|
21. Din günü kafirler ne şekilde
tanınacaklardır?
(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar, simalarından
tanınır da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar. (Rahman Suresi,
41)
Allah yukarıdaki ayetiyle kafir olanların din gününde
yüzlerinden tanınacaklarına dikkat çekmektedir. Bir insan dünya
hayatında masum veya güzel görünümlü bir yüze sahip olabilir. Ancak
hesap günü için yeniden diriltilen bu insanların o gün sahip olacakları
yüzler için Kuran'da "zillet içinde", "bir karartı
sarıp kaplamıştır", "toz bürümüştür" ifadeleri kullanılmaktadır.
Ayrıca inkarcılar kör olarak haşredileceklerdir. Gözleri, kör olmanın
yanısıra korkunç bir görünüm de alacak ve Kuran'da bildirildiğine
göre "gömgök" olacaktır. Ve her inkarcı, din gününde bu
korkunç görüntüsü ile tekrar diriltilecektir.

22. Hastalık ve zorluk anında
müminin tavrı nasıl olur?
Müminler, dünyada Allah'ın insanları zorluklarla veya
hastalıklarla denediğini bilirler. Bu nedenle en şiddetli hastalıkla
veya zorlukla karşılaşsalar bile, daima tevekküllü ve sabırlı davranırlar,
hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmazlar. Hastalığı ve zorluğu verenin
Allah olduğunu ve bunları yalnızca Allah'ın giderebileceğini bilerek
hemen Allah'a yönelirler. Gösterdikleri bu güzel tavırların karşılığına
dünyada ve ahirette kavuşmayı Allah'tan umarlar. Allah, Bakara Suresi'nde
müminlerin başlarına gelen zorluklara karşı gösterdikleri güzel
tavrı şöyle bildirir:
Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça
mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz.
Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde,
derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz."
Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve
hidayete erenler de bunlardır. (Bakara Suresi, 155-157)

23. Müminlerin yaptıkları işlerde
birbirlerine danışmalarının faydaları nelerdir?
Allah Kuran'da "Rablerine
icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında
şura ile olanlar..." (Şura Suresi, 38) ayetiyle müminlerin
işlerini birbirlerine danışarak yaptıklarını bildirmektedir. Böyle
bir istişarenin maddi ve manevi çok faydalı sonuçları vardır. Herşeyden
önce insanın bir işinde başkasına danışarak fikrini alması o kişinin
tevazusunu gösterir, ki tevazu Allah'ın beğendiği bir ahlaktır.
Diğer bir faydası ise şudur: Bir işte, bir kişi tek başına karar
vereceğine birkaç kişi birleşerek daha yüksek bir akıl oluştururlar.
Birinin düşünemediğini diğeri düşünür, herkes birbirinin eksiğini
kapatır. Böylece alınan sonuç çok daha verimli olur. Yapılan işte
elde edilen başarı ise bir değil birkaç kişiye ait olur. Bu da insanın
nefsinin bu başarı ile övünmesine, bunu kendine ait bir başarı olarak
görmesine engel olur.

24. Kuran'da geçen kıssaların
anlatılış sebepleri nelerdir?
Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri
için ibretler vardır. (Bu Kur'an) düzüp uydurulacak bir söz değildir,
ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, herşeyin 'çeşitli biçimlerde
açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.
(Yusuf Suresi, 111)
Allah, Yusuf Suresi'ndeki bu ayetle Kuran'da anlatılan
kıssalarda ibretler olduğunu bildirmektedir. Bu kıssalarda anlatılan
olaylar müminler için birçok açıdan örnek teşkil eder. Geçmişte
yaşayanların hatalarını tekrarlamamak, geçmişte yaşamış olan peygamberlerin
ve müminlerin bazı durumlarda nasıl davrandıklarını ve nasıl başarı
elde ettiklerini görerek örnek almak, onların üstün ahlakını görerek
uygulamaya çalışmak, geçmişteki olayları ve sonuçlarını gözönünde
bulundurarak günümüzdeki olayları değerlendirmek gibi pek çok açıdan
bu kıssaların müminler için büyük önemi bulunmaktadır.

25. Geçmişteki kavimler nasıl
helak edilmişlerdir?
Allah geçmişte yaşamış kavimlere elçiler göndermiş,
onları ahiretin ve hesap gününün varlığı ile uyarıp korkutmuştur.
Ancak bu kavimlerin çoğu kendilerine gelen uyarıları dinlememişler,
Allah'a ve elçilerine başkaldırmışlar ve dinlerini unutmuşlardır.
Bunun üzerine Allah onlara ihtar mahiyetinde çeşitli belalar göndermiş,
bunlardan ibret almayan bir kısmını da helak etmiştir. Bu kavimlerin
başlarına gelen belalar görünüş olarak birbirlerinden farklıdır.
Ancak temel özellikleri, insanların hiç ummadıkları bir yerden,
beklemedikleri bir anda, hatta çoğu zaman uykuları sırasında gelmesidir.
Söz konusu belalar kimi zaman bütün bir şehri veya kavmi yerle bir
etmiş, o şehirden bir eser bırakmamış, insanlar için acı ve korku
dolu bir azap olmuştur. Allah Kuran'da, pek çok ayette helak olan
kavimleri tüm insanlara ibret olarak aktarmaktadır:
Görmüyorlar mı, kendilerinden
önce nice nesilleri helak ettik? Onlar, bir daha kendilerine dönmemektedirler.
(Yasin Suresi, 31)
Kuran'da bahsedilen pek çok helak çeşitinden bazıları
şöyledir;
- Suda boğulma, (İsra Suresi, 103)
- Gökten inen azaplar, (Bakara Suresi, 59)
- Sarsıntı tutması-deprem, (Araf Suresi, 78)
- Sel afeti, (Kamer Suresi, 12)
- Dayanılmaz bir ses, (Hud Suresi, 67)
- Balçıktan taş yağması, (Hud Suresi, 82)
- Kulakları patlatan kasırga, (Kamer Suresi, 19)
- Yıldırım çarpması, (Zariyat Suresi, 44)
- Yerin dibine geçme... (Necm Suresi, 53)

26. Kimlere öğüt verilir?
Allah Kuran'da kimlerin öğüt alıp düşüneceklerini bildirmiş
ve müminlere de, "Şu halde, eğer 'öğüt ve hatırlatma' bir yarar
sağlayacaksa, 'öğüt verip hatırlat' "(A'la Suresi, 9) ayetiyle
bu özelliklere sahip kimselere öğüt vermelerini emretmiştir. Allah'ın
öğüt vermenin fayda sağlayacağını bildirdiği kimselerin bazı özellikleri
şöyledir:
... İşte bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman
edenlere öğüt verilir... (Talak Suresi, 2)
Allah'tan 'İçi titreyerek korkan' öğüt alır-düşünür.
(A'la Suresi, 10)
... Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünebilirler.
(Rad Suresi, 19)
İçten (Allah'a) yönelenden başkası öğüt alıp-düşünmez.
(Mümin Suresi, 13)
Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'an ile
öğüt ver. (Kaf Suresi, 45)
Sen öğüt verip-hatırlat; çünkü gerçekten öğütle-hatırlatma,
mü'minlere yarar sağlar. (Zariyat Suresi, 55)

27. Öğüte en güzel cevap nasıl
verilir?
Allah Kuran'da, "Aralarında
hükmetmesi için, Allah'a ve elçisine çağrıldıkları zaman mü'min
olanların sözü: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir.
İşte felaha kavuşanlar bunlardır." (Nur Suresi, 51) ayetiyle,
müminlerin öğüte nasıl bir karışılık vermeleri gerektiğine işaret
etmektedir. Allah'tan ve Allah'ın elçilerinden gelen öğüdü işiterek,
buna hemen uyanları Allah cennetle müjdelemektedir. Ayrıca Allah
bir başka ayetinde müminler için "Ki
onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın
kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl
sahipleridir." (Zümer Suresi, 18) şeklinde haber verir.
Bu ayetin de işaretiyle müminler kendilerine Allah'a inanan kimselerden
gelen tüm öğütlere açıktırlar. Onların kendilerine her zaman iyiliği
emrettiğini, kötülükten sakındırdığını unutmazlar ve her söylediklerini
eksiksizce, samimiyetle uygularlar.

28. İnfak ne demektir?
İnfak bir insanın sahip olduğu malını ve imkanlarını
Allah yolunda kullanması demektir. Bir insanın hiçbir gelecek endişesi
duymadan, "ihtiyacından arta kalanı"nı (Bakara Suresi,
219) Allah yolunda harcamasının karşılığında, Allah ahirette bu
kişiye cenneti, dünyada ise harcadıklarının yerine bir başkasını
vermeyi vaat eder:
De ki: "Şüphesiz benim Rabbim, kullarından
rızkı dilediğine genişletip-yayar ve ona kısar da. Her neyi infak
ederseniz, O (Allah), yerine bir başkasını verir; O, rızık verenlerin
en hayırlısıdır." (Sebe Suresi, 39)
... kendilerine rızık olarak verdiklerimizden
gizli ve açık infak edenler; kesin olarak zarara uğramayacak bir
ticareti umabilirler. (Fatır Suresi, 29)

29. İnfak ederken en güzel tavır
nasıl olur? Ne şekilde infak edilir?
Allah infakın "gizli veya açık" (Bakara Suresi,
274) olarak yapılabileceğini bildirmektedir. Ancak Allah infak
edenlerin kesinlikle "gösteriş için" infak etmemelerini,
infaklarının ardından karşıdaki kişiye sıkıntı verecek bir eziyette
bulunmamalarını ve onları minnet altında bırakacak tavırlarda bulunmamalarını
da bildirmektedir. Allah verdiği örneklerle gösteriş için infak
edenlerin hiçbir karşılık bulamayacaklarını da hatırlatmaktadır:
Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen
bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır,
yumuşak davranandır. Ey iman edenler, Allah'a ve ahiret gününe inanmayıp,
insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet
ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu,
üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağnak
bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından
hiçbir şeye güç yetiremez (elde edemez)ler. Allah, kafirler topluluğuna
hidayet vermez. Yalnızca Allah'ın rızasını istemek ve kendilerinde
olanı kökleştirip- güçlendirmek için mallarını infak edenlerin örneği,
yüksekçe bir tepede bulunan, sağanak yağmur aldığında ürünlerini
iki kat veren bir bahçenin örneğine benzer ki ona sağanak yağmur
isabet etmese de bir çisintisi (vardır). Allah, yaptıklarınızı görendir.
(Bakara Suresi, 263-265)

30. Hırsla mal yığıp biriktirmenin
ya da cimrilik etmenin Allah katındaki karşılığı nedir?
İnsanlardan bazıları bütün ömürleri boyunca mal ve para
yığıp biriktirirler ve bunları Kuran'da tarif edilen hayırlı işlerde
kullanmazlar. Büyük bir hırsla, sürekli daha fazla mala-mülke sahip
olmak için çalışırlar. Elde ettiklerini ise Allah yolunda harcamak,
ihtiyaç içinde olanları doyurmak varken sırf kendi zevkleri uğrunda
kullanırlar. İhtiyaçlarından kat kat fazlasını biriktirirler ve
göstermelik bazı küçük harcamalar dışında, bunlarla faydalı işler
yapmaya yanaşmazlar. İşte bu kişilerin ahirette görecekleri karşılık
çok şiddetli olacaktır. Bu karşılık Tevbe Suresi'nde şöyle bildirilmektedir:
... Altını ve gümüşü biriktirip
de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele.
Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların
alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte
bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı
tadın" (denilecek). (Tevbe Suresi, 34-35)
Sahip oldukları şeyleri yığarak biriktirenler ve cimrilik
edenler, Allah'ın bu dünya hayatında onları denemek için kendilerine
mal ve zenginlik verdiğini kavrayamayan, bunlarla dünya hayatına
hırsla bağlanan insanlardır. Allah hiç kimsenin infakına ihtiyacı
olmayan, tüm zenginliğin tek sahibi olandır. İnfak ederek Allah
katından bir sevaba muhtaç olan ise insandır. Allah bu gerçeği bir
başka ayette şöyle açıklamaktadır:
İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye
çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik
ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder. Allah ise, Ganiy
(hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz. Eğer
siz yüz çevirecek olursanız, sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir.
Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar. (Muhammed Suresi, 38)

31. Zenginliğin ahirette herhangi
bir yararı olacak mıdır?
Bir insanın ne zengin olması ne de dünyada iken bir
güç veya iktidar sahibi olması ahirette ona hiçbir fayda sağlamayacaktır.
Bir insanın dünyada istediği kadar çok parası, malı olsun ölü bedeni
toprağa gömüldüğü andan itibaren bu serveti ona hiçbir fayda getirmeyecektir.
Eğer inkar edenlerdense, tüm diğer inkarcılarla aynı muameleyi görerek
cehennem azabına atılacaktır. Dünyada iken zenginlikleri nedeniyle
ayrı muamele gören bu insanlar ahirette benzeri görülmemiş bir aşağılanma
ile aşağılanacaklardır. Bu onların dünyadaki zenginliklerinden kaynaklanan
büyüklenmeleri ve Allah'ın ayetlerini tanımamalarından dolayıdır.
Ahirette insanlar Allah'a iman etmelerine ve Allah'tan korkarak
O'nun dilediği tavır ve davranışları göstermelerine göre muamele
göreceklerdir. Dünyadaki zenginlik ya da statüleri kendilerine hiçbir
ayrıcalık sağlamayacaktır. Zenginliğin Allah katında hiçbir değeri
olmadığını bildiren ayetlerden biri şöyledir:
Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdiysek, mutlaka
oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz,
sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir.
Ve: "Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğunluktayız
ve bir azaba uğratılacak da değiliz" de demişlerdir. De ki:
"Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar ve
kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar." Bizim katımızda
sizi (Bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır;
ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar
için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat vardır ve
onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler. (Sebe Suresi, 34-37)

32. Nefsini savunmamak nasıl
olur?
Nefsi insana kötülüğü emreder. Nefsin bu özelliği Şems
Suresi'nde şöyle bildirilmektedir:
Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene; sonra
ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı
ilham edene (andolsun) onu arındırıp temizleyen gerçekten felah
bulmuştur. (Şems Suresi, 7-9)
Nefsin kötülüğü emretme özelliğini açıklayan ayetlerden
biri de Hz. Yusuf'la ilgilidir. Hz. Yusuf hiçbir suçu olmadığı bir
konuda iftiraya uğradıktan sonra şöyle demiştir:
(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü
gerçekten nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle
kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Yusuf Suresi, 53)
Hz. Yusuf'un da bildirdiği gibi nefis her zaman kötülüğü
emreder. Bu nedenle bir insanın herhangi bir olay karşısında hemen
kendini savunmaya geçmesi, haklı olduğunu ispatlamaya çalışması
doğru olmaz. Çünkü bir anlık boş bulunmayla nefsine uymuş olabilir.
Böyle bir durumda yapılması gereken önce bir düşünmektir. Bir insan
samimi ve dürüst olarak düşündüğünde, haklı olduğunu sandığı bir
çok konuda aslında hatalı davrandığını anlayabilir. Bunu fark etmek
ise bir mümin için büyük bir kazançtır. Çünkü hatası olduğunu görerek
kabul eden bir insan, hatasını düzelterek, Allah'ın bağışlamasını
ummak için ilk adımı atmış demektir. Aksi takdirde kendini sürekli
haklı çıkarmaya, üzerine hiçbir hatayı kondurmamaya çalışan biri
istediği kadar kendisini insanların gözünde haklı çıkarsın, Allah
gerçeği bilmektedir. Ve bu gerçek ahirette karşısına çıkacaktır.
Bir insanın nefsini daima savunmasındansa, nefsini kınayarak
sürekli onun eksikliklerini ve kusurlarını ortaya çıkarması ve bunları
gidermek için Allah'a yönelmesi, Allah katında güzel karşılığı olan
bir davranıştır.

33. Dünya hayatına kapılmamak
nasıl olur?
Dünya, insanların denenmeleri ve ahiret yurduna hazırlık
yapmaları için Allah tarafından hazırlanmış özel bir mekandır. Ve
bu denemenin bir gereği olarak insanlara çekici gelecek şekilde
yaratılmıştır. Dünyanın insana çekici gelen süslerine bir ayette
şöyle dikkat çekilir:
Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış altın
ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan tutkulu
şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya hayatının
metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır. (Al-i
İmran Suresi, 14)
Ayette de belirtildiği gibi birbirinden değerli ziynetler,
mallar, kar getiren ticaret, güzel ve zengin eşler, sağlıklı çocuklar,
güzel evler, her renkte ve modelde arabalar, çeşit çeşit yiyecekler
insanı dünyaya bağlayan değerlerdir. İnsan, bunların Allah'tan
birer nimet olarak verildiğini, tümünün geçici olduğunu ve ayette
haber verildiği gibi "asıl varılacak güzel yer"in ahirette
olduğunu unutmamalıdır. Kendisine sunulan nimetleri de dünyada sorumsuzca
tüketerek değil, ahirete yönelik bir hazırlık yapmak için kullanmalıdır.
İşte bu önemli gerçeğin bilincinde hareket eden insanlar, dünya
hayatına kapılmamış olurlar.

34. Bu dünya hayatına razı olanların
durumu ne olacaktır?
Kimi insanlar dünyanın geçici ve eksik bir yer olduğunu
unutarak ona hırsla bağlanırlar. Allah bu insanlardan Kuran'da şöyle
bahseder:
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar, dünya hayatına
razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve Bizim ayetlerimizden habersiz
olanlar; İşte bunların, kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri
ateştir. (Yunus Suresi, 7-8)
Kendilerini Yaratan'ı unutup hırs içinde dünyaya bağlananlar,
sonsuza kadar cehennem azabı içinde yaşayacaklarını bilmelidirler.
Bu insanlar yaptıklarının karşılığı olarak çok kısa bir yaşamı tercih
ederek sonsuz bir yaşamı kaybedeceklerdir. Üstelik dünyada hırsla
bağlandıkları bu değerlere ahirette sonsuza kadar tek bir an dahi
sahip olamayacaklardır.

35. Bir insan hayatının tamamını
Allah için yaşayabilir mi?
Hayatın tamamını Allah için yaşamanın nasıl olacağını
anlayabilmek için öncelikle hayatın gerçek anlamını bilmek gerekir.
Allah, hayatın gerçek anlamını şöyle bildirmektedir:
O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin
daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.
O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır. (Mülk Suresi, 2)
Ayette bildirildiği gibi tüm insanlar davranışlarının
nasıl olduğu ile denenirler. Güzel davranışlarda bulunanlar, bunun
sonucunda Allah'ın hoşnutluğunu kazanarak cennete girmeyi arzularlar.
Bunun için de hayatlarının her anını böyle bir çaba içinde geçirmeleri
gerektiğini bilirler.
Fakat kimi insanlar bu noktada önemli bir yanılgı içindedirler.
Sadece ibadetleri yapmanın ve haramlardan sakınmanın Allah rızası
için olduğunu ve bunların dışındaki zamanların dinle bir ilgisinin
bulunmadığını zannederler. Oysa insan yaşadığı her anda, her konuşmasında,
aklından geçirdiği her düşüncede, yaptığı her türlü işte Allah'ı
en fazla hoşnut etmenin yolunu aramalıdır. Örneğin dünyada her insan
çalışır ve para kazanır. Ancak hayatını Allah için yaşayan bir insan,
Allah'ın dinine daha fazla hizmet edebilmek için çalışır ve kazancından
kendine sadece ihtiyacı kadarını ayırarak, kalanını Allah'ın hoşnut
olacağı yerlerde harcar. Bu insan her sohbetinde Allah'ı en hoşnut
edecek konuşmaları yapar. İnsanlara Allah'ı hatırlatır, onları kötülükten
meneder ve onlara iyiliği emreder. Çevresini ve dostlarını Allah'ın
hoşnut olacağı insanlardan seçer. Bu seçimi yaparken dünyevi çıkarlarını
veya dini yaşamayan insanların kıstaslarını dikkate almaz. Her an,
"şu an Allah'ı en fazla nasıl hoşnut edebilirim?" diye
düşünür.
Dinin en temel şartlarından biri, hayatın tamamının
Allah için geçirilmesidir. Bu nedenle Allah müminlere şöyle söylemelerini
emreder:
De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim,
dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (En'am
Suresi, 162)

36. İnsan kendini neden yeterli
görmemelidir?
Allah'tan korkan bir insanın hayattaki en büyük amacı
Allah'ı razı edecek bir ahlaki yapıya sahip olmaktır. Bunun için
kendisini eğitmesi, sürekli olarak daha üstün bir ahlakı yaşama
çabası içinde olması gerektiğini bilir. Çünkü samimiyetin, dürüstlüğün,
çalışkanlığın, fedakarlığın, tevazunun ya da diğer güzel özelliklerin
"üst sınırı" yoktur.
Yani bir insanın "ben en güzel ahlaka ulaştım bundan
daha iyisi olamaz" demesi mümkün değildir.
Kendisini her açıdan eksik gören, daha iyisini arayan
bir insanın manevi yönden gelişmesi çok hızlı olur. Böyle bir
kişi süratle hatalarından arınır, her gün daha üstün bir ahlaka
doğru ilerler. Aksi takdirde eğer insan bir konuda kendisini yeterli
görürse daha iyisini aramak ve uygulamak için bir çabası olmaz.
Eksiklerini ve hatalarını bulamaz ve düzeltemez. Bu da onun ilerleyememesine
neden olur. Allah Kuran'da insanın kendisini herhangi bir konuda
müstağni görmesinin yani yeterli bulmasının büyük bir hata olacağını
şöyle bildirmiştir:
Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni
gördüğünden. (Alak Suresi, 6-7)
İşte bu yüzden insan kendini gerek Allah'ı razı edecek
hayırlı işler yapma, gerekse manevi yönden kendisini geliştirme
konusunda kesinlikle yeterli görmemelidir. Allah'ın kendisine verdiği
akıl ile, hep daha iyisini, daha güzelini, daha üstününü, daha mükemmelini
talep etmeli ve bu konuda samimi bir çaba göstermelidir.

37. Dinde zorlama var mıdır?
Bu sorunun cevabı bir ayette açık olarak verilmiştir:
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk
(rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp
Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması
yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)
Ayette bildirildiği gibi dini yaşama konusunda bir insanın
zorlanması söz konusu değildir. Diğer insanlara Allah'ın varlığını
ve Kuran ahlakını anlatmak müminin sorumluluklarındandır. Bu sorumluluklarını
yerine getirmek isteyen müminler diğer insanların hidayetine vesile
olmak için dini anlatır; fakat Allah hidayet dilemedikten sonra
hiçbir şey yapamayacaklarını bilerek bundan gerisini kişinin vicdanına
bırakırlar. Çünkü Allah'ın ve ahiretin varlığı apaçık ortadadır.
Allah'ın çağırdığı doğru yol ile şeytanın çağırdığı sapıklık arasındaki
ayrımı görmek son derece kolaydır. Hangisinin daha güzel ve daha
karlı olduğunu her insan kendi vicdanıyla rahatlıkla anlayabilir.
Bu nedenle Allah'tan korkan insanlar zaten bir baskı ya da zorlamaya
gerek kalmadan doğru yola tabi olurlar.
Allah Kuran'da inananlara düşen görevin yalnızca doğruyu
anlatmak olduğunu pek çok ayetiyle bildirmiştir. Bir ayette şöyle
denir:
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki: "Ben,
bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve
kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?"
Eğer teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat yüz
çevirdilerse, artık sana düşen yalnızca tebliğ(etmek)dir. Allah,
kulları hakkıyla görendir. (Al-i İmran Suresi, 20)

38. Hayırlarda yarışmak ne demektir?
İnsanlar iman derecelerine göre birbirlerinden ayrılırlar.
Kimi insan Allah'a hiç iman etmez. Kimisi ise sahip olduğu şiddetli
Allah korkusu nedeniyle sürekli olarak salih amel işlemeye ve dine
hizmet etmeye çalışır. Hayatının her anında Allah'ı razı etmeye
çalışan bu insanları Allah Kuran'da şöyle haber vermiştir:
İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar
bundan dolayı öne geçmektedirler. (Müminun Suresi, 61)
Bu insanlar sabahtan akşama kadar sürekli olarak dine
hizmet etmeye, dinin ve müminlerin menfaatine olacak salih ameller
işlemeye, kısaca her adımlarında Allah'ı razı edecek bir güzellik
sunmaya çalışırlar. Bunun için sürekli düşünmek, dua etmek, Allah'ın
en çok razı olacağı tavrı aramak ve bunu bularak uygulamak gerektiğini
bilirler. Bu yüzden sürekli Allah'a yakınlaşabilecekleri, O'nun
ululuğunu hakkıyla takdir edebilecekleri şekilde derin bir düşünme
içindedirler. Düşünmedikleri, dünyanın geçici yararına dalıp ahireti
unuttukları bir an dahi olmasına izin vermezler. Katıksız olarak
iman ettikleri için, yaşamlarının her anını Allah için geçirirler
ve bu konuda gaflete kapılmazlar. Durmaksızın Allah'ı ve onun büyüklüğünü
düşünmek Allah korkularını şiddetlendirir. Allah'ın Kuran'da emrettiği
gibi, bir işten boşaldıklarında, hemen başka bir işle yorulmaya
devam ederler. İşte bu kişiler "yarışıp öne geçenler"dir
ve Allah onları cennet ile müjdelemiştir:
Yarışıp öne geçenler de, öne geçmiş öncülerdir.
İşte onlar, yakınlaştırılmış (mukarreb) olanlardır. Nimetlerle-donatılmış
cennetler içinde; (Vakıa Suresi, 10-12)

39. Mümin nelere sabreder?
Müminin en önemli özelliklerinden birisi sabırdır. Ancak
Kuran'dan öğrendiğimiz sabır, karşılaşılan sıkıntı anında tahammül
göstermek demek değildir. Mümin ömrü boyunca karşılaştığı her durumda,
her an Allah'ı en çok razı edeceği tavrı seçme konusunda sabır
gösterir.
Allah müminleri, açlık, korku, canlarından ve mallarından
eksiltme, bolluk gibi çeşitli durumlarla imtihan eder. Kuran'da
tarif edilen mümin ise hangi durumda olursa olsun, sabırla Allah'ın
hoşnutluğunu arar. Bollukta Allah'a şükreder, darlık ve sıkıntı
anlarında Allah'a tevekkül eder, dinin ve müminlerin menfaati her
zaman kendi menfaatinden önce gelir. Ömrü boyunca güzel ahlakın
her detayını sabırla uygular. Samimidir, dürüsttür, fedakardır,
çalışkandır, şevklidir, her zaman sözün en güzelini söyler, sürekli
olarak dine hizmet etmeye çalışır. Kısacası Allah'ın güzel gösterdiği
herşeyi sabırla uygular. Bunun karşılığında Allah sabreden kullarını
şöyle müjdelemiştir:
Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça
mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz.
Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde,
derler ki: "Biz Allah'a ait (kullar)ız ve şüphesiz O'na dönücüleriz."
Rablerinden bağışlanma (salat) ve rahmet bunların üzerinedir ve
hidayete erenler de bunlardır. (Bakara Suresi, 155-157)
40. İnkar edenlere de bu dünyada
mal, mülk verilmesinin hikmeti nedir?

İnkarcıların sahip oldukları mal ve güç onların hep
daha azgın insanlar olmasına neden olmuştur. Bu, Allah'ın Kuran'da
açıkladığı bir sırdır. Allah onların sahip oldukları mülkün sadece
dünyaya ait olduğunu, müminlerin hiçbir şekilde bunlara karşı bir
imrenme duygusu yaşamamalarını emretmiş, bu mülkle onların küfrünü
artıracağını, en sonunda hepsini topluca cehenneme süreceğini vaat
etmiştir.
Bu önemli sırrı açıklayan ayetlerden biri şöyledir:
Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin;
Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azaplandırmak ve canlarının
inkar içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (Tevbe Suresi, 55)
|