmez.
Bunun yerine müminler doğrudan doğruya birbirlerine bu hatalı tavırlarını
düzeltmeleri için öğüt verirler.

9. Herhangi bir konuda ümitsizliğe
kapılmak doğru bir davranış olur mu?
Allah'ın her varlığın, her olayın yaratıcısı olduğunu
bilen, O'nu tanıyıp gücünü takdir edebilen bir insan için herhangi
bir konuda ümitsizliğe düşmek söz konusu olamaz. Çünkü Allah her
türlü zorluğu açıp gideren, affeden, merhamet eden, sonsuz kudret
ve bilgi sahibi olandır. Günlük yaşamın akışı içinde meydana gelen
her türlü aksaklık, aniden ortaya çıkan sorunlar, hastalıklar, kazalar,
yapılan hatalar, kısacası insanların ümitsizliğe kapılma nedeni
olarak gördükleri herşey gerçekte tamamen Allah'ın kontrolünde gerçekleşmektedir.
Allah herşeyden haberdar olan, herşeyi bilendir. Sonsuz bir akıl
tarafından kaderinin tayin edildiğini bilmek bir insan için olabilecek
en büyük rahatlıktır. İşte bunun bilincinde olan bir insan da hiçbir
zaman ümitsizliğe kapılmaz.
Ayrıca mümin dünyada yaptığı her hatanın telafisinin
mümkün olduğunu bilir, bu yüzden de ümitsizliğe düşmez. Nitekim
Kuran'da insanlara Allah'ın rahmetinden umut kesmemeleri emredilmiştir:
"... Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin.
Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez."
(Yusuf Suresi, 87)
(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde
olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin.
Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır,
esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)

10. Duygusallığın Kuran'da yeri
var mıdır?
Duygusallığın Kuran'da yeri yoktur. Çünkü Kuran'da asıl
olan "akıl" sahibi bir mümin olmaktır. Allah, Kendisi'nden
korkup sakınananları bir nimet olarak "akıl" sahibi kılar.
Akıl sahibi olan müminler ise, olayları her zaman Allah'ın Kuran'da
gösterdiği mutlak doğrular çerçevesinde değerlendirirler. Akıl ve
vicdanlarının yönlendirmesiyle doğru kararlar verirler. Ve bu şekilde
her konuyu kolaylıkla çözüme ulaştırabilirler. Oysa duygusallık
aklı örten en önemli etkenlerden biridir. Olaylara akıl kullanarak
değil de duygularıyla yaklaşan kişi doğruyu ve yanlışı ayırt edemez.
Tarafsız karar veremez, dolayısıyla adaletli olamaz. Kişilerin ne
düşündüklerine önem verdiği için süratli ve isabetli kararlar alamaz.
Duygusal bir karaktere sahip olan kişinin değerlendirmeleri Kuran'ın
ölçülerine göre değil, kendi değer yargılarına göre olur.

11. Kuran'da ihlas ve samimiyet
anlayışı nasıldır?
"İhlas", kelime anlamı olarak katıksız, saf
olma demektir. Kuran'da geçen ihlas kavramı, insanın katıksızca
gönülden Allah'a iman etmesi, O'na içten bağlanması anlamına gelir.
İhlaslı bir mümin, yaşamı boyunca herşeyi Allah'ın rızasını elde
etmek için yapar ve karşılığını da yalnızca Allah'tan bekler. Yaptığı
işlerde, insanların düşüncelerine göre hareketlerini yönlendirmek,
insanların gözüne girmeye çalışmak gibi samimiyetsiz hesapları yoktur.
Bu yüzden her tavrı samimi, içten ve Allah'ın hoşnut olacağı şekildedir.
Samimi olan insan öncelikle Allah'a, ardından da insanlara
karşı dürüst olur. Çünkü Allah'ın herşeyi görüp, duyduğunu, O'nun
karşısında bir gün tüm yaptıklarıyla hesap vereceğini ve tüm düşüncelerinden,
her türlü konuşmalarından, her türlü davranışlarından sorumlu olacağını
bilir. İşte bu yüzden müminin yaşadığı dürüstlük ve samimiyet onun
derin imanının en önemli göstergelerindendir.
Allah Kuran'da peygamberlerin daima Allah'ın rızasını
arayan ihlaslı tavırlarını inananlara örnek olarak göstermiştir:
Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'i,
İshak'ı ve Yakub'u da hatırla. Gerçekten Biz onları, katıksızca
(ahiretteki asıl) yurdu düşünüp-anan ihlas sahipleri kıldık. Ve
gerçekten onlar, Bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır.
(Sad Suresi, 45-47)
Ayrıca Kuran'da, Allah'a karşı samimiyetle yönelen kişiler
övülmüş ve bu kişilerin hayırlı bir sonuçla karşılaşacakları müjdelenmiştir:
... Allah'a içten yönelenler ise; onlar için bir
müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver. Ki onlar, sözü işitirler
ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete
erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir. (Zümer
Suresi, 17-18)

12. Müminler olaylar karşısında
hüzne kapılırlar mı?
Müminler olaylar karşısında hüzne kapılmazlar. Çünkü
Allah'ın yarattığı her olayla kendilerini denediğini bilirler. Yolunda
gitmiyor gibi gözüken olaylar karşısında da tevekküllü davranırlar
ve sabrederler. Allah'ın herşeyi bir hikmet üzerine yarattığını
unutmazlar. Kuran'da bu konuyla ilgili şöyle bir örnek verilir:
Siz O'na (peygambere) yardım etmezseniz, Allah
O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den)
çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu:
"Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir."...
(Tevbe Suresi, 40)
Ayette görüldüğü gibi peygamberimiz en zorlu görünen
bir ortamda bile arkadaşına hüzne kapılmamayı tavsiye etmiştir.
Müminler için en güzel örnek peygamber ahlakı olduğu için, onlar
da zor ortamlarda bu güzel tavrı uygularlar.
Müminlerin hüzne kapılmamalarının en önemli nedenlerinden
biri de Allah'ın yarattığı her olayın kendileri için hayra dönüşeceğini
bilmeleridir. Allah inanan insanlara dünyada güzel bir yaşam vaat
etmiştir. Bu güzel yaşam içinde ömürlerini sürdüren müminler, Allah'ın
kendilerini ahirette de, sonsuza kadar, nimetlerin asla eksilmediği
dünyadakinden çok daha güzel, olağanüstü mükemmellikte bir mekana
yerleştireceğini umarlar. Kuşkusuz bu, bir insan için olabilecek
en büyük müjdelerden biridir, ayrıca en büyük neşe kaynağıdır. Bundan
dolayı da müminler asla hüzne kapılmazlar. Allah müminleri şöyle
müjdelemiştir:
Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır"
deyip sonra dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların
üzerine melekler iner (ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın,
size vadolunan cennetle sevinin." "Biz, dünya hayatında
da, ahirette de sizin velileriniziz. Orda nefislerinizin arzuladığı
herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir." (Fussilet
Suresi, 30-31)

13. Müminler öfke duyar mı?
Müminler doğal olarak her insan gibi çeşitli olaylar
karşısında öfkelenebilirler. Fakat müminlerin üstün ahlaklarının
en önemli göstergelerinden biri, öfkelerini yenmeleridir. Kontrolsüz
bir kızgınlığın kendilerine bir fayda getirmeyeceğini, aksine, öfkelendiklerinde
akılcı davranamayacaklarını, adaleti koruyamayacaklarını bilirler.
Böyle bir durumda hem kendilerine, hem de etraflarına zararı dokunabilecek
yanlış kararlar vermekten çekinirler. İşte bu yüzden müminler sabırlı
davranırlar, affedici bir tutum sergilerler. Allah Kuran'da müminlerin
bu özelliğini şöyle övmüştür:
Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler,
öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile
(vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. (Al-i İmran
Suresi, 134)
Ancak "öfkeyi tutup yenmek"ten; kastedilen
pasif, ses çıkarmayan, herşeyi kabullenen bir tutum olarak anlaşılmamalıdır.
Elbette müminler olaylar karşısında tepki gösterir, kötü bir davranış,
inananlara zarar verebilecek bir ortam varsa buna hemen engel olurlar.
Fakat bunu uygularken duygularına kapılmaz aksine akılcı tavırlar
göstererek çözüm üretir, karşı tarafı içinde bulunduğu hatalı durumdan
çıkarmak, ona doğruyu göstermek, zarar verecek ortamı değiştirmek
için çalışırlar.

14. Müminler hata yapar mı?
Kuran'da belirtildiği gibi müminler hata yapabilirler.
Ancak Allah'tan korkup sakındıkları ve O'na karşı samimi oldukları
için hatalarında ısrarlı davranmayıp hemen bunu telafi yoluna giderler.
Allah'tan bağışlanma dilerler ve kendilerini hatalı oldukları yönde
ıslah ederek bir daha aynı hataya düşmemeye dikkat ederler. Dünyanın
bir eğitim yeri olduğunu bilirler ve yaptıkları hatalardan ders
çıkarıp, ibret alarak kendilerini yetiştirirler. Allah müminlerin
bu güzel ahlakını birçok ayette övmüş, onları muhakkak bağışlayacağını
da müjdelemiştir:
Ve 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine
zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı
bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir?
Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir.
(Al-i İmran Suresi, 135)

15. Kuran'da müminlere emredilen
adalet anlayışı ne şekildedir?
Allah müminlere olayları her zaman en adil şekilde,
Kuran'da belirttiği sınırlara göre değerlendirmelerini emretmiştir.
İnsanlar arasında hükmedecekleri zaman mutlaka en adaletli kararı
vermelerini ve haklı olan kim ise ondan yana tavır koymalarını bildirmiştir.
Şahitlik yapmaları gerektiğinde yine en dürüst ve
en adil şahitliği yaparlar. İnsanın kimi zaman verdiği bir karar
ya da yapacağı şahitlik kendisinin aleyhine olabilir. Ya da yakınlarından
birinin menfaatine dokunabilir. Ancak Allah'tan korkan bir insan
için bunun hiçbir önemi yoktur. Çünkü müminlerin işlerinde ölçü
Allah'ın rızasıdır. Allah'ın razı olmayacağı bir şahitlik yapmak
veya bir karar almak belki zahiren o an için kişiye kar getirecekmiş
gibi gözükebilir. Ancak Allah razı olmadıktan sonra elde edeceği
dünyevi bir menfaat müminlere huzur ve mutluluk vermez.
Bu nedenle müminler kendileri veya yakınları aleyhine
de olsa adaletli davranırlar. Allah müminleri aksine bir tavırdan
şöyle sakındırmıştır:
Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız
aleyhine bile olsa, Allah için şahidler olarak adaleti ayakta tutun.
(Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara
daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın.
Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz,
şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi, 135)
İnsanların adaletle karar verememelerine neden olabilecek
bir diğer tehlike, kişilere karşı duydukları kızgınlıktır. Eğer
bir insan başka bir insana karşı kızgınlık veya kin duyuyorsa ona
bir menfaat sağlamak, onun hayrına bir harekette bulunmak istemez.
Ancak müminler böyle bir durumda da Allah'ın rızasını düşünür ve
karşılarındaki kişi kim olursa olsun adaletli davranmaktan vazgeçmezler.
Çünkü Allah iman edenlere "...Bir topluluğa
olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya
daha yakındır..." (Maide Suresi, 8) şeklinde emretmiştir.

16. Allah'ı anmak ne şekilde
olur?
Müminler, Allah'ın her an kendilerini gördüğünü ve işittiğini,
karşılaştıkları her olayı Allah'ın yarattığını bilirler. Bu nedenle
Allah'ı bir an olsun akıllarından çıkarmazlar. Yaşamlarının her
anında hem kendileri içten Allah'ı düşünüp anarlar, hem de diğer
müminlerle olan sohbetlerinde Rablerinin yüceliğini, büyüklüğünü,
kusursuz yaratışını, sanatını zikrederler. Müminlerin her an Allah'ı
zikreden insanlar oldukları Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı
zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler.
(Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen
pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi,
191)
Allah'ı anmak, karşılaşılan herşeyi, meydana gelen her
olayı Allah'ın yarattığını bilmek, Allah bana bununla ne göstermek
istiyor diye düşünmek, Allah'ın yaratışındaki hikmetleri anlamaya
çalışmak, her an Allah'ın yüceliğini kavrayabilmek için çaba göstermek
ve tüm bunları diğer insanlara da anlatmakla olur. Örneğin dıştan
bakıldığında zorluk gibi görünen bir olayla karşılaştığında tevekkül
ederek sabreden insan, o an Allah'ı andığı için bu şekilde davranabilmektedir.
Allah'ı anan insan Allah'ı ve O'nun gücünü hiçbir zaman unutmaz
ve daima isabetli davranır.

17. Kıyamet günü Kuran'da nasıl
tarif edilmektedir?
Kuran'da bildirildiği gibi "kıyamet-saati
yaklaşarak gelmektedir" (Taha Suresi, 15) ve o gün geldiğinde
dünya üzerinde var olan tüm canlılarla birlikte yıldızlar, gezegenler,
galaksiler kısaca göklerde ve yerde bulunan herşey yok olacaktır.
Kuran'da o gün gerçekleşeceği bildirilen bazı olaylar şöyledir:
Gök yarılıp çatlayacak, sarkıp zaafa uğrayacaktır. (Hakka
Suresi, 16)
Yıldızlar bulanıklaşıp dökülecektir. (Tekvir Suresi,
2)
Güneş ve ay birleşecektir. (Kıyamet Suresi, 9)
Denizler tutuşturulacaktır. (Tekvir Suresi, 6)
Dağlar göçüveren bir kum yığını haline gelecektir. (Müzemmil
Suresi, 14)
Dağlar renkli yünler gibi etrafa saçılacaktır. (Kaari'a
Suresi, 5)
Yer parça parça yıkılıp darmadağın olacaktır. (Fecr
Suresi, 21)
Yer ağırlıklarını dışarı atacaktır. (Zelzele Suresi,
2)
Bunlar kıyamet günü gerçekleşecek dehşet verici olaylardan
yalnızca bir kısmıdır. Esas olarak o gün, insanın dünyada değer
verdiği herşey yok olacak, herkes Allah'ın rızası için yapılan salih
ameller dışında hiçbir şeyin kıymetinin olmadığını anlayacaktır.

18. Kıyamet günü inkar edenlerin
durumu nasıl olacaktır?
Kıyamet günü, bir insanın yaşayabileceği en dehşetli,
en korku verici gündür. O gün inkar edenler kendilerine vaat edildiği
halde hiç düşünmedikleri bir gerçeği apaçık karşılarında bulacaklardır.
Fakat artık insanların dünyada yaptıklarını telafi edebilmeleri
için geriye dönüş imkanları yoktur. O gün inkar edenler korku içinde
ölümün aslında bir yokoluş değil, aksine sonsuza kadar sürecek bir
azabın başlangıcı olduğunu da anlayacaklardır. Allah Kuran'da o
gün insanların yaşadıkları korkunun şiddetinden dolayı adeta sarhoşa
döneceklerini bildirmiştir:
...İnsanları da sarhoş olmuş görürsün, oysa onlar
sarhoş değillerdir. Ancak Allah'ın azabı pek şiddetlidir. (Hac Suresi,
2)
Kıyamet günü inkar edenlerin, yaşadıkları olayın dehşetinden
dolayı bütün değer yargıları bir anda değişecektir. En değer verdikleri
mallar, en kıymetli saydıkları evlatlar bir anda tüm önemini yitirecektir.
Allah Kuran'da insanların o gün yalnızca kendilerini kurtarmaya
çalışacaklarını ve birbirlerinden kaçacaklarını haber vermiştir:
Kişi o gün, kendi kardeşinden
kaçar; Annesinden ve babasından eşinden ve çocuklarından. O gün,
onlardan her birisinin kendine yetecek bir işi vardır. (Abese Suresi,
34-37)
O gün insanların içinde bulunacakları durumla ilgili
ayetlerde bildirilen detaylardan birkaçı şöyledir:
İnsanların gözleri yaşadıkları korkudan dolayı
yuvalarından fırlayacaktır. (Enbiya Suresi, 97)
Anneler henüz bebek çağında olan çocuklarını terkedecek,
gelen korkunun ani şiddetinden dolayı hamile kadınlar çocuklarını
düşüreceklerdir. (Hac Suresi, 2)
Eğer inkar edecek olursanız, çocukların saçlarını
ağartan bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız? (Müzzemmil Suresi,
17)

19. Müminler sayıca çok fazla
mıdırlar?
Allah birçok ayetinde gerçek anlamda iman eden kullarının
sayısının çok az olacağını bildirmektedir. Bu nedenle tarih boyunca
inanan kişilerin sayıları hep çok az olmuştur ve inkarcılar sayı
bakımından hep çoğunluğu oluşturmuşlardır. Bu durum müminlerin kalite,
değer ve üstünlüklerinin de bir göstergesidir. Allah'ın insanların
çoğunun inanmayacağı ile ilgili ayetlerinden biri şöyledir:
Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu
iman edecek değildir. (Yusuf Suresi, 103)
Bu nedenle bir insanın, insanların çoğunluğunu kendine
örnek alması, çoğunluk nasıl inanıyorsa o şekilde inanması onun
için büyük bir kayıp olur. Bu insanlar dünyada çoğunluk olsalar
da, ahirette toplu olarak cehenneme girmekten kurtulamayacaklardır.
20. Ahirette müminlere nasıl
bir karşılama vardır?

Müminler, ölümle birlikte başlayan ahiret hayatlarında
inkarcıların aksine, hep güzel tavırlarla, güzel konuşmalarla, müjdelerle
karşılanırlar. "Ki melekler, güzellikle
canlarını aldıklarında..." (Nahl Suresi, 32) ayetiyle
haber verildiği gibi, ölürken canları güzellikle alınır. Her türlü
korkuya karşı büyük bir güven içindedirler. Rablerinin kendilerine
olan yardımı ve fazlı sayesinde kolayca hesaba çekilirler. Melekler
tarafından cennetle müjdelenirler. Ve sonunda Allah'ın kendilerine
vaat ettiği cennete sevk edilirler:
Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete bölük
bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı
ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: "Selam üzerinizde olsun,
hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin." (Onlar
da) Dediler ki: "Bize olan va'dinde sadık kalan ve bizi bu
yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz
yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir.
(Zümer Suresi, 73-74)
|