|

İnkarcılar Dine Karşı da Alaycı
Yaklaşırlar
İnsanların yeryüzünde bulunuş amaçları, Allah'ın beğeneceği ahlakı
yaşamak, Kuran'la kendilerine gösterdiği doğru yola uymaktır. Allah
Kuran'da, "… insanları yalnızca bana ibadet
etsinler diye yarattım." (Zariyat Suresi, 56) şeklinde bildirmiştir.
Dolayısıyla Ancak önceki bölümlerde de üzerinde durduğumuz gibi,
insanların birçoğu içlerindeki "büyüklenme tutkusu" nedeniyle, Allah'a
teslim olmaz ve ibadet etmekten kaçınırlar. Fakat bu insanlar, aslında
Allah'ın kendilerinden neler istediğini de çok iyi bilirler. Allah
Kuran'da kendilerine hatırlatılan doğruları vicdanen anlayan, ama
içlerindeki kibir sebebiyle hak olanı uygulamayan insanlardan şöyle
söz etmiştir:
Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak
gelince dediler ki: "Bu, apaçık olan bir büyüdür." Vicdanları kabul
ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler.
Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.
(Neml Suresi, 13-14)
Vicdanen sıkıntı duydukları için, Allah'ın ve hak dinin varlığını
bilmek, duymak, görmek bu insanlarda şiddetli bir iç huzursuzluğu
meydana getirir. İsterler ki Allah'ın adı hiç anılmasın, kimse dine
itibar etmesin, herkes kendileri gibi olsun. Çünkü ancak o zaman
rahat edebileceklerini zannederler. Aksi takdirde ise Allah'ın varlığına
ya da din ahlakına ait herşey onlara kendi suçlarını hatırlatacaktır.
Ayrıca, Allah'ın sonsuz kudret ve güç sahibi olması ve canlı, cansız
tüm varlıkların Allah'a boyun eğmesi de, içlerinde "asla erişemeyecekleri
bir büyüklük isteği" barındıran bu insanlara çok ağır gelir. Çünkü
bunları gördüklerinde kendilerinin Allah'a karşı ne kadar aciz olduklarına
şahit olurlar. Bu nedenle Allah'ın hatırlatılmasına, O'nun büyüklüğünün
takdir edilmesine dayanamazlar. Onlar bu apaçık gerçeği reddederek,
yaratılış delillerini inkar ederek veya açıkça Allah'ın gücünün
göstergesi olan bu mucizeleri görmezlikten gelerek rahatlayabileceklerini
zannederler. İşte böylesine büyük bir yanılgı içinde olan bu kişilerin
vicdani rahatsızlıktan kurtulmak için başvurdukları yollardan biri
de dine karşı alaycı bir tutum sergilemeleridir. Bu kişilerin yaratılış
delilleri karşısındaki tutumları bir ayette şöyle anlatılır:
Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına)
şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar. Kendilerine öğüt
verildiğinde, öğüt almıyorlar. Bir ayet (mucize) gördüklerinde de,
alay konusu edinip eğleniyorlar. (Saffat Suresi, 12-14)
Ayette haber verildiği gibi, bu insanlar karşılarındaki mucizevi
gerçekler karşısında alaycı bir tutum sergilerler. Bu, öylesine
büyük bir akılsızlıktır ki, çok açık olan deliller dahi bu insanların
iman etmelerine yeterli olmaz. Onlar Allah'ı ve Kuran'ı inkar ederek,
şahsiyet ve üstünlük elde edeceklerini, çevrelerindeki insanların
gözünde büyüyeceklerini düşünürler. Oysa çevrelerindeki insanlar
da Allah'a son derece muhtaç, ahirette hesaba çekilecek aciz varlıklardır.
Onların gözünde büyüyüp büyümemeleri hiçbir şey ifade etmez. Üstelik
böylesine kibirlenmelerine sebep olan şeyler yine Allah'ın kendilerine
verdiği özelliklerdir. Sahip oldukları herşeyi Allah'a borçludurlar.
Fakat bunun karşılığında onlar şükretmek yerine alaycılığı tercih
ederler.
Bu bölümde inkarcıların Allah'ın dinine olan yaklaşımlarını, Kuran'da
bize bildirilen örneklerle açıklayacağız. Ve bu insanların alaycı
yaklaşımlarıyla aslında kendilerini ne kadar büyük bir zarara soktuklarını,
bu tutumları sebebiyle ahirette karşılaşacakları sonu hatırlatacağız.
ALLAH'IN AYETLERİNİ KAVRAYAMAMALARI
Bir sure indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu, hanginizin
imanını arttırdı?" der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını
arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler. (Tevbe Suresi, 124)
Yukarıdaki ayette dikkat çekildiği gibi, Allah'ın ayetlerini ancak
samimi kalple iman eden kişiler kavrayabilirler. Ayetlerdeki hikmeti
ancak onlar görebilirler. İnkarcılar ise, Allah'ın ayetlerini kavramaktan
acizdirler. Hatta "bu hanginizin imanını artırdı?" diye sorarak
kendilerince alay etmek isterler. Ancak iman edenler için bir müjde
olan Allah'ın bu nimetinden de mahrum kalmış olurlar. İnkarcıların
bu anlayışsızlığına ve ayetlere olan çarpık yaklaşımlarına bir başka
Kuran ayetinde şöyle dikkat çekilmiştir:
Şüphesiz Allah, bir sivrisineği de, ondan üstün
olanı da, (herhangi bir şeyi) örnek vermekten çekinmez. Böylece
iman edenler, kuşkusuz bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu
bilirler; inkar edenler ise, "Allah, bu örnekle neyi amaçlamış?"
derler. (Oysa Allah,) Bununla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete
erdirir. Ancak O, fasıklardan başkasını saptırmaz. (Bakara Suresi,
26)
Yukarıdaki ayette haber verildiği gibi, Allah'ın bir ayetinde "sivrisinek"ten
bahsetmesinin hikmetini inkarcılar anlamamışlardır. İçine düştükleri
kavrayış eksikliği sebebiyle "Allah bu örnekle neyi amaçlamış?"
diyerek, kendilerince alaycı bir tutum göstermişlerdir. Ancak bugün
bilim, insanların "sivrisinek" diyerek küçümsedikleri canlıların
aslında pek çok mucizevi özelliklere sahip olduklarını ortaya çıkarmıştır.
(Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Sivrisinek Mucizesi) Allah
bu canlıdaki olağanüstü özelliklere bundan 1400 yıl önce dikkat
çekmiştir ve o dönemin inkarcıları bu bilgilerden yoksun oldukları
için sarf ettikleri alaycı sözlerle küçük duruma düşmüşlerdir.
İnkar edenlerin Allah'a ve O'nun dinine karşı kibirli yaklaşımları
özellikle de Allah'ın ayetleri kendilerine okunduğunda ve kendilerine
ayetlerle öğüt verildiğinde ortaya çıkar. Allah'ın gönderdiği elçiler
ve salih Müslümanlar kavimlerine, yaşadıkları batıl sistemin yanlışlığını
tebliğ ederler. Tek doğru yolun Allah'ın indirdiği din olduğunu
anlatırlarken, onlara Allah'ın ayetlerinden okur ve ayetlerin hikmetlerini
açıklarlar. Ayetlerdeki anlam öylesine mükemmeldir ki, inkarcılar
bu sözlerdeki olağanüstü yönü fark ederler. Fakat bu üstünlüğü sezmelerine
rağmen kibirleri nedeniyle anlatılan gerçekleri inkar eder ve kendilerine
yapılan çağrıyı reddederler. Dahası bununla da kalmaz, azgınlıkları
nedeniyle Allah'ın ayetlerini alay konusu yaparlar. Kuran'da onların
bu kibirli tavırları ve alaycı yaklaşımları şöyle anlatılır:
Kendisine Allah'ın ayetleri okunurken işitir, sonra
(inatla büyüklük taslayarak) sanki işitmemiş gibi ısrar eder. Artık
sen onu acı bir azapla müjdele. Ayetlerimizden bir şey öğrendiği
zaman, alay konusu edinir. İşte onlar için aşağılatıcı bir azap
vardır. (Casiye Suresi, 8-9)
Allah inkarcıların bu alaycı tavırlarını pek çok ayetiyle haber
vermiştir. Ve müminlere bu tarz konuşmalarla karşılaştıklarında
nasıl bir tutum izlemeleri gerektiğini de şöyle bildirmiştir:
Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar:'
-onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir… (Enam
Suresi, 68)
İBADETLERE ALAYCI YAKLAŞIMLARI
Allah'ın emrettiği ibadetlerle, bu ibadetlerin hikmetleriyle ve
özellikle de namaz ve oruçla alay etmek inkarcılar arasında çok
yaygındır. Allah bir ayetinde inkarcıların sergiledikleri bu akılsızca
davranışları şöyle haber vermiştir:
Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu
alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen
bir topluluk olmalarındandır. (Maide Suresi, 58)
İnkarcıların ibadetler konusundaki alaycı tavırlarına günlük hayatta
da çok sık rastlamak mümkündür. Örneğin böyle bir kişiye namaz kılması,
oruç tutması gerektiği hatırlatıldığında hemen alaycı bir havaya
bürünür. Konuşma üslubuna, seçtiği kelimelere, mimik ve hareketlerine,
yüz ifadesine tamamen alaycı bir hava hakim olur. Tüm bunlar bu
tarz bir gülümsemeyle de birleşince çok çirkin bir görünüm ortaya
çıkar.
Bu alaycı tavırlarının asıl nedeni, diğer insanların bilinçaltlarındaki
dine ve dini değerlere karşı var olan saygıyı azaltmak istemeleridir.
Böylelikle müminlerin insanlara yaptıkları tebliği de engelleyebilmeyi
amaçlarlar. Özellikle dinine bağlı genç bir insan gördüklerinde
alaycılıkları iyice belirginleşir. Onu görünce daha fazla suçluluk
hissettikleri için, bu suçluluk duygusunu onunla alay ederek bastırmaya
çalışırlar. Böylece onu doğru yoldan yıldırarak vazgeçirmek isterler.
"Gençliğini yaşa, ilerde dini ibadetlerini yerine getirirsin",
"bu yaşta dünyadan elini eteğini çekmişsin" türünde imalı ve alay
kasıtlı sözler söyleyerek, karşılarındaki kişiyi küçük düşürmek
isterler. "Orucunu boz, ben senin günahını yüklenirim" tarzında
saçma vaatlerde bulunarak onu doğru yoldan saptırmaya çalışırlar.
Ancak her ne yaparlarsa yapsınlar müminlere zarar vermeleri, onları
küçük düşürmeleri mümkün değildir. Zira müminler inkarcıların Kuran'da
yazılı olan bu tavırlarıyla karşılaştıklarında daha da şevklenirler
ve ibadetlerine daha büyük bir coşkuyla devam ederler.
İnkarcılar alay ederek müminlere zarar vermek isterler, ancak bu
çabalarında başarısız olurlar; hatta bilmeden onların ahiretteki
derecelerini yükseltmiş olurlar. Yani bir manada müminlere hizmet
ettikleri söylenebilir. Ancak bu gerçeği kavrayamadıkları için,
yukarıdaki ayette dikkat çekilen "akletme eksiklikleri"ni bir kez
daha sergilemiş olurlar.
DİRİLİŞİ İNKAR ETMELERİ
İnkar eden bu insanların alay konusu edindikleri diğer bir konu
ise "diriliş"tir. Ölümden sonra insanların yeniden dirileceği gerçeğini
şiddetle reddederler. Çünkü bunu kabul ederlerse din ahlakını yaşamaları
gerektiği gerçeği ile karşılaşacaklardır. Ayrıca insanlar ölümlerinin
ardından diriltileceklerine göre, bunun bir sonucu olarak dünyada
yaptıklarından hesap da vereceklerdir. Ve o gün sadece dünyada Allah'ın
Kuran'da emrettiği gibi yaşayanlar kurtuluş bulacaklardır. Hesap
gününün ardından elbette ki Allah'ın sonsuz adaleti tecelli edecek,
suçlular cezalandırılacak, güzel tavır gösteren, Allah'a itaatli
olanlar ise ödüllendirileceklerdir. Bu, son derece açık bir gerçektir.
Ve böylece din günü, inkarcıların büyük bir yanılgı içinde oldukları
ortaya çıkacaktır.
Ancak inkarcılar dünyada yaptıkları davranışlardan sorumlu olduklarını
kabul etmek istemeyerek Allah'ı ve hesap gününü unuturlar. Bunun
sonucu olarak öncelikle ölümün çok yakın olduğunu akıllarından çıkarmaya
çalışırlar. Hatta bu konuda alaycı konuşmalar, espriler yaparak
konunun ciddiyetini hafifletmek için uğraşırlar. Çevrelerindeki
insanlara ölümün çok uzak, bunu düşünmenin ise gereksiz olduğu yönünde
mesajlar verirler. Ancak ne kadar unutmak isteseler de ölüm kesin
bir gerçektir ve Allah Kuran'da bu insanlara şöyle seslenmektedir:
De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm,
şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede
edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı
haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)
Bu yüzden yeniden diriltilecekleri ve hesap verecekleri gerçeğini
reddetmeyi tercih ederler. Kuşkusuz onların akılsızca hesap gününü
reddetmeleri, onları o günle karşılaşmaktan uzaklaştırmaz ama yine
de bu konuyu anlamazlıktan gelerek kurtulabileceklerini zannederler.
Hatta daha da ileri giderek bu konuyla alay ederler. Böylece yeniden
dirilişe inanmadıklarını ve bu konuyu hafife aldıklarını çevrelerine
kanıtlamak isterler. Kuran'da onların bu tür alaycı tavırlarından
örnekler verilmiştir:
O kimse ki, anne ve babasına: "Öf size, benden
önce nice nesiller gelip geçmişken, beni (diriltilip) çıkarılacağımla
mı tehdit ediyorsunuz?" dedi. O ikisi (anne ve babası) ise Allah'a
yakararak: "Yazıklar sana, iman et, şüphesiz Allah'ın va'di haktır."
(derler; fakat) O: "Bu, geçmişlerin masallarından başkası değildir"
der. (Ahkaf Suresi, 17)
Dediler ki: "Biz kemikler haline geldikten, toprak
olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla
diriltileceğiz?"
De ki: "İster taş olun, ister demir."
"Ya da göğüslerinizde büyümekte olan (veya büyüttüğünüz)
bir yaratık (olun)." Bizi kim (hayata) geri çevirebilir" diyecekler.
De ki: "Sizi ilk defa yaratan." Bu durumda sana başlarını alaylıca
sallayacaklar ve diyecekler ki: "Ne zamanmış o?" De ki: "Umulur
ki pek yakında." (İsra Suresi, 49-51)
Kendi saçma akıllarını beğenen ve bundan çok emin olan inkarcıların
diriliş hakkındaki bu pervasız sorularına ve mantıklarına karşılık
en güzel örnek Kuran'da şöyle haber verilmiştir:
İnsan, onun kemiklerini bizim kesin olarak bir
araya getirmeyeceğimizi mi sanıyor? Evet; onun parmak uçlarını dahi
derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz. (Kıyamet Suresi,
3-4)
İnsan, bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı
görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. Kendi yaratılışını
unutarak bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu
kemikleri kim diriltecekmiş?" De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa
eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." (Yasin Suresi, 77-79)
İnsanı ve yeryüzündeki canlı cansız tüm varlıkları yaratan Allah'tır.
İnsan Allah'ın indirdiği din ahlakını yaşamakla yükümlüdür ve inkar
ediyor olması onu bu sorumluluktan kurtarmaz. Bu durumda "din günü"
geldiğinde yaptıklarının cezasını mutlaka alacaktır. Şunu da eklemek
gerekir ki Allah ile ve O'nun diniyle alay etmek çok büyük bir suçtur.
Ve hiç şüphesiz bunun karşılığı çok şiddetli olacaktır. Bu insanlar
Kuran'da şöyle tehdit edilmektedirler:
Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri
ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kuran'la)
hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin)
Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü
fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle
helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca
kaynar sular ve acıklı bir azap vardır. (En'am Suresi, 70)
Karşılaşacakları bu azabı göz ardı eden insanlar her dönemde olduğu
gibi içinde bulunduğumuz dönemde de vardır. Bu kişiler her fırsatta
dini değerlerle ve kutsal kavramlarla alay etmekten çekinmezler.
Yaptıkları esprilerin, güldükleri fıkraların dini içerikli olmasının
dışında karikatürlerde bile dini değerlerle alay ederler. Gerek
içinde yaşadığımız dönemde, gerekse tarih boyunca inkarcıların bu
çirkin davranışlarının amacı hep aynı olmuştur. Alaycı yaklaşımlarıyla
hem iman edenleri sıkıntıya sokmak isterler, hem de insanların bilinçaltlarını
dini değerler konusunda olumsuz yönde etkilemeye çalışırlar. Ancak
unutmamak gerekir ki, Müslümanlar için inkarcıların bu davranışlarıyla
karşılaşmak büyük bir şereftir. Çünkü Allah Kuran'da, salih Müslümanların
bu tip davranışlara maruz kalabileceklerini ve bunların karşılığının
kendilerine en güzeliyle verileceğini vaat etmiştir. Ayrıca Allah
bu alaycı insanların konumlarını Kuran'da bildirmiş ve müminlerin
onlardan uzak durmalarını emretmiştir:
Ey iman edenler, sizden önce kendilerine kitap
verilenlerden dininizi, alay ve oyun (konusu) edinenleri ve kafirleri
dostlar (veliler) edinmeyin. Ve eğer inanıyorsanız, Allah'tan korkup-sakının.
(Maide Suresi, 57)

|