|
21. İslam'da dini anlatma sorumluluğu
kimlere verilmiştir?
İnsanlara iyi olanı emretmek ve onları kötü tavırlardan
sakındırmak her insanın yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur.
Doğruyu bilen herkes, diğer insanlara bildiği bu doğruyu anlatmakla
yükümlüdür. Bu nedenle dini anlatmak ve insanları Allah'a imana
davet etmek sadece elçilerin değil, iman eden her insanın yerine
getirmesi gereken ibadetlerden biridir. Allah insanları dine davet
ederek, onlara doğru yolu göstermenin, ahiret hayatındaki sonsuz
kurtuluşun yolu olduğunu bildirmiştir:
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden
ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa
erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)

22. Zalim kavramı Kuran'da nasıl
tarif edilmektedir?
Kuran'da kendisine Allah'ın ayetleri hatırlatıldığı halde,
Allah'a ibadet etmekten yüz çeviren kimseler "zalim" olarak
adlandırılmıştır:
Allah'a karşı yalan söyleyenden ve kendisine geldiğinde
doğruyu (Kur'an'ı) yalanlayandan daha zalim kimdir? Kafirler için
cehennemde bir konaklama yeri mi yok? (Zümer Suresi, 32)
Bu kimselerin zalimliklerinin en önemli göstergelerinden
biri, kendilerine verdiği sayısız nimete karşı Allah'a nankörlük
ediyor olmalarıdır. Allah'ın büyüklüğü karşısında ne kadar aciz
olduklarını düşünmemeleri de yine onların zalimliklerindendir. Sahip
oldukları bu karakter ile kendilerini cehenneme sürükledikleri gibi,
beraberlerindeki insanları da aynı kötü ahlakı yaşamaya çağırırlar.
Onları dini yaşamaktan alıkoyarak, dünyada ve ahirette büyük bir
azabın içerisine girmelerine neden olurlar. Bu nedenledir ki, Allah
"Zulmedenlere eğilim göstermeyin, yoksa
size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka velileriniz yoktur, sonra
yardım göremezsiniz." (Hud Suresi, 113) ayetiyle insanları
böyle kişilere uymama konusunda uyarmıştır.

23. "Ben Müslümanım"
demek iman etmek için yeterli midir?
İnsanın sadece diliyle müslüman olduğunu söylemesi tek
başına yeterli değildir. Çünkü iman etmek, dil ile tasdik etmenin
yanında Allah'ın dinini fiili olarak yaşamak ve yaşatmakla mümkün
olur. Allah Kuran'da iman eden insanları şu özellikleriyle tarif
etmiştir:
Din ahlakının yaşanması için çaba gösteren, gerektiğinde
dinin menfaati için kendi çıkarlarından özveride bulunan, nefsinin
bencil tutkularını yenen, başkalarının hatalarını bağışlayabilen,
öfkesini tutup itidalli davranabilen, ihtiyaç içinde olsa bile başkaları
için fedakarlıkta bulunabilen, malını Allah yolunda harcayan, sabreden,
dinin yayılması için gece gündüz İslam'ı tebliğ eden, Allah'ı çok
anan, ibadetlerini titizlikle yerine getiren, herhangi bir haksızlıkla
karşılaştığında itidalini kaybetmeyen, adaletli ve bunun gibi daha
pek çok konuda çaba harcayan kimseler...
Dikkat edilirse sayılan bu fiillerin hiçbirisi sadece
sözle yerine getirilebilecek konular değildir. Yani insanın fiili
bir çaba içinde olmadan, "ben çaba harcıyorum" demesinin
bir anlamı olmaz. Ya da malını harcamadan, "ben malımı ihtiyaç
olduğunda veririm" demesi yeterli olmaz. Bu nedenle "ben
müslümanım" demek belki iman etmenin ilk aşamasıdır, ancak
gerçek iman ancak Allah'ın hükümlerini tümüyle yaşamakla mümkün
olur. Kuran'da bu konu şöyle açıklanmıştır:
Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: "Gerçekten
ben müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir? (Fussilet
Suresi, 33)

24. İnkar edenlerin de Allah'ın
kontrolünde olması Kuran'da nasıl açıklanmaktadır?
Yeryüzündeki canlı cansız tüm varlıklar Allah'ın kontrolü
altındadır. Bu durumun şuurunda olsalar da olmasalar da, inkar edenler
de aynı şekilde hayatlarının her anında Allah'ın denetimi altında
yaşarlar. "... Biz herşeyi bir kader
ile yarattık" (Kamer suresi, 49) ayetiyle de bildirildiği
gibi, tüm varlıkların kaderini belirleyen tek güç Allah'tır.
Allah inkar edenler için de bir kader belirlemiştir ve bu kimseler
hayatlarını bu kadere tabi olarak yaşarlar. Allah bu gerçeği bir
ayette şöyle açıklamıştır:
Peki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi
arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese
de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler. (Al-i İmran
Suresi, 83)
Allah'ın varlığı tüm evreni sarıp kuşatmıştır ve O'nun
görmediği, sesini duymadığı hiçbir canlı yoktur. İnkar edenlerin,
akıllarından geçirdikleri bir düşünceye, söyledikleri tek bir sözden
yaptıkları herhangi bir tavra kadar Allah her an onlara şahittir.
Dolayısıyla tüm insanlar her an her yerde Allah'ın kontrolü altında
yaşarlar. Dünyanın her neresine giderlerse gitsinler, kimsenin bilmediği
en gizli yerlerde de olsalar, Allah mutlaka onların yanındadır ve
onları denetlemektedir. Kuran'da bu gerçeğe şöyle dikkat çekilir:
Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun
hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz
herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde
şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir
şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha
büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus
Suresi, 61)

25. Allah'a duyulan sevgi nasıl
olmalıdır?
Allah'a karşı duyulan sevgi, birçok duygunun birleşmesinden
oluşan çok köklü bir sevgidir. Bu sevginin içinde sonsuz bir güç
sahibi olan Yaratıcı'nın karşısında hissedilen teslimiyet duygusu,
Allah'ın sonsuz merhametine duyulan güçlü bir güven duygusu, O'nun
sonsuz aklına karşı hissedilen saygı ve yarattığı güzelliklere karşı
duyulan hayranlık vardır. Allah'ın herşeyin sahibi olduğunu bilmenin
getirdiği bir sadakat ve bağlılık vardır. Bütün bunların bilincinde
olan insan, Rabbimize karşı çok coşkulu bir aşkla bağlanır. Bu sevgi
gerçek ve saf sevgidir. Kuran'da müminlerin Rablerine olan sevgileri
şöyle ifade edilir:
Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır
ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin
ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler, azaba uğrayacakları
zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın
vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara
Suresi, 165)

26. Kuran'da geçen "küfre
karşı onurlu olmak" kavramı ne demektir?
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner
(irtidat eder)se, Allah (yerine) kendisinin onları sevdiği, onların
da kendisini sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı
ise 'güçlü ve onurlu,' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından
korkmayan bir topluluk getirir (Maide Suresi, 54)
Allah Kuran'da müminlere güzel ahlaklı olmayı ve her
ne olursa olsun, nasıl bir tavırla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar
bu özelliklerinden taviz vermemeyi emretmiştir. İnkar edenlerin
yaşadığı hayat ise, müminlerin sahip olduğu güzel ahlak özelliklerine
tamamen zıt tavırlar içerir. Müminler inkar edenlerin bu tavırlarıyla
karşılaştıklarında onların seviyesine inmez ve onurlu bir tavır
ile karşılık verirler. Onların bu ahlakı karşısında Kuran ahlakından
asla taviz vermezler ve bu konuda güçlü bir kararlılık gösterirler.
Kötü söze güzel sözle, kibire tevazuyla, haksızlığa adaletle, merhametsizliğe
merhametle cevap verir, basit bir tavra girmeyi asla kendilerine
yakıştırmazlar.
Kuran'da müminlerin inkar edenlere karşı gösterdikleri
bu onurlu tavırlara verilen örneklerden bazıları şöyledir:
Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş
ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.
(Furkan Suresi, 72)
O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde
alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları
zaman "Selam" derler. (Furkan Suresi, 63)

27. Dini anlatan bir kimse,
karşısındaki kişinin iman edip etmemesinden sorumlu olur mu?
Dini anlatan bir insan, karşısındaki kişinin iman edip
etmemesinden hiçbir şekilde sorumlu değildir. Müminler sadece Kuran'ı
karşı tarafa en güzel şekilde anlatarak, insanları Allah'a iman
etmeye çağırmakla yükümlüdürler. Ancak dinin anlatıldığı bu insanın
kalbi tümüyle Allah'ın kontrolündedir. Tebliğ yapılan insan eğer
mümin olacaksa ona İslam'ı sevdirecek, kalbine imanı yerleştirecek
olan sadece Allah'tır. Bu nedenle Allah Kuran'da müslümanların dini
anlatmakla yükümlü olduklarını, ancak hidayeti vermenin sadece Kendisine
ait olduğunu bildirmiştir:
Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin,
ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları
daha iyi bilendir. (Kasas Suresi, 56)

28. Müslümanlarla görüşmeden
din yaşanabilir mi?
İnsan, zaruri nedenlerle tek başına kalması söz konusu
olmadığı sürece diğer müslümanlarla birarada yaşamalıdır. Çünkü
müslümanın güzel ahlakını, fedakarlığını, öğüte karşı boyun eğiciliğini,
alçakgönüllülüğünü, sevgisini, sadakatini gösterebilmesi için müminlerle
birlikte olması gerekir. Yoksa bir mümin dinsiz birine karşı sadakatli
olamaz. Küfrün ahlakına karşı boyun eğici davranamaz. İman sahibi
olmayan birine karşı teslimiyet gösteremez. Allah'a inanmayan biriyle
Allah'ı zikredemez. Bu nedenle Kuran'da tarif edilen hayatı tam
olarak yaşayabilmesi için müminlerle birarada bulunması gerekir.
Ayrıca imanlı bir insan için İslam ahlakının insanlar
arasında yayılması ve herkes tarafından yaşanması çok önemlidir.
Çünkü bu, Allah'ın müminlere yüklediği sorumluluklardan bir tanesidir.
Böyle bir çalışma ise müminlerin birbirlerine var güçleriyle destek
olmalarını gerektirir. Bu nedenle Allah iman edenlere "kenetlenmiş
binalar gibi saf bağlayarak" hareket etmelerini emreder. (Saf
Suresi, 4)
Ayrıca bir mümin ancak Kuran ahlakını yaşayan imanlı
insanların yanında rahat eder. Allah'ı dost edinmiş olan bir insanın
dostluğundan zevk alır. Karşısında güzel ahlaklı ve Allah'a derinden
bağlı bir insan görmek ister. Ahirette sonsuza kadar beraber olmak
istediği insanlarla, dünyadayken de beraber yaşamayı arzu eder.
Allah, dinin bu hükmünü Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine
dua edenlerle birlikte sabret. Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü
isteyerek gözlerini onlardan kaydırma. Kalbini bizi zikretmekten
gaflete düşürdüğümüz, kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan
ve işinde aşırılığa gidene itaat etme. (Kehf Suresi, 28)

29. İnsanların dini yaşamadan
mutlu olmaları mümkün müdür?
Dini yaşamayan hiçbir insanın gerçek anlamda mutlu olabilmesi
mümkün değildir. Çünkü bir insanın mutlu olabilmesi için herşeyden
önce vicdanen rahat olması şarttır. Yani kalbine sıkıntı verecek,
aklına takılacak, pişmanlık içinde yaşamasına sebep olacak bir durum
içinde bulunmaması gerekir. Vicdanın rahat olması ise sadece bir
tek şekilde mümkündür; bu da dinin yaşanmasıdır. Çünkü vicdan Allah'ın
emrindedir ve insana sürekli olarak Allah'a iman etmeyi, dinin hükümlerini
yerine getirmeyi ve güzel ahlaklı olmayı emreder. Bu nedenle bütün
hayatı boyunca vicdanının bu emrine karşı mücadele veren dinsiz
bir insanın mutlu olabilmesi mümkün değildir. Allah insanın kalp
rahatlığını ve gerçek huzuru yalnızca Allah'a imanla elde edebileceğini
bildirmiştir:
Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle
mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle
mutmain olur. (Rad Suresi, 28)

30. Her insan dini yaşamakla
sorumlu mudur?
Allah'ın varlığını kavrayabilecek bir şuur açıklığına
ulaştığı andan itibaren her insan, Allah'ın emirlerini yerine getirmekle
sorumludur. Ne fakir olması, ne sakat olması, ne hasta olması, ne
çok zengin ve çok ünlü olması, ne de çok yüksek bir mevki sahibi
olması bir insanın dinini yaşamasına engel değildir. Çünkü bunların
hiçbiri insanların Allah'a kulluk etmeleri için yaratıldıkları gerçeğini
değiştirmez. Kuran'da sadece fiziksel olarak özürlü olan kişilerin
dinin bazı hükümlerinden sorumlu olmadığı bildirilmiştir. Bunun
dışında ise her insan Allah'a kulluk etmekle ve O'nun indirdiği
dinin hükümlerini yerine getirmekle sorumludur. Allah Kuran'ın insanlara
farz kılındığını ayetlerinde şöyle bildirmiştir:
Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten
bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. (Zuhruf Suresi, 44)

31. Hz. İsa, Hz. Musa ve diğer
peygamberler için "Müslüman" ifadesini kullanmak doğru
mudur?
Kuran'da Hz. İsa, Hz. Musa da dahil olmak üzere Hz. Süleyman,
Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Yusuf ve diğer bütün peygamberler "Müslüman"
olarak anılmaktadır. Çünkü Allah'ın dini tektir ve bu din Allah
katında İslam'dır. Hz. Adem'den bu yana insanlara öğretilen din
hep aynıdır. Hz. İsa'nın İncil'i, Hz. Musa'ya inen Tevrat ve Hz.
Davud'a inen Zebur'un tahrif edilmeden önceki hallerindeki özü de
yine bu dini anlatmaktadır. Bu nedenle Allah'ın dinini tebliğ eden
bütün peygamberler tek bir dine mensupturlar. Bu din de hak din
olan İslam dinidir. Kuran'da bu konu insanlara şöyle açıklanmıştır:
İbrahim, ne Yahudi idi, ne de Hıristiyandı: Ancak,
O hanif (muvahhid) bir Müslümandı, müşriklerden de değildi. (Al-i
İmran Suresi, 67)
Yine bir başka ayette de Hz. Musa'nın beraberindeki kimselerden
"müslüman" olarak bahsettiği haber verilmektedir:
Musa dedi ki: "Ey kavmim, eğer siz Allah'a
iman edip müslüman olmuşsanız artık yalnızca O'na tevekkül edin."
(Yunus Suresi, 84)
Hz. İsa'nın yanındaki Havarilerin de kendilerini müslüman
olarak isimlendirdikleri bir ayette şöyle bildirilmektedir:
Hani Havarilere: "Bana ve elçime iman edin"
diye vahy (ilham) etmiştim; onlar da: "İman ettik, gerçekten
müslümanlar olduğumuza sen de şahid ol" demişlerdi. (Maide
Suresi, 111)

32. İnsanların Allah'tan razı
olmaları ne demektir?
Bir insanın Allah'tan razı olması, Allah'ın kendisi için
belirlediği kaderden ve kendisine verdiklerinden kayıtsız şartsız,
içinde hiçbir sıkıntı duymadan hoşnut olması demektir. İnsan karşılaştığı
herhangi bir olaydaki hayrı ve güzelliği o an için göremeyebilir.
Ancak bu hayrı görsün veya göremesin, Allah'ın her olayda muhakkak
iyilik ve güzellik dilediğini bilir. Her zaman için karşılaştığı
her olayda Allah'a sonsuz bir güveni vardır. Hiçbir zaman kendi
içinde, "bu olay bana iyilik mi getirecek kötülük mü"
diye bir şüpheye kapılıp tereddüt yaşamaz, hep Allah'a güvenerek
ve hayırla karşılaşacağını bilerek düşünür.
Başına ölümcül bir hastalık gelebilir, kaza geçirip sakat
kalabilir, bütün malını mülkünü kaybedip fakir duruma düşebilir,
insanlar tarafından haksızlığa uğratılabilir ya da hiç beklemediği
bambaşka bir olayla karşılaşabilir. Ne olursa olsun bütün bunların
Allah'ın kontrolünde gerçekleştiğini bildiği için, içi çok rahattır.
Allah'ın aklına ve merhametine tam olarak teslim olmuştur. Her ne
koşul altında olursa olsun Allah'a şükreder. İşte bu, Allah'tan
razı olan bir insanın tavrıdır. Allah kendisinden razı olan kullarından
Kuran'da şu şekilde bahsetmektedir:
Allah dedi ki: "Bu, doğrulara, doğru söylemelerinin
yarar sağladığı gündür. Onlar için, içinde ebedi kalacakları, altından
ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu, onlar
da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük 'kurtuluş ve mutluluk' budur."
(Maide Suresi, 119)
... Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine
imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları,
altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orda süresiz olarak
kalacaklardır. Allah, onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı
olmuşlardır. İşte onlar, Allah'ın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz
Allah'ın fırkası olanlar, felah (umutlarını gerçekleştirip kurtuluş)
bulanların ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 22)

33. Batıl inançları kabullenmek
doğru olur mu?
Batıl inançlar halk arasında ağızdan ağıza yayılan, ancak
hiçbir geçerliliği olmayan inanışlardan ibarettir. İnsanlar çeşitli
varlıkların kendilerine uğursuzluk getirdikleri gibi asılsız inançları
nedeniyle tedirgin olurlar. Oysa bir maddenin uğur ya da uğursuzluk
getirmesi diye bir şey söz konusu değildir. Çünkü kainatta var olan
hiçbir olay tesadüf eseri meydana gelmez. Her insanın, her bitkinin,
hayvanın veya eşyanın bir kaderi vardır. Ne kadar yaşayacakları,
nasıl bir hayat sürecekleri, nasıl bir görünüme sahip olacakları
gibi herşey Allah katında zaten bellidir. Allah'ın izin olmadan
bir ağaç dalındaki tek bir yaprağın bile düşmesi mümkün değildir.
Evrenin yaratılışından itibaren gerçekleşmiş ve gerçekleşecek
olan her olay Allah tarafından takdir edilmiştir. Bu kaderi ne bir
insanın, ne bir hayvanın, ne de bir eşyanın değiştirme gücü yoktur.
Eğer bir insanın başına beklemediği bir anda bir kaza geliyorsa,
bu onun daha yaratılmadan önce belirlenmiş olan kaderi gereğidir.
Bir insanın bir başarı elde etmesi, sağlığına kavuşması ya da başına
herhangi bir iyilik gelmesi de onun uğurundan değil, Allah'ın lütfundandır:
Gaybın anahtarları O'nun katındadır, O'ndan başka
hiçkimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir,
O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir
tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir
kitaptadır. (Enam Suresi, 59)

34. Kuran, kıyamete kadar yaşayacak
olan tüm insan topluluklarına mı gönderilmiştir?
Kuran kıyamete kadar yaşayacak olan tüm insanlar için
indirilmiştir. Dolayısıyla Kuran'ın hükümleri, bu süre içerisinde
yaşayan her insan için geçerlidir. Bundan 1000 sene önce yaşamış
olanlar da, bundan sonra yaşayacak olanlar da aynı kitaptan ve aynı
hükümlerden sorguya çekileceklerdir. Bir yüzyıldan başka bir yüzyıla
geçilmesi, giyim tarzının, teknolojinin ya da şehirlerin değişmesi
insanların Allah'a karşı olan sorumluluklarını değiştirmez. Bir
insan büyük bir çölün ortasında olsa, bir gökdelen katında otursa
da, ibadetlerini ve ahlakını Kuran'da belirtilen şekilde yerine
getirmekle yükümlüdür. Allah Kuran'ın tüm alemlere gönderildiğine
ve tüm insanların bu kitaptan sorguya çekileceklerine ayetlerinde
şöyle dikkat çekmiştir:
Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten
bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız. (Zuhruf Suresi, 44)
Alemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı indiren
(Allah) ne yücedir. (Furkan Suresi, 1)

35. Hastalık, sakatlık, fakirlik
veya herhangi bir fiziksel eksiklik karşısında şikayet etmek doğru
olur mu?
Hastalık, sakatlık ya da fakirlik gibi eksiklikler, insanın
dünya hayatının geçiciliğini anlaması ve cennete özlem duyup bu
yönde çaba harcamaya yönelmesi için Allah tarafından yaratılmış
özel durumlardır. Bu nedenle de bunlar aslında Allah'ın kullarına
olan lütfundan kaynaklanmaktadır. Dünyada eksiklik gibi görünen
bu konular, ibret almasını bilen bir insanın sonsuz hayatı açısından
büyük bir nimete dönüşür. Allah dünya hayatının eksikliklerine ve
zorluklarına karşı Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla tevekkül
edip sabır gösteren kullarına cennetini vaat etmiştir. Dahası Allah
orada bu kimselerin hem manevi hem de fiziki açıdan tüm bu eksikliklerini
giderecek, onları en güzel surette hem de sonsuz bir yaratılışla
yaratacaktır.
İşte bu nedenle insanın böyle bir acizlik karşısında
dünya hayatında yapması gereken şey, bu gerçeği hiç unutmadan sonsuz
akıl sahibi olan Rabbimize tamamen teslim olmasıdır. Çünkü Allah'ın
bir insan için belirlediği kaderde kişinin hiç bilmediği hayırlar
ve pek çok hikmet vardır. İnsanların fakirlik, çirkinlik ya da hastalık
gibi hoşlarına gitmeyen durumlara karşı isyankar ve şikayetçi bir
tutum içinde olmaları Kuran ahlakına uygun değildir. İnsana düşen
Allah'ın kendisi için belirlediği kadere razı olmaktır. Unutmamak
gerekir ki, herhangi bir durumdan şikayetçi ve memnuniyetsiz olan
bir insan, aslında Allah'ın kendisi için dilediği bir güzelliğe
karşı memnuniyetsiz bir tavır göstermiş olur. Bu ise Allah'a karşı
büyük bir nankörlüktür. Çünkü Allah her olayı insanı denemek amacıyla
yaratmakta ve onun sonsuz kurtuluşuna bir vesile kılmaktadır. Müminlerin
bu konuda göstermesi gereken ideal tavır ise Kuran'da şöyle belirtilmiştir:
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında,
bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve
mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi,
51)

36. Hesap gününde peygamberleri
görebilecek miyiz?
Hesap gününde dünya tarihi boyunca yaşamış olan bütün
insanlar biraraya gelecektir. Bu insanlar arasında peygamberler
de vardır. Her peygamber kendi kavmine şahitlik etmek üzere toplanma
yerine gelecektir. Bütün insanlar, Allah'ın huzurunda dünya hayatında
işledikleri amellerden dolayı hesap vereceklerdir. Bu nedenle hesap
gününde Allah'ın dilemesiyle Hz. Muhammed'i, Hz. İsa'yı, Hz. Adem'i,
Hz. Yusuf'u ve diğer bütün peygamberleri görebilmek mümkün olacaktır.
Allah Kuran'da bu konuyu şöyle haber vermiştir:
Yer, Rabbi'nin nuruyla parıldadı; (orta yere)
kitap kondu; peygamberler ve şahidler getirildi ve aralarında hak
ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar. (Zümer Suresi,
69)

37. Müminler cennette kimlerle
beraber olacaktır?
Müminler cennette, Hz. Adem'den bu yana yaşamış olan
tüm inananlarla birlikte olacaklardır. Bu kimseler arasında bugüne
kadar gönderilmiş olan tüm peygamberler, onları tasdik edip gösterdikleri
yolu izleyen salih müminler ve şehidler de bulunacaktır. Kuran'da
bu müjde müminlere şöyle verilmiştir:
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar
Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar),
şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? (Nisa
Suresi, 69)

38. İnsanın yapmadığı şeylerle
övünmesinin Kuran'daki yeri nedir?
Allah Kuran'da insanlara her konuda ihlaslı davranmayı
ve her işte sadece Allah'ın rızasını gözetmeyi öğütlemiştir. Övgü
beklentisi ise kişinin insanlardan takdir beklemesinden ve onların
hoşnutluğunu kazanmaya çalışmasından kaynaklanır. Bu bakış açısına
sahip olan insanlar sadece yaptıkları şeylerle değil, yapmadıkları
şeylerle de övünmeye kalkışırlar. Oysa ki insanın yapmadığı bir
şeyi yapmış gibi göstermeye çalışması ve bunu öne sürerek kendine
bir pay çıkarması, Allah'a karşı yalan söylemesi anlamına gelir.
Çünkü Allah insanın yaptıklarını da yapmadıklarını da en iyi şekilde
bilendir. Allah'ın bildiği bir şeyi insanların bilmemesinden istifade
ederek bir övgü konusu haline getirmeye çalışmak Kuran'da yerilen
bir tavırdır. Bu kimseler o an için kazançlı gibi görünseler de
aslında büyük bir kayıp içerisine girerler. Çünkü Allah insanı söylediği
her sözden sorumlu tutacak ve hak ettiği karşılığı ahirette mutlaka
verecektir. Kuran'da bu kimselerin durumu şöyle açıklanmıştır:
Getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları şeyler
nedeniyle övülmekten hoşlananları (kazançlı) sayma; onları azaptan
kurtulmuş olarak sayma. Onlar için acı bir azap vardır. (Al-i İmran
Suresi, 188)

39. Müslümanların sanata bakış
açısı nasıl olmalıdır?
Allah yeryüzünde çeşitli güzellikler yaratmıştır. Sanat,
bu güzelliklerin insanlar tarafından örnek alınması ve taklit edilmesiyle
ortaya çıkar. Bu yüzden sanat Allah'ın insanlara sunduğu büyük bir
lütuftur. Allah insanları estetikten, güzelliklerden zevk alacak
bir fıtratta yaratmıştır. Özellikle müminler Allah'ın bu nimetlerini
takdir edebilen, onlardaki incelikleri sezebilen, hür düşünerek
estetik konusunda geniş bir ufka sahip olan insanlardır. Bundan
dolayı sanattan aldıkları zevk katlanarak artar.
Müminler sanatı bir cennet nimeti olarak görürler. Kuran'da
cennetin insanın ruhunda derin bir etki bırakacak güzellikte eşsiz
bir sanatla döşendiğinden bahsedilmektedir. Ayetlerde cennette altın
işlemeli yastıklar, atlastan yapılmış ağır işlemeli kıyafetler,
mücevherler, yüksek köşkler, yeşil ipekten elbiseler, mücevherlerin
üzerine özenle işlendiği tahtlar olduğu bildirilmektedir. Allah'ın
övdüğü tüm bu güzellikler, müminler için dünyada da büyük bir nimettir.
Ayrıca Kuran'da bahsi geçen Hz. Süleyman'ın sarayının
güzelliği de, müminlerin sanat ve estetik anlayışlarını ortaya koyması
bakımından dikkat çekicidir. Hz. Süleyman sarayını havuzlar, büyük
çanaklar, heykellerle süslemiş ve görenlerin hayran kaldığı mükemmel
bir sanat eseri oluşturmuştur.

40. Hikmet ne demektir?
Hikmet, herşeyin en doğrusunu ve en isabetli olanını
tespit edebilme yeteneğidir. Hikmet sahibi olan bir insanın, konuşması,
aldığı kararlar, hatta tüm tavırları olabilecek en akılcı ve en
isabetli yapıyı yansıtır. Hikmet sahibi bir kimse, bir konuyu en
doğru, en özlü, en akılcı şekilde anlatabilir, bir olaya, kişiye
ya da tavra en doğru teşhisi koyabilir. Olaylar karşısında en akılcı
tepkiyi verir ve en güzel tavrı gösterebilir. Dolayısıyla da hikmet
sahibi olan insanlar, aynı zamanda da yüksek bir akla sahip kimselerdir.
Bir insanın hikmet sahibi olabilmesi ise kişinin ancak
Allah'a iman etmesi ve Kuran'a uymasıyla mümkün olur. Çünkü olayların
doğrusunu, tavrın, düşüncenin, konuşmanın güzel ve akılcı olanını
insanlara öğreten tek kaynak Kuran'dır. Allah Kendisine yönelen
samimi kullarına bir nimet olarak katından bir hikmet de verir.
Kuran'da Allah'ın bu nimeti kullarından dilediğine vereceğine şöyle
dikkat çekilmiştir:
Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine
hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden
başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara Suresi, 269)
|