|
41. İnkarcılar yaptıklarına
karşılık neden hemen cezalandırılmazlar?
Bu dünya bir imtihan ortamı olduğu için Allah herkese
öğüt alıp davranışlarını düzeltebileceği bir süre vermektedir. İnkarcıların
da kendilerine tayin edilen bu süre dolana dek ahiretteki cezaları
ertelenir. Öyle ki cehenneme girdiklerinde öne sürebilecekleri hiçbir
mazeretleri kalmasın. İnkarlarında kararlı olanlara, kötülüklerini
ellerinden geldiği kadar sergileyebilecekleri fırsatlar verilir.
Böylelikle kendileri için, cehennemde tam layık oldukları karşılığa
kavuşmalarına yetecek kadar delil toplanmış olur.
O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi
sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, Biz onlara, ancak günahları
daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir
azap vardır. (Al-i İmran Suresi, 178)

42. İnkarcıların dünyada uğradıkları
son nasıldır?
Allah, inkar edenler için ahirette sonsuza dek sürecek
acı bir azap hazırlamıştır. Ancak inkarcılar için dünyada da hazırlanmış
çeşitli azaplar bulunmaktadır. Bunlar her ne kadar yaptıklarının
cehennemdeki karşılığı gibi olmasa da, sonsuz azaplarının bir nevi
başlangıcı şeklindedir. Aynı zamanda, pişman olup ibret almaları
ve doğru yola dönmeleri yönünde Allah'tan bir ihtar ve uyarı niteliği
taşırlar. Allah dünyada vereceği azabı ve nedenini ayetinde şöyle
bildirmektedir:
Andolsun, Biz onlara belki (inkarcılıktan) dönerler
diye o büyük (uhrevi) azapdan önce, yakın (dünyevi) azaptan da taddıracağız.
(Secde Suresi, 21)
İnkarcıların inkarlarının en önemli nedeni dünya hayatına
tutkuyla bağlı olmaları ve anladıkları halde bu dünya tutkuları
nedeniyle gerçeği kabullenememeleridir. Ve Allah'ın inkarcılar için
dünyada hazırladığı azap, onların dünya ile ilgili tüm nimetlerini
ellerinden alacak şekilde olur. Kuran'da bahsedilen dünyevi azaplardan
bir kısmı şöyledir:
İnkarcı kavme çekirge, güve, kurbağa gibi hayvanların
musallat edilmesi (Araf Suresi, 133)
İnkarcı kavimde kuraklık ve ürün kıtlığı olması,
ekonomik sarsıntılar yaşanması (Araf Suresi, 130, Nahl Suresi, 112)
Karun veya zengin bağ sahibi gibi zenginlikleriyle
övünüp şımaran kişilere verilen kişisel azaplar sonucunda bu kişilerin
sahip oldukları tüm zenginliği kaybetmeleri (Kasas Suresi, 76-82,
Kehf Suresi, 32-43)
İnkarcıların mutsuz ve bedbaht olmaları (A'la
Suresi, 11-12)
Kuruntular içinde yaşamaları (Nisa Suresi, 120)
Kalplerinin dar ve sıkıntılı olması, üzerlerine
pislik çökmesi (En'am Suresi, 125)

43. Kimler cehenneme girecektir?
Kuran'da bir çok ayette cehenneme girecek olanların
özellikleri anlatılmaktadır. Bu özelliklerden bir kısmını şöyle
sıralayabiliriz: Allah'ı inkar eden, Allah'tan başkasını eş ve ortak
tutan, O'nunla beraber başka ilahlar kılan, kendisi ilahlık iddiasında
bulunan, O'nun dışında sahte ilahlar, kurtarıcılar, yol göstericiler
edinen, Allah'ın yolundan alıkoyan, O'nun yolunda çarpıklık arayan,
Allah'ın indirdiği kitaptan birşeyleri gözardı edip saklayan, Allah'ın
isminin anılmasını engelleyen, yetimin malını zulmederek yiyen,
insanların haklarına tecavüz eden, ayetleri yalanlayan, faiz yiyen,
peygamberleri haksız yere öldüren, insanlardan adaleti emredenleri
öldüren, Allah'ın elçilerine muhalefet eden, kasıtlı olarak adam
öldüren, insanların mallarını haksızlıkla yiyen, dinlerini bir oyun
ve eğlence konusu edinen, Allah'ın ayetleri ve elçileriyle alay
eden, yeniden diriltilmeyeceğini düşünüp ahirete inanmayan, Allah'ın
huzuruna çıkarılacağına inanmayan, dünya hayatına razı olup, yalnızca
onunla tatmin olan, hiçbir meşru mazereti olmadığı halde Allah'ın
farz kıldığı ibadetleri yerine getirmeye çalışmayan, Allah'tan gereği
gibi korkup sakınmayan, namazı kılmayan, kötülüğü örgütleyip düzenleyen,
bozgunculuk yapan, fitne çıkaran, Allah'ın ayetlerini yalanlayan,
Allah'a ibadet etmekte büyüklenen, müminlere iftira atan, fuhşu
yaygınlaştıran, gerçeği tersyüz edip saklayan, Allah'ın sınırlarını
korumayan, haram yiyecekleri yiyen, ölçüde tartıda adaletsizlik
yapan, kibirli, cimri, saygısız, bencil, nankör, hain, şımarık,
zorba, inatçı...
Allah bu özelliklere sahip olup, ölene kadar da bu ahlaksızlıklarını
muhafaza eden her inkarcının muhakkak cehenneme gireceğini ve yaptıklarının
karşılığını büyük bir azap olarak geri alacağını bildirmiştir. Kaf
Suresi'nde şöyle denir:
Siz ikiniz (ey melekler), her inatçı nankörü atın
cehennemin içine, Hayra engel olan, saldırgan şüpheciyi, Ki o,
Allah'la beraber başka bir ilah edinmişti. Artık ikiniz, onu en
şiddetli olan azabın içine atın. (Kaf Suresi, 24-26)

44. Cehennemdeki pişmanlık fayda
eder mi?
Allah tüm insanlara elçileri ve kitapları vasıtasıyla
yapmaları gereken herşeyi bildirir. Hiçbir topluluğu uyarıp korkutmadan
bir azap göndermez. (Şuara Suresi, 24) Her insan yeterli öğüdü alacak
ve yapması gereken herşeyi öğrenecek kadar bir ömür yaşar. Yapmaları
gereken herşeyi bildikleri ve düşünüp öğüt alabilecek kadar vakitleri
olduğu halde inkarlarında ısrar eden insanlar, cehennemde sonsuza
kadar yaşamayı hak ederler. Ama bu insanlar oraya girdikleri anda
dünyada yaptıklarından dolayı müthiş bir pişmanlık duymaya başlarlar.
İşte bu pişmanlığın telafisi yoktur. Yaptıklarını telafi etmek için
dünyaya dönmek isteyen inkarcıların yalvarmaları hiçbir şekilde
fayda etmez. Çünkü onlar kendilerine verilen fırsatı değerlendirmemişler
ve sonsuza kadar haklarını kaybetmişlerdir. Allah ayetinde bu inkarcıların
çaresiz durumunu şöyle bildirmiştir:
İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz,
bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım."
Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar
ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın;
artık zalimler için bir yardımcı yoktur. (Fatır Suresi, 37)

45. Cehennemde ateşten başka
azaplar var mı?
Allah Kuran'da, inkarcıların cehennemdeyken ateşe atılacaklarını,
ateşten elbiseler ve katrandan giysiler giyeceklerini bildirmiştir.
(Hac Suresi, 19) Ancak insanın cehennemde göreceği azap ateşle sınırlı
değildir.
Cehennemde;
- demirden kamçılar vardır (Hac Suresi, 21),
- insanlar bukağılara vurulacaklardır (İbrahim Suresi,
49),
- zincirlerle sürüklenecekler ve boyunlarına demirden
halkalar geçirilecektir (Mümin Suresi, 71),
- başlarından aşağı kaynar su dökülecektir (Duhan Suresi,
48),
- katrandan giysiler giyeceklerdir (İbrahim Suresi,
50),
- elleri boyunlarına bağlı bir şekilde cehennemin sıkışık
yerlerine atılacaklardır (Furkan Suresi, 13),
- cehennemin odunu ve yakıtı olarak kullanılacaklardır
(Cin Suresi, 15, Al-i İmran Suresi, 10)
Burada sayılanlar cehennemdeki azabın çok az bir kısmıdır.
Orada, dünyada bir insanın zihninde canlandıramayacağı kadar ağır
azaplar mevcuttur. Yaşanan pişmanlıkla birlikte, Allah'ın insanın
içine verdiği manevi azap ise sonsuza kadar oradaki insanların yüreklerini
yakacaktır. Bu manevi azaba Kuran'da şöyle dikkat çekilir:
"Hutame"nin ne olduğunu sana bildiren nedir?
Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. Ki o, yüreklerin üstüne tırmanıp
çıkar. (Hümeze Suresi, 5-7)

46. Cehennemde inkarcılara yiyecek
ve içecek olarak ne verilecektir?
Dünyadayken yaptıkları aşırılıklardan dolayı, Allah'ın
rahmetinden uzaklaştırılan bu insanlara ahirette hiçbir nimet verilmeyecektir.
Cehennemde sadece azap görecek olan inkarcılar, cennette müminlere
sonsuza kadar sunulan nimetlerden, kendilerine biraz olsun vermeleri
için yalvaracaklardır. (Araf Suresi, 50) Fakat inkarcılara haram
kılınan bu nimetlerin yerine onlara, kendilerini hiçbir zaman doyurmayan,
boğazlarını tıkayan, acı veren, hatta dayanılmaz açlıklarını hiçbir
şekilde gidermeyen yiyeceklerle, susuzluklarını sürekli artıran
içecekler verilecektir. Ve kendilerine hiçbir fayda sağlamamasına
hatta azap vermesine rağmen sonsuza kadar bu yiyecek ve içeceklere
muhtaç kalacaklardır.
Cehennemde inkarcılar için hazırlanan, kendilerine tarifsiz
acılar ve iğrenme duygusu verecek olan yiyecek ve içecekler Kuran'da
şu şekilde bildirilmiştir:
Zakkum ağacı (Duhan Suresi, 43-46), darı dikeni (Gaşiye
Suresi, 6-7) cehennem yiyeceklerindendir. Kaynar su (Vakıa Suresi,
54-55), irinli su (İbrahim Suresi, 16-17) ve kan (Hakka Suresi,
36) cehennemdeki içeceklerdendir.

47. Cehennem derece derece midir?
Cehennemde, herkes yaptıklarının karşılığını eksiksiz
olarak alacaktır. Elbette, inkarlarının şiddetine, Allah'ın dinine
ve müminlere karşı verdikleri mücadeleye, dünyada yaptıkları zulmün
şiddetine göre kişiler arasında derece farklılıkları olacaktır.
Örneğin müminlerin en büyük düşmanlarından olan ve aleyhte gizli
faaliyetler yapan münafıkların cehennemin en alt tabakasında olacakları
(Nisa Suresi, 145) Kuran'da bildirilmiştir. İşte bunun gibi, her
inkarcının muhakkak cehenneme gireceği ve Allah'ın adaleti ile tam
olarak yaptıklarının karşılığını göreceği Kuran'da şu ayetlerde
geçmektedir:
İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan kendilerinden
evvel gelip-geçmiş ümmetler içinde (azab) sözü üzerlerine hak olmuş
kimselerdir. Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır. Her biri için
yaptıklarınızdan dolayı dereceler vardır; öyle ki amelleri kendilerine
eksiksizce ödensin ve onlar zulme de uğratılmazlar. (Ahkaf Suresi,
18-19)
Bunun yanı sıra, bazı kişilerin zannettiğinin aksine,
insanlar günahlarının cezasını bir süre çektikten sonra bağışlanarak
cehennemden çıkamayacaklardır. Oraya giren her inkarcı sonsuza kadar
cehennemde kalacaktır. (Bakara Suresi, 80-81)

48. Cennettekiler ve cehennemdekiler
birbirlerini görürler mi?
Allah ayetlerde cennet halkı ile cehennem halkının birbirlerini
gördüklerinden ve aralarında geçen diyaloglardan bahseder. Cennet
ve cehennem halkının birbirlerini görmeleri, cennettekiler için
büyük bir şükür vesilesi, cehennemdekiler içinse hasret ve pişmanlıklarının
artması için bir vesile olur. Cennetteki insanların cehennemdekileri
görmeleri ve aralarında geçen konuşmalardan bazısı Kuran'da şöyle
haber verilir:
... Bir sözcü der ki: "Benim bir yakınım
vardı." "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan
mısın? Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten
biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?"
(Konuşan yanındakilere) Der ki: "Sizler (onun şimdi ne durumda
olduğunu) biliyor musunuz?" Derken, bakıverdi, onu 'çılgınca
yanan ateşin' tam ortasında gördü. Dedi ki: "Andolsun Allah'a,
neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin. Eğer Rabbimin
nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azab yerine getirilip) hazır
bulundurulanlardan olacaktım." (Saffat Suresi, 51-57)
Ateşin halkı cennet halkına seslenir: "Bize
biraz sudan ya da Allah'ın size verdiği rızıktan aktarın."
Derler ki: "Doğrusu Allah, bunları inkar edenlere haram (yasak)
kılmıştır." (Araf Suresi, 50)

49. Cennette nasıl bir yaşam
olacak?
Kuran'daki tasvirlerden, cennette de yaşadığımız dünyadakine
benzer bir yaşam olduğu anlaşılmaktadır. Ayetlerde cennetteki mekanlar
anlatılır, bu mekanlardaki ihtişamlı mobilyalardan, göz alıcı güzellikteki
eşyalardan bahsedilir. Bunlardan başka kullanılan takılardan, cennetteki
giyim-kuşamdan, yiyecek ve içeceklerden de örnekler verilir. Dünyadakilerle
benzer olarak tarif edilen bu güzelliklerin her birinde cennette
var olan ihtişam ve çarpıcılık vurgulanmıştır. Bu tariflerin yanında
cennette insanın aklına gelebilecek herşeyin ve ayrıca aklına gelmeyecek
güzelliklerin de nimet olarak verileceğinden bahsedilir. Dünyadaki
yaşam ve cennetteki yaşam arasındaki en büyük fark hiç kuşkusuz
ki dünyadaki eksikliklerin hiçbirinin cennette olmamasıdır. Ayetlerde
cennette var olduğu haber verilen inceliklerden ve güzelliklerden
bazıları şöyledir:
- Büyük bir mülk ve ihtişam,
- Yüksek konaklar ve köşkler,
- Yükseklere kurulmuş tahtlar,
- Atlastan, ipekten en güzel giysiler
- Altından, gümüşten bilezikler, mücevherler, inciler,
- Altından ırmaklar akan mekanlar,
- Ne sıcak ne de soğuk, tam kararında bir gölgelik,
- Altın tepsiler, kadehler,
- Astarları ağır işlenmiş atlastan yataklar,
- Yeşil yastıklar ve çarpıcı güzellikte döşekler,
- Tadı değişmeyen sütten ırmaklar, süzme baldan ırmaklar,
- Gümüşten billur kaplar ve daha birçokları...
Görüldüğü gibi cennet bir insanın en büyük zevkleri
alabileceği, olağanüstü kusursuzlukta bir mekandır. Allah cennetteki
ihtişamı bir ayetinde şöyle bildirir:
Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk
görürsün. (İnsan Suresi, 20)

50. Cennetteki manevi ortam
nasıl olacak?
Cennet, müminlere dünyada yaptıkları salih amellerin,
gösterdikleri güzel ahlakın karşılığında Allah tarafından verilen
bir nimettir. Ayetlerde, maddi yönden her türlü güzelliğin sunulduğu
cennette, insanlara sıkıntı veren hiçbir şeyin olmadığından da bahsedilir.
Cennette;
- her yönden güvenlik vardır,
- kin ve nefret yoktur,
- boş konuşma ve yalan yoktur,
-yorgunluk ve bıkkınlık yoktur,
- korku ve hüzün yoktur,
- güzel yüzlü, güzel huylu insanlar vardır,
- cennette yaşlanma yoktur, herkes yaşıttır,
- cennet, insanın her yönüyle hoşnut olacağı bir yerdir.
Elbette burada sayılanlar cennetteki güven ve huzur
ortamını tarif eden birkaç örnektir. Allah bir ayetinde, inanmayanlar
cehennemde tarif edilmez bir azap çekerken, müminlerin cennette
son derece büyük bir maddi manevi rahatlık ve huzur içinde olacaklarını
şöyle bildirmektedir:
(O gün) Zalimleri kazandıkları dolayısıyla korkuyla
titrerlerken görürsün; o (yaptıkları) da üstlerine çöküvermiştir.
İman edip salih amellerde bulunanlar ise, cennet bahçelerindedirler.
Rableri katında her diledikleri onlarındır. İşte büyük fazl (nimet
ve üstünlük) budur. (Şura Suresi, 22)

51. Nefsini ilah edinmek nasıl
olur?
Nefsini ilah edinen insan kendi çıkarlarını ve rahatını
dinin çıkarlarının üzerinde tutan insandır. Oysa gerçek ve samimi
bir dindar sadece Allah'ı ilah edinir ve sadece Allah'ı hoşnut edecek
şekilde davranır. Bu, her koşul için geçerlidir. Böyle bir kişi
hastalandığında da, zorluk anlarında da, çıkarları tamamen zedelenecek
olsa da asla dinin çıkarlarından, Allah'ın sınırlarından taviz vermez.
Ama bir insan küçük gibi gördüğü bir konuda bile din
için fedakarlıkta bulunamıyorsa, zor gelen herşeyde dini terk ederek
nefsine süslü geleni seçiyorsa, bu insan nefsini hoşnut etmeye çalışıyordur
ve dolayısıyla onu ilah edinmiştir.
Allah Kuran'da nefislerini ilah edinenler için şöyle
demektedir:
Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın
bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği
ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan
sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor
musunuz? (Casiye Suresi, 23)

52. Şeytan insanı saptırmak
için her an faaliyette midir?
Şeytan insanı Allah'ın yolundan saptırmak için durmaksızın
bir faaliyet içindedir. Bir an olsun bundan vazgeçmez, her türlü
yolu dener. İnsana zayıf noktalarından yaklaşarak ona kendi isteklerini
yaptırmaya çalışır. Bir ayette şeytanın insanları saptırmaya yönelik
faaliyetler göstereceğine şöyle dikkat çekilmiştir:
... Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak
ister. (Nisa Suresi, 60)
Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından
dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru
yolunda (pusu kurup) oturacağım. Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından,
sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici
bulmayacaksın." (Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve
kovulmuş olarak ordan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse,
cehennemi sizlerle dolduracağım." (Araf Suresi, 16-18)
Şeytan insanın en büyük düşmanıdır ve insanlara vesvese
vererek, doğruyu yanlış, yanlışı doğru gibi göstererek onları dinden
uzak tutmaya çalışır. Ayette bildirildiği gibi insanların Allah'a
şükretmesini engellemeye çalışır. Ancak Kuran'da bildirildiği gibi
şeytana uyan insanlar mutlaka hüsrana uğrayacaklardır. Bu yüzden
insanlar şeytanın sinsi tuzaklarına karşı uyanık olmalı ve ona uymaktan
şiddetle kaçınmalıdırlar.
Şunu da unutmamak gerekir ki, şeytan yalnızca samimi
olarak iman etmeyen insanlar üzerinde etkili olabilir. Allah'a kesin
bilgiyle inanan, ahireti, hesap gününü bilen insanlar şeytanın faaliyetinden
etkilenmezler. Eğer bu yönde bir etkiyle karşılaşacak olurlarsa
hemen Allah'a sığınırlar. Allah şeytanın inananlara karşı son derece
güçsüz olduğunu şöyle haber vermiştir:
(Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese
eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar),
sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 201)
Şeytanın kendisi de, Allah'a içtenlikle bağlı olan samimi
ihlas sahiplerine karşı saptırıcı bir gücü olmadığını itiraf eder.
Bu Kuran'da şöyle bildirilir:
Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye
karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı
ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü
mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların
müstesna." (Hicr Suresi, 39-40)

53. İçimden geçirdiğim herşey
Allah katında biliniyor mu?
Allah, insanın içinden geçirdiği, hiç kimsenin bilmediğini
zannettiği tüm düşünceleri de dahil olmak üzere her türlü şeyi bilir.
Çünkü Allah'ın sıfatlarından biri "Habir"dir. Yani Allah
herşeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olandır. İnsan
karşısındaki kişilerden, aklından geçen düşünceleri gizleyebilir
ama Allah'tan gizleyemez. Ayette bildirildiği gibi,
"Şüphesiz, yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz."
(Al-i İmran Suresi, 5) Bir başka ayette ise şöyle denir:
Göklerde ve yerde Allah O'dur. Gizlinizi ve açığınızı
bilir; kazandıklarınızı da bilir. (Enam Suresi, 3)
İnsan zamana ve mekana bağımlı bir varlıktır. Oysa Allah
tüm bu eksikliklerden uzaktır. Zamanı, mekanı, tüm insanları, o
insanların başlarına gelecek olayları yaratan ve herşeyin kaderini
tayin eden Allah'tır. Bu yüzden Allah insanın içini, dışını, tüm
düşüncelerini bilir. Kuran'da bildirdiği gibi, "...Şüphesiz
O, sinelerin özünde saklı duranı bilendir." (Mülk Suresi, 13)

54. İnsanın kalbinin temiz olması
ve insanlara karşı yardımsever olması cennete girmesi için yeterli
olur mu?
Her insanın veya her toplumun kendine göre bir "iyilik"
ve "yardımseverlik" anlayışı vardır. Kimi için iyi eğitim
görmüş çocuklar yetiştirmek, kimi için bir yardım kulübüne üye olmak,
kimi için de hayvanseverler derneğinde çalışmak "iyilik"tir.
İnsanlar bu şekilde kendilerini kandırarak sorumluluktan
kaçmak isterler. Çünkü her insan aslında hesap gününde Kuran'a uyup
uymamaktan sorguya çekileceğini çok iyi bilir. Ancak Allah'ın emirlerini
uygulamaya yanaşmadığı için bunu görmezlikten gelir. Bu sorumluluktan
kaçmayan ve Kuran'dan sorumlu olduğu gerçeğini görebilen insan ise
"iyiliğin" gerçek karşılığının da sadece Kuran'da bulunacağını
bilir. Çünkü Kuran kendisini Yaratan'ın hükümlerini içerir.
Bir insanın cenneti kazanabilmesi için ise "kalbinin
temiz olması" değil, esas olarak Allah'ın hükümlerinin bulunduğu
Kitab'a taviz vermeden uyması gerekir. Yani bir insanın kendi halinde
yaşaması, kimsenin kötülüğünü istememesi, kimsenin malında, mülkünde,
namusunda gözünün olmaması onun cennet için uygun bir insan olduğunu
göstermez. Çünkü bunlarla birlikte Allah'ın Kuran'da bildirdiği
diğer ahlak ve özelliklerini de üzerinde taşıması gerekir.
Allah gerçek iyiliğin ne olduğunu, kimlerin gerçek müslümanlar
olduklarını bir ayetinde şöyle bildirmektedir:
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik
değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba
ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara,
yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere
(özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve
ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta
ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara
Suresi, 177)
Bir başka ayette de yine Allah katındaki iyilik ölçüsü
şöyle bir örnekle açıklanmaktadır:
Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı,
Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenin
(yaptıkları) gibi mi saydınız? Bunlar Allah katında bir olmazlar.
Allah zulmeden bir topluluğa hidayet vermez. (Tevbe Suresi, 19)
İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda
mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri
vardır. İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır. (Tevbe
Suresi, 20)

55. Allah'a hicret etmek nasıl
olur?
Hicret etmek, bir insanın bir yerden bir yere gitmesi,
daha doğrusu göç etmesi demektir. Allah'a hicret etmek ise, insanın
Allah'ı tanıdıktan, Kuran'ı okuyup anladıktan sonra geçmişteki her
türlü yanlış tavrını, düşüncesini, alışkanlıklarını kısacası herşeyini
bırakarak sadece Allah'a yönelmesi ve yalnızca O'nun istediği şekilde
yaşamasıdır.
Hz. İbrahim, doğruyu gördüğü anda çevresindeki insanların
yaşantı tarzından tamamen sıyrılarak, hemen Allah'a hicret etmiş
bir müslümandır. Hz. Lut da, Hz. İbrahim gibi üstün bir ahlak göstererek
Rabbine yönelen bir peygamberdir. Kuran'da Hz. Lut'un bu davranışı
şöyle haber verilir:
Bunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ki: "Gerçekten
ben, Rabbime hicret edeceğim. Çünkü şüphesiz O, güçlü ve üstün olandır,
hüküm ve hikmet sahibidir." (Ankebut Suresi, 26)

56. Kuran'da "ataların
dini" ifadesiyle ne kastediliyor?
Kuran'da İslam dininin hükümleri ve bir müminin nasıl
bir yaşam sürmesi gerektiği detaylı olarak tarif edilmiştir. Ataların
dini ifadesiyle de, Kuran'daki hükümlerin dışında bir takım kurallara
bağlı hareket edilerek geçmişten getirilen alışkanlıklara, geleneklere
ya da kulaktan dolma bilgilere dayalı uydurma bir din kastedilmektedir.
İslam adına ortaya atılıp, ancak Kuran'da hiçbir şekilde yeri olmayan
batıl inanç ve uygulamaların kaynağı işte bu "ataların dini"dir.
Cahiliye toplumlarında "ataların batıl dini"ne
uyarak yaşayan insanlara sıkça rastlanır. Bu toplumlarda yaşayan
insanlar çeşitli ibadetleri ve davranışları niçin yaptıklarını düşünmeden,
babalarından, dedelerinden öğrendikleri şekliyle uygular ve dinen
makbul bir şeyler yaptıklarını sanırlar. Temelde, Allah'ın hoşnutluğunu
kazanmayı değil, geçmişten kendilerine kötü bir miras olarak bırakılan
çarpık sistemi uygulamaya çalışırlar. Bu konuda Kuran'da Hz. İbrahim'in
kavminden bir örnek verilmiştir:
Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku: Hani,
babasına ve kavmine: "Siz neye kulluk ediyorsunuz?" demişti.
Demişlerdi ki: "Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların
önünde bel büküp eğiliyoruz." Dedi ki: "Peki, dua ettiğiniz
zaman onlar sizi işitiyorlar mı?", "Ya da size bir yararları
veya zararları dokunuyor mu?", "Hayır" dediler. "Biz
atalarımızı böyle yaparlarken bulduk." (İbrahim) Dedi ki: "Şimdi,
neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?", "Hem siz, hem
de eski atalarınız?", "İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır;
yalnızca alemlerin Rabbi hariç", "Ki beni yaratan ve bana
hidayet veren O'dur;" "Bana yediren ve içiren O'dur;",
"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;", "Beni
öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur, "Din (ceza) günü
hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;" (Şuara Suresi,
69-82)
Ayetlerde görüldüğü gibi Hz. İbrahim, kavminin batıl
dininden uzaklaşmış, yalnızca Allah'a yönelmiş ve kavmine de Allah'ın
tek ilah olduğunu, uyulması gereken tek dinin de Allah'ın dini olduğunu
tebliğ etmiştir.
Elçilerin çoğu, gönderildikleri kavimler tarafından
atalarının dinlerine karşı çıkmakla, bu dini yıkmaya çalışmakla
itham edilmiş ve dönemlerinde yürürlükte olan çarpıtılmış, tahrif
edilmiş dinin mensupları tarafından tepki ve tehditler almışlardır.
Bununla ilgili ayetlerden bazıları şöyledir:
Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde
bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun
diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz"
dediler. (Yunus Suresi, 78)
Onlara; "Allah'ın indirdiklerine uyun"
denildiğinde, derler ki; "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz
şeye uyarız." Şayet şeytan, onları çılgınca yanan ateşin azabına
çağırmışsa da mı (buna uyacaklar)? (Lokman Suresi, 21)
Hayır; dediler ki: "Gerçekten atalarımızı
bir ümmet üzerinde bulduk ve doğrusu biz onların izleri (eserleri)
üstünde doğru olana (hidayete) yönelmiş (kimse)leriz." (Zuhruf
Suresi, 22)

57. İslam'da kadın ile erkek
eşit midir?
Allah, Kuran'da iman eden ve salih amellerde bulunan
müminlerden bahseder. Allah katında, değer ve üstünlük ölçüsü, bir
insanın kadın ya da erkek olması değil, iman etmiş olması ve salih
amellerde bulunmasıdır. İslam'ın hükümlerinden ve Allah'ın emirlerinin
eksiksiz olarak yerine getirilmesinden hiçbir ayrım yapılmaksızın
herkes sorumludur. Kuran'da kadın olsun, erkek olsun her insanın
yaptığı işin karşılığını aynı şekilde alacağı haber verilir:
Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim salih
bir amelde bulunursa, onlar cennete girecek ve onlar, bir 'çekirdeğin
sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa uğramayacaklardır. (Nisa
Suresi, 124)
Ayrıca Allah başka ayetlerinde de önemli olanın insanın
cinsiyeti değil, takvası yani Allah'tan korkarak nefsini Allah'ın
hoşnut olmayacağı her türlü günah ve isyandan, bozulma ve sapmadan
koruması, ahirette kendisine yıkım getirecek her türlü kötülükten
kaçınması olduğunu bildirmiştir:
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve
bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar
ve kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en
üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride
olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi,
13)

58. Kulağı ve gözü mühürlü kişi
nasıl olur?
Allah'ın Kuran'da uyulmasını emrettiği hükümler çok
açıktır ve bunlardan haberdar olan herkesin bu hükümleri eksiksiz
uygulaması gerekir. Ayetlerden haberdar olan ama gereğini yerine
getirmeyen kişi vicdanının sesini dinlemediği için kalbi katılaşır,
aklı ve şuuru körelir; bir süre sonra gerçekleri göremez hale gelir.
Ayetlerde tarif edilenleri anlamaz, doğruları göremez. Yaptıklarının
karşılığı olarak kendisini nasıl bir sonun beklediğini dahi fark
edemez.
Allah ayetlerinde, dünya hayatını ahirete tercih edenlerin,
ayetleri geçersiz kılmak için mücadele edenlerin, Allah'a karşı
yalan düzüp uyduranların, sadece nefsinin emrettiklerini uygulayanların,
iman ettikten sonra inkara sapanların, mücadelede geri kalmayı seçenlerin
ve zengin olduğu halde Allah yolunda infak etmek istemeyen kişilerin
kalplerinin, kulaklarının ve gözlerinin mühürleneceğinden ve üzerlerinde
bir ağırlık olacağından bahsetmektedir. Ayrıca ayetlerde bu insanların
cehennem ehli olduğu da haber verilmektedir:
Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir;
gözlerinin üzerinde de perdeler vardır. Ve büyük azab onlaradır.
(Bakara Suresi, 7)
Onlar, Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini
mühürlediği kimselerdir. Gafil olanlar da onların ta kendileridir.
Şüphesiz, onlar ahirette ziyana uğrayanlardır. (Nahl Suresi, 108-109)

59. Kuran'da bozgunculuktan
kastedilen nedir?
Kuran'da bozguncu karakterine birçok örnek verilmektedir.
Ancak bozguncuların temel özelliği Allah'a, Allah'ın elçilerine
ve kitaplarına karşı çıkmaları, dinin ve müslümanların karşısına
engeller çıkarmaları, Allah'ın sınırlarını tanımamalarıdır. Onların
bu genel özelliği bir ayette şöyle bildirilmektedir:
İnkar edip de Allah'ın yolundan alıkoyanlar, Biz,
işledikleri bozgunculuğa karşılık, onlara azap üstüne azap ilave
ettik. (Nahl Suresi, 88)
Ayetlerde Allah'ın yolundan alıkoymaya çalışan bu insanların
yeryüzünde dirlik ve düzeni bozdukları, karışıklık çıkardıkları,
Allah'ın emir ve yasaklarını kaldırmaya çalıştıkları, ölçüyü ve
tartıyı eksik tutarak sahtekarlık yaptıkları gibi özelliklerinden
söz edilmektedir. Buna karşılık Allah hem dünyada hem ahirette bu
kişilere karşılık verir ve onları yukarıdaki ayette de bildirdiği
gibi çeşitli şekillerde azaplandırır, sonsuz adaletiyle bozgunculuk
yapmaya kalkışan herkese hak ettiği karşılığı eksiksiz olarak verir.
60. Münafık kimdir?

Münafıklar, Kuran'da iman etmedikleri halde, iman etmiş
gibi gözüken, dolayısıyla içinde yaşadıkları mümin topluluğundan
kendilerince bir çıkar elde edeceklerini düşünen iki yüzlü insanlar
olarak tarif edilmişlerdir. Allah münafıkların, bozguncu olduklarını
ve müminlerin arasında fitne çıkarmaya çalıştıklarını, yani mümin
topluluğunun içindeki birlik ve beraberliği bozmaya yönelik gizli
faaliyetlerde bulunduklarını bildirmiştir. Bu özelliklerinden dolayı
kendilerine "nifak (ayrılık, bozgunculuk, fitne) çıkaran"
anlamında "münafık" ismi verilmiştir.
Münafıkların diğer bir önemli özellikleri, mümin topluluğunun
bir takım zorluklarla karşılaştığı dönemlerde gerçek yüzlerini göstermeleri,
bunun dışında kendilerini belli etmemeleridir. Kendilerince müminleri
aldattıklarını zanneden bu insanların aslında kendileri büyük bir
aldıanışın içindedirler. Allah aşağıdaki ayette münafıkların içine
düştüğü aldanmayı şöyle bildirmiştir:
İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a
ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir.
(Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca
kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık
vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından
dolayı, onlar için acı bir azab vardır. (Bakara Suresi, 8-10)
Kendilerine din ve ahiret konusunda her türlü bilgi
geldiği, elçiyi görüp tanıdıkları ve müminlerle içiçe yaşadıkları
halde çok büyük bir alçaklık örneği sergileyerek kibir ve dünyevi
çıkarlar uğruna imandan dönmeleri, fitne çıkarmaya çalışmaları,
elçiye ve müminlere düşmanlık yapmaları, inkarcılara gidip onları
müminlere karşı kışkırtmaları nedeniyle Allah onlara en büyük azabı
vaat etmiştir:
Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar.
Onlara bir yardımcı bulamazsın. (Nisa Suresi, 145)
|