|

Hak Dine Karşı Adamlık Dini
Kendisine yöneltilen "din nedir?" sorusuna karşılık olarak Peygamber
Efendimiz, "gittiğiniz yoldur" cevabını vermiştir. Bu cevap, konuyu
en hikmetli biçimde özetler. Din, bir insanın ve dolayısıyla insanlardan
oluşan toplumun tüm değer yargılarını, ahlak kurallarını, yaşam
biçimlerini içerir. Kuran'da da din terimi bu anlamda kullanılır.
Örneğin Yusuf Suresi'nin 76. ayetindeki "din" kelimesi bu anlamdadır:
Böylece (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların
kaplarını (yoklamaya) başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı.
İşte Biz Yusuf için böyle bir plan düzenledik. (Yoksa) Hükümdarın
dininde kardeşini (yanında) alıkoyamazdı... (Yusuf Suresi, 76)
Kuran'da inkar edenlerin de bir dinin mensubu oldukları gerçeği
çeşitli ayetlerde haber verilir. Örneğin Firavun, Hz. Musa hakkında
kavmine şöyle demiştir:
... Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim de o (gitsin)
Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi değiştirmesinden
ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum. (Mümin Suresi,
26)
Başka ayetlerde de kafirlerin, resulün getirdiği hak dine karşı
eski dinlerine bağlılık gösterdikleri şöyle anlatılır:
İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine
şaştılar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür. İlahları
bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey." Onlardan
önde gelen bir grup: "Yürüyün, ilahlarınıza karşı (bağlılıkta) kararlı
olun; çünkü asıl istenen budur" diye çekip gitti. "Biz bunu, diğer
dinde işitmedik, bu, içi boş bir uydurmadan başkası değildir." (Sad
Suresi, 4-7)
Buraya kadar da anlaşılacağı gibi her insanın bir dini vardır.
Allah'ın dinine uymayanlar, hatta kendini ateist olarak tanıtanlar
bile, gerçekte "dinsiz" değildirler, sadece başka dinlerin mensubudurlar.
Bu dinlerin bir kısmı, günümüzde "din" olarak tanımlanmıyor olabilir.
Ancak Kuran'da belirtildiği gibi hepsi de birer dindirler. Örneğin
Marksizm de bir anlamda dindir, çünkü bu ideoloji bir kısım insanların
"gittikleri yol"dur. Marksistler, Marx'ın ürettiği düşünce sistemini
benimsemiş, onun düşünce yöntemini kabul etmişlerdir. Dünyayı onun
koyduğu kıstaslara göre değerlendirirler. Nasıl var olduklarını
ve ölümün ne olduğunu da Marx'ın (ve Engels'in) mantıklarına dayanarak
açıklarlar. Kısacası Marksizm'e inanmışlardır ve hayatlarını da
ona göre yönlendirir, olayları ona göre değerlendirirler.
Marksizm sadece bir örnektir. Ona benzer yüzlerce farklı din (yani
felsefe, düşünce sistemi vs.) sayılabilir. Marksizm'e tamamen zıt
olan ideolojiler de birer dindir. Tabii tüm bu dinler, "batıl" dinlerdir
ve temelde insanları Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla üretilmişlerdir.
Burada vurgulanması gereken asıl önemli nokta şudur: Dünya üzerinde,
ideolojisi, felsefesi, dünya görüşü ne olursa olsun ya da isterse
hiç olmasın, hak dinden uzaklaşmış toplumların fertlerinin istisnasız
tabi oldukları tek bir ortak din vardır. Bu din de girişte adını
koyduğumuz ve ana hatlarını çizdiğimiz "adamlık dini"dir. Ve şeytanın,
insanları hak dinden saptırma ve uzaklaştırma çabasında kullandığı
en sinsi ve en etkili silahıdır.
ADAM OLMAK
"Sen önce adam ol!"
"Adam gibi insan olsan bunlar başımıza gelmezdi!"
Bu sözleri hayatımız boyunca kimbilir kaç defa duymuşuzdur. Özellikle
gençlik yıllarında, büyüklerimize pek de onaylamadıkları bir şeyi
söylediğimizde ya da onların istemedikleri bir şeyi yaptığımızda...
Bu sözü sarf eden insan için "adam olmak" herşeyin başında gelir.
"Adam olmak" tabiriyle kastedilen, toplum tarafından genel kabul
görmüş bir ahlaka, kültüre, tavra ve adaba sahip olmak, makbul olarak
tanıtılan belli kalıpları üzerinde taşımaktır. Bu değerler sistemi,
kalıpları ve kuralları ile toplumun büyük bir çoğunluğunca kabul
görmekte ve uygulanmaktadır. Bu kalıpların ve kuralların nereden
doğdukları, ne derece doğru oldukları ise kolay kolay tartışmaya
açılmaz, çarpıklıkları yargılanmaz. Zira, toplumun büyük çoğunluğunca
benimsenen bu yapıyı sorgulamak, kitlelere ters düşmek, geniş bir
kesimin tepkilerine hedef olmak tehlikesini de beraberinde getirir.
Doğruluğuna kesin olarak inanılmış bu yapı, yalnızca kendi toplumumuza
has bir özellik olarak değerlendirilmemelidir. Bu sistem gerek Doğu'da
gerekse de Batı'da, her çeşit kültürün yer aldığı ortamlarda kendine
özgü bir inanç ve kabuller sistemi olarak varlığını sürdürmekte,
yasaklamaları, yaptırımları ve tavsiyeleriyle adeta kendi başına,
müstakil bir din -adam olmanın dini- halinde uygulanmaktadır: "Adamlık
Dini".
"Adam olmak", Müslüman olmanın, Allah'a inanmanın, güzel ahlaklı
olmanın, hatta insan olmanın dışında apayrı bir kavramdır. Allah'ın
Kuran'da tarif ettiği tavır ve ahlakın bu dinde kesinlikle yeri
yoktur. Zaten adamlık dini, Kuran ahlakının hakkıyla yaşanmadığı
ortamlarda doğmakta ve gelişmektedir. Genelde toplumda hayran olunan,
özenilen, üstün görülen kişiler adamlık dinini çok iyi öğrenmiş
ve bunu bütün kurallarıyla uygulayan kişilerdir.
Burada Kuran'da tavsiye edilen temel ahlak prensiplerini ve adamlık
dininin bunlara tamamen ters olan çürük mantığını vurgulamakta yarar
vardır. Kuran'da bir insana verilen en önemli bilinç, Allah'a karşı
sorumlu olma bilincidir. Buna göre, insan yalnızca Allah'ı razı
etmekle yükümlüdür ve başka insanların takdiri ya da beğenisi peşinde
koşmamalıdır. Kuran'ı yaşayan mümin; "Allah,
kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar..."
(Zümer Suresi, 36), "... yol gösterici
ve yardımcı olarak Rabbin yeter." (Furkan Suresi, 31) ayetlerine
göre düşünür ve yaşar. Tüm hayatı Rabbimizi hoşnut edebilme amacına
yöneliktir. Dinin temeli budur. Kuran'da, bu dinin, yani Hz. İbrahim'den
bugüne uzanan hak dinin özelliğinin, tüm hayatın Allah'a adanması
olduğu haber verilir.Ayette şöyle buyrulmaktadır:
De ki: "Rabbim gerçekten beni doğru yola iletti,
dimdik duran bir dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine. O, müşriklerden
değildi."
De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim
ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 161-162)
İnsanın hayattaki temel amacının Allah'ın rızası olması, diğer
insanlarla olan ilişkilerini de kuşkusuz temelden değiştirir. Az
önce belirttiğimiz gibi, diğer insanlara karşı müstakil bir sorumluk
hissi yoktur. Ama Allah, diğer insanlara nasıl davranılması gerektiğini
haber vermiştir ve Allah'a karşı duyulan sorumluluk, diğer insanlara
karşı da en adaletli, en doğru, en dürüst tutumun gösterilmesini
sağlar. Ayetlerde, müminlerin bu yöndeki bakış açısı şöyle tarif
ediliyor:
Adaklarını yerine getirirler ve şerri (kötülüğü)
yaygın olan bir günden korkarlar. Kendileri, ona duydukları sevgiye
rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.
Biz size, ancak Allah'ın yüzü (rızası) için yediriyoruz;
sizden ne bir karşılık istiyoruz, ne bir teşekkür. Çünkü biz, asık
suratlı, zorlu bir gün nedeniyle Rabbimizden korkuyoruz. (İnsan
Suresi, 7-10)
Ayetlerden de anlaşıldığı gibi, müminlerin diğer insanlardan medet
umma, onlardan karşılık bekleme gibi bir tavırları yoktur. Bu, mümine
çok güçlü ve sağlam bir karakter kazandırır. Mümin her ortamda,
herkesin karşısında doğru olanı, yani Allah'ın emirlerini yerine
getirir. Ne kimseden minnet bekler ne de kimseden çekinir. Nitekim
Allah Kuran'da, müminleri "kınayıcının kınamasından
korkmayanlar" (Maide Suresi, 54) olarak tanımlamaktadır.
Bu nedenle, müminin olaylar ve insanlar karşısında karakteri ve
tavrı hiçbir şekilde değişmez. Ne kendisine verilen bir makam ya
da mevkiden dolayı şımarır, ne de içinde bulunduğu zor durumdan
dolayı ümitsizliğe kapılır. Kuran'da müminlerin bu sabit ve istikrarlı
karakterine sık sık dikkat çekilmekte, büyük bir mülk ya da iktidar
ele geçirdiklerindeki tavırlarıyla, zorluk ve yoksulluk içindeki
tavırlarının aynı olduğu ayetlerden anlaşılmaktadır. Çünkü mümin,
kendisine isabet eden her türlü nimet (bu mülk, iktidar, makam vs.
olabilir) ya da sıkıntının (insanlar tarafından kınanmak, saldırıya
uğramak, sürülmek, yoksul kalmak, hapsedilmek vs. olabilir) Allah'tan
geldiğinin ve tüm bunların kendisini eğitmek ve denemek için yaratılmış
birer "imtihan" olduğunun bilincindedir.
Buna karşılık adamlık dini, Allah'ı tanımayan, ya da Hz. Şuayb'ın
Kuran'da haber verilen ifadesiyle, "O'nu arkalarında
unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edinmiş" (Hud Suresi, 92)
insanların dinidir. Bu dinde, insanlar birbirlerine karşı sorumlu
olduklarını düşünürler. Diğer insanları hoşnut etmek, diğer insanların
beğenisini kazanmak, toplumda "statü" edinmek hayatın belki de en
önemli amacıdır.
Bundan dolayı da, mümin tavrının tam aksine, adamlık dininin mensupları
olaylar ve insanlara göre değişen bir tavır ve karaktere sahip olurlar.
Bir başka deyişle, adamlık dini bir "ayar" dinidir. Yerine, zamanına,
kişisine, olayına göre tavır, bakış ve ses ayarları gerektirir.
Samimiyet ve doğallık bu dinde yeri olmayan kavramlardır. Bu inanca
göre toplumda her cinsin, yaşın, olayın adamı içinde bulunduğu duruma,
sahip olduğu "statü"ye göre farklı tavırlar göstermelidir. Hepsi
kendilerine verilen rolü oynamak zorundadırlar: Kadınsa kadınlığını
bilmeli, erkekse erkekliğini, çocuksa çocukluğunu... Öğrenciyse
öğrenciliğini, memursa memurluğunu bilmelidir! Adamlık dini mensupları,
toplum içinde sahip oldukları statüyü kendilerine kimlik edinir
ve bu kimliğin gerektirdiği gibi davranırlar. Oysa müminin tek kimliği
dinidir ve az önce belirttiğimiz gibi, toplumun kendisine olan bakış
açısı, içinde bulunduğu statü, bu kimliği hiç etkilemez.
Adamlık dini toplumu içinde yetişen insana, bu ahlak ve kişilik
yapısı otomatik olarak yerleşir ve bu dinin kuralları derhal uygulanmaya
başlar. Toplum içinde geçerli olmanın, üstün olmanın yolları buralardan,
bu tavır ve davranışlardan geçer.
İlerleyen bölümlerde, adamlık dininin, ait oldukları çevreye, yaş
dönemlerine, sosyal ve kültürel durumlarına, cinsiyetlerine göre
insanlara empoze ettiği karakter, tavır ve konuşma biçimlerini,
ruh ve kişilik yapılarını, psikolojileri inceleyeceğiz. Bunların
Kuran'da tarif edilen ideal davranış biçimlerinden, kişilik ve ahlak
yapısından ne derece uzak olduğu, Kuran ayetleriyle karşılaştırma
yapıldığında açıkça görülmektedir. Bu şekilde, şeytanın batıl dinlerinden
biri olan "adamlık dini"nin, İslam'dan uzak bir insana, hayatının
her döneminde nasıl hükmettiği ortaya çıkmaktadır.
ADAMLIK DİNİNDEKİ ORTAK PSİKOLOJİ
VE DAVRANIŞ BİÇİMLERİ
Adamlık dininin yaşam felsefesi ve kuralları, Kuran ahlakının tamamen
tersi olan bir inanıştan kaynaklanır. Bu inanış kişinin tüm yaşantısına
hakim olan, toplumda da gayet doğal ve geçerli görülen bir zihniyettir.
Kuran'ın pek çok yerinde kötü ahlak modeli olarak tarif edilen tavır
ve hareketler, adamlık dinini yaşayanlar tarafından çoğu zaman meziyet
olarak kabul edilir.
Bu din, kuralcılığın hakim olduğu bir hayat tarzıdır. Toplum, büyük
kısmı atalarından miras kalmış birtakım kurallara sahiptir. Bu kuralları
ise, "... Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet
(din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine uymuş kimseleriz."
(Zuhruf Suresi, 23) diyen inkarcı toplumlara benzer şekilde,
adeta İlahi bir hüküm gibi korumaktadır.
Bu kuralların dışına kolay kolay çıkılmaz. Yemek yeme adabından,
yatma vakitlerine, sevgi ve saygı gösterme şekillerinden, arkadaş
seçimine, misafir ağırlamaya kadar, hep daha önceden belirlenmiş
ve kimin koyduğu belli olmayan kurallara göre yaşanır.
Bu dini tercih eden ve bu dinin adamı olma yolunda ilerleyen her
kişi, toplumda kabul gören ortak bir üslubu ve tavrı benimsemek
zorundadır. Hatta bu tavırların ustalıkla icra edilmeleri bir üstünlük
ölçüsü olarak kabul edilir.
Tercihler Allah'ın rızasına göre değil, adamlık dininin koyduğu
ölçülere göre yapılır. Bu çarpık anlayış, adamlık dinine tabi olanlarda
geniş çaplı karakter ve davranış bozukluklarına sebep olmuştur.
Aşağıda, bunların en belirgin olanlarını ana başlıklar altında inceleyeceğiz.
1- YAPMACIK TAVIR VE HAREKETLER
Gerçek dindeki samimiyet, doğallık ve içtenlik yerine adamlık dininde,
samimiyetten tamamen uzak, her biri özel olarak ayarlanan ve zaman
içinde kişinin karakterinin bir parçası haline gelen suni tavır
ve davranışlar vardır.
Adamlık dini mensubu, çarpık anlayışının olan bu yapmacık hareket
ve mimikleri, samimiyetsiz üslubu ile daha ilk bakışta kendisini
belli eder.
Bu yapmacık tavır ve davranışların her biri, mesaj vermek, ilgi
çekmek, gösteriş yapmak, menfaat gözetmek, vs. gibi belli amaçlara
yönelik olarak sergilenir.
Mesaj Verme
Adamlık dininde, duyguların çoğu zaman konuşma yoluyla değil de,
bakış ve tavırlarla ifade edilmesi esastır. Bunun sebebi, kişinin
hissettiği birçok duyguyu açıkça belli etmeyi kendisine yedirememesidir.
Bu yüzden duygularını ima yollu tavır ve davranışlarla belli eder.
Avami lisanda "trip atma" şeklinde ifade edilen bu davranış bozuklukları
adamlık dini insanının temel kişilik yapısını oluşturur. Kızma,
bozulma, kıskanma, özenme, hayranlık gibi hisler kimi zaman böyle
dolaylı şekillerde dışavurulur.
Sinirlenince kapıları çarparak kapatma, kızdığını belli edecek
bakışlar atma, hiç cevap vermeden yoluna devam etme, sinirlendiğini
belli etmek için ses tonunu mümkün olduğunca kısıp tıslayarak konuşma
adamlık dini insanının dışavurum tavırlarından bazılarıdır. Genelde
açık ve samimi bir üslup yerine ima yollu anlatımlar tercih edilir.
İslam dinindeki asaletin yerine adamlık dininde, küçüklük ve basitlik
hakimdir. Arkadaşlar arasındaki tartışmalarda kızıp başını çevirme,
susup konuşmama, kapıyı çarparak çıkma, birdenbire arkasını dönüp
ortamdan ayrılma, surat asma ve bunu belli bir süre devam ettirme
gibi sessiz protesto hareketleri, gülünecek şeylere kasıtlı olarak
gülmeme, sorulan sorulara duyduğu halde cevap vermeme ya da ters
ve aksi cevaplar vererek karşı tarafı bezdirme gibi basit ve bayağı
hareketler, bunlardan birkaçıdır.
Üstünlük Gösterisi ve Aşağılama
Adamlık dininin mensupları, gün içinde sürekli olarak birbirlerine
karşı üstünlük elde etmeye çalışır, ellerinden geldiğince karşı
tarafı ezmeye uğraşırlar. Çünkü ancak karşı tarafı ezdikleri takdirde
yükseleceklerini düşünürler.
Sinirli ve aksi görünme, kafanın çok meşgul olduğu ve kimseye tahammül
edemediği izlenimi verme gibi tavırlar, genellikle işyeri sahibi
veya üst makamdaki kişiler tarafından kendi altlarında çalışanlara
karşı gösterilir. Karşı tarafı adam yerine koymadığını belli eden
tavırlar göstermek de adamlık dininde makbul sayılan davranış biçimlerindendir.
Birkaç kişiye karşı konuşurken yalnızca belli kişileri muhatap
alarak onlara bakarak konuşmak, belli kişileri adeta o ortamda yok
saymak adamlık dininin aşağılama tavırlarındandır. Karşısındaki
ile ilgisi olduğunu bildiği bir konuyu sırf onu muhatap almıyor
görünmek için ona bakmadan yanındakilere anlatmak da sık sık yapılan
hareketlerdendir.
Karşı taraf bir konu anlatırken yüzüne bakmadan elindeki işle uğraşmaya
devam edip mümkün olduğunca ilgisizmiş gibi davranmak, sorduğu soruya
duyduğu halde cevap vermemek adamlık dininde bir şahsiyet belirtisi
olarak görülür ve üstün olabilmenin, bazı şeyleri "aşmış" görünmenin
yollarından biri olarak kabul edilir. İlgisiz gibi görünmek, bir
aşağılama yöntemi olarak hayatın her safhasında büyük bir itina
ile uygulanır. Örneğin selam verilen kişi olmak çok önemlidir. Önce
selam verenin karşı taraf olmasına özen gösterilir. Selamı duymazlıktan
gelmek de karşı tarafı küçük düşürme metodu olarak kullanılır. Halbuki
Kuran'da verilen ahlak ölçüsü çok farklıdır:
"Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha
güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin..." (Nisa Suresi,
86)
Birtakım yapmacık hareket ve tavırlarla diğer insanlara karşı üstün
gelmeye, kendi eksik ve kusurlarını örtmeye çalışmak, ancak Allah
ve ahiret inancına tam olarak sahip olmayan kişilerde görülen bir
zihniyet bozukluğudur. Allah'ı gereği gibi takdir edemeyen adamlık
dini mensupları, yalnızca Allah'a güvenip dayanan ve Allah'tan başka
hiçbir şeyden çekinip korkmayan müminlerin aksine sürekli bir korku,
güvensizlik, tedirginlik ve şahsiyet bozukluğu içerisindedirler.
Diğer insanlara karşı küçük düşmek, altta kalmak, ezilmek, kaale
alınmamak gibi endişeler bu kişilerin gündelik hayatlarında önemli
bir sorun teşkil eder. Bu yüzden, kendi içlerinde buna karşı bir
savunma mekanizması geliştirirler. Bu, onların en önemli zaaflarından
birisidir. Genellikle de toplum içinde, bu zaaflarını kapatmak amacıyla
"en iyi savunma saldırıdır" mantığı içinde hareket ederler.
İlgi Çekmek
Toplu ortamlarda insanların ilgisini çekebilmek, varlığını hissettirmek,
kendini kanıtlamak maksadıyla başvurulan yapmacık tavır ve davranışların
en belirginlerini şöyle sıralayabiliriz:
Bulunduğu ortama aykırı tavır ve davranışlarla farklı görünmeye,
kendine özel bir hava vermeye çalışmak, neşeli samimi bir ortamda
ciddi ve ağır takılmak, az konuşmak ya da ciddi, konsantre olunması
gereken bir ortamda laubali hareketler yapmak...
Olaylara normalden fazla tepkiler vererek veya aşırı tepkisiz davranarak
ilgi çekmeye çalışmak. İçinde fırtınalar koptuğu halde bir olayı
son derece olgun karşılamış gibi davranmak.
Ani tavır değişiklikleri göstermek, gülerken birden anlamsız bir
şekilde ciddileşmek veya sakinken aniden taşkın hareketler yapmaya
başlamak, ani kahkahalar atmak. Normal konuşurken bir anda abartılı
bir üsluba geçmek, örneğin ses tonunu yükseltmek ya da aşırı kısık
bir sesle konuşmaya başlamak. Bu arada, yüz mimiklerinde ve el kol
hareketlerinde de aynı şekilde abartılı bir hava estirmek. Değişik
duruş ve oturuş tripleri yapmak. Bu suretle dikkat ve ilgiyi üzerinde
tutmaya çalışmak.
Birisinden ilgi görene kadar yakınlık göstermemek, daha sonra ilgilenmek,
kendisine samimi davranan, yakınlık gösterenlere karşı ilgisiz davranmak,
tepeden bakmak, kendisine yüz vermeyen, küçümseyen, ilgi göstermeyenlere
yaranmaya, ilgisini çekmeye çalışmak...
Toplu ortamlarda ilgi çekmek için başvurulan yöntemlerden bazılarını
da şöyle sıralayabiliriz: "Kendine meşgul havası vermek", "hasta,
rahatsız ya da sıkıntılı hal görüntüsü vermek", "kasıtlı hata yapmak,
olay çıkarmak", "görmediği bir şeyi görmüş gibi anlatmak"...
Kendisiyle ilgilenilmediği veya kaale alınmadığı ortamlarda dikkat
çekmek için ya da herkesten daha farklı ve özel bir ilgi görebilmek
amacıyla şahsiyet gösterileri yapmak da bu yöntemlerinden biridir.
Bu gösterilerin temeli rol yapmaya dayalıdır. Bazı örnekler vermek
gerekirse:
Öyle olmadığı halde, şaşırmış, kızmış, sevinmiş, beğenmiş gibi
davranmak, bunları belli eden mimik ve hareketler yapmak. Kaşlarını
kaldırmak, kaşlarını çatmak, sert bakmak, imalı bakmak, dudaklarını
büzmek, gözlerini kısmak, vs...
Protesto hareketleri yapmak, örneğin, kendi de aynı fikirde olduğu
halde bir konuda kasten muhalefet etmek, vs. gibi...
Bilinen bazı özelliklere sahip olduğu halde, bunlardan özellikle
bahsetmeyip başkalarının konu açmasını beklemek, bu özelliklerinden
bahsedilince de tevazu yapmak, bu şekilde, kimbilir başka bahsetmediği,
bilinmeyen ne üstünlükleri var, ama tevazusundan söylemiyor izlenimi
uyandırmak.
Menfaat Gözetmek
Gerçekte hissedilmeyen samimiyetsiz hareket ve davranışlarda bulunmanın
sebebi insanlardan elde edilmesi umulan çeşitli menfaatlerdir. Sevmediği
fakat çıkarı bulunduğu birine sempatik görünmeye çalışmak, onun
dalkavukluğunu yapmak, her fırsatta gözüne girmeye, kendini beğendirmeye
çaba göstermek, patronuna, amir veya müdürüne karşı sahte bir sadakat
göstermek, şartlar değiştiğinde ise gözünü kırpmadan satmak adamlık
dini mensuplarına göre olağan davranışlardandır.
Ayrıca yaranma zihniyetinden dolayı veya korktuğu, çekindiği için
doğru bildiğini söyleyememek, bunu da herkese hak verme, demokratlık
gibi teviller ile kapamaya çalışmak da yapılan hareketlerdendir.
Gösteriş Yapmak
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence
türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme
(süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur.
(Hadid Suresi, 20)
Yukarıdaki ayette adamlık dininin önemli bir özelliği olan övünme
ve gösteriş yapma konusunun insanlar arasında ne kadar yaygın olduğuna
dikkat çekilmektedir. İslam dininde hayatın en büyük amacı Allah'ın
rızasını kazanabilmektir, ancak adamlık dininde hayatın en büyük
amacı insanların rızasını kazanabilmektir. Bu nedenle adamlık dininde
gösteriş yapmak hayati önem taşır. Çevresi tarafından beğenilen,
takdir edilen, hayran olunan, özenilen veya gıpta edilen insan olmak
herşeyden daha önemli olur. Bu dinde insanlar çevreleri için giyinir,
konuşur, ev döşer, meslek seçer veya kitap okurlar. Tüm yaptıklarında
en büyük hedefleri yaptıkları için insanların takdirini toplayabilmektir.
Örneğin kitapçıya gidip bir kitap seçerken en merak ettikleri konuya
değil, en çok satan kitaba bakarlar. Hangi kitabı okuduklarında
daha "havalı" ve günün modasına daha uygun olacağını düşünürler.
Çünkü burada kitap okumanın amacı görgü, bilgi veya kişiliğini geliştirmek
değil, çevresine karşı anlatacak bir şeyler bulabilmektir.
Birçok insan çocuğunu yetiştirirken onun sabırlı, hoşgörülü, imanlı,
merhametli veya cömert bir insan olması için uğraşmaktan ziyade,
çevresi tarafından makbul görülen özelliklere sahip olması için
gayret eder. Örneğin en prestijli okula sokabilmek için uğraşırlar,
yeteneği olmadığı halde piyano dersi aldırırlar, sırf arkadaşlarına
gösteriş yapabilmek için kendilerine anne yerine "mami" vs. gibi
Türkçe'de kullanılmayan ifadelerle hitap etmesini isterler, kibirli
bir çocuk olarak yetiştirmenin makbul görüleceğine inanırlar. Çünkü
adamlık dininde çocuk çok önemli bir "gösteriş" konusudur. Çocuğun
iyi bir kolejde okuması, birkaç yabancı dil bilmesi, güzel olması,
iyi giyinmesi, arkadaşlarının arasında popüler olması veya yetenekli
olması anne ve babanın çevredeki itibarı açısından birinci dereceden
önemlidir. Nitekim adamlık dini sohbetlerinde anne ve babalar çocuklarının
ne kadar tevazulu, ne kadar şefkatli veya ne kadar yumuşak başlı
olduklarını değil, insanların gıpta edecekleri bu tip özelliklerini
anlatmayı tercih ederler. Bu nedenle de çocuklarının ahlakıyla değil,
görüntüsü ile ilgilenirler.
Hava atma konularından bir diğeri "gösterişli ev" sahibi olmaktır.
İnsanlar ev seçerken kendi rahatlıklarından ziyade, çevrelerinin
bakış açısına önem verirler. Hangi muhitte ve kaç katlı olmasının,
nasıl bir manzara görmesinin, kaç metre kare olmasının kendilerini
daha itibarlı yapacağına bakarlar. Evin içini de tümüyle çevrelerinin
bakış açısına göre döşerler. Başka bir renkten hoşlansalar bile
moda olan rengi seçerler, koltuklar son derece rahatsız olmasına
rağmen sırf pahalı ve gösterişli diye satın alırlar, hiç beğenmedikleri
bir döşeyiş şekline sadece ünlü bir mimara yaptıkdıklarını söyleyebilmek
için katlanmak zorunda kalırlar. Büyük vakitleri bu evin içinde
geçtiği halde, sırf bu kadar para verdikleri salon eskiyip de gösterişleri
bozulmasın diye misafir gelmesi haricinde salona adımlarını bile
atmazlar. Mobilyaların üzerlerini örtülerle veya naylonlarla kaplayıp
kendileri içeride küçük bir odada otururlar. Yani evin yarısını
gösterişe, diğer yarısını da yaşamaya ayırırlar.
Övünmek insanlar için öylesine büyük bir tutkudur ki, en yakın
gördükleri kişilere bile mutlaka "gösteriş yapmak" isterler. Bunu
en iyi yapabilecekleri yerlerden birisi davetlerdir. Gelen kişileri
görmek istedikleri için değil, sadece onlara "hava atabilmek" için
büyük davetler verirler. Davetin her detayı bu amaca uygun olarak
hazırlanır. Yemekler bile lezzetlerine göre değil zengin gösterme
niteliklerine göre seçilirler. Burada amaç misafirlerin bu yemekten
lezzet alması değil, bu yemeğe harcanan paraya gıpta etmesidir.
Böyle bir toplantıda herkes birbirinin kıyafetine, ayakkabısına,
çantasının markasına, mobilyalara, takılan mücevherlere veya kullanılan
parfümlere bakar.
Davete katılanların tüm konuşmaları bir çeşit "gösteriş yarışı"nı
andırır. Konuşmalarda herkes bir konuda kendini ispat etmek ister.
Kadınlar yurt dışı seyahatlerinden, gittikleri bir ülkenin güzelliğinden,
hizmetçi bulmanın zorluklarından, terzilerinden, aldıkları marka
kıyafetlerden, berberlerinden, kuyumculara sipariş ettikleri mücevherlerden
bahsederek kendilerini ispat etmeye ve diğer kadınları ezmeye çalışırlar.
Erkekler iş sahasında kazandıkları başarılarla, çevrelerinin geniş
olmasıyla, ekonomi ve siyasi konulardaki yorumları ya da sanki konuya
çok hakim bir insan edasıyla yaptıkları önerilerle ön plana çıkmaya
çalışırlar. Dolayısıyla bu tip adamlık dini sohbetlerinde samimiyet,
sıcaklık, dostluk oluşması imkansızdır. Nitekim bu tip davetliler
toplantıyı terk ettikten sonra mutlaka geride kalanların kritiğini
yaparak geceyi noktalarlar. Konuştukları kişilerin samimiyetsizliğinden,
gösteriş yapmaya çalıştıklarından, ne kadar sıkıldıklarından, ev
sahiplerinin görgüsüzlüğünden, evin dekorasyonunun kötülüğünden,
yemeklerin lezzetsizliğinden bahsederler. Böylece adamlık dininin
hakim olduğu bu tip toplantıları son derece bıkkın, sıkılmış ve
canları yanmış bir şekilde terk ederler.
Bilmişlik ve Ukalalık
Kuran'da kastedildiği şekilde bir imana sahip olmadığı için aklı
kıt olan adamlık dini insanının buna rağmen kendini herkesten daha
akıllı görmesi de oldukça ilginç bir tezattır. Adamlık dini insanı
herkese her konuda fikir verecek bir akla sahip olduğu kanaatindedir.
Sağdan soldan duyduğu yarım yamalak, kulaktan dolma bilgileri, başına
gelen olaylardan kendince çıkardığı ilkel sonuçlarla sentezleyip
büyük bir hayat tecrübesi edindiğini sanır. Herkese her fırsatta
bu tecrübeyi ispatlamaya çalışır. Burada akıl, zeka, ahlak ve kültür
gibi özellikler ikinci derecede kalır. En büyük prim yapan unsurlardan
biri de, yaş faktörüdür. Bu sözde üstünlük; "sen gelirken biz gidiyorduk",
"ben senin küçüklüğünü bilirim" gibi ifadelerle vurgulanır.
Fikir öne sürdüğü, bilmişlik yaptığı herhangi bir konuda haksız
olduğu anlaşılsa bile, haksızlığını kabullendiği çok nadir rastlanan
bir durumdur. Yanılmak, hata yapmak, haksızlığının ortaya çıkması
adamlık dini insanının hiç işine gelmez. Çünkü zaten asıl önemli
olan bir sonuca varılması, doğruların, gerçeklerin ortaya çıkması
değil, kendi komplekslerinin tatmin bulmasıdır.
Bu tür bir ortamda yetişen çocuklarda da, daha küçük yaşlardan
benzer özellikler yerleşmeye başlar. Örneğin kültürlü, entelektüel,
varlıklı, fakat İslam'dan uzak bir yapıya sahip bir ailenin çocuğu
çoğunlukla bilmiş, ukala, insanları küçük gören, kendini her konuda
haklı ve yeterli sanan bir kişilik edinir. Küçüklükten "büyümüş
de küçülmüş" bir görünümü olan çocuk, İslami eğitim almadığı takdirde
bu yapıyı hayatının her döneminde üzerinde taşır.
Dengesiz Davranmak
Adamlık dininde insanların dengesiz yönlerinin olması son derece
ilgi çekici ve makbul görülür. Bu nedenle birçok insan aslında son
derece normal bir kişiliğe sahip olmasına rağmen özellikle "dengesiz"
tavırlarda bulunur. Çünkü bu, çevresindeki insanlar arasında itibar
elde etmesine ve takdir toplamasına sebep olacaktır.
Adamlık dininin bu çarpık zihniyeti nedeniyle canını tehlikeye
atanlar dahi görülebilir. Özellikle gençler arkadaşlarına hava atmak
ve insanların hayranlığını kazanmak maksadıyla, akılsızca cesaret
gösterileri yapılır. Örneğin arabayla sürat yaparlar. Çok tehlikeli
olabilecek bir virajda öndeki arabayı sollamaya kalkarlar. Özellikle
karşıdan gelen aracın üzerine sürüp son anda kenara çekilirler.
Hem kendi hayatlarını hem de arabadakilerin hayatını hiçe sayarak
kendilerine "delilik derecesinde cesur, ölümden bile korkmuyor"
dedirtmek isterler. Halbuki bir insan aslında ölümden korkmadığından
değil, adamlık dininin etkisine kapıldığından dolayı bu tip bir
tavır içine girer. Ancak unutulmamalıdır ki, delice sürat yaparak
sözde bir cesaret gösterisi sergileyen bir genç tam o anda bir kaza
yaparsa, yüzündeki bütün o çılgınlık giderek yerini çok ciddi ve
korku dolu bir ifadeye bırakır. Yardım istemeye ve ölmemek için
dua etmeye başlar. O anda adamlık dini tümüyle etkisini yitirir
ve yerini Allah korkusu alır.
Dengesiz görünmenin başka bir yöntemi, korkulan, çekinilen dolayısıyla
da takdir edilen insan olabilmek için, zaman zaman öfkesine hakim
olamıyormuş taklidi yapmaktır. Bir konuya sinirlendiğinde yumruğunu
sıkarak duvara vurmak, cama yumruk atarak elini kanatmak, yüzünü
elleriyle kapayarak bir süre sakinleşmeyi beklemek, hemen içki içmeye
başlamak sadece adamlık dininin gereği olarak yapılır. Hatta çoğu
kişi "benim piskopat bir yönüm vardır" ya da "karanlık bir yönüm
vardır ama her zaman ortaya çıkmaz" gibi açıklamalarla kendisini
yarı deli gibi göstererek insanların arasında itibar kazanmaya çalışır.
İnsanın hayatını tehlikeye atan birtakım sporlar da sadece bu imajı
verebilmek için yapılır. Çoğu kişi sakatlanmaktan, bedenen zarar
görmekten veya ölmekten korktuğu halde sırf çevresine hava atabilmek
için bu sporlara yönelir. Bu yönüyle adamlık dini normal akla sahip
olan insanları da anormal hareket etmeye ve hasta bir kişilik geliştirmeye
zorlamış olur.
Beceriksizlik Taklidi
Adamlık dininde, zengin insanların beceriksiz olması gerektiğine
dair bir inanç vardır. Bu inancın mantığı şu düşünceye dayanır:
Zengin olan insanlar yanlarında fiziksel olarak güç sarf edecekleri
işleri yaptıracak ücretli çalışanlar bulundururlar. Örneğin yemeklerini
kendileri yapmaz, aşçı tutarlar. Evlerini kendileri temizlemez,
hizmetçi edinirler. Kıyafetleri söküldüğünde kendileri dikmezler,
bir eşya kırıldığında onu yerden toparlamak için gayret sarf etmezler,
bir yere gidilmesi gerektiğinde adresi şoföre verir, yolu bulmasını
ondan beklerler, alışverişe kendileri çıkmaz eve getirttirirler,
rahatsızlıklarında eve özel doktor getirtir, hastane prosedürlerinin
neler olduğunu bilmezler. Araba bozulsa, lastik patlasa, herhangi
bir eşyaya zarar gelse bunları telafi etmesi için mutlaka yanlarında
çalıştırdıkları kişiyi görevlendirirler. Tüm bunlar servet sahibi
insanlara mahsus bir hayat şeklidir. Bu nedenle başkalarının desteğiyle
yaşamaya alışmış olan bu insanlar, el becerilerini geliştirme gereği
duymazlar.
İşte bu zihniyet, kendisini zengin gibi gösterip hava atmak isteyen
birçok insanın aslında son derece becerikli olmasına rağmen "beceriksizlik
taklidi" yapmasına sebep olur. Bu nedenle özellikle kadınlar arasında
"el becerisi gelişmemiş, hiçbir şeyden anlamayan insan" havası vermek
oldukça yaygındır. Örneğin bir genç kızın aslında bildiği halde
arkadaşlarının yanında "ben çay yapmasını bilmem, ben yemek yapmaktan
hiç anlamam, hayatım boyunca mutfağa girip bir şey yaptığımı hatırlamam,
ben hiç iyi dikiş dikemem, bugüne kadar elimi iğne ipliğe sürmedim"
gibi sözler söylemelerinin altında yatan düşünce budur. Bu şekilde
her işini başkasına yaptırma olanağı olan zengin bir insan görünümü
vermeye çalışırlar.
Beğenmemek
Bir insan bir eşyayı neden beğenmez ve değersiz görür? Çünkü daha
iyisine sahiptir. Örneğin sarayda oturan bir insan bir apartman
dairesini beğenmeyebilir ve dekorasyon şeklini eleştirebilir. Ancak
gecekonduda oturan bir insan için güzel bir apartman dairesi büyük
bir saray hükmündedir. Çünkü kendisi çok daha kötü koşullarda yaşamaktadır.
Bir insan diğer bir insanın aklını neden beğenmez? Çünkü kendisinin
daha akıllı olduğuna inanıyordur. Bir insan diğer birinin fikrini
neden beğenmez? Çünkü kendisinin daha iyi fikirleri vardır. Bir
insan karşısındakinin yaptığı işi neden beğenmez? Çünkü kendisi
daha iyi yapabilecek bir beceriye sahip olduğunu düşünüyordur. Dolayısıyla
bir şeyi beğenmemek, genellikle o şeyin daha iyisine sahip olmak
anlamına gelir.
Bu nedenle çevrelerine herşeyin en mükemmeline sahip insan havası
vermek isteyenler, gördükleri hiçbir şeyi beğenmezler. Hatta beğenseler
bile bunu belli etmez, bir kusur bularak mutlaka eleştirmek isterler.
Örneğin arkadaşlarıyla birlikte lüks bir restorana giden bir kişi,
hayatı boyunca böyle lüks bir restorana gitmemiş olsa bile, yine
de buranın yemeklerinde veya dekorasyonunda ya da garsonların tavırlarında
bir kusur bulmaya çalışır. "Bence yemekleri pek iyi değildi, manzarası
çok kötüydü, ne biçim döşenmiş insan daralıyor" gibi eleştiriler
getirerek, bundan çok daha iyi yerler gördüm havası vermeye çalışır.
Genç kızlar kendilerinden daha güzel bir kız gördüklerinde mutlaka
bu kişide bir kusur bularak kendi üstünlüklerini vurgulamak isterler.
Örneğin saçlarının güzelliğine güvenen bir genç kız, kendisinden
daha güzel birini gördüğünde "saçları ne biçim, saç modeli hiç yakışmamış
veya saçları biraz seyrek galiba" gibi eleştirilerle aslında kendisinin
daha üstün olduğunu vurgulamaya çalışır. Boyu uzun olan bir genç
kız, kendisinden biraz daha kısa boylu ama daha güzel birini gördüğünde
hemen "boydan kaybetmiş, bacakları kısa" gibi sözlerle bu kişiyi
kendince küçük düşürmeye çalışır.
Adamlık dininin bu hatalı anlayışından dolayı kimsenin kendisinden
daha üstün gördüğü, daha akıllı, daha güzel, daha yetenekli bulduğu
bir insanın özelliklerini övücü şekilde dile getirdiğine rastlayamazsınız.
Örneğin bir köşe yazarının kendi yaşıtı olan bir başka yazarı övdüğünü,
kendisinden daha akıllı bulduğunu veya tespitlerinin, üslubunun
kendisinden daha isabetli olduğunu açıklayan bir yazısını görmeniz
pek mümkün olmaz. Bir sanatçının kendi seviyesinde gördüğü bir başka
sanatçıyı takdir etmesi, daha güzel ve yetenekli olduğunu söylemesi
çok nadirdir. Ancak genellikle bu insanların birbirlerini kıyasıya
eleştirdiklerine rastlayabilirsiniz. Örneğin bir psikolog diğerinin
yöntemini beğenmez, bir diyet uzmanı diğer diyet uzmanlarının izlediği
yöntemi eleştirir, bir televizyon sunucusu diğer sunuculara mutlaka
bir kusur bulur. Bunun nedeni kendi yeteneklerini, akıllarını veya
konumlarını üstün gösterme çabasıdır.
2- KONUŞMA BOZUKLUKLARI
Konuşma, insanların fikir, düşünce ve duygularını, istek ve arzularını
dış dünyaya aktarmalarına, birbirleri arasında geniş çaplı iletişim
kurmalarına yardımcı olur. Oysa adamlık dininde konuşma, bu temel
amaçlarının dışına taşarak adamlık dini insanının çarpık psikolojisinin
bir dışa vurum aracı haline gelmiştir. Adamlık dini insanının bütün
kompleksleri, kişilik bozuklukları, psikolojik problemleri, ruhsal
sapmaları konuşması sırasında ortaya dökülür.
Büyük bir çoğunluk kendisini dışarıya karşı olduğundan farklı ve
üstün gösterme sevdasındadır. Bu gösteriş de, tavır ve davranışlarla
olduğu gibi büyük ölçüde konuşma yoluyla gerçekleştirilir.
Bu bölümde adamlık dini fertlerinin konuşmalarını, üslup, içerik,
tavır, mimik ve diğer özellikleri açısından ele alacağız.
Yapmacık ve Samimiyetsiz Konuşmalar
Adamlık dini bir "kalıplar" dinidir. İnsan bu kalıpları benimsediği
ve uyguladığı müddetçe toplum içinde benimsenir ve rağbet görür.
İnsan ilişkilerinde çok önemli bir yer tutan konuşmanın da bu dinde
kendine özgü sayısız kalıpları vardır. Adamlık dininde konuşmalar
ortam ve duruma göre bu kalıplardan uygun olanlarının seçilip ardı
ardına getirilmesiyle oluşur. Kişinin sarf ettiği sözleri gerçekten
hissedip hissetmediği hiç önemli değildir. Adamlık dini insanı,
hissettikleri dışa vurduklarından farklı olduğu için -diğer bir
deyimle içi dışı bir olmadığı için- bir anlamda "iki yüzlü"lüğün
tarifi içine girer. Normal bir insan için ikiyüzlülük her ne kadar
utanılacak bir durum olsa da adamlık dinini yaşayan utanılacak bir
duruma düştüğünün farkında değildir.
Kişi adamlık dininde, nefret ettiği halde seviyor görünmeyi, sevdiği
halde ilgisiz görünmeyi, umursamadığı halde saygı göstermeyi, üzülmediği
halde üzülmüş gibi, sevinmediği halde sevinmiş gibi davranmayı,
içinden gelmediği halde gülüp kahkaha atmayı ya da ağlamayı, hiç
etkilenmediği halde çok şaşırmış görünmeyi öğrenir. Şartların gerektirdiğine
göre de bu öğrendiklerini uygular.
Karşısındakiler de aynı yapıya sahip oldukları için yapmacıklık
ve samimiyetsizliği yadırgamaz, doğal karşılarlar. Sıra kendilerine
geldiğinde de aynı sahte ve suni karakter yapısını sergilemekten
kaçınmazlar.
Samimiyetsiz konuşma çeşitlerinden bazı örnekleri şöyle sıralayabiliriz:
Olayları anlatırken daha fazla ilgi çekebilmek için abartılı bir
üslup kullanmak. Basit bir şeyi önemliymiş, önemli bir şeyi de basitmiş
gibi anlatmak. Konuşurken, Türkçe karşılıkları olsa bile, yabancı
kelimeler kullanarak yabancı dil bildiğini belli etmek...
Bilmediği bir konu anlatılırken belli etmeyip biliyormuş gibi davranmak,
o konu hakkında duyduğu bir şeyi ekleyip sanki bütün konuya hakimmiş
havası vermek. Anlatılanlardan etkilenmediği halde yapmacık abartılı
tepkiler vermek ve hissetmediği halde hayret, beğeni, kınama, üzülme,
onaylama, destekleme sözleri sarf etmek. Örneğin "çok büyük geçmiş
olsun", "pes doğrusu", "ay inanmıyorum", "şok olduk", "vallahi bravo",
"sonuna kadar yanındayım", "en doğrusunu yapmışsın" gibi...
Elbette bunların hiçbirisi samimi olarak hissedildiği için söylenmez.
Karşı taraf da bu lafların yapmacıklığından haberdardır. Ancak önemli
olan bu kalıpların yerli yerinde ustaca kullanılmasıdır. Gerisine
aldırış edilmez. Samimiyetsizlik ve ikiyüzlülük adamlık dininde
öyle doğal bir hal almıştır, öyle benimsenmiştir ki, kazara bir
derece açık sözlü, içi dışı bir, samimi görünen birisine rastlansa
onun bu özelliğinden hayretle karışık bir takdirle bahsedilir.
İnsan samimiyetsizliğinde başarılı olduğu ölçüde toplum içinde
başarılı olur. Toplumda insanların hayranlık duyacağı mevkilere
ulaşmış pek çok insana dikkat edildiğinde, bu kuralları uygulamada
son derece usta oldukları görülecektir.
Erkeklerde iş hayatında, mesleki kariyerde bir yükselme aracı olan
samimiyetsiz konuşmalar kadınlarda eş, dost, arkadaşlar arasında
bir övünme vesilesi olarak kullanılır. Kocanın makam-mevkisi, zenginliği,
çocuklarının okul durumları, tatilde gidilen yerler, sosyal ilişkiler
ve faaliyetler bire bin katılarak anlatılır.
Yapmacık konuşma çeşitlerine örnek olarak aşağıdakileri de sayabiliriz:
Karşı tarafın esprilerine, ayıp olmasın diye veya ondan çekindiği
ya da ona yaranmak için zoraki gülmek, içinden gelmediği halde yapmacık
kahkahalar atmak. Sinirlenince abartılı kibar bir üsluba geçip sinirlendiğini
ses tonuyla belli etmek.
Boş ve Amaçsız Konuşmalar
Adamlık dininin konuşmalarındaki en belirgin özellik konuşmaların
boş ve amaçsız olmasıdır. Halkın % 90'dan fazla bir kesiminde, "laf
olsun diye, konuşmak olsun diye konuşmak" adeta istemsiz bir davranış
haline gelmiştir. Sonuca götürmeyecek, kalıplaşmış beylik konular
bu boş konuşmaların temelini teşkil eder. Bu tür konuşmaların konu
içeriği çok geniştir. Halk arasında, avami lisanla, "geyik muhabbeti"
olarak da tanımlanan bu konuşmalar adamlık dini insanının gündelik
yaşamında önemli bir yer işgal eder. Konuşmaların fazla değişmeyen
klasik açılışları vardır: "Dünyanın hiçbir yerinde yok...", "Avrupalı
bunu yapmaz...", "24 saatte..." diye başlayan konuşmalar, "beni
başa getirecekler...", "seneye bu yollar bu trafiği kaldırmaz...",
"biz adam olmayız...", "onların hepsi benim yanımda yetişti...",
"Amerikalı bilim adamları...", "Japonlar bunu yapmışlar..." şeklindeki
konuşmalar uzar, genişler, konudan konuya atlanır.
Bilinen veya bilinmeyen her türlü konuda fikir beyan etmeye yönelik
konuşmalar da en çok rağbet görenlerdendir. Hiçbir sonuca bağlanamayan,
bağlansa da hiçbir fayda getirmeyen bu tip konuşmalar genelde karşı
tarafa fikir, düşünce, yorum sahibi olduğunu hissettirme kompleksinden
kaynaklanır.
Çözümsüz ve Hikmetsiz Konuşmalar
Adamlık dininde gerçekten konuşulup halledilmesi gereken konular
bile karmaşa ve çözümsüzlüğe sürüklenir. Çok kısa sürede çözülebilecek
meseleler saatlerce uzatılır. Konuşmalar karşılıklı iddialaşma,
inatlaşma ve kişilik gösterisine dönüşür. İş toplantıları, arkadaş
toplantıları, apartman toplantıları hep bu tür görüntülere sahne
olur. Hikmetsizlik, konuşmaların her anına işler. Konuları özlü,
hikmetli, akılcı bir biçimde dile getirmek mümkün değildir. Çünkü
hikmet ancak, Allah'ın dileyip seçtiği kullarına verdiği bir üstünlüktür.
Bu konudan bir Kuran ayetinde şöyle bahsedilir:
Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine
hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden
başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara Suresi, 269)
Akıldan mahrum olduğu gibi aklın bir yansıması olan hikmetten de
mahrum olan adamlık dini insanı, birkaç cümlede anlatılabilecek
bir konuyu dakikalarca uzatıp "tadını çıkartır". Televizyonlardaki
açık oturumlarda çok kısa sürede çözülebilecek meselelerin saatlerce
tartışması yapılır, ama hiçbir sonuca varılmaz. Bu programların
amacı ve yapılan konuşmaların özü Kuran'da şöyle tarif edilir:
İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah'ın
yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün
'boş ve amaçsız olanını' satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı
bir azap vardır. (Lokman Suresi, 6)
Adamlık dininde kişi lafı lastiklendirip bir türlü konunun özüne
inemez. Çok konuştuğu halde birşey anlatamaz. Gereksiz girişler,
anlamsız bağlantılarla çok basit bir konuyu bile içinden çıkılamaz
bir hale sokar. Konuşmalarının arasına mutlaka kendine dikkat çekmeye,
fikir ve düşüncelerini önemli göstermeye ya da bilgi ve kültürünü
ispatlamaya yönelik imalı sözler katmaya çalışır. En hayati konularda
bile kendi şahsının öne çıkması birinci planda, konuşulan konu ikinci
plandadır. "Bilin ki, dünya hayatı ancak bir
oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda
bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur..."
(Hadid Suresi, 20) ayeti adamlık dininin konuşmalarında da
çok yoğun olarak kendini gösterir.
Bunlara, hep bir ağızdan konuşmak, karşısındakinin sözünü kesmek,
konuyu yarıda kesip kendince önemli gördüğü başka bir konu açmak,
yerli yersiz, bilip bilmediği her konuya karışmak gibi hareketleri
de ekleyebiliriz.
Düşüncesiz Konuşmalar
Adamlık dininin konuşmalarında düşüncesizlik sık sık kendini gösterir.
Anlattığı konu ya da kullandığı üslup karşı tarafın ilgisini çekmediği
halde bunu fark edemeyip aynı tempoda anlatmaya devam etmek, daha
önce anlattığı şeyleri unutup tekrar tekrar anlatmak, herkesin bildiği
şeyleri çok orijinal bir konu anlatıyor edasıyla anlatmak, bir kişinin
vakti yokken boş lafa tutmak adamlık dinine has düşüncesizliğin
en belirgin örneklerindendir. Bütün bunların yanı sıra, yapılan
yersiz ve kötü espriler konuşmaların daha da çekilmez bir hale gelmesine
sebep olur.
Patavatsızlık, düşüncesiz konuşma türlerinin en ileri safhasıdır.
Yanlış anlaşılmaya müsait sözler sarf etmek, lafın ucunun nereye
varacağını hesaplayamamak, konuşurken çeşitli potlar kırmak bu sınıfa
girer. Kasıtlı bir aşağılama ya da alay etme amacı olmadığı halde
bilinçsizce sarf edilen sözlerle insanları rencide etmek adamlık
dini insanına mahsus bir davranıştır. Toplu ortamlarda, orada bulunan
kimselerin çeşitli maddi veya fiziksel kusur, eksiklik ya da özürlerini
dikkate almadan, gerek de olmadığı halde, bu konuları gündeme getirmek
o kişiler için taciz edici olabilir. Örneğin saçları dökük ya da
boyu kısa veya maddi durumu kötü olan bir insanın yanında bu özellikleriyle
ilgili yersiz konular açmayı, küçük düşürücü espriler yapmayı adamlık
dinine özgü düşüncesizlikler arasında sayabiliriz.
Saygısız ve Alaycı Konuşmalar
Konu ne olursa olsun iddiacı ve tartışmacı bir üslup takınmak adamlık
dininin özelliklerindendir. Bunun yanı sıra ses tonunu yükselterek
baskın çıkmaya çalışmak özellikle karşı tarafa kendi fikrini kabul
ettirmenin bir gereği olarak kullanılır.
Kendisiyle aynı ortamda bulunan kişileri muhatap kabul etmeyip,
onlar hakkında, "bu", "şunlar" gibi terimler kullanmak, karşısındakinin
yüzüne bakmadan konuşmak, espriyle bozmak, laf sokmak da adamlık
dininde karşı tarafı aşağılama metodlarındandır.
Duyduğu halde kendine ağır bir hava vermek için sorulan sorulara
cevap vermemek, duymazdan gelmek kullanılan başka bir yoldur. Bunların
yanı sıra duyduğu bir şeyi kasten tekrarlatmak, anladığı halde anlamazdan
gelmek, karşı taraf bir şey anlatırken onu kaale almadığını ve dinlemediğini
belli edecek şekilde başkasıyla farklı bir konu konuşmaya başlamak
saygısız ve alaycı konuşmanın diğer örneklerindendir.
Karşısındakinin anlattığı konuyla ilgilenmediğini, küçümsediğini
belli eden alaycı ifadeler kullanmak "tabi tabi haklısın", "aynen
devam et" gibi... kelimeler kullanmak, ayrıca otoriter üslup takınarak
"bakayım"lı konuşmak ("ver bakayım", "gel bakayım" gibi...) bu konuyla
ilgili diğer örneklerdir.
Telefon Konuşmaları
Telefonda konuşurken, normal zamanda kullandığı ses tonu ve üsluptan
farklı bir ses tonu ve üslup kullanmak yine adamlık dini özelliklerindendir.
"Alo" kelimesini bulunduğu yerdeki statüsüne göre, farklı samimiyetsiz
şekillerde telaffuz etmek, örneğin patron ve müdür konumundaysa
sesini özellikle kalın ve tok bir tona getirip ağır ve ekstra ciddi
bir üslupla telefonu açmak gibi.
Adamlık dininde telefonla konuşurken görülebilen diğer hareketler
de şöyle sıralanabilir: Karşılıklı konuşmalarda rahat söyleyemeyeceği
şeyleri telefonda cesaret bulup söylemek, çıkarı olan birisinden
telefon beklerken telefonun başından ayrılmadığı halde telefon çalınca
hemen açmamak, uzun bir süre çaldıktan sonra cevap vermek...
Karşı tarafla konuşurken etrafındakilere kaş göz işaretleriyle
mesaj vermek. Kendini tanıtma ve vedalaşma sırasında yapmacık samimiyet
kalıpları kullanmak, sinirlendiğini belli etmek için ahizeyi vurarak
kapatmak, konuşurken karşı tarafa samimiyetsiz iltifatlar yapıp
telefonu kapattıktan sonra karşı taraf hakkında olumsuz veya alaycı
konuşmak gibi davranışlar da adamlık dinine has hareketlerdir.
Arkadan Çekiştirme ve Dedikodu
Kalem Suresi'nin 10.-15. ayetlerinde, adamlık dini mensuplarının
gösterdiği basit ve aşağı tavırlar birbiri ardına tarif edilir.
Bu konu ile ilgili olarak bildirilen ayetler şöyledir:
Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran,
aşağılık. Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren.
Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkar. Zorba,
saygısız, sonra da kulağı kesik. (Kalem Suresi, 10-13)
Ayetlerin ilk başında söylenen "alabildiğine ayıplayıp kötüleme",
adamlık dininde çok rastlanan, arkadan çekiştirme ve dedikodu tavırlarını
da içerir. Bu dinin mensupları içinde, insanların yüzüne karşı iyi
davranan, sonra da arkasından çekiştiren insan modeli son derece
yaygındır. Hiç kimse birbirinin eksik ve hatalı yönleriyle, düzeltmek
kastıyla ilgilenmez. Zaten, başkalarının hatalarını düzeltmek de
pek arzu edilmez, aksi takdirde bir eğlence konusu eksilecektir.
Kişinin herhangi bir hatası, ancak bir alay ya da dedikodu konusu
olarak gündeme gelir.
Adamlık dininde adeta bir eğlence ve oyalanma konusu haline gelen
dedikodu, sosyal yaşamda önemli bir yer işgal eder. Toplumda bu
kötü huyu eleştirme ve reddetme yerine teşvik edici bir mekanizma
işletilir. Oysa Kuran'da bu konuda verilen hüküm şudur:
Ey iman edenler zandan çokça kaçının; çünkü zannın
bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönünü
araştırmayın). Kiminizde kiminizin gıybetini yapıp arkadan çekiştirmesin
Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi?.. (Hucurat
Suresi, 12)
3- ALAYCILIK
Samimiyetsizliğin yanı sıra alaycılık da adamlık dini insanlarının
ortak davranış bozukluklarındandır. Kuran'da açıkça yasaklanan alaycılığın,
ne derece çekinilmesi gereken bir davranış olduğunu aşağıdaki ayetin
kesin ifadesinden anlayabiliriz:
Arkadan çekiştirip duran ve kaş göz işaretiyle
alay eden her kişinin vay haline... (Hümeze Suresi, 1)
Buna karşın adamlık dininde, kişinin fırsat bulduğunda hiç çekinmeden
bir başkasıyla alay etmesini ve onu küçük düşürmesini engelleyen
hiçbir kural yoktur. Tam tersine alay eden kişinin safında olmak
herkes için daha cazip bir durumdur. Alaycı ve küçük düşürücü tavırlara
şu örnekleri verebiliriz:
Bir topluluk içinde samimi olduğu kişilerle kaş göz işareti yaparak
diğer bazı kişileri alaya almak, topluluk içinde insanları aşağılamak
kastıyla onların hatalarını, eksiklerini, kusurlarını gündeme getirmek
ve bunları alay konusu yapmak, kişinin fiziksel özellikleriyle alay
etmek, karşı tarafın eksik ya da vasat özelliklerini, o şahsı bu
özelliklerin zıttıyla överek alay konusu yapmak. Örneğin "bu aslında
çok yakışıklı, çok zeki, çok zengindir" demek gibi...
Ayrıca şaka ve esprilerle veya kötü lakaplar ve sıfatlar takmak
suretiyle insanları küçük düşürmek, bakış ve mimiklerle insanları
küçümsemek ve aşağılamak, karşısındakinin küçük düşürücü şekilde
taklidini yapmak, üslup, ses tonu ve seçilen kelimelerle karşı tarafı
ezmeye çalışarak kendi üstünlüğünü ortaya koymak, birisi bir şey
anlatırken onun eksikliğini ima ederek başkasıyla gülüşmek, duyamayacağı
bir şekilde onun hakkında fısıldaşmak gibi hareketler adamlık dininde
sık sık görülür. Bunların yanı sıra ortamda hata veya sakarlık yapan
birisiyle toplu olarak dalga geçmek, eğlence konusu edinmek için
saflığı ya da iyi niyetiyle tanınan bir kişiyle özellikle uğraşıp
onun her hareketinden, her sözünden alay edilecek bir şeyler çıkarmak,
sevmediği, ezmek istediği bir kimseyi bilhassa kalabalık ortamları
kollayarak küçük düşürmek de adamlık dininin özelliklerindendir.
Oysa alaycılık, aşağılama, lakap takma gibi davranışlar Kuran'da
şiddetle kınanmış ve yasaklanmıştır:
Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle
alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da
kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar.
Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin
ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakaplarla' çağırmayın. İmandan sonra
fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim
olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 11)
4- UMURSAMAZLIK
Adamlık dininin en temel esaslarından biri umursamaz görünümdür.
Çünkü bu batıl dinde umursamazlık; akıl, yetenek ve şahsiyet üstünlüğünü
vurgulama yöntemi olarak kullanılır. Çok özel, önemli ve herkesten
daha üstün bir şahsiyete sahip insan izlenimi vermenin yolunun,
"umursuzluk" olduğuna inanılır. Bu nedenle özellikle gençler arasında
umursuz tavırlar çok yaygındır.
Bir lisenin en popüler kızlarını veya erkeklerini düşünün. Genellikle
bu kişilerde alçakgönüllü, herkese karşı sevgi dolu, saygılı ve
candan bir tavır göremezsiniz. Çünkü güzel ahlakın en önemli özellikleri
olan bu tip tavırlar, cahiliyede küçük düşürücü bulunur. Adamlık
dininin mensupları arasında popüler olabilmek için mümkün olduğunca
kibirli ve umursuz olmak gerekir. Herkese selam vermemek ancak selam
verilen insan olmak bu anlamda çok önemlidir. Sevgi gösteren değil
ancak kendisine sevgi gösterilen kişi olmak… Çevresindekilerle ilgilenmiyormuş
gibi görünmek, birisi candan bir tavır gösterdiğinde mesafeli davranmak,
sadece yakın birkaç arkadaşıyla samimi olup bunların dışında herkese
karşı ilgisiz davranmak gibi….
Umursamazlığın bir de ikinci bir yönü vardır ki, "boş verme" mantığı
olarak kendisini gösteren bu yönü, cahiliye toplumunun hemen hemen
tamamına hakim durumdadır. Bu ruh halinde insanlar tehlikeyi fark
etmez, fark etseler bile akılsızca umursamazlar. Çünkü adamlık dini
tehlikeye karşı sakin davranmayı bir üstünlük olarak gösterir. Bu
nedenle cahiliyede umursamazlıktan kaynaklanan ölümler, sakatlanmalar,
hastalanmalar çok fazla olur. Örneğin kablosu elektrik kaçağı yapacak
şekilde yıpranmış olan bir eletronik aleti tamir ettirmek yerine,
"boş ver biz böyle şeylerden korkmayız" diyerek bu şekliyle kullanmak
bu umursuzluğun bir göstergesidir. Ya da elektirik tesisatı eskimiş
ve her an yangın çıkma tehlikesi olan bir apartmanda oturanların,
"boş ver bu apartman sağlam apartmandır bir şey olmaz" sözleriyle
bu tehlikeyi görmezden gelmeleri… Hatta insanların birçoğu, "biz
eski toprağız bize bir şey olmaz" mantığıyla yıllarca doktora gitmez,
hastalıkları için herhangi bir tedavi görmeye gerek duymaz. Adamlık
dininin bu umursuzluğu nedeniyle, vücudundaki kanseri, tümörleri,
virüsleri fark etmeden yıllarca yaşayan ve durum fark edildiğinde
de ölümün eşiğine gelmiş insanlar çok fazladır.
Bu umursuzluğun getirdiği bir başka tehlike ise çevreye zarar verme
ihtimalidir. Örneğin 3-4 yaşındaki çocuğunu "hiçbir şey olmaz bizim
oğlana" zihniyetiyle evde yalnız bırakıp döndüğünde, sobaya yapıştığı
için veya gazı açtığı için, ilaç içtiği veya camdan düştüğü için
ölü ya da yaralı bulan insanlara çok sık rastlanır. Bu tip haberler
her gün gazete sayfalarında çıkar. Ancak adamlık dininin umursamazlığı
bu noktada da kendini gösterir. Bu haberleri okuyan insanlar böyle
bir olayın kendi başlarına gelmeyeceğine inandıkları için aynı tavra
devam ederler.
Cahiliye ahlakında "umursuzluk" o kadar yaygındır ki, insanlar
birbirlerinden sürekli olarak "boş ver, aldırma, hiçbir şey olmaz"
gibi sözler işitirler. Hatta bu dinin sapkın anlayışından dolayı
insanlar, herhangi bir tehlike karşısında tedbir almaya veya tedbir
alınmasını teklif etmeye utanırlar. Çünkü korkaklıkla suçlanırlar.
Örneğin yangın tertibatı olmayan büyük bir iş yerinde çalışanların,
gerekli teçhizatların getirilmesini teklif etmesi ya da eskimiş
olan asansör tertibatının yenilenmesini istemeleri oldukça zordur.
Çünkü böyle bir durumda işyerindeki diğer insanlar büyük bir ihtimalle
alaycı esprilerle bu kişiye korkak muamelesi yapacaklardır. Halbuki
sırf akılsızca bir "kendini ispatlama" zihniyetiyle yapılan bu tip
umursuzlukların sonu genellikle bu insanların zararına neticelenir.
Ancak burada önemli bir noktaya dikkat çekmekte yarar vardır. Elbette
bir tehlike karşısında aşırı panik olmak, bir anda şuuru kapanır
derecede dehşete düşmek gibi tavırlar da doğru değildir. Allah insanlara
Kuran'da tevekküllü olmalarını yani zor durumlarda, tehlike anlarında
da Allah'a güvenip dayanmalarını emretmiştir. Bu konudaki birkaç
ayet şöyledir:
Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı
zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını artırır
ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (Enfal Suresi, 2)
De ki: "Allah'ın bizim için yazdıkları dışında,
bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve
mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi,
51)
… Kim de Allah'a tevekkül ederse, O, ona yeter.
Elbette Allah, kendi emrini yerine getirip-gerçekleştirendir. Allah,
herşey için bir ölçü kılmıştır. (Talak Suresi, 3)
Ve (Hz. Yakup) dedi ki: "Ey çocuklarım, tek bir
kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ben size Allah'tan
hiçbir şeyi sağlayamam (gideremem). Hüküm yalnızca Allah'ındır.
Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnızca O'na tevekkül
etmelidirler." (Yusuf Suresi, 67)
Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi Hz. Yakup, çocuklarına tevekküllü
olmayı öğütlemekte, ancak aynı zamanda yapacakları işte tedbir almayı
da hatırlatmaktadır. İşte, salih bir Müslümanın göstermesi gereken
tavır da budur. Ne adamlık dininin gereği olan umursuzluk, ne de
Allah'ın çirkin olduğunu bildirdiği tevekkülsüzlük doğru tavırlar
değildir. İnsan gördüğü her tehlikeye karşı aklını kullanıp tedbir
almalı, ama aynı zamanda da Allah'ın dilemesi dışında hiçbir tehlikenin
önüne geçemeyeceğini bilerek Rabbimize teslim olup tevekkül etmelidir.
5- ZALİMLİK
Adamlık dini topluma son derece acımasız ve insaniyetsiz bir sistem
getirir. Bu nedenle halkın büyük bir çoğunluğu çevresine karşı son
derece düşüncesiz ve merhametsizdir. Dolayısıyla insanların sadece
bir gün içinde defalarca morali bozulur, kırılır, kalbi sıkılır.
Adamlık dininin zalimliği nedeniyle son derece gergin, asabi, azap
dolu bir hayat yaşarlar. Herkesin çok dışa dönük ve neşeli bildiği
insanların bile hemen hemen tamamı, akşam yatağına yattığında yorganı
başına çekip saatlerce ağlayan, için için büyük bunalımlar yaşayan
insanlardır. Çünkü toplumun geneline adamlık dini tam hakim durumdadır
ve bu dinin getirdiği her tavır ve her mimik insanlar için -kendileri
de aynılarını yapıyor olsa da- katlanması çok güç bir eziyettir.
Örneğin maddi durumu iyi olmadığı için iş yerine her gün aynı kıyafetle
gitmek zorunda kalan bir insan düşünelim. Bu kişi için her gün aynı
kıyafeti giymek büyük bir sıkıntı konusudur. Çünkü mutlaka çevresindeki
insanlar bu konuyu kendi aralarında konuşur, bu durumdan dolayı
ona değer vermez ve "bu kazak da üstünde parçalanacak" , "senin
de başka kıyafetin yok galiba" gibi düşüncesizce esprilerle alaycı
bir tavır takınırlar.
Bir iş yerinde, okulda, yazlıkta, kursta veya bir topluluğun olduğu
herhangi bir mekanda mutlaka insanın arkasından konuşan birilerinin
olması da çok azap vericidir. Çünkü insanlar mutlaka kendi arkalarından
konuşulanları bir vesileyle duyar ve bundan dolayı kalplerinde büyük
bir sıkıntı hissederler. Örneğin genellikle yazlık yerlerde erkekler
birbirlerine hava atmak için o yazlıkta oturan kız arkadaşlarıyla
ilgili gerçek olmayan hikayeler anlatır veya haklarında çok saygısızca
konuşurlar. Bu nedenle yazlıklara eğlenmek için giden birçok insan,
oradan büyük sıkıntılarla dönmek zorunda kalır.
Adamlık dininde insanlar çok ince yöntemlerle birbirlerinin moralini
bozabilirler. Örneğin yeni kıyafet giymiş birine, "güzel kıyafet
ama sana pek olmamış, dünkü kıyafetin sana daha çok yakışmıştı"
demek, aslında karşıdaki insanı aşağılamak için yapılır. Çünkü adamlık
dininde övgü, iltifat veya güzellik dile getirme yoktur. Bu nedenle
insanlar birbirlerinin güzel yönlerini övmezler. Saçını değişik
bir model yapmış birine çok beğendiği halde, "bu da yakışmış ama
kıvırcık sende daha güzel duruyor" demek de, adamlık dininin ince
iğnelemelerinden biridir. Her güzellikle bir kusur bulmak ve güzel
olan yerine kusurlu olanı dile getirmek adamlık dininin bir kuralıdır.
Örneğin çok güzel bir insanı, "güzel ama daha güzellerini de gördüm",
"güzel, ama ayakları biraz fazla büyük", "güzel, ama gözleri yeşil
olsaymış daha güzel olurmuş" gibi ifadelerle övmekten kaçmak bu
kuralın gereğidir.
Başkalarının hatalarından, eksiklerinden veya kusurlarından yola
çıkarak eğlenmek de adamlık dininde uygulanan bir zalimlik çeşididir.
Örneğin bir insanın şaşılığını espri konusu yapmak ve arkasından
"sana mı bakıyor bana mı bir türlü anlamıyorum", "bir türlü göz
göze gelemiyorum" diyerek kahkalarla gülmek… Sakar bir insanın eline
bir şey verirken "aman ha sıkı tut" gibi espriler yapmak… Saçları
dökülen birine sürekli olarak piyasadaki yeni çıkan ilaçları sayarak
gülmek, "yeni saç ekme yöntemleri geliştirmişler, sana da bir randevu
alalım", "bugün bir iki tel daha dökülmüş herhalde" gibi espriler
yaparak kendince neşelenmek… Boyu kısa birine "aşağıda havalar nasıl",
"aşağıdan dünya nasıl görünüyor" gibi cahilce sözler söylemek...
Tüm bunlar adamlık dininden kaynaklanan zulüm yöntemleridir. Ayrıca
düşen bir insanı gülerek onu mahçup etmek, kıyafeti sökük olan birini
eğlence konusu yapmak, dili sürçen birinin taklidini yapmak da bu
batıl dinin zalimliklerinden bazılarıdır.
Bu tip durumlarda espri yapılan kişi de genellikle kendisine yapılan
bu şakalara adamlık dininin tavırlarıyla cevap verir. Örneğin bozulmadığını
düşünsünler diye gülerek karşılık verir. Ancak içinde söylenenlerin
sıkıntısını ve acısını mutlaka hisseder. Veya o da karşı tarafın
bir kusurunu yüzüne vurur ve bu çirkin tavırlar karşılıklı olarak
sürüp gider.
6- KIZDIRMA TAKTİKLERİ
İnsanları kızdırmaya çalışmak adamlık dininin bir diğer önemli
özelliğidir. Halk arasında birçok insan çeşitli sebeplerle bu yöntemi
kullanır. Kimisi sevmediği bir insana rahatsızlık vermek, kimisi
de kendisine kötülük yapan birinden intikam almak istediği için
kızdırıcı davranır. Kimisi için ise kızdırmak adeta bir yaşam şekli
olmuştur. İnsanların zaaflarını ortaya çıkarmaktan ve öfkelenmelerini
seyretmekten hoşlanır ve bu şekilde nefsini tatmin eder. Annesine,
babasına, öğretmenlerine, arkadaşlarına karşı her tavrının altında
kızdırıcı bir yön olur.
Ancak adamlık dininin bu özelliği, insanlar tarafından çok açık
olarak uygulanmaz. Kızdırmanın belirli yöntemleri vardır. Bunlardan
birkaçı şunlardır:
"Sakin takılmak"
Karşı tarafı kızdırmaktan zevk alan insanlar bu yönteme çok sık
başvururlar. İnsanların önem verdiği, heyecan duyduğu, telaşlandığı
konularda normalin dışında sakin bir tavır göstererek karşılarındaki
insanı rahatsız ederler. Özellikle gençlerin anne ve babalarına
karşı olan tavırlarında buna sıkça rastlayabilirsiniz. Örneğin dışarı
çıkmasına izin vermeyen annesinden intikam almak isteyen bir genç
kız, onun bütün sorularına son derece lakayt ve sakin bir ses tonuyla
cevap verir. Annesi telaş içinde kaybettiği bir şeyi aradığında
ve kızından yardım istediğinde sakin bir şekilde "görmedim" diyerek
kafasını çevirir ve gazetesini okumaya devam eder. Annesi telefonda
bir şey not etmek için acil kalem kağıt istediğinde, yavaş hareketlerle
yerinden kalkıp ağır adımlarla kalemi ve kağıdı alıp son derece
sakin bir tavırla bunları annesine götürür. Annesi samimi ve neşeli
bir şekilde okulda neler yaptığını sorduğunda sadece "hiç" diye
cevap verir. Candan bir tavırla gününün nasıl geçtiğini sorduğunda
sadece "iyi" diyerek yürümeye devam eder. Çünkü tüm bu tavırlarının
karşı tarafı kızdıracağını bilir.
Acelesi olan bir insana onun işine engel olacak ve hızını kesecek
bir sakinlikle davranmak da adamlık dinindeki bir kızdırma yöntemidir.
Örneğin işine geç kalan bir insan tam kapıdan çıkarken yukarıdaki
odada çantasını unuttuğunu söylediğinde, son derece ağır adımlarla
merdivenleri çıkarak sallana sallana çantayı alıp yine uykulu bir
sakinlik içinde kapıya getirmek, sırf karşı tarafı kızdırmak için
yapılan bir eylemdir. Öğrencisine büyük bir gayret içinde bir konu
anlatmaya çalışan bir öğretmeni ilgisiz gözlerle dinleyip en sonunda
da sakin bir sesle "ben hiçbir şey anlamadım" demek, öğretmenini
kızdırarak nefsini tatmin etmek isteyen cahiliye insanının tavrıdır.
"Sakin takılma"nın bir başka şekli sorulan sorulara bir türlü doyurucu
cevap vermemektir. Örneğin "evin her yerini aradım ama ayakkabılarımı
bulamadım sen gördün mü?" sorusuna sadece "evet" diye cevap vermek
bir kızdırma taktiğidir. Bunun ardından "peki nerede gördün" sorusuna
yalnızca "odada" cevabını vermek ve ne hangi oda olduğunu ne de
yerini tarif etmemek karşı tarafın bir sürü soru sormasını gerektirecektir.
"Hangi odada, odanın neresinde, hangi dolapta, dolabın hangi rafında"
gibi soruların sorulması gerekecektir. Böylece sadece tek bir cümleyle
halledilebilecek bir konu, dakikalarca uzayarak ve karşı tarafı
zahmete sokarak kızdırıcı bir hale bürünmüş olacaktır. Bu nedenle
sorulan sorulara tam ve açıklayaıcı cevap vermemek, adamlık dininin
kızdırma yöntemlerinden biridir.
Duymazlıktan, görmezlikten, anlamazlıktan
gelmek…
Cahiliye toplumlarında bu yöntemi genellikle kavgalı kişiler birbirlerinden
intikam almak için kullanırlar. Kavgalı oldukları insanı kızdırarak
rahatsız etmek, ona huzursuzluk vermek için uygularlar. Böylece
bir nebze de olsa intikam aldıklarını düşünürler. Örneğin kavga
ettikleri kişinin de bulunduğu bir toplulukta ondan yana bakarak
konuşmamak, sanki o ortamda öyle bir insan yokmuş gibi davranmak,
herkesin esprisine gülerken onunkine gülmemek, herkese selam verirken
ona selam vermemek, herkese veda ederken ona etmemek, herkesin hatırını
sorarken onun yanından geçip gitmek, adamlık dini kıstaslarına göre
"sana değer vermiyorum, bilgin olsun" anlamına gelir.
Bu yöntem kızdırmayı hayat şekli haline getirmiş insanlar tarafından
da çok sık uygulanır. Kendisiyle konuşan bir insanın anlattıklarını
çok iyi duyduğu halde dinlememiş gibi yapmak, "pardon sen en son
ne demiştin", "bir şey mi söyledin" gibi sorularla karşı tarafı
pek umursamadığını göstermek bu insanların uyguladığı bir adamlık
dini tavrıdır. Anladığı bir konuyu sürekli açıklattırmak da diğer
bir kızdırma yöntemidir. Örneğin kendisine "biraz ağır davranıyorsun,
hızlı olsan daha başarılı olursun" diyen birinin ne söylemek istediğini
çok iyi anladığı halde, "nasıl ağır yani" gibi bir soru sormak karşı
tarafa iş çıkarmak ve onu bu söylediğine pişman etmek için yapılır.
Annesinden daha düzenli olması için uyarı alan bir genç kızın buna
cevaben "nasıl daha düzenli olabilirim ki" gibi sözlerle karşılık
vermesi de bu eleştiriye karşı geliştirilen bir kızdırma taktiğidir.
Halbuki her insan hızlı hareket etmenin veya düzenli olmanın ne
demek olduğunu daha çocuk yaşlarda öğrenir ve bunlar son derece
kolay uygulanabilecek konulardır.
"Laf dokundurmak"
Kızdırmanın diğer bir yöntemi "laf dokundurma" tabiriyle bilinen
bir tavır bozukluğudur. Örneğin tanıdığı biri vasıtasıyla şirkete
girmiş ve üst düzey yöneticiliğe yükseltilmiş bir elemanın olduğu
iş toplantısı sırasında, "keşke bizim arkamız da güçlü olsaydı da,
biz de kısa yoldan yükselseydik" demek buna bir örnektir. Veya istemeyerek
yaptığı bir hata yüzünden zarara sebep olan birinin yanında "bazı
insanların hatalarının ceremesini biz çekiyoruz, bildiğiniz gibi"
şeklinde sözler sarf etmek yine "laf dokundurmak" maksatlıdır. Burada
isim vermemek, özellikle "bazı insanlar" diye belirtmek yine adamlık
dininin çirkin kurallarındandır.
Arkadaşının sınavlarda hep kendisinden daha iyi not almasını kıskanan
bir öğrencinin bu kişinin yanında, "sabahlara kadar çalışıp belli
etmeyen nice kişiler var" demesi, laf dokundurarak karşı tarafı
kızdırmak için yapılır.
Bakışla kızdırmak
İnsanlar genellikle sözle anlatamadıkları şeyleri bakışlarına yansıtarak
karşı tarafa anlatma yolunu seçerler. Çünkü bakışla yapılan bir
ima hiçbir zaman maddi olarak ispat edilemez ve insanlar bakışlarındaki
anlamı kolaylıkla reddedebilirler. Örneğin karşısındakine kinle
bakan bir insan, "o an heyecanlandım, bakışlarım ondan değişmiştir,
yoksa kinle hiçbir ilgisi yok" dediğinde bunu herkes kabul etmek
zorunda kalır. Ya da bakışlarında alaycılık olan birinin, "yoo ben
seni gayet ciddi dinliyorum, bir an aklıma bir şey geldi de ondan
bakışlarımda gülme görmüş olabilirsin" dediğinde buna kimse itiraz
edemez. Çünkü bakıştaki alaycılığın maddi bir delili yoktur. Ancak
insan bakışlarıyla karşısındakine, her türlü olumlu veya olumsuz
düşüncesini belli edebilir. Bu nedenle cahiliye toplumlarında kızdırma
yöntemi olarak sadece bakışlarını kullanan birçok kişi vardır.
Örneğin insanlar genellikle kavgalı oldukları bir kişiyle konuşmak
zorunda kaldıklarında gözlerine son derece anlamsız ve boş bir bakış
yerleştirirler. Bu bakış, yine karşı tarafı umursamadığını anlatan
ve bundan dolayı da karşı tarafı kızdıran bir bakıştır. Nefsine
ağır gelen ve gururunu kıran bir konu anlatıldığında, göz kapaklarını
yarıya indirerek, çok ağır bir şekilde açıp kapayarak ve aynı anda
da bomboş bakarak karşı tarafı dinlemek de adamlık dinin bu yönteminin
bir parçasıdır.
Karşı tarafı küçük gördüğünü belli ederek kızdırmak için ise gözlere
alaycı bir bakış yerleştirilir. Bu yöntem, yüz gülmüyorken, gözlerin
gülmesi şeklindedir. Karşı tarafın ciddi bir konuşmasını ciddi bir
yüzle ancak gözlerinde gülümsemeyle seyreden biri, bu tavırla "anlat
ama söylediklerin bir kulağımdan giriyor bir kulağımdan çıkıyor"
demenin bir başka yöntemini uygulamış olur.
7- YENİ FİKİRLERE VE ELEŞTİRİYE KARŞI KAPALI OLMAK
Adamlık dinini yaşayan bir insan, karakter ve ahlak olarak hayatı
boyunca hiçbir ilerleme kaydedemez. Çünkü adamlık dini eleştiriye
ve yeni fikirlere kesin bir yasak koymuştur. Bir insanın kendisinden
büyük, kendisinden zengin, kendisinden kültürlü, kendisinden yüksek
makama sahip, kendisinden güzel, kendisinden tecrübeli bir kişiyi
eleştirebilmesi veya ona yeni fikirler getirebilmesi neredeyse imkansızdır.
Hatta adamlık dininde bu konuda o kadar sert kurallar vardır ki,
20-30 yıllık arkadaşlıklar tek bir eleştiri nedeniyle bir daha görüşmemek
üzere bir anda sona erebilir.
Örneğin adamlık dinine göre bir insanın, tavrıyla, ahlakıyla, karakteri
veya mimikleri ile ilgili olarak karşısındaki kişinin fikrini alması
ve ona danışması son derece küçük düşürücüdür. Bu nedenle genellikle
cahiliye toplumunda kimsenin kendisiyle ilgili konularda bir başka
kişinin fikirini aldığını ve danıştığını göremezsiniz. Örneğin "Karakterimde
seni rahatsız eden bir yön var mı? Gülüşlerimde, yüz mimiklerimde
veya yürüyüşümde bir kusur görüyor musun? Bana kişiliğimle ilgili
verebileceğin bir tavsiye var mı? Nasıl bir insan olsam daha rahat
edersiniz ya da daha çok sevilirim? Kıyafet zevkimi nasıl buluyorsun
bana bu konuda verebileceğin bir öneri var mı?…" gibi sorular duymak
hemen hemen mümkün değildir. Çünkü bir insanın kendisini geliştirmek
için çevresinden fikir alması adamlık dininin zihniyetine taban
tabana zıttır. Herkes kendisini "en iyi, en kültürlü, en görgülü,
en akıllı" kişi olarak kabul eder. Eksiklikleri ve kendisini geliştirmesi
gereken yönleri olduğunu bilse bile bunu çevresine belli etmek istemez.
Adamlık dini, fikir danışmamanın yanı sıra eleştiriye de tam anlamıyla
kapalıdır. Örneğin kendi alanında uzman bir doktor veya bir mühendis
düşünelim. Kendilerine gelen bir kişi eğer başka bir uzmanın fikrinin
kendisininkinden farklı olduğunu ifade ederse, mutlaka "o zaman
git ona muayene ol veya o zaman git evini ona yaptır" gibi bir cevapla
verirler. Kendi sahasında uzman olan insanlar, genellikle meslektaşlarının
fikirlerini almak istemez ve mutlaka kendi dediklerinin yapılmasını
isterler.
Bu inanca göre bir insanın kendinden küçük birinden, örneğin yeğeninden
eleştiri alması imkansızdır. Hemen hemen hiçbir genç, amcasına ya
da teyzesine karakterleriyle ilgili bir öneride bulunamaz. Söz gelimi
bir akrabasının daha sabırlı, daha hoşgörülü veya daha ince düşünceli
olmasını isteyen bir çocuk, bunu kendisine söylediğinde büyük bir
ihtimalle ya alaycı, ya umursamaz ya da öfkeli bir tavırla karşılaşır.
"Bu yaşta senden tavsiye alacak değilim ya" zihniyetiyle hareket
eden insanlar kendilerinden küçük yaşta birinin aklına ihtiyaçları
olmadığını düşünürler. Halbuki güzel ahlaklı imanlı bir genç, imansız
ancak yaşlanmış olan bir insandan kat kat daha akıllı, vicdanlı
ve ruhen olgun olabilir.
Nitekim Kuran'da bildirilen, Hz.İbrahim'in babasını doğru yola
çağırmak için söyledikleri bu konuya bir örnektir:
Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir
Peygamberdi.
Hani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen
ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun?
"Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir
ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım."
"Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan,
Rahman (olan Allah)a başkaldırandır."
"Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından
bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun."
(Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan
yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan,
andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir
yerlere) git."
(İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden
bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi. (Meryem
Suresi, 41-47)
Adamlık dininde, makam ve kültür de eleştiri almayı engeller. Bir
işçi, çalıştığı fabrikanın genel müdürüne asla bir tavsiyede bulunamaz.
Ne işle ilgili, ne o kişinin karakteriyle ilgili, ne de başka bir
konuyla ilgili. Örneğin çevresindekilere karşı hoşgörüsüz ve baskıcı
olan bir genel müdür, eğer işçilerinin birinden bu konuda bir tavsiye
alacak olursa büyük bir ihtimalle yapacağı ilk iş bu kişiyi işinden
çıkarmak olur. Çünkü adamlık dinine göre bu büyük bir hakarettir.
Oysa bu son derece yanlış bir bakış açısıdır ve Kuran ahlakı ile
hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Böyle bir eleştiri gelmesi her
insan için çok büyük bir nimet ve büyük bir dostluk gösterisidir.
Kuran'da insanlara, birbirlerine iyiliği emretmeleri ve kötülükten
menetmeleri emredilmiştir. Allah'ın bu emrini yerine getiren bir
insana engel olmak, kendisine tavsiye edilen bir iyiliğe yüz çevirmek,
elbette son derece çirkin bir tavırdır.
8- MİSAFİRE BAKIŞ AÇISI
Bir insanın manevi değerlerini kaybetmesiyle birlikte bu boşluğun
yerini dinsizlik sistemi üzerine kurulu olan adamlık dini doldurur.
İslam ahlakının olmadığı yerde mutlaka adamlık dini vardır. Adamlık
dininin olduğu yerde ise insaniyet, ince düşünce, fedakarlık gibi
güzel ahlaka uygun davranışlar yoktur.
Bu durumu adamlık dini bireylerinin misafirliğe bakış açısını örnek
vererek açıklayabiliriz. Ancak adamlık dininin bakış açısından önce
İslam ahlakının misafirlik konusunda sunduğu güzellikleri anlatmakta
yarar vardır.
Kuran ahlakını yaşayan bir kişinin evine misafir olarak gittiğinizi
varsayalım. Çok büyük bir ihtimalle sizi evinde kabul eden kişi,
bu misafirliğinizi büyük bir sevinçle karşılayacaktır. Çünkü İslam
ahlakında misafir ağırlamak bir güzellik olarak görülür ve misafir
her zaman el üstünde tutulur. Bu nedenle eve girdiğiniz andan itibaren
sizi yeni tanıyan insanlar olsa bile son derece güler yüzle, cana
yakın ve sıcak bir ilgiyle karşılaşırsınız. Sizi misafir eden kişinin
imkanlar kısıtlı olsa bile, büyük bir ihtimalle elindeki tüm olanakları
sizin için seferber edecektir. Çünkü Kuran'da Allah, misafire o
daha istemeden ihtiyaçlarının sunulacağı bir ağırlama adabı öğretmektedir.
Kuran'da bildirilen Hz. İbrahim'in misafirlerine yönelik tavrı,
İslam ahlakında misafire nasıl bir bakış açısı olması gerektiğini
göstermektedir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
"Sana İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi
geldi mi?
Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi.
O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir
topluluk."
Hemen (onlara) sezdirmeden ailesine gidip, çok
geçmeden semiz bir buzağı ile (geri) geldi.
Derken onlara yaklaştırıp (ikram etti); "Yemez
misiniz?" dedi. (Zariyat Suresi, 24-27)
Ayetlerde görüldüğü gibi, Hz. İbrahim tanımadığı halde misafirlerine
son derece ince düşünceli davranmış, onlara sezdirmeden, onları
mahçup etmeden ikramda bulunmuştur.
Ancak adamlık dininin hakim olduğu kişilerin tavrı böyle bir durumda
son derece bencil ve insaniyetsiz olur. Eğer adamlık dininin etkisi
altında olan bir kişinin evine misafirliğe giderseniz, burada yoğun
olarak hissedeceğiniz duygu "yük olma"dır. Çünkü bu cahiliye ahlakında
misafir, kendi deyimleriyle fazladan bir "boğaz'" olarak görülür.
Karşılıklı çıkar alış verişi olan insanlar, aralarındaki ilişkinin
bozulmaması için mecburen birbirlerini bir sıraya tabi olarak belirli
zamanlarda ağırlarlar. Adamlık dini kurallarına göre bir kişi diğerinin
evine gittiğinde sıra mutlaka diğerine gelir. İki-üç kere üst üste
bir taraf diğerine misafir olmaz.
Bu bakış açısı gereği misafirin bir an önce evine dönmesi beklenir.
Birkaç saatten fazla bu kişiye tahammül edilmez. Eğer yemeğe davet
edilmediyse önüne kesinlikle yemek sunulmaz. Olabilecek en az masrafla
misafiri evine yollama gözüyle bakıldığı için, en ucuz gelecek şekilde
dışarıdan alınan birkaç şey ikram edilir. Evdekiler genellikle yiyeceklerin
iyilerini kendilerine ayırıp kötülerini sunma ve bu şekilde kar
elde etme telaşına düşerler. Misafirin bir tabaktan fazla yemesi
son derece itici görülür ve eğer kendiliğinden biraz daha yiyecek
isterse ev sahipleri mutfakta arkasından "amma çok yedi, bir an
önce gitse de rahatımıza baksak" gibi kızgınlık ifadeleriyle misafirin
ne kadar görgüsüz olduğunu konuşurlar. Misafirin evde dolaşması
da hiç hoş karşılanmaz, ne kadar çok kalırsa kalsın salon sınırlarının
dışına çıkması istenmez. Salondan dışarı çıktığında evde bir rahatsızlık
oluştuğu ona hissettirilir.
Eğer misafir uzak bir yerden gelmişse ve birkaç akşam kalması gerekiyorsa,
o zaman ev sahiplerinin tahammülü iyice azalır. Bir süre sonra misafirin
yediği herşey, yaptığı her hareket, kullandığı her kıyafet rahatsızlık
vermeye başlar. Tabağındaki zeytin çekirdeklerinden içtiği çayın
sayısına, kaç tabak yemek yediğinden kaç kere banyo yaptığına ve
ne kadar su harcadığına kadar herşeyi hesaplarlar. Her hareketlerinde
misafirin evde fazlalık olduğunu ona hissettirirler. Bu nedenle
böyle bir evde rahat etmek imkansızdır.
Ancak elbette bu durumun bir de diğer yönü vardır. Evde misafir
olarak bulunan kişi de adamlık dininin kuralları çerçevesinde hareket
etmektedir. O da misafir olduğu evde maksimum fayda elde etmeye
çalışırken, çevresindekilere rahatsızlık verip vermediğini düşünmez.
O da başka yönlerden düşüncesizlik yapar.
Sonuç olarak adamlık dininde insanlar her durumda hem kendilerine
hem de çevrelerindekilere sıkıntı veren bir ortam oluştururlar.
Bunun nedeni ise sahip oldukları Kuran'dan uzak, çirkin ahlaktır.
İslam dininin bir insanda meydana getirdiği sıcaklıkla, adamlık
dininin cahiliye ahlakı arasındaki zıtlık, bu örnekte olduğu gibi
günlük hayatın her alanında kendisini açıkça gösterir. Adamlık dininin
oluşturduğu insaniyetsiz, düşüncesiz, bencilce tavırlardan dolayı
birçok insan rahat yaşayamaz, içi sıkılır, yakın, güvenilir ve çok
sevdiği sıcak bir dost bulamaz. Ancak buna rağmen adamlık dini dünyada
milyonlarca insan tarafından büyük bir kararlılıkla uygulanmaya
devam eder. Ve bu şekilde insanlar kendi kendilerini sıkıntıya sokmuş
olurlar. Bu durum Kuran'da insanlara şöyle açıklanmaktadır:
"Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez.
Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar. (Yunus Suresi,
44)
9- ADAMLIK DİNİNDE YAŞLILIK PSİKOLOJİSİ
Adamlık dininin her yaş kategorisi için belirlediği bir tavır tarzı
vardır. Bunun yazılı bir metni ve açıklaması yoktur. Ancak insanlar,
dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, bunu bilir ve bütün detaylarıyla
uygularlar. Örneğin 50 veya 60'lı yaşlara gelmeye başladıklarında
yaşam şekillerinin, konuşmalarının, kıyafetlerinin, ses tonlarının,
üsluplarının adamlık dininin kurallarına uygun şekilde değişmesi
gerektiğine inanırlar. Bu değişikliğin ana prensibi dünya nimetlerinden
el etek çekme, şikayet ve karamsarlık üzerine kuruludur. Bu yaşlara
gelen insanlar genellikle hayattan şikayet etmeye başlarlar. "Nasılsın?"
sorusuna bu yaşlarda verilen cevap genellikle "işte idare ediyoruz,
ne olsun bildiğin gibi" veya "ne yapalım hastalıklarla uğraşıyoruz"
gibi cevaplardır. Çünkü hayattan zevk almaya bir hakları olmadığına
ve bu yaştan sonra tüm nimetlerden uzaklaşmaları gerektiğine dair
batıl bir inançları vardır.
Özellikle kadınlarda menopoz ve erkeklerde andropoz dönemleri,
adamlık dinine göre tavrın tümüyle değişmesi gereken bir dönemdir.
Bu döneme girmiş olan insanlar artık tüm güzellikleri terk ederler.
Bedenlerine bakmayı bırakırlar. Hem görünümlerine önem vermez hem
de temizliklerine dikkat etmezler. Koyu renkler giymeye başlar,
genellikle kahverengi, gri, siyah gibi renkleri tercih ederler.
Bu bir nevi "yaşlılık yası" dır. Canlı, göz alıcı renklere örneğin
kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, pembe gibi renklere layık olmadıklarını
düşünürler. Halbuki bu kural tümüyle adamlık dininin bir uydurmasıdır.
İnsanlar Allah'ın yarattığı renkleri her yaşta kullanabilir ve bu
nimetten her yaşta faydanalabilirler.
Bu yaşlarda insanların tavırları ve üslupları da tümüyle değişir.
Bedenen bir güçsüzlükleri olmadığı halde birçok kişi bu yaşlara
geldiğinde ağır, yavaş hareket eden, cansız bir insan olması gerektiğine
inanır. Bu nedenle tepkileri donuklaşır, aslında çok hızlı konuşabilecekken
özellikle ağır ağır, tane tane konuşmaya başlar. Kısaca süratli
bir şekilde anlatacağı bir konuyu ağır hareketlerle uzun uzun anlatır.
Bunu yaşlılığının bir gereği olarak görür. Gençken son derece hayat
dolu olan bir insan yaşlılıkla birlikte aniden neşesini, ümidini,
hareketliliğini, canlılığıni kendi iradesiyle yok eder. Örneğin
güzel bir manzaranın, güzel bir insanın, güzel bir şarkının veya
kendisine gösterilen güzel bir tavrın sevincini ve heyecanını yaşamaz.
Aksine bu tip anlarda sevinmek yerine hüzünlenir.
Adamlık dininin getirdiği kurallara göre insanlar bu yaşlardan
sonra ölümü beklemeye başlamalıdır. Bu nedenle 60'lı yaşlara gelmiş
olan hemen hemen tüm insanların hayatını ölümü bekleyerek geçirdiğini
görürsünüz. Bu yaştan sonra artık yapacak bir şey kalmadığı inancı
hakim olduğu için üretim tümüyle durur. Gençken fikir üreten bir
insan bu yeteneğini kullanmayı bırakır, son derece zeki ve becerikli
olan bir kişi sırf yaşı ilerlediği için hiçbir şeyden anlamayan,
zor duyan, zor düşünen, hiçbir şeyi beceremeyen bir insan taklidi
yapmaya başlar. Çoğu insan son yirmi senesini pencerenin başında
oturup dışarıyı seyrederek veya bütün gün televizyondaki dizileri
izleyerek, dünyaya ait güzelliklerin tümünden elini çekerek vaktini
geçirir. Bunun zararı ise kendisini düşünmemeye, hareket etmemeye
ve yeteneklerini kullanmamaya alıştıran bu insanların zihinsel faaliyetlerinin
giderek yavaşlaması ve erken bunama meydana gelmesidir.
Oysa doğru olan, insanın fiziksel yapısı elverdiği, gerçekten bir
rahatsızlığı olmadığı sürece hem bedenen hem de zihnen çalışması,
dünyada ahiret için hayır işlemeye devam etmesidir. Allah bir ayetinde,
"Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın
(dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et" (İnşirah Suresi, 7)
şeklinde emretmektedir. Kuşkusuz Allah'ın emri her yaştaki insan
için geçerlidir.
10- ADAMLIK DİNİNDE İNSAN AYIRIMI
Adamlık dininin en önemli özelliklerinden biri, insan değerlendirme
şeklidir. Bu dinde insanlar zengin ve fakir olarak ikiye ayrılırlar.
Her iki gruba farklı bir bakış açısı ve dolayısıyla da farklı bir
davranış şekli hakimdir. Zengin ve fakir insanlara karşı gösterilen
tavır farklılığı, tüm mimiklerine, ses tonuna ve hatta bakış şekline
kadar dünyanın hemen hemen her yerinde aynıdır. Bir Amerikalı da
bu dinin gereği olarak söz konusu tavrı yerine getirir, bir Rus
da, bir Fransız da… Özet olarak bu tavır farklılığını şu şekilde
maddeleyebiliriz:
1- Kendilerinden daha zengin ve itibarlı kişilere karşı genellikle
cahiliye insanları ince ve yumuşak bir ses tonu kullanır ve mümkün
olduğunca kibarlaşarak konuşurlar. Fakir bir insana karşı ise ses
tonu doğallaşır, kişinin gerçek sesi neyse bu ortaya çıkar. Konuşma
sertleşir, kabalaşır, kibarlaşma ihtiyacı hissedilmez. Anlatılacak
olan konu son derece net ve en kısa şekliyle anlatılır. Bir iş yerinde
genel müdüre kullanılan ses tonu ve üslupla iş yerinin çaycısına
kullanılan arasındaki farklılık bu konuya açık bir örnektir. Genel
müdürden menfaat elde etme ihtimali olduğu için çalışanlar ona değer
verdiklerini hissettirmek amacıyla mümkün olduğunca nezaketli, alçak
gönüllü ve saygılı bir ses tonu ve üslup kullanırlar. Ancak çaycıdan
bir çıkar beklentileri yoktur ve bu nedenle konuşurken ona değer
vermez bir üslubu tercih ederler.
2- Zengin bir kişi geldiğinde hareketler aceleci ve itinalı olur.
Herşeyin istediği gibi olması, her arzusunun yerine getirilmesi,
hoşuna gitmeyecek bir durum oluşmaması için herkes telaşa düşer.
Fakir bir insan geldiğinde ise genellikle kimse onun varlığını umursamaz.
Son derece sakin, yavaş ve ilgisiz hareket edilir. Zengin olan biri
içeri girdiğinde ayağa kalkılır, üstbaş düzeltilir, oturuşa çeki
düzen verilir. Fakir olan birine karşı ise ayağa kalkılmaz, hatta
ondan yana bakılmaz, oturuşta herhangi bir değişiklik yapılmaz.
3- Zengine genellikle "siz" diye hitap edilir. Fakir bir kişiyle
ise direk "sen" diye konuşulur. Örneğin bir bakkal alışverişe gelen
zengin bir müşteriyi mutlaka "ne arzu etmiştiniz" gibi saygılı bir
cümleyle karşılar. Ancak eğer içeri giren müşterinin fakir olduğunu
anlarsa "Ne istedin" veya "ne baktın" gibi aşağılayıcı bir ifade
kullanır.
4- Zengine karşı çok titiz bir saygı hakimdir. Zengin kişinin yaşı
küçük olsa bile ona bir büyüğe gösterilen saygı gösterilir. Hatta
yaşça küçük olan insanların bile eli öpülür, kalkılıp yer verilir.
Fakire ise yaşça büyük olsa bile çocuk gibi davranılır. "Ne yapıyorsun
bakalım", "Ne istedin, söyle bakalım" gibi çocuklara kullanılan
ifadelerle hitap edilir.
Adamlık dininin insan ayırımı ve bu bakış açısının insanların tavırlarına
ne şekilde yansıdığı herhangi bir dükkana girildiğinde bile açıkça
gözlemlenebilir. Bir butiğin içine zengin ve tanınan bir müşterinin
girdiğini varsayalım. Böyle bir müşteri kapıdan girer girmez bütün
dükkan çalışanlarının dikkati bu kişiye yönelir. Hemen güler yüzle
selamlanır, ne arzu ettiği sorulur. Görmek istedikleri, bir veya
birkaç tezgahtar tarafından hızlı hareketlerle hemen önüne açılır.
O daha birine bakmadan hemen bir diğeri getirilir. Tezgahtarların
yüzünde sürekli bir gülümseme ve nezaket olur. Eğer yanında çocuğu
varsa sürekli çocuğa iltifat edilir. Ne kadar sevimli ve güzel bir
çocuk olduğu, ne kadar zeki olduğu söylenir. Çocuk yaramaz ve küstah
olsa bile her tavrı nezaketle karşılanır. Dükkanda bir şey kırsa
hiçbir öneminin olmadığı defalarca dile getirilir.
Bir de aynı mağazaya fakir bir müşterinin girdiğini varsayalım.
Eğer kıyafetlerinden ve tavrından maddi gücü olmayan bir insan olduğu
anlaşılıyorsa, bu kişinin mağazaya girmesiyle kimse ilgilenmez.
O birinin yanına gidip bir soru sormadıkça kimse ona yönelmez. Bir
şey görmek istediğinde son derece ilgisiz ve ağır tavırlarla istediği
önüne çıkarılır. Tezgahtar kesinlikle kendiliğinden fazladan bir
şey gösterme girişiminde bulunmaz. Ayrıca müşterinin isteklerini
yerine getirirken yüzünde son derece lakayt ve sıkıntılı bir ifade
olur. Hareketlerinin tümünde "Nasıl olsa alamayacaksın, bari bizi
uğraştırma" anlamına gelen bir isteksizlik okunur. Bu kişinin bir
an önce mağazadan gitmesini istediği için bir yandan isteklerini
yerine getirirken bir yandan da özellikle caddeyi seyreder veya
dükkandaki başka bir kişiyle sohbet eder. Müşteriye hiç değer vermediğini,
yanındaki çalışan kişiyle sohbetini hiç bölmeyerek belli eder. Eğer
bu kişinin yanında çocuğu varsa ve yaramazsa, sinirli bir şekilde
çocuğuna sahip çıkmasını tembihler. Çocuk bir şey kıracak olsa mutlaka
kırdığı şeyin parasını ödemesi ister.
Bu örnek adamlık dininin insanlara bakış açısını ortaya koyması
bakımından çok açıklayıcıdır. Çünkü buradaki mantığı ve davranış
şeklini, bir banka veznedarında, bir garsonda, terzide, bakkalda
veya ayakkabıcıda görmek mümkündür. Dünyanın neresine giderseniz
gidin, buna benzer tavırların çoğunun din ahlakından uzak yaşayan
insanlara hakim olduğunu görürsünüz.
Adamlık dininde bir insana saygı, ilgi ve alaka göstermek için
o kişinin belirli bir maddi güce sahip olması şarttır. Servet miktarı
arttıkça adamlık dinine mensup olan insanların o kişiye karşı duyduğu
hayranlık da o derece artar. Örneğin bir lokantaya gittiğinizde
zenginliğiyle tanınan bir müşteriye karşı büyük bir ikram ve ilgi
olduğunu görürsünüz. Hatta eğer ülkenin sayılı zenginlerinden biriyse
büyük bir ihtimalle para alınmaz. Onun bu lokantaya gelmesi şeref
olarak kabul edilir ve hiçbir şekilde ücret ödemesi talep edilmez.
Halbuki fakir bir müşterinin hesabı ödeyecek kadar parası çıkmasa,
bu büyük bir olay olur. Parası çıkışmadığı için azarlanır, aşağılanır
ve oradan kovulur. Yani zengin olandan para talep edilmezken, fakir
olanın bu hesabı son kuruşuna kadar ödemesi istenir.
Bu iki insan arasındaki tek fark zenginliktir. Bu nedenle burada
gösterilen saygı ve ilgi de aslında zengin olan kişinin kişiliğine
ve ahlakına değil, sadece parasınadır. İşte bu da, adamlık dininin
çirkinliklerinden biridir.
İslam dininde ise insanlar sadece ahlaklarına göre değerlendirilir.
Fakir ama güzel ahlaklı olan bir insan, zengin ama ahlaksız bir
insandan kat kat daha üstündür. Bu nedenle İslam dini insan ayırımını
tümüyle ortadan kaldırır ve zenginliğin, itibarın, gücün değil ahlakın
geçerli olduğu bir anlayış getirir. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
Bizim katımızda sizi (bize) yaklaştıracak olan
ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde
bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak
üzere kat kat mükafaat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven
içindedirler. (Sebe Suresi, 37)
11- ADAMLIK DİNİNDE ARKADAŞ SEÇME KRİTERLERİ
İslam dininde dost seçerken de tek ölçü o kişinin ahlakıdır. Adamlık
dininde ise arkadaş seçme ölçüsü yine çok farklıdır. Her kültürün
kendisine has birtakım kuralları vardır. Örneğin "entel" çevreden
olan bir kişi kendisine arkadaş seçerken mutlaka kendi kültürüne
uygun biri olmasına özen gösterir. Bunun için de önce dış görünüşüne
bakar. Temiz, düzgün, ütülü, klasik giyimli birinin yanında eğer
serkeş giyimli, boynuna fular bağlayan, ayağında kalın büyük botlar
olan, temizliğine özen göstermemiş, gümüş takılı, keçi sakallı veya
mor ojeli biri varsa mutlaka bu kişinin yanına gider. Çünkü adamlık
dininde genellikle bu görünümün yansıttığı belirli bir kültür vardır.
Dünyayı umursamayan, ahlaki değerlere önem vermeyen, insanlara değer
vermeyen, kimsenin kendisine karışamayacağını ve kimseye karşı sorumlu
olmadığını düşünen bir hayat görüşüdür bu.
Bir de dostluk ölçüsünü karşısındakinin sadece maddi durumuna bakarak
belirleyen çevreler vardır. Bu adamlık dini çevrelerinde karşıdaki
kişinin konuşulacak, fikri alınacak, arkadaşlık kurulacak bir insan
olup olmadığını anlamak için önce kıyafetlerini fiyatlarına göre
teker teker değerlendirmek gerekir. Ceketinin, ayakkabılarının,
çantasının, parfümünün, kol saatinin, gömleğinin hatta çoraplarının
bile markası son derece önemlidir. Kıyafetlerden sonra eğer görülebilecek
bir yerdeyse arabası olup olmadığını öğrenmek, eğer arabası varsa
markasını öğrenebilmek önemli olur. Bunlar ilk adım için gereken
koşullardır. İkinci adımda ise bu kişinin ailesiyle ilgili bilgi
edinmek gerekir. Babasının mesleği, hangi okulda okuduğu, annesinin
çevresi, gittiği berber, tatil yaptıkları ülkeler, yazlık evlerinin
nerede olduğu, hangi muhitte oturdukları vs. gibi özellikler kalıcı
bir dostluk kurup kurmamak için karar verme aşamasında gereken bilgilerdir.
Eğer karşıdaki kişi tüm bu özelliklerden geçer not alırsa o zaman
bu kişinin ahlakı, karakteri, inancı veya dünya görüşü her ne olursa
olsun hiç fark etmez, mutlaka arkadaş olunabilecek insan kategorisine
girer.
Tüm bu vasıflara sahip olan ancak hiçbir konuda kültürü olmayan,
son derece insaniyetsiz, kaba, görgüsüz veya ahlakı son derece itici
olan insanlar vardır. Çevreleriyle alay eder, her konuda önce kendi
çıkarlarını korurlar. Gönül almayı, özür dilemeyi, hata kabul etmeyi
bilmezler. Menfaatleriyle çatıştığı durumlarda kolaylıkla yalan
söyler, başkalarının sorunlarıyla ilgilenmezler. Kimsenin rahatı,
mutluluğu veya sağlığı adına herhangi bir zorluk altına girmez,
fedakarlık yapmayı bilmezler. Ancak yine de bu kişilerin çevresinde
çok geniş bir insan kitlesi görürsünüz. Aslında herkesin, ahlakındaki
bozuklukları fark ettiği halde bu insana karşı gösterdiği ilginin
tek sebebi, adamlık dinine hakim olan çarpık ölçülerdir.
Bu nedenle cahiliye toplumunda genellikle farklı sosyal sınıflardan
gelmiş, maddi durumları biribirine benzemeyen insanlardan oluşan
bir arkadaş grubu görmeniz mümkün olmaz. Zenginler mutlaka zenginlerle,
orta halliler orta halli insanlarla, kültürlüler kültürlülerle,
fakir olanlar ise kendilerine benzer insanlarla dostluk kurarlar.
12- FIRSATÇILIK VE ÇIKARCILIK
Kuran'ı yol gösterici olarak kabul eden bir insanın en belirgin
özelliklerinden biri, son derece fedakar oluşudur. Çünkü böyle bir
kişi tüm mülkün Allah'a ait olduğunu ve O'nun rızasını aramak için
kendisine emanet olarak verildiğini, dolayısıyla Rabbimizin gösterdiği
şekilde hayır yolunda harcaması (infak etmesi) gerektiğini bilir.
Bu harcama, yani infak, İslam'ın en temel ibadetlerinden biridir.
Müminlerin, sahip oldukları malları ellerinden geldiği ölçüde infak
etmeleri, yani Allah'ın Kuran'da saydığı kimselere
"... fakirler, düşkünler, zekat işinde görevli olanlar, kalpleri
ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda olanlar ve yolda
kalmışlara" (Tevbe Suresi, 60) vermeleri gerekir. Allah'ın
rızası için yapılacak olan bu ibadet, müminler için büyük zevk,
neşe ve huzur kaynağıdır. Kuran'da farklı ayetlerde bu ibadetin
önemi vurgulanır. Bakara Suresi'nin 177. ayetinde asıl iyiliğin
"mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara,
yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için)
verenlerin tavrı" olduğu; İnsan Suresi'nin 8. ayetinde müminlerin
"ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire
yedirdikleri" bildirilir. "Sevdiğiniz
şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne
infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir" (Al-i İmran Suresi, 92)
ayeti de, konunun önemini açıklamaktadır.
Müminlerin oluşturduğu bir toplumun da kuşkusuz en önemli özelliklerinden
biri, Allah'ın rızasını kazanmanın önemli yollarından olan infak
ve fedakarlığın uygulanmasıdır. Toplumun üyeleri, kendi şahsi menfaatlerini
değil, mümin toplumunun genel menfaatlerini düşünür ve ona göre
davranırlar. Kendi menfaatleri ile bir diğer müminin menfaati çatıştığında
ise, Allah'ın rızasını kazanmak için, karşı tarafın menfaatine uygun
davranırlar. Kuran'da, Medine'ye hicret eden müminler ile Medine'li
müminler arasında yaşanan üstün ahlak örnekleri şöyle tarif edilir:
Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp
imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler
ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu)
duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini)
öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin "cimri ve bencil tutkularından"
korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi,
9)
Buna karşılık, adamlık dini tamamen şahsi menfaatlere dayalı bir
toplum modeli kurar. Adamlık dininde yetişen bir insan, çocukluğundan
itibaren çıkarcı ve bencil bir karaktere sahip olması yönünde teşvik
edilir. Ailesinden, arkadaşlarından, toplumun genelinden gördüğü
örnek insan modeli çıkarcı, fırsatçı, her ortamda kendi şahsi menfaatlerini
gözetip koruyan insan modelidir. Bu telkinle zaman içinde "gemisini
kurtaran kaptan" olmayı öğrenir.
|