|

Adamlık Dininde "Liseli"
Psikolojisi
Adamlık dini insanın yalnızca gündelik davranışlarını değil, tüm
hayatını düzenleyen felsefeyi ve bakış açısını da belirler: Kimler
arkadaş olarak seçilir, insan ayırımı nasıl yapılır, insanın doğruları
ve yanlışları neler olmalıdır gibi... Lise dönemi, insan yaşamında,
adamlık dininin temellerinin atıldığı en kritik dönemlerden birisidir.
Genç kitlelerde, adamlık dininin ön gördüğü kavramlar, psikolojiler,
davranış biçimleri, tepkiler ve ahlak anlayışı bu dönemde şekillenir.
Adamlık dininin en belirgin özelliklerinden biri olan makam ve
mevki hırsı -ki Kuran'da bu "dünya hayatı... kendi
aranızda bir övünmedir..." (Hadid Suresi, 20) ifadesiyle
vurgulanır- ilk olarak lise döneminde güçlü bir biçimde ortaya çıkar.
Bu dönemde öğrenciler arasında bir rekabet ortamı oluşur. Derste
ve not almada rekabeti öğrenen kişi bunu ileriki hayatında karşısına
çıkacak konularda da uygulamaya başlayacaktır. Rakip olunan konularda
birbirini ezmek son derece normal karşılanır, ancak aynı kişilerle
ortak menfaatler söz konusu olduğunda birbirini kollamak da aynı
şekilde doğaldır. Örneğin okul dışındaki ortama karşı ortak bir
birlik ruhu oluşur, fakat sınıflar arasında veya sınıftaki gruplar
arasında amansız bir rekabet yaşanır.
Adamlık dininin, insanları menfaatlere göre sınıflandırma alışkanlığı
da lise döneminde belirir. Liselerde en çok göze çarpan manzara,
ortak menfaat gruplarıdır. Bunlar genelde aynı gelir seviyesine
mensup aile çocuklarının veya aynı sosyo-kültürel çevrelerden gelen
öğrencilerin veya çalışkan olanların ya da avami deyimle "fırlama"
olanların biraraya gelmesiyle oluşan gruplardır. Sınıfın tamamıyla
ancak diğer sınıflara veya hocalara karşı birleşmek gerektiği zaman
biraraya gelinir.
Adamlık dininde makbul olan tavırlar, Kuran'da gösterilen güzel
ahlak örnekleri (tevazu, dürüstlük, Allah'a teslimiyet gibi) değil,
fırsatçılık, "bitirimlik", kibir gibi psikolojik bozukluklardır.
Bu çarpık mantık da ilk olarak lise döneminde gelişir. Liselerde,
genelde popüler olan, takdir gören kişi, zenginliği, güzelliği ya
da "fırlamalığı"yla popüler olur. Bu kişilerin yürüyüşleri, giyim
tarzları, konuşma üslupları, el hareketleri bütün okulda moda olur
ve taklit edilir. Her dönemde liselerin kendine has yürüyüş, gülüş,
kıyafet stilleri vardır. Umursamaz bir hava, küstah ve etrafı önemsemeyen
bir yüz ifadesi, tek omuzda çanta, sallanarak ağır ve umursuz bir
yürüyüş klasik stildir. Yüksek sesle kahkaha atma ve küfürlü konuşma
da bir karakter göstergesi sanılır ve kabul görür. Arkadaş gruplarında
konuşulan konular da genelde bellidir. Kızlar beğendikleri çocuklardan,
giyimden ve makyajdan bahsederken, erkekler de aralarındaki deyimle
"kız muhabbeti" yaparlar. Bunun haricinde ise kıyafet, maç, hocalar
ve dersler konuşulan diğer konuları oluşturur.
İnsanları karakter ve ahlaklarına göre değil, maddi zenginlikleri
ile değerlendirme saplantısı, ilk örnekleri lise döneminde ortaya
çıkan bir adamlık dini hastalığıdır. Liselerde zengin görünmek son
derece önemlidir. Bunun için özel olarak çaba harcanır. Genelde
herkesin ünlü markalardan giyindiği bir gruba, vasat giyimli biri
pek yanaşamaz. Ya da genelde yakışıklılıkları veya güzellikleriyle
ünlü bir grubun içine çirkin biri katılamaz. Gruba katılabilmek
için güzel ya da zengin olmak şarttır. Güzel ve zengin olanların
genelde nazı çekilir, şımarık tavırlarına göz yumulur. Çünkü onlar
grubun, dolayısıyla kendisinin prestij ve övünç kaynaklarıdır. Okula
servisle gitmek bile bir yaşa kadar zenginlik belirtisi olarak kabul
edilir. Zengin gözükebilmek için standart okul kıyafetine elden
geldiğince eklemeler yapılır. Kızlar kaliteli, pahalı tokalar takarak
zenginliklerini vurgulamaya çalışırlar. Kız-erkek hemen herkeste
marka merakı vardır. Formanın üstüne giyilen marka kazaklar, çoraplar,
kravatlara yapılan eklemeler zengin olduğunu ispat etme çabasından
kaynaklanır. Bu nedenle o dönemde ailenin lisedeki çocuğunu en çok
sevindireceği olay ona marka bir kıyafet satın almasıdır. Maddi
durumu iyi olmayanlar da, zar zor para biriktirip satın aldıkları
birkaç marka giysiyle kendilerini kabul ettirme yarışına girerler.
Çünkü en önemli değer yargısı, para ve onun göstergeleridir. Etraftan
takdir görmenin, "popüler" olmanın yolu, paradan geçmektedir.
Kötü ahlak özellikleri güzel görülmeye başlanırken, iyi özellikler
de kötülenmeye başlanır. Tevazu, kalenderlik, dürüstlük gibi tavırlar
itici gelmeye başlar. Çalışkanlığa da sadece okul içi ilişkide önem
verilir. Okulda not alma, kopya çekme, ders çalıştırma gibi sebepler
bazı çalışkan ama asosyal tiplerle arkadaş olma zarureti getirir.
Arkadaş seçiminde kendisini en çok eğlendirecek tipi bulmak önemlidir.
Birinci planda ahlaki yapısına bakılmaz. Öncelikle kendini eğlendirmesi,
"sulu espriler" yapması önemlidir. Bu yüzden arkadaşlıklar hep geçici
olur, sağlam temellere dayanmaz. Gerçek karakterler oturmaya başladığı
zaman herkes birbirinden kopmaya başlar. Çünkü yaş büyüdükçe güldürmeden,
eğlendirmeden ziyade daha güçlü menfaatler gerekli olmaya başlar.
Herkesin bir "en iyi arkadaşı" mutlaka vardır. Ona erkek veya kız
arkadaşıyla arasında geçenleri anlatır, arkadaşının bu konu hakkında
bildiği bilgilerin miktarı onunla samimiyet derecesini gösterir,
onunla sırlarını paylaşır. Herkes hakkındaki düşüncelerini bir tek
ona anlatır ve ondan da kendisine anlatmasını bekler. Bu bir sır
dostluğudur. Hiç kimsenin bilmediği yönlerini birbirlerinin bilmesi
her iki tarafta da tatmin yarattığı için herkesin mutlaka bir sır
dostu olur. Etrafı kıskandırıp bir şeyler biliyormuş havası yaratmak
için samimi arkadaşlar birbirleriyle fısıldaşırlar, kalabalık ortamlarda
göz göze gelip gülüşürler.
Arkadaşın güzel ahlaklı olması, mümin olması, imanı, dürüstlüğü
akla bile gelmez. Çünkü bu tip konuların önemi, lise döneminde genel
olarak kavranmaz. Dindar olanla alay edilir. Bu yüzden kimse kolay
kolay inançları hakkında konuşmaz. Buna karşın, Müslümanlık harici
dinler saygı ve ilgi görür.
Karşıt cinsler arasındaki ilişkiler, birbirinden istifade etmeye
dayanır. Erkekler, samimi olma bahanesiyle sürekli, kızlara el şakaları
yapar, üstü kapalı "sarkıntılık" ederler. Kızlar için de sınıfın
en zengini, en yakışıklısı ile "çıkmak", arkadaşları içinde ayrı
bir övünç kaynağı olacaktır. Kızlarla erkeklerin oluşturduğu grubun
içinde eş değiştirmeler de olur. Birbirlerinden sıkıldıkları zaman
ayrılıp diğerinin eski arkadaşıyla "çıkmaya" başlar. Ayrıldığının
arkasından da muhakkak konuşur.
Herkes pazartesi sabahları okula gittiğinde anlatacak bir şeyleri
olabilmesi için hafta sonunda gezmek zorundadır. Eğer o hafta sonu
bir yere gitmemişse hafta başı onun ezikliğini hissetmemek için
kafasında senaryolar üretir ve bunu gerçekmiş gibi anlatır.
Kızlar da, erkekler de genel üslup olarak "laf dokundurma" ve sivri
dilli olmayı benimserler. Bu, etrafın vicdansız ve kaba olmasına
karşı bir nevi savunma tarzında kişiye yerleşir ve normal üslup
halini alır. Okullarda genelde grup psikolojisi hakim olduğu için
aslında çok sakin ve rahat bir ruh haline sahip olan kişi, okula
gidince birdenbire içinde olduğu grubun ruh haline bürünür. Hiç
yapmayacağı şeyleri yapmaya, hiç söylemeyeceği şeyleri söylemeye
başlar. Bir kişinin yaptığı hatalı ve çirkin bir tavır grup içinde
hoş karşılanır. Tek başına yapmaya cesaret edemeyeceği şeyleri yapar.
Arabasıyla sürat yapar, gerekirse grubunda takdir toplamak için
hayatını bile tehlikeye atar. Hocalara kafa tutar, kızlara laf atar,
böylece grup içinde ayakta kalmaya çalışır.
Adamlık dininin en önemli vasıflarından biri olan insanların rızasını
arama da, yine lise yıllarında görülür. Öğrencilerde kendini ispat
etme çabası yaygındır. Öğrenciler, sürekli olarak, hocalarına, arkadaşlarına,
ailelerine, kendilerini beğendirmeye çalışırlar. Bunların hepsini
ayrı ayrı razı etmeleri gerektiği için çok çeşitli karakterlere
bürünürler. Bu nedenle oldukça çarpık bir şahsiyet gelişir, adamlık
dininin kişiye ve ortama göre karakter değiştirme özelliği bu dönemde
kazanılır. Kişinin karakterini belirlemede kendi iradesi değil çevresinin
ondan beklediği yapı geçerlidir. Herkes ve her yerden ayrı bir talep
geldiği için; itidalsiz, istikrarsız, nabza göre şerbet veren, kaypak
bir ahlak geliştirir. Bu, kuşkusuz yalnızca Allah'a kulluk eden,
yalnızca O'nun rızasını arayan, yalnızca O'nu hoşnut etmeye çalışan
ve bu nedenle de son derece sağlam ve istikrarlı bir karaktere sahip
olan mümin ahlakının tam zıddıdır. Kuran'da, müminler ile inkarcılar
arasındaki bu fark şöyle ifade edilir:
Allah bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz
ve geçimsiz olan, sahipleri de çok ortaklı olan bir adam ile yalnızca
bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu?
Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi,
29)
Öğrencilerin kendi aralarındaki farklı tiplemelere adamlık dininin
çeşitli versiyonlarında rastlanılır. Bunları, yine öğrencilerin
kendi aralarında taktıkları şu isimler altında genelleyebiliriz:
"Fırlama" Tip: Bunların en büyük
özellikleri herşeye karşı umursuz ve cesur "takılmaları"dır. Her
konuşma, olay ve ortamda aykırı olmalarıyla tanınırlar. Hocalara
kafa tutar, sürekli herkesle alay eder, kendilerine aşırı güvenir,
sürekli espri yaparlar. Bu tipler, aslında genelde duygusal ve ezik
olurlar, bu ezikliklerini sivri ve uç hareketlerle kapatmaya çalışırlar.
Dışarıya duygusallıklarını asla belli etmezler, kaba konuşmalar
yapar ve duygusuz gibi görünmeye çalışırlar. Sınıfın kendilerinden
beklediği tavrı göstermeleri gerektiği için asla korktuklarını ve
üzüldüklerini belli etmezler. Genelde partilere, davetlere bu tipler
mutlaka davet edilirler, çünkü bunlar herkesin gülmesini, eğlenmesini
sağlayan "soytarı" karakterli tiplerdir.
"Bunalım" Tip: Sürekli sıkıntılı,
hiçbir ortama uyum sağlayamayan, karamsar tiplerdir. Sürekli olarak
herşeyden şikayet eden bir yapıları vardır. Hiçbir şeyi beğenmez
ve herkese bir kusur bulurlar. İçlerine kapalı ve düşüncelerini
açığa vurmayan bu tiplerin genelde arkadaş çevreleri pek yoktur.
Eğlendirici bir yönleri de olmadığı için bu tiplere rağbet olmaz.
"Ukala" Tip: Bunlar genelde
aileleri zengin olan tiplerdir. Her yerde ve her durumda zenginlikleriyle
ön plana çıkmak isterler. Kavgalarda, sınıf geçme durumlarında,
konuşmalarda ailelerini öne sürerek işin içinden sıyrılma yolunu
benimserler. Şahsiyetlerini ailelerinin servetinde arayan tiplerdir.
"İnek" Tip: Kendilerini çeşitli
fiziksel eksikliklerinden ötürü arkadaşlarından aşağı görürler.
Bu açıklarını kapatmak için özellikle bilgilerini göstererek ve
derslerine ağırlık vererek sivrilmeye çalışırlar. Bazen özel konular
üzerinde uzmanlaşarak dikkat çekmeye çalışırlar. Motosikletler,
sinema, elektronik, bilgisayar, koleksiyonculuk, vs. gibi. Her ortamda
bu konular hakkında konu açmak ve bilgilerini gösterebilmek için
fırsat kollarlar.
Lise dönemi, saydığımız insan tiplemelerinden oluşan ve adamlık
dininin değer yargılarının zihinlere işlendiği bir dönemdir. Güldüren,
zengin, beraberken gösteriş yapılabilen kişi olmak gibi etkenler
bu dönemin ana değer yargılarıdır. Genç insan, diğer insanları ahlaki
özellikleri (örneğin dürüstlüğü, samimiyeti, fedakarlığı, içtenliği
ve en önemlisi imanı) ile değil, kendisine sağlayabileceği çıkarlara
göre değerlendirmeyi burada öğrenir. Yaş büyüdükçe de lisedeki güldürme,
eğlendirme, beraber gösteriş yapma gibi çıkarlardan daha da güçlü
çıkarlar devreye girmeye başlar.
Lise döneminin bir başka olumsuz katkısı ise, insanlara amacını
bilmediği kurallara körü körüne itaat etme alışkanlığını kazandırmasıdır.
Sadece kuralların geçerli olduğu böyle bir ortamda akıl ve vicdan
mekanizmaları ister istemez geri plana itilir ve bu özelliklerin
gelişebileceği en verimli dönemde bunlar körelmeye terk edilirler.
Bu yüzden liselerde akla göre karar verme, vicdana göre hareket
etme, güzel ahlak gösterme gibi kavramlar öğrencilere tamamen yabancıdır.
Gelişme çağının büyük bir bölümünü okullarda geçiren, aklını ve
vicdanını bu zamanın hiçbir anında kullanamayan öğrenci, elbette
bundan sonraki hayatında da bu meziyetlerden habersiz bir yaşam
sürdürür.
ADAMLIK DİNİNDE "FLÖRT"
PSİKOLOJİSİ
Lise döneminde başlayan ya da bu dönemden bir süre sonra devreye
giren bir diğer adamlık dini kültürü ise flört psikolojisidir. Flört
dönemi, tamamen çıkarcı ve bencil bir biçimde yetiştirilen genç
kadın ve erkeklerin çarpık bir kadın-erkek ilişkisi kurmaya başladıkları
ve bir sonraki aşama olan çarpık evlilik anlayışına hazırlandıkları
dönemdir.
Bir kıza kendisiyle flört etmesini ya da yaygın deyimle "çıkmasını"
teklif eden bir erkek hareket tarzı, konuşma üslubu, sıkıntıları,
kaprisleri, gezilen yerleri ve yakınlaşma tarzıyla, tümüyle belirlenmiş
bir paket programı karşı tarafa teklif ediyor demektir. Bu programın,
karşılıklı güvensizliğe dayalı, uygulandığında her iki tarafı da
küçük düşürecek, şahsiyetlerini kaybettirecek bir yapısı vardır.
Bu ilişki modeli, yıllardır insanlar arasında temel kaidelerini
koruyarak, sadece zamanın şartlarına göre gidilen yer ve kıyafetler,
üslup ve tavırlar farklılaştırılarak uygulanır.
Flört dönemi yaşanırken iki tarafın da içinde bulunduğu ruh hali,
kafa yapısı, olaylara bakış açısı aynıdır. Zaten böyle bir dönemin
yaşanabilmesi için ilk şart bu dönemin gerektirdiği ruh hali içinde
olmaktır. Normal bir ruh hali içinde bu sistemin gerektirdiği tavırları
takınmak imkansızdır. Bu özel psikoloji, iki tarafın da sadece duygularının
hakim olduğu, aklın ve ahlaki değer yargılarının geçerli olmadığı
bir ortamda yaşanabilir.
Beraberliğin başlayıp başlamamasına karar verilirken en büyük pay,
etrafa bu beraberlikle ne kadar gösteriş yapılabileceğidir. Beraber
olunan kişi sevilmese bile, etrafa rahat rahat gösterilecek birinin
bulunması, gidilen bir yere yalnız gidilmemesi önemlidir. Çıktığı
birinin olmaması ise o kişi için utanç vericidir. Her iki taraf
da karşı tarafı kendisine bağlamak için kendi şahsiyetlerini kullanmaz,
dürüst olmazlar. İkinci bir kişiliğe bürünüp onunla hareket ederler.
Birbirleriyle beraber olmak isteyen iki kişinin tanışma, karşılaşma,
konuşmaya ve buluşmaya başlama şekilleri hep aynı tarzda gerçekleşir:
Kız (veya erkek) beğendiği kişiyle tanışmak için belirli ortamlarda
bulunmaya başlar. Önce bir davette, okulda ya da yazlık yerde bir
kişiyi belirler. Ona gözükecek şekilde etrafında dolaşmaya, dikkat
çekici kahkahalar atmaya başlar, grubuna girmeye ve arkadaşlarıyla
tanışmaya çalışır. Bunları yaparken özellikle beğendiği kıza (veya
erkeğe) karşı ilgisini hissettirmemesi şarttır ama, gerçekte bütün
dikkati onun üzerindedir.
Tanışma gerçekleştikten sonra ilk bakılan özellikleri fiziksel
görünüm ve zenginliktir. Arabasının markası, oturduğu muhit, gittiği
yazlık yer, okuduğu okul, babasının işi, kıyafetlerinin markası,
taktığı takılar, aşağı yukarı ilk tanışmada onun hakkında ilgilenip
ilgilenmeme açısından bir fikir verir. Bütün bunlar kafada bir değerlendirmeye
tabi tutulur ve kar-zarar hesabı yapılarak karşı tarafla çıkıp çıkmama
kararı verilir.
Tanışma faslından sonra sıra telefon numaralarının alınması ve
bir yere davet etmeye gelir. Davet edenin önce erkek olması önemlidir.
Gidilen yerlerde parayı erkek ödemek zorundadır. Bu, kıza sahip
olduğunu göstermenin bir yöntemidir. Ertesi gün kız, gün boyunca
telefonun gelmesini bekler ve evden çıkmaz. Erkek ise özellikle
çok ilgili görünmemek için hemen aramaz, geç vakitlerde arar. Telefonla
konuşurken çoğu filmlerden görülmüş olan ilginç hareketler yapılır
(örneğin ahizenin kordonu ele dolanır) ve etraftaki her türlü şeyle
alaka kesilir. Kızın, istemese de, biraz ağır davranması gerekir.
Birbirlerinden belirli süre ayrı düştüklerinde her iki tarafta da
romantik tavırlar ortaya konur. Duygulu buldukları şarkılarda ağlar,
kendilerini yapay bir bunalım içine sokarlar.
Görüşmeye başlandıktan sonra bütün zevklerin yeni bir ayarlaması
yapılır. Karşı tarafın zevkine göre giyinme, müzik dinleme, anlamadığı
şeylerden anlıyormuş gibi görünme, karşılıklı yaranma, kısaca bir
sahtekarlık süreci başlar. Adamlık dinindeki temel psikoloji olan
"birbirinin rızasını gözetme" durumu en üst düzeylerde yaşanır.
Olayın ciddiyeti arttıkça karşılıklı hediyeler alınmaya başlanır
ve zamanla alınan hediyelerin değerleri artar. Bu arada alınan hediyeler
ailelere, arkadaşlara gösterilerek hava atılır. Kendisinin bu hediyelere
layık olacak kadar beğenildiği belirtilir. İki taraf da birbirlerinin
aileleri ve çevreleri hakkında bilgi edinmeye çalışır. Ailesi eğer
zenginse bir an önce karşı tarafa evini göstermek ister. Ailesi
zengin değilse, evinden uzak tutmaya çalışarak bir yalan çarkının
içine girer. Sahip olmadığı şeyleri sahipmiş gibi, gitmediği yerleri
gitmiş gibi anlatmaya başlar. Karşı tarafın kendisine buna göre
değer vereceğini bildiği için bunu büyük bir ustalıkla yapmaya çalışır.
Çevresini kalabalık gösterme de bir zenginlik alametidir. Tanımadığı
insanları tanıyormuş gibi anlatır. Konuşulan konular hep bellidir.
Kültüre dayalı, kafasını kullanması gereken ya da inançlarını belli
edecek konulardan hiç söz etmezler.
Adamlık dininde, her konuda olduğu gibi kadın-erkek ilişkilerinde
de Allah'ın rızasını aramak, Allah'ın koyduğu ölçüleri gözetmek
yönünde en ufak bir çaba yoktur. Dindar ve Allah'tan korkar bilinmek
makbul değildir. Dindar olmak samimiyet ve tevazu gerektirdiği,
bu da bu dönemde asıl olan samimiyetsizlik ve kibire ters düştüğü
için din konusuna asla girilmez. Konu, "herkesin inancı kendine"
türünden anlamsız ifadeler kullanılarak kapatılır.
"Çıkma" olayı, arkadaş çevresine hava atabilmek açısından da oldukça
önemlidir. Bir erkek ne kadar fazla kişiyle beraber olmuşsa o kadar
"havalı" olur. Ayrıca, erkeğin güzel vücutlu bir kızla çıkması ve
ona vücudunu sergileyecek kıyafetler giydirmesi, arkadaşlarının
gıpta ve hayranlığını kazanmak amacı taşır. Kızlar da genellikle
gösterişli birarabaya sahip olan erkeklerle çıkmayı tercih ederler.
Çünkü okul çıkışında arkadaşlarının arabayı görmeleri, kendileri
için bir itibar kaynağı olacaktır. Beraber olduğu kişinin evinin
güzel olması da arkadaşlarının bunu görüp takdir etmesi açısından
önemlidir.
Beraberlikler sevgi ve saygıya dayalı değildir. İlişki, sürekli
boş vakit geçirme, gezme, yemek yeme, çevreye hava atma ve karşılıklı
faydalanmaya dayalı olduğu için zamanla ilerleyen ilişkide artık
kavgalar ve bıkkınlık alametleri görülmeye başlar. Kızlar genelde
her kavgada ağlar, erkekler de önemsemez ve duygusuz görünmeye çalışırlar.
Birbirlerini sahiplenmeleri, birbirlerine sürekli baskı yapmaları
ve aralarındaki güvensizlik ortamı bir süre sonra sıkıntıya dönüşmeye
başlar.
Arada vefa ve sadakat gibi kavramlar bulunmaz. İki taraf da karşısındakinin
kendisinden daha güzel ya da yakışıklı, daha zengin ve popüler birini
bulduğunda, ilk fırsatta kendisini terk edeceğini bilir ve sürekli
bunun tedirginliğini yaşar. Zaten her fırsatta bu konu dile getirilip
bir tehdit unsuru olarak kullanılır. Karşılıklı saygı da bir süre
sonra kaybolmaya başlar. Birbirlerini gözlerinde büyüttükleri, birbirlerinin
sonuçta aciz birer insan olduklarını zamanla fark ettikleri için,
karşı tarafın en ufak bir acizliğinde bile ondan soğur ve ona olan
sevgilerini yitirirler. Karşı tarafın uykudan yeni kalkmış hali,
terlemesi, yüzünde sivilce çıkması, hastalanması, ona karşı sevgisinin
azalmasına sebep olur.
Toplu ortamlarda sık sık birbirlerini aşağılarlar. Özellikle "aptal
aşık" konumuna düşmemek için arkadaşlarının yanındayken onu beğenmediğini
ifade eden, kusurlarını ortaya çıkaran konuşmalar ve gülüşmeler
sık sık yapılır.
Tüm bunlara rağmen daha iyi birini bulamama korkusu ilişkiyi devam
ettirir. Aradaki kavga ve ayrılmalara rağmen yeni birini bulamayınca
birbirlerine dönerler. İyi-kötü çıktığı birisinin bulunması, etrafta
tek başına bilinmekten daha iyidir.
Ayrılma durumlarında ilk kimin bırakacağı da çok önemlidir. Sırf
ilk bırakanın kendisi olması için bile ayrılanlar çok olur. Arada
kavga çıkarmak ve kapris yapmak ise "kolay biri olmama" açısından
çok önemlidir. Ayrılmanın ardından eğer barışma söz konusuysa alacağı
hediye önemli olur. Çünkü alacağı hediyenin maddi değeri kendisini
ne kadar sevdiğini gösterecektir. Flört dönemi kızın da erkeğin
de şahsiyetlerinin, ahlak değerlerinin, kendilerine saygılarının
yavaş yavaş kaybolmaya başladığı bir dönemdir. Sadece gösteriş,
maddiyat, cinsellik, karamsarlık ve samimiyetsizlik üzerine kurulu
böyle bir dönemin herşeyi yeni öğrenip yetişmeye başlayan bir insanın
üzerinde ilerki hayatını da etkileyen yıkıcı ve kalıcı etkileri
olur.
Tüm bu saydıklarımız, adamlık dininde "flört" ya da "çıkma" olarak
bilinen ilişki modelinin gerçekte ne denli boş, ne denli sıkıntı
verici olduğunu göstermektedir. Oysa, dışarıdan bakan pek çok insan
için, flört dünyanın en zevkli, en güzel şeyi gibi gözükür. Bu imaj,
özellikle konuyla ilgili filmler sayesinde oluşmuştur. Binlercesi
çevrilmiş olan bu filmlerde flört, iki insanı da son derece mutlu
eden, hayatı toz pembeye dönüştüren, insana hayatının en güzel anlarını
yaşatan bir ilişki olarak gösterilir. Fakat bu süslü tablo, gerçeklerle
hiçbir zaman uyuşmaz. Çünkü adamlık dininde, diğer tüm ilişkiler
gibi kadın erkek ilişkisi de samimiyetsiz ve çıkarcı bir mantıkla
yürütülmektedir. Her iki taraf da kibirleri, "hava atma" merakları,
samimiyetsizlikleri, güvensizlikleri nedeniyle sıkıntı verici, bunaltıcı
bir ruh haline girer.
Bu, gerçekte son derece boş olan dünya hayatının insana süslü gösterilmiş
olmasının bir sonucudur. Kuran'da, dünya hayatının süslü gösterildiği
sık sık vurgulanır. İnsanları saptırmak için kıyamete kadar çabalayacak
olan şeytanın da başlıca özelliği, insana dünyayı süslü göstermesidir.
Şeytanın konuyla ilgili vaadi şöyledir:
(Şeytan) Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye
karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı
ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü
mutlaka kışkırtıp-saptıracağım." (Hicr Suresi, 39)
Eğer insan aklını kullanmazsa şeytanın telkininin etkisi altına
girer ve dünyadaki boş, geçici ve sıkıntı veren şeylerin dış yüzündeki
aldatıcı süse aldanır. Bu, dünya hayatının başka şekillerinde olduğu
gibi, az önce sözünü ettiğimiz flört ya da "çıkma" ilişkisi için
de geçerlidir. Genç kadın ya da erkek, filmlerde gördüğü, etraftan
öğrendiği duygusal atmosfere girer ve flört etmekle dünyanın en
mutlu insanı olacağını sanır. Bu ilişkinin dışındaki çekici süse
kanar. Oysa kısa süre sonra ortada hiç de sandığı gibi mükemmel
bir ilişki olmadığını anlayacaktır. Ancak bu bile onu düşünmeye
yöneltmez, artık eski sevgilisinden sıkıldığını ve yeni birisini
bulması gerektiğini düşünür. Ya da evliliği gözünde büyük bir hedef
olarak belirler ve asıl güzel günlerin evlenince başlayacağını sanır.
İşte bu noktada kısır bir döngü içine girmiştir ve aklını kullanmadığı
için de ölene kadar bunun içinde kalacaktır. Artık o, Kuran'daki
"İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı
(süslendi)..." (Bakara Suresi, 212) ayetinin kapsamına girmiş
ve "Kötü olarak işledikleri kendisine çekici-süslü
kılınıp da onu güzel gören"lerden olmuştur. (Fatır Suresi, 8)
Bir diğer ayette ise, söz konusu kişilerin durumları şöyle bildirilir:
"Ahirete inanmayanlara gelince; Biz onlara
kendi yaptıklarını süslemişiz, böylece onlar, körlük içinde şaşkınca
dolaşırlar". (Neml Suresi, 4)
Dünyanın süsü aldatıcıdır, çünkü gerçek ve kalıcı
değildir. Dünyadaki nimetler, ancak ahiretteki nimetlerin eksik
bir örneği, bir numunesi hükmünde yaratılmışlardır. Ve bu nimetlerden
gerçek bir zevk almak, ancak onları Allah'ın verdiğinin ve ahiretin
eksik bir örneği olarak yaratıldığının anlaşılması ile mümkün olur.
Dünyada huzur ve rahatlık elde etmenin tek yolu da yine Allah'a
yönelmektir. Çünkü ayette de bildirildiği gibi "... kalpler yalnızca
Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28)
Adamlık dini mensupları, bunu kavrayamadıkları, Allah'ı unutup,
dünyanın geçici süsünü gerçek, sağlam ve ebedi sandıkları için sapmakta
ve sıkıntı çekmektedirler. Bir ayette, inkar edenlerin dünya hayatına
aldanışı şöyle tarif edilir:
İnkâr edenler ise; onların amelleri dümdüz birarazideki
seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında
bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. Onun hesabını tam olarak
verir. Allah, hesabı çok seri görendir. (Nur Suresi, 39)
Buraya kadar da incelediğimiz gibi, adamlık dininin kıstasları
içinde yaşanan ve Allah rızasından uzak olan bir kadın-erkek ilişkisinin
umut, hayal ve beklentiler açısından uzaktan süslü, güzel görülen
bir seraptan farkı yoktur. Ancak işin gerçeğiyle karşılaşıldığı
zaman bu beklenti ve hayallerin boş, değersiz, sıkıntı ve gerilimlerle
dolu olduğu anlaşılır.
|