|

İnkarcılar, Öncelikle Peygamberleri
Hedef Alırlar
Tarih boyunca her dönemde inkar eden insanlar var olmuş ve bu kişiler
Allah'ın dinine ve müminlere karşı mücadele etmişlerdir. Bu, Allah'ın
değişmez bir kanunudur. İnkarcıların inananlara karşı kullandıkları
mücadele yöntemleri bellidir ve bunların başlıcalarından biri de
alaycılıktır. Üstelik alaycılık yaparken kullandıkları taktikler
ve söyledikleri sözler dahi hep aynıdır. Bu gerçek Kuran'da şöyle
ifade edilmektedir:
Firavun (kavmi), ondan öncekiler ve yerle bir olan
şehirler (halkı da hep) o hata ile (tarih sahnesine) geldiler. Böylece
Rablerinin elçisine isyan ettiler... (Hakka Suresi, 9-10)
Ayetlerde dikkat çekildiği gibi asırlar boyunca inkar edenler hep
aynı isyankar tavrı göstermişlerdir. Firavun, Ebu Leheb, Firavun'un
kavmi, Nuh Peygamberin kavmi, Ad kavmi, Semud kavmi, Lut kavmi ve
diğerleri Kuran'da hep peygamberlerine karşı kullandıkları azgın,
alaycı üslupla anılan ve sonunda gösterdikleri bu çirkin cesaretten
dolayı helak olmuş bulunan kavimlerdendir. Bu insanlar, yalnızca
peygamberlerini değil dine ait herşeyi, ibadetleri, namazı, dinin
hükümlerini alaya almışlardır. Ama elbette Kuran'da haber verildiği
gibi, sonunda hüsrana uğrayan, helak edilen de kendileri olmuştur.
Geçmiş kavimlerin elçilerine karşı olan bu yaklaşımları, Kuran'da
sık sık ifade edilen bir gerçektir:
Yazıklar olsun kullara; ki onlara bir elçi gelmeyegörsün,
mutlaka onunla alay ederlerdi. (Yasin Suresi, 30)
Onlara herhangi bir elçi gelmeyegörsün, mutlaka
onunla alay ederlerdi. (Hicr Suresi, 11)
Görüldüğü gibi peygamberlere karşı bu şekilde pervasızca ve saygısızca
tavırlar sergilemek inkar edenlerin çok belirgin bir vasfıdır. Her
dönemde de bunu uyguladıkları anlaşılmaktadır. Tüm bu kavimlerin
büyüklenmelerinin ve sonucunda alaycılığa yönelmelerinin sebebi
ise şeytandır. Şeytan yeryüzünde Kuran ahlakının yaşanmasını istemediği
için insanları ahlaksızlığa, din ahlakına aykırı tutumlara teşvik
eder. Alaycılık da bu çirkin davranışlardan biridir. Buna karşın
peygamberler ise hak dini yaşayan ve tebliğ eden insanlardır. İnsanları
şeytana ve onun hileli düzenlerine karşı uyaran ve onlara şeytanın
inkarcı sistemine uymamayı öğreten kişilerdir. Bu nedenle de şeytan
inkarcıları öncelikle peygamberlere karşı cephe almaya yöneltir.
İnsanları, peygamberlere karşı isyana ve alaycı davranışlara teşvik
eder. İşte kavimlerin içinde peygamberlere karşı mücadele eden,
onlarla alay eden insanlar da şeytanın yoluna uyan kişilerdir.
Ama unutmamak gerekir ki, şeytanın bu çabaları hiçbir sonuç vermez.
Aksine inkarcıların bu tür alaycı davranışlarda bulunmaları, incitici
sözler söylemeleri elçilerin ahiretteki derecesini artırır, Allah'ın
rızasını ve nimetlerini kazanmalarına vesile olur. Bu mübarek insanlar,
kendilerine yapılan çirkin tavırlara sabrettikleri için Allah'tan
güzel bir karşılık umarlar. Nitekim haklının haksızdan ayrılacağı
"din günü" geldiğinde her iki taraf da karşılığını alacaktır. Elçiler
ve beraberlerindeki müminler ahirette ödüllendirilirken, dünyada
onlarla alay etmeyi kendilerine karlı bir iş zanneden inkarcılar
cezalandırılacaklardır. Bu son için sadece Allah'ın kendileri için
belirlediği bir süre vardır ve bu sürenin geçmesi gerekmektedir.
Bu, Kuran'da bildirilen bir gerçektir:
İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi).
Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar,
kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık
verir. (Bakara Suresi, 212)
Andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi,
bunun üzerine Ben de o inkara sapanlara bir süre tanıdım, sonra
onları (kıskıvrak) yakalayıverdim. İşte nasıldı sonuçlandırma? (Rad
Suresi, 32)
Ayetlerden anlaşıldığı gibi cahil kimselerin elçilerle alay etmeleri
Allah'ın Kuran'da bildirdiği bir kanundur. Tarih boyunca tüm peygamberlerin
başına gelen bu olay, onların ancak şevklerini ve mücadele azimlerini
artırmıştır. Peygamberler Allah'ın adaletine güvendikleri için alaycı
inkarcıların ahirette hak ettikleri karşılığı alacaklarından da
emindirler. Dolayısıyla inkarcıların ve onların önderi konumundaki
şeytanın, amaçlarına ulaşma gibi bir durumları olamaz. Allah Kuran'da,
inkarcıların elçilerle olan bu mücadelelerinin, içinde bulundukları
"kavrayış eksikliği"ni gözler önüne serdiğini şöyle haber vermiştir:
Biz elçileri, müjde vericiler ve uyarıcılar olmak
dışında (başka bir amaçla) göndermeyiz. İnkar edenler ise, hakkı
batıl ile geçersiz kılmak için mücadele ediyorlar. Onlar benim ayetlerimi
ve uyarıldıklarını (azabı) alay konusu edindiler. Kendisine Rabbinin
ayetleri öğütle hatırlatıldığı zaman, sırt çeviren ve ellerinin
önden gönderdikleri (amelleri)ni unutandan daha zalim kimdir? Biz
gerçekten, kalpleri üzerine onu kavrayıp anlamalarını engelleyen
bir perde (gerdik), kulaklarına bir ağırlık koyduk. Sen onları hidayete
çağırsan bile, onlar sonsuza kadar asla hidayet bulamazlar. (Kehf
Suresi, 56-57)
Kuran'da inkarcıların özellikle hangi konularda böyle bir üsluba
başvurdukları, nasıl yöntemler kullandıkları da pek çok örnekle
bildirilmiştir. İlerleyen sayfalarda, inkar edenlerin Allah'ın elçilerine
karşı tarih boyunca gösterdikleri alaycı tutum ve bunun sonucunda
da gördükleri karşılık anlatılacaktır.
ALLAH'IN SEÇTİĞİ ELÇİYİ BEĞENMEMELERİ
Din ahlakından uzak toplumlarda insanların değer yargıları mal,
mülk, para, şöhret, makam ve mevki gibi maddi çıkarlar üzerine kuruludur.
Bu nedenle söz konusu toplumlara bir elçi gönderildiğinde insanların
çoğu bu ölçüler ile değerlendirme yaparlar. Eğer elçide, sayılan
maddi özellikleri kendilerince yeterli görmezlerse, onu Allah'ın
seçtiğini, kendilerine yol gösterici olarak gönderildiğini kabul
etmek istemezler. Bu kişiyi Allah'ın seçmiş olması, onun takva sahibi
ve güzel ahlaklı olması onlar için önemli olmaz. Elçideki güzel
yönleri ve üstün ahlakı fark edemedikleri ve kibirli oldukları için
onun seçilmiş olması çok ağırlarına gider. Onun kendilerinden üstün
olduğunu, onları doğru yola davet ettiğini tasdikleyip, ona teslim
olmak yerine isyankar ve alaycı bir tutum sergilemeyi tercih ederler.
Allah Kuran'da inkarcıların bu tutumunu şöyle bildirmiştir:
Seni gördükleri zaman, seni yalnızca alay konusu
edinmektedirler: "Allah'ın, elçi olarak gönderdiği bu mu?" (Furkan
Suresi, 41)
Ayette görüldüğü gibi, bu insanlar elçiyi kendi çarpık sistemlerine
göre değerlendirip, beğenmemektedirler. Bu konudaki bir diğer ayet
ise şöyledir:
İnkar edenler seni gördüklerinde, seni yalnızca
alay-konusu ediyorlar (ve:) "Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu
mu?" (derler.) Oysa Rahman (olan Allah)ın sözünü (Kitabını) inkar
edenler kendileridir. (Enbiya Suresi, 36)
Kuran'da bu konuyla ilgili başka örnekler de verilmiştir. Hz. Musa
Firavun'un kavmine elçi olarak gönderildiğinde Firavun ve kavmi,
peygamberleriyle alay etme yolunu seçmişlerdir. Bunun sebebi, kendilerinden
daha fakir olduğunu düşündükleri Musa Peygamberin elçi olarak seçilmesi
ve onları hak dine davet etmesidir. Kendi batıl dinlerinin değiştirilmek
istenmesi bu inkarcıların gururlarına ağır gelmiştir. Bundan dolayı,
tarihteki tüm inkarcılar gibi peygamberleriyle alay etmeye başlamışlardır:
Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey
kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim
değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?" "Yoksa ben, şundan daha hayırlı
değil miyim ki o, aşağı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sözü)
açıklamadan yoksun olan (biri)dir." "Bu durumda (eğer doğruysa),
üzerine altından bilezikler atılmalı ya da yakınında yer almış vaziyette
onunla birlikte melekler gelmeli değil miydi?" (Zuhruf Suresi, 51-53)
Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi Firavun inkarcı karakterin
tüm özelliklerini üzerinde taşımaktadır. Hz. Musa'yı yine kendi
cahiliye ölçülerine göre değerlendirmekte, ondaki üstün ahlakı ve
Allah'a olan yakınlığını idrak edememektedir. Kendi sahip olduğu
mülkleri sayarak ve kendine göre Musa Peygamberde gördüğü eksiklikleri
vurgulayarak kavmini etkilemeye çalışmaktadır. Ve bu şekilde de
cahiliyenin sapkın değerlerini ölçü alarak, kendi üstünlüğünü ispatladığını
zannetmektedir.
Bu örnekte de gördüğümüz gibi, inkarcı karakterdeki insanların
kendi zanlarına göre eğer elçilik ya da bir hüküm yetkisi verilecekse
kendileri arasından birine verilmelidir. Bu nedenle de peygamberlere
verilenleri kıskanırlar. Hemen alay ve hakaret dolu sözler söylemeye
başlarlar. Örneğin "Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır,
o çok yalan söyleyen, kendini beğenmiş bir şımarıktır." (Kamer Suresi,
25) ayetinde olduğu gibi, elçiyi birtakım çirkin tavırlarla itham
ederler. Fakat peygamberler çok güzel ahlaklı, Allah'ın emir ve
yasaklarına son derece titiz, çok tevazu sahibi ve tüm gücün yalnızca
Allah'a ait olduğunu bilen insanlardır. Bu tarz iftiralar da, onlara
haset eden cahiliye insanlarının asılsız suçlamalarından başka bir
şey değildir.
İnanmayan insanların peygamberlere attıkları iftiralardan biri
de "akılsızlık"tır. Bunu da her zamanki alaycılıklarıyla dile getirirler.
Kuran'da bu konuda şöyle bir örnek verilmiştir:
Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler dediler
ki: "Gerçekte biz seni 'aklî bir yetersizlik' içinde görüyoruz ve
doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz." (Hud:) "Ey
kavmim" dedi. "Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben gerçekten
alemlerin Rabbinden bir elçiyim" dedi. (Araf Suresi, 66-67)
Hud Peygambere atılan bu iftira hemen her dönemde Allah'ın elçilerine
atılan bir iftiradır. İnkarcıların yukarıdaki sözlerindeki alaycılık
hemen dikkat çekmektedir. Oysa elçiler üstün akıllarıyla tanınan
insanlardır. İnkarcıların bu suçlamalarla hedefledikleri ise, kavimlerini
onların aleyhlerinde etkileyebilmektir. Başka bir deyişle, elçiye
uyulmasını engelleyerek, kendi çıkarlarını korumaktır. Kuran'da
bu iftiranın pek çok peygambere daha atıldığına dair örnekler vardır:
(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan
elçiniz, gerçekten bir delidir." (Şuara Suresi, 27)
"O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası
değildir, onu belli bir süre gözetleyin." (Müminun Suresi, 25)
Bu örnekler de göstermektedir ki, elçilerden ya da müminlerden
birine "delilik" ya da "akli yetersizlik" iddiasında bulunulması
aslında bunun geçmişte tüm peygamberlere yapılmış bir iftira ve
alay malzemesi olması bakımından büyük bir şereftir. İnkarcılar
bu iftiralarıyla müminlerin gücünü azaltabileceklerini, onların
şevklerini kırabileceklerini, işledikleri hayırlara engel olabileceklerini
zannederler. Oysa müminler için kendileriyle alay edilmesinin yorumu
ve onlarda oluşturduğu etki bambaşkadır. Cahiliye insanı kendisiyle
alay edildiğinde bundan dolayı bir eziklik ve sıkıntı hisseder.
Müminler ise tarih boyunca tüm müminlere ve elçilere söylenen sözlerin
kendileri için de sarf edilmiş olmasının, kendilerinin doğru yolda
olduğunu bir kez daha gösterdiğini düşünür ve bundan dolayı sevinç
duyarlar. Ayrıca inkarcıların bu anlayışsızlığı ve ahlaksızlığı,
onların gücünü artırır ve din ahlakını tebliğ etme konusunda daha
şevkli ve kararlı olmalarına vesile olur.
ELÇİNİN VE MÜMİNLERİN KURAN AHLAKINA UYMALARIYLA
ALAY ETMELERİ
Müminler Allah'ın emir ve yasaklarına göre hareket ederken, inkarcılar
tam tersine nefislerinin yönlendirdiği şekilde yaşarlar. Nefis ise,
güzel ahlaklı olmayı, iffetli, namuslu, dürüst, samimi, adaletli,
temiz, hoşgörülü, itidalli, şefkatli, doğru sözlü olmayı istemez.
Aksine ahlaksızlığı, yalancılığı ve her türlü kötü ahlak özelliğini
yaşamayı insanlara meşru gösterir. Bu nedenle müminlerin iyi ve
temiz insanlar olmaları ve böyle kalma konusundaki kararlılıkları
inkarcıların pek hoşuna gitmez. Müminlerin güzel ahlaklı tavırlarını
görünce kendi ahlaklarının kötü olduğuna bir kez daha şahit olmuş
olurlar. Fakat kibirli bir yapıları olduğu için de böyle bir şeyi
kabul etmek istemezler. Bu yüzden müminlerin de kendileri gibi doğru
yoldan sapmış insanlar olmalarını isterler. Onların Kuran ahlakına
uygun tavırlarını gördüklerinde, hakaret ve alay dolu sözler söyleyerek,
müminlerin güzel yönlerini küçümsemek isterler. İnkarcıların bu
tavrıyla ilgili olarak Kuran'da şöyle bir örnek verilmiştir:
Kavminin cevabı: "Lut ailesini şehrinizden sürüp
çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış" demekten başka olmadı.
(Neml Suresi, 56)
Bilindiği gibi Lut Peygamberin gönderildiği kavim cinsel sapkınlıklar
yaşayan, azgın bir kavimdi. Hz. Lut kendilerini hakka, doğruya,
güzele ve temize defalarca çağırdığı halde bunu reddetmiş ve peygamberlerine
isyan etmişlerdi. Hz. Lut doğruları anlatmaya devam ettiğinde ise
azgınlıkları iyice artmış, elçiyi ve müminleri yurtlarından sürmeye
karar vermişlerdi. Bunu yaparken de onların temizliklerini ve iffetlerini
alay konusu edinmişlerdi. Ancak kuşkusuz tüm diğer azgın kavimlere
olduğu gibi Allah, bu kavme de yaptıklarının karşılığını vermiş
ve onları helak etmiştir. İnkarcıların yaptıkları suçlamalara, alaycı
tavırlara karşılık sabreden müminleri ise güzel bir karşılıkla ödüllendireceğini
müjdelemiştir. Yani Lut Peygambere ve onunla birlikte suçlanan tüm
müminlere, inkarcılardan gördükleri bu tavır büyük bir şeref olarak
geri dönmüştür. Kendilerini Müslümanlardan üstün gören bu kişilere,
gerçek izzet ve şerefin kime ait olduğunu Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Derler ki, "Andolsun, Medine'ye bir dönecek olursak,
gücü ve onuru çok olan, düşkün ve zayıf olanı elbette oradan sürüp-çıkaracaktır."
Oysa izzet Allah'ın, O'nun Resûlünün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar
bilmiyorlar. (Münafikun Suresi, 8)
Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah'ındır.
Güzel söz O'na yükselir, salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri
tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli biz azap vardır.
Onların tasarladıkları 'boşa çıkıp bozulur'. (Fatır Suresi, 10)
ELÇİNİN YAPTIKLARIYLA ALAY EDERLER
Gerek inkar edenler gerekse münafıklar müminler gibi temiz ve duru
bir akla sahip olmadıkları için onların yaptıkları işleri kavrayamazlar.
Dünyaya yönelik konuları anlayabildikleri için kendilerini çok akıllı
zannederler. Dinle ilgili gerçekleri kavrama konusunda eksik olduklarını
kabul etmek istemezler. Din ahlakından uzak insanların "akletmez"
kişiler olmasının Allah'ın değişmeyen bir kanunu olduğunu göremezler.
İçinde bulundukları aciz durumu fark edemedikleri için de klasik
inkarcı ahlakı göstererek kendilerini üstün zanneder ve Allah'ın
elçileriyle alay ederler. Kuran'da bunun örneklerine sıkça rastlamak
mümkündür. Örneğin Şuayb Peygamber gönderildiği kavmi yaptıkları
kötü işlerden menettiği zaman, onların şiddetli tepkisiyle karşılaşmış
ve alaylarına maruz kalmıştı. Aslında kendi kavmi de Şuayb Peygamberin
güzel ahlaklı bir insan olduğunu çok iyi biliyordu. Fakat Hz. Şuayb
onların nefislerine ters gelecek bir şey emrettiği için hemen saldırıya
geçmişlerdi. Alay konusu edindikleri şey ise peygamberin Allah'a
ibadet etmesiydi:
Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri
bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan
vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekte yumuşak
huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın." (Hud Suresi, 87)
Bu konuyla ilgili olarak Kuran'da yer alan diğer bir örnek ise
Nuh Peygamber zamanında yaşanmıştır. Allah Hz. Nuh'a kavmine gelecek
olan azaptan korunması için bir gemi inşa etmesini emretmiştir.
Hz. Nuh gemiyi inşa etmeye başladığında kavminin inkarcıları bu
yaptığıyla alay etmeye başlamışlardır:
Nuh'a vahyedildi: "Gerçekten iman edenlerin dışında,
kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların işlemekte olduklarından
dolayı üzülme.
Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi
imal et. Zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma. Çünkü onlar
suda boğulacaklardır.
Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine
her uğradığında O'nunla alay ediyordu. O: "Eğer bizimle alay ederseniz,
alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz" dedi.
"Artık, ilerde bileceksiniz. Aşağılatıcı azap kime
gelecek ve sürekli azap kimin üstüne çökecek." (Hud Suresi, 36-39)
Sonunda Nuh Peygamberin dediği çıkmış, Nuh kavmi aşağılatıcı bir
azapla helak edilmiştir. Bu insanlar dünyadayken Allah'ın gücünü
kavrayamamışlardır. Kendi akılsızlıkları sebebiyle Allah'ın azabını
uzak görmüş ve dünyada elde ettikleri mal ve güçle bu azaptan kurtulabileceklerini
zannetmişlerdir. Bundan dolayı Allah'ın emrini uygulayan müminlerle
alay etmişlerdir. Fakat alay ettikleri şey kendilerine geri dönmüş
ve inkarcılar yaptıklarının karşılığını daha dünyada iken çok şiddetli
bir şekilde almışlardır. Bir de kendilerini bekleyen ahiret azabı
vardır ki, Allah ahiretteki azabın dünyadakiyle kıyaslanmayacak
kadar şiddetli olduğunu Kuran'da pek çok kez haber vermiştir. Bu
da göstermektedir ki, iman eden kişilerle alay edenler yaptıklarının
cezasını mutlaka çekmektedirler.
MUCİZE İSTEYEREK ZORLUK ÇIKARMALARI
İnkar edenlerin elçilere yönelik tavırlarından biri de onlardan
mucize getirmelerini istemeleridir. İsteklerinin gerçekleşmesinin
imkansız olduğunu düşündükleri için, bu yolla elçileri zor duruma
düşürebilmeyi amaçlarlar. Elçilerin, bu talepleri yerine getiremeyerek
halkın gözünde küçük duruma düşeceklerini zannederler. Bu konuyla
ilgili Kuran'da geçen ayetlerden birkaçı şöyledir:
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin".
"Sen, yalnızca benzerimiz olan bir beşerden başkası
değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
"Eğer doğru sözlü isen, bu durumda gökten üstümüze
bir parça düşürüver."
Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı daha iyi bilir."
Sonunda onu yalanladılar, böylece onları o gölgelik-gününün
azabı yakaladı. Gerçekten o, büyük bir günün azabıydı. (Şuara Suresi,
185-189)
İnkar edenler: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize)
indirilseydi ya!" derler... (Rad Suresi, 27)
Aslında bu isteklerinin altında yatan ana neden Allah'ın seçtiği
kişiyi beğenmeyen, kendilerini üstün gören bir zihniyet taşımalarıdır.
Aşağıdaki ayetlerde de inkarcıların peygamberleri beğenmeyen bu
düşünce yapıları bildirilmektedir. İnkarcılar, kendilerini peygamberden
daha üstün gördüklerini, ondan alaycı taleplerde bulunarak ifade
etmişlerdir:
Dediler ki: "Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça
sana kesinlikle inanmayız."
"Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir
bahçe olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın."
"Veya öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça
parça düşürmeli ya da Allah'ı ve melekleri karşımıza (şahid olarak)
getirmelisin."
"Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne
yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye
kadar senin yükselişine de inanmayız." De ki: "Rabbimi yüceltirim;
ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?"
Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan
alıkoyan şey, onların: "Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?"
demelerinden başkası değildir. (İsra Suresi, 90-94)
Önceki sayfalarda da belirttiğimiz gibi, bu tarz talepler ve alaycı
davranışlar geçmişte yaşamış ve bundan sonra da yaşayacak olan tüm
inkarcıların ortak özellikleridir. Bunlar, Allah'ın Kuran'da haber
verdiği olaylardır. Her dönemde Allah'ın elçilerine ve dindar insanlara
karşı bu tarz mücadele yöntemleri kullanılmıştır. Ancak inkarcıların
bu çabaları hiçbir zaman istedikleri sonuca ulaşmamıştır. İlerleyen
bölümlerde daha detaylarıyla göreceğimiz gibi, Allah inkarcıların
tuzaklarını, düzenlerini her zaman bozmuş ve onları ummadıkları
azaplarla yakalamıştır:
Andolsun, onlardan azabı sayılı bir topluluğa (veya
belirli bir süreye) kadar ertelesek, mutlaka: "Onu alıkoyan nedir?"
derler. Haberiniz olsun; onlara bunun geleceği gün, onlardan geri
çevrilecek değildir ve alaya almakta oldukları şey de kendilerini
çepeçevre kuşatacaktır. (Hud Suresi, 8)
Azap konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar.
Eğer adı konulmuş bir ecel (tayin edilmiş bir vakit) olmasaydı,
herhalde onlara azap gelmiş olurdu. Fakat kendileri şuurunda olmadan,
onlara kuşkusuz apansız geliverecektir. Azap konusunda senden acele
(davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o inkar edenleri gerçekten
kuşatıp-durmaktadır. Azabın onları üstlerinden ve ayaklarının altından
kaplayacağı gün (Allah): "Yaptıklarınızı tadın" der. (Ankebut Suresi,
53-55)
Derler ki: "Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu va'dolunan
(azap) ne zaman?"De ki: "Belki de acele etmekte olduğunuzun (azabın)
bir kısmı size yetişmiştir bile."(Neml Suresi, 71-72)

|