|

Cahiliye Toplumunda Alaycılık
İman etmeyen insanlar Allah'ın insanlar için seçip beğendiği din
ahlakını yaşamadıkları için Kuran'dan tamamen uzak bir yapıdadırlar.
Bu nedenle de kendi aralarındaki günlük yaşamlarında alaycı tavırlar
çok yaygındır.
Bu ahlak bozukluğunun altında kibirli olmaları ve güzel ahlakı
yaşamamaları yatar. İçlerindeki bu kibir çeşitli nedenlerden dolayı
ve birçok şekilde kendini belli eder. Bulundukları ortamda en üstün
kişi olmak istedikleri için başkalarının güzel özelliklerini gördüklerinde
onlarla alay ederler. Bu yolla karşılarındaki kişiyi aşağılamayı,
onu insanların gözünde küçük düşürmeyi ve onun moralini bozmayı
hedeflerler. Bu kişinin diğer insanların beğenisini ve takdirini
kazanmasını istemezler. Allah'ın Kuran'da öğrettiği gerçek sevgiyi,
şefkati, merhameti yaşamadıkları için de alay ederek birbirlerini
kırmaktan çekinmezler.
Günlük hayatları bunun örnekleriyle doludur. Arkadaşlarının ya
da başka insanların eksiklikleriyle, fiziksel kusurlarıyla ya da
hatalarıyla kendi aralarında konuşarak, alay ederler. Ayağı kayıp
yere düşen, boğazına bir şey kaçan, dili sürçüp bir kelimeyi yanlış
söyleyen birini gördüklerinde abartılı ve uzun süreli gülüşlerle
taciz ederler. Ardından da yine o kişi hakkında küçük düşürücü yönde
konuşmalar yaparlar. Hatta o an gülerek o kişiyi taciz ettikleri
gibi, daha sonraki günlerde de her fırsatta bunu ona hatırlatarak,
utandırmaya çalışırlar. Alaya maruz kalan kişiler de aynı ahlakı
yaşamaktadırlar. Sonraki günlerde kendileriyle aynı duruma düşen
birini gördüklerinde onlar da o kişilerle alay edeceklerdir. Yani
tüm bu kişilerin arasında sanki "sessiz" bir cahiliye anlaşması
vardır. Bu yüzden kendileriyle alay edildiğinde onlar da kendilerine
gülünenden daha fazla gülerek bu durumu bastırmaya çalışırlar. Canları
yanmış olsa bile bunu hissetirmemeye çalışırlar. Çünkü taciz olduklarının
anlaşılması, kendilerince küçük düşmeleri anlamına gelmektedir.
Bunun dışında bazı kişiler de yolda fiziksel yönden eksikliği olan
birini gördüklerinde elleriyle o kişiyi işaret ederek, gülmeye ve
kendilerince alay etmeye çalışırlar. Eksikliği olan kişinin bunu
görebileceğini ve taciz olabileceğini bildikleri halde böyle çirkin
bir tavrı uygulamaktan çekinmezler. İnsanların kıyafetleriyle, saç
şekilleriyle, konuşma tarzlarıyla, şiveleriyle, üsluplarıyla, meslekleriyle
ve hatta yaşam şekilleri ile alay etmeyi bir eğlence şekli olarak
değerlendirirler. Bunu da daha önce belirttiğimiz gibi yalnızca
kendi gururlarını tatmin etmek, başkalarının takdir edilmesini önlemek
ve diğer insanları kendilerince küçük düşürmek kastıyla yaparlar.
GÜNLÜK HAYATTA CAHİLİYE ZULMÜ:ALAYCILIK
Cahiliye toplumlarında alaycı ahlak ortaokul ve lise çağlarından
başlayarak gençler arasında yaygınlaşır. Örneğin bir okula başka
şehirden belki daha varlıklı veya güzel görünümlü bir öğrenci gelir.
Diğer öğrencilerin büyük bölümü onu cahiliye insanlarına mahsus
bir ahlak gereği olarak kıskanırlar, ancak bunu örtmek için onunla
çeşitli yollarla alay ederler. Sürekli olarak onun eksikliklerini
bulmaya çalışırlar, hatta öyle ki güzel yönlerini dahi eksiklik
olarak değerlendirirler. Düz saçlıysa "süpürge saçlı" olduğunu,
uzun boyluysa "sopa" gibi olduğunu söyleyerek, kendi aralarında
ona kendisinin hoşuna gitmeyecek isimler takarlar. Böylece o kişi
hakkında alaycı bir üslup kullanarak, herkesi bu yönde etkilemeye,
herkesin o kişiyi küçük görmesini sağlamaya çalışırlar.
Aynı şekilde sınıfta kendilerinden daha çalışkan, daha başarılı
bir öğrenci olduğunda da bunu çekemezler. Onu küçük düşürmek için,
başarısını yerecek tarzda lakaplar takarak onunla alay ederler.
Sınıftaki diğer öğrencilerle de alay etmek için her fırsatı değerlendirirler.
Özellikle maddi konuları alay etmek için uygun bulurlar. Geçen seneki
formasını ya da ayakkabısını giyen birini küçümsemek ve alaycı bir
şekilde arkasından konuşmak sık yapılan bir harekettir. Öğrencilerin
oturdukları semtler, evleri ve evlerindeki eşyalar da alay malzemesidir.
Kişilerin babalarının mesleği, annelerinin çalıştığı yer, alışılmadık,
değişik bir isme sahip olmaları veya kişinin isminin tanınmış biri
ile aynı olması gibi pek çok konu, alay edilecek şeyler olarak görülebilir.
Bazı öğrenciler özellikle öğretmenleri ile alay ederler. Öğretmen
tecrübesiz yeni bir öğretmen ise üslubu ile ya da tecrübesiz tavırları
ile alay ederler. Öğretmen yaşlı ise bazı hareketleri ağır yapıyorsa
ya da gözleri iyi görmüyorsa bununla da alay edilir. Öğretmenlerinin
kıyafetleri de alay konusudur. Mesela öğretmen sık sık aynı kıyafeti
giyiyorsa, kıyafeti ütüsüz ise bunu birbirlerine söyleyerek alay
ederler.
Bu durum işyerleri için de geçerlidir. Oradaki alaycılık ise kişilerin
sahip oldukları mevkilere göre değişmektedir. İnsanlarda genelde
mevki olarak kendi altlarında bulunan kişilere karşı daha yoğun
bir alaycılık gözlemlenir. Bunu yapan kişiler böylelikle kendi enaniyetlerini
tatmin etmeye çalışırlar. Kendilerinden üstte olan kişilere kibir
yapamayacakları için kendilerine bağlı olan ya da daha alt mertebede
gözüken kişileri ezmeye çalışırlar, bunu da onlarla alay ederek
yaparlar. Örneğin, çoğunlukla şirketlerde müdürler sekreterlerine
karşı alaycıdırlar, onların yaptıkları işlerle, hazırladıkları şeylerle
alay ederler. Buradaki alaycılık lisedekinden farklıdır. Açıkça
isim takarak değil de gizliden gizliye yapılır. Verilen tepkilerde,
küçümseyen tavırlarda, alaycı bakışlarda bu durumu görmek mümkün
olur. Karşıdakinin yüzüne bakmadan konuşmak, cevap vermemek, duymamış
gibi yapmak, karşı tarafın ilk defa karşılaştığı durumlarda veya
yaptığı acemiliklerde gülmek, etrafa alaycı bakışlarla bakmak bunlar
arasında sayılabilir.
Alaycılığın farklı bir şekli de iş yerlerinde yarış halinde olan
kişiler arasında görülür. Örneğin birbirleriyle rekabet halinde
olan iki sekreter, birbirlerinin kusurlarını, eksik yaptıkları işleri
bütün iş yerine duyurmaya çalışırlar. Veya birbirlerinin fiziksel
kusurlarıyla, kıyafet seçimleriyle, yürüyüşleriyle veya herhangi
bir özellikleriyle alay ederek, birbirlerini diğer insanların gözünde
küçük düşürmek isterler. Eğer bu iki kişiden biri daha mazlum bir
insansa, diğeri onu ezmek kastıyla her an iğneleyici sözlerle, küçük
düşürücü bakışlar ve konuşmalarla ona sıkıntı vermeye çalışır. Genellikle
diğerlerine göre tevazulu, mülayim insanlar çalışma ortamlarında
hep ezilen kesimi oluştururlar. İnsanlar Kuran ahlakından uzak yapılarıyla
bu tarz kişilere yüklenir, ama kendilerinden üstün gördükleri, baş
edemeyeceklerini düşündükleri kişilere yanaşmazlar. Hatta o kişilere
karşı sürekli "sempatik" görünmeye çalışırlar.
Cahiliye toplumunun günlük yaşamına da alay hakimdir. Kuran ahlakının
yaşanmadığı böyle ortamlarda alaycılık toplumun hemen her alanında
yaygın şekilde görülür. Özellikle de fakirlerle alay edilir. Onların
kıyafetleri, konuşma tarzları ve üslupları, renk seçimleri, yaşam
biçimleri alay konusu olan malzemelerdir. Okullarda, iş yerlerinde,
zenginlerle fakirlerin yan yana geldiği toplu ortamlarda bu sık
sık karşılaşılan bir durumdur. Ama bunun yanı sıra fakirlerin zenginlerle
alay etmesi de sıkça görülür. Her iki kesim de cahiliye ahlakını
yaşadıkları için hiçbiri bu ahlakın çirkinliğini kabul etmek istemezler.
Üstelik onları, bu çirkin tavırlardan uzak tutacak bir sınır da
yoktur. Allah korkusuna sahip olmadıkları için, yaptıkları alaycılığın
karşılığını ahirette göreceklerini göz ardı ederler. Hesap gününü
düşünmeden yaşamlarını sürdürürler.
Bu din ahlakından uzak yapı içinde, artık sınır tanımaz bir azgınlık
gösterirler. Zengin birinin üzerindeki kıyafetleri kıskanarak ona
çeşitli çirkin isimler takarlar, örneğin "palyaço gibi" olduğunu
söyleyerek alay ederler. Sanki üzerindekiler çok kötüymüş, rüküş
olmuş gibi bir izlenim oluşturmaya çalışırlar. Bu, aslında o kişiyi
kıskandıkları için yaptıkları bir eylemdir. Bu ahlaktaki kişiler,
kendilerinde olmayan herşeyi kıskanır ve bunlara sahip olan insanlarla
alay ederek, onlardan intikam aldıklarını düşünürler.
Kuran ahlakını yaşamayan insanlar birbirlerinin ufak tefek fiziksel
kusurları ile de alay ederler. Örneğin bir kişinin ellerinin, ayaklarının
küçük ya da büyük olması, saçlarının olmaması ile alay ederler.
Boyu kısa ya da uzun olan bir kişiye lakap takarak sürekli yüzüne
vururlar. Kişinin şişman ya da zayıf olması ile alay ederler. Gözleri
bozuk olan, şaşı olan, gözlük takan bir kişi ile lakap takarak alay
ederler. Kulakları ağır işiten bir kişiyle de çeşitli şekillerde
alay ederek taciz ederler. Kadınlar özellikle kendi aralarında arkadaşlarının
saçlarının kesimi ve rengi ile alay ederler. Kısacası cahiliye ahlakını
yaşayan bu insanlar arasında hemen herşey alay konusu olabilir.
Günlük hayatları bunun örnekleriyle doludur. Daha birbirileriyle
ilk karşılaştıkları anda dahi alaycı tavırlarına başlarlar. Örneğin,
o gün şık giyinmiş birine "Nereye böyle? Düğüne mi gidiyorsun?"
diye sorarak rahatının kaçmasını, kıyafetinin abartılı olduğunu
düşünmesini sağlar. Veya biri nezaketen "nasılsın" diyerek hatırını
sorduğunda, diğeri "Sen benim nasıl olduğumu merak eder miydin?"
şeklinde alaycı imalarda bulunur. Sık sık iğneleyici bakışlar ve
sözler kullanır. Bunların son derece çirkin tavırlar olduğunu görmek
istemezler. Aynı şey kendilerine yapıldığında canları yanar ama
yine de vazgeçmeyi düşünmezler. Çünkü bu tavır, artık onların cahiliye
toplumunun bir gereği olarak doğal karşıladıkları bir yapı olmuştur.
Arkadaş toplantıları ve sohbetlerde de bu tarz alaycılığa çok sık
rastlanır. Sürekli olarak arkadaşlarının, yakınlarının gıyaplarında
alaycı espri ve konuşmalar yaparlar.
Özellikle beceriksizlik ya da sakarlık yapan biriyle alay etmek
önemli bir eğlencedir cahiliye insanları için. Doğum günlerinde
ya da önemli günlerde aldıkları hediyeleri beğenmeyip, başka arkadaşları
ile beraber onu alay konusu edinirler; verenin ucuz bir hediye seçtiğini,
zevksiz bir seçim yaptığını dile getirirler.
Cahiliye insanlarının alaycılıkları her zaman açıkça olmayabilir.
Aralarında uyguladıkları en yaygın kötü ahlak özelliklerinden biri
de iğneleyici sözler ve kötü bakışlarla imalı bir şekilde alay etmektir.
Özellikle kendilerinden makam, mevki, özellik ya da yetki bakımından
üstün biriyle direkt alay edemeyecekleri için kendi aralarında bakışarak,
gözleriyle anlaşarak alay ederler. Böylece gizlice alay ederek kendilerinin
o kişiden üstün olduklarını, o kişiyi aşağıladıklarını düşünürler.
Örneğin bir şirket ortamında yönetici sınıfına sahip birisi bir
hata yaptığında, mesela dili sürçtüğünde, ortamda bulunan kişiler
kendilerinden üst düzeyde olan bu kişiyle açıkça alay edemezler.
Bunu yapamadıkları için de bu imalı alay yöntemini kullanırlar.
Birbirlerine anlamlı bir şekilde bakarlar, gözlerinin içinde alaycı
bir gülüş vardır. Dışarıdan bakan dikkatli bir kişi bunu elbette
hemen fark eder, fakat açıkça yapmadıkları için ispatlamak pek mümkün
olmaz.
Din ahlakından uzak toplumlarda, tüm bu sıkıntı verici davranışlar
nedeniyle bireyler son derece huzursuz bir ortamda yaşamak zorunda
kalırlar. Herkes birbiriyle alay edecek bir yön bulur, ama kendisiyle
alay edilmesinden de ciddi anlamda rahatsız olur. Buna rağmen içinde
bulundukları ortamı değiştirmek için bir çaba harcamazlar. Çünkü
alaycılığın kötü bir davranış olduğunu, Allah'ın emrettiği ahlaka
uygun olmadığını dile getirirlerse, kendileri de başkalarıyla alay
edemeyeceklerdir. Bu ise, nefislerinin kesinlikle istemediği bir
durumdur. Bu yüzden karşılaştıkları alaycı tavırları, hayatın bir
gereği olarak kabullenirler. Bundan dolayı da birbirlerinin kötü
davranışlarını yadırgamazlar. Allah Kuran'da, "Yapmakta
oldukları münker (çirkin iş)lerden birbirlerini sakındırmıyorlardı.
Yapmakta oldukları şey ne kötü idi!" (Maide Suresi, 79) ayetiyle
bu tip kişilerin yanlış tutumlarını haber vermiştir.
Sonuç olarak Kuran ahlakının yaşanmadığı bir yerde, her çeşit alaycı
tavır, küçük düşürücü konuşma, rahatsız edici bakış ve gülüş görülebilir.
Bunun meydana getirdiği sıkıntılı ve huzursuz ortamdan kurtulmanın
tek yolu ise Kuran'ın emrettiği güzel ahlakı benimsemek, onu yaşamak
ve yaşatmaktır.
KURAN'DA, ALAYCILIK YASAKLANIR
Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki
kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin),
belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi
kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü
lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir.
Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.
(Hucurat Suresi, 11)
Allah yukarıdaki ayetiyle, insanların yaşamlarının her anında alaycılığı
yasaklamıştır. Ayette yasaklanan konuların her birinin, cahiliye
toplumlarında yaşanan ahlaksızlıklar olduğunu önceki bölümlerde
anlatmıştık. Ancak burada alaycılık konusunu Kuran'a uygun bir bakış
açısıyla, daha detaylı olarak ele almakta fayda vardır.
Ayette dikkat çekilen, toplumların birbirleriyle alay etmesi, kendi
medeniyetlerini üstün görmesi, diğer insanları küçümsemesi dinsizliğin
birer sonucudur. Oysa Allah katında üstünlük ölçüsü insanların sahip
oldukları Allah korkusu ve takvadır. Yoksa maddi güç, fiziksel özellikler,
ileri bir teknoloji veya herhangi başka bir dünyevi kıstas insanları
birbirlerinden üstün kılmaz. İnsanların farklı özelliklere sahip
olması, kadın veya erkek olması, değişik ırklara mensup olması,
beyaz tenli veya siyah tenli olması birer üstünlük alameti değildir:
Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir
dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve
kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün
(kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır.
Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Allah, Hucurat Suresi'nin yukarıdaki 11. ayetinde kadınların da
birbirleriyle alay etmesini yasaklamıştır. Özellikle kadınların
birbirlerine karşı alaycı sözler sarf etmeleri, iğneleyici konuşmalar
yapmaları cahiliye toplumlarında daha sık rastlanan davranışlardandır.
Hatta bu davranışlar öyle "alışılmış" olaylardır ki, iki kadın arasında
geçen bu tarz bir diyalog çok makul karşılanır. Bir kadın başka
bir kadının fiziksel yöndeki eksikliklerini mümkün olduğunca sık
dile getirir. Hatta açık bir eksikliği yoksa da herhangi bir özelliğini
bir kusurmuş gibi göstermeye çalışır. İçinde duyduğu kıskançlık
sebebiyle her türlü iftiraya, alaycı tavra başvurabilir.
Oysa Kuran'da insanların birbirlerine sıkıntı verici, taciz edici
davranışlar göstermeleri çirkin bir ahlak olarak tanımlanmıştır.
Allah bir başka ayetinde insanların birbirlerini çekiştiren, gizli
yönlerini araştıran tavırlarının çirkinliğini şöyle bir örnekle
haber vermiştir:
Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın
bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini
araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından
çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever
mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz
Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir. (Hucurat Suresi,
12)
Allah bir diğer ayetinde yine insanlar arasındaki alaycı tavırlara
dikkat çekerek, gerek sözle gerekse bakışla yapılan alaycılığın
üzerinde durmuştur:
Arkadan çekiştirip duran, kaş göz hareketleriyle
alay eden her kişinin vay haline; (Hümeze Suresi, 1)
Kuşkusuz bu ayetteki kesin ifadeden, böyle bir davranış göstermekten
çekinmek gerektiği açıkça anlaşılmaktadır. İnsanların, gerek bakışlarla
ve mimiklerle, gerekse sözlerle uyguladıkları alaycı tavırlar elbette
karşılıksız kalmayacaktır. Allah Kuran ahlakını yaşamayan, hesap
gününü düşünmeden çirkin davranışlarda bulunan bu kişileri yukarıdaki
ayetiyle uyarmaktadır.
Şunu da belirtmek gerekir ki, alaycılık yalnızca cahiliye toplumu
insanlarına özgü bir ahlaksızlıktır. Müminler arasında böyle çirkin
tavırlara kesinlikle izin verilmez. Müminler güzellik, zeka, zenginlik,
yetenek gibi her türlü özelliği, insanlara Allah'ın verdiğini bilirler.
Birbirlerinde gördükleri güzel özellikleri de büyük bir hoşnutlukla
karşılarlar. Nefislerine değil, Allah'ın rızasına uydukları için,
cahiliye toplumu insanlarının içlerinde yaşadıkları kibir, haset
gibi duyguları yaşamazlar. Bu yüzden birbirlerine karşı her zaman
hoşgörülü, hüsn-ü zanlı, olumlu, mütevazi bir yaklaşım içinde olurlar.
Aynı şekilde birbirlerinde gördükleri eksiklikleri de Allah'ın bir
deneme olarak verdiğini bilirler. Bu yüzden bu eksiklikleri ortaya
çıkarmaz, aksine bunları telafi edecek yönde güzel davranışlar gösterirler.
Alaycılığı çağrıştıracak en küçük bir tavırdan, bakıştan, sözden
dahi şiddetle sakınırlar. Müminlerin alaycılığa bakış açısını aşağıdaki
ayette haber verilen, Hz. Musa'nın sözleri açıkça yansıtır:
Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır
kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler.
(Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi. (Bakara Suresi,
67)
Görüldüğü gibi müminler alaycılığa benzer bir hareket yapmaktan
derhal Allah'a sığınırlar. Böyle bir davranış göstermenin cahilce
bir tutum olduğunu bilirler. Herşeyden önemlisi bunun Allah'ın hoşuna
gitmeyecek bir tavır olduğunu bilmeleri, bundan sakınmaları için
en büyük nedendir.

|