|

Giriş
Hayatı boyunca sorumluluk almaktan kaçarak yaşamaya alışmış bir
insanı düşünelim. Sadece kendi yiyeceği, içeceği, geleceği, evi,
arabası, sahip olduğu mallar ile ilgilenen bir insan… Etrafında
gerçekleşen olaylar, dünyanın dört bir yanında süregelen zulümler,
haksızlıklar, akıtılan kanlar, yaşanan acılar, çekilen açlıklar
onu hiç ilgilendirmez. Yeryüzünün kargaşa, kaos, düzensizlik, bozgunculuk
ve türlü haksızlıklar ile dolu olması onu hiç rahatsız etmez. Haksız
yere öldürülen insanların, yiyecek bir parça ekmek dahi bulamayan
çocukların varlığına aldırmaz. "Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın"
şeklinde çarpık bir bakış açısına sahiptir; sadece kendini düşünür
ve kendi için yaşar.
Toplumda bu tarz insanlara sık sık rastlamak mümkündür. Böyle yaşadıkları
takdirde rahat edeceklerini, dertten, tasadan uzak, huzur içinde
olacaklarını düşünen bu gibi insanların sayısı çoktur. Oysa başka
insanlara zulmedilen, haksızlık yapılan, acı çektirilen bir ortamda
kişinin kendi başının derdine düşmesi, hiçbir şekilde vicdana sığmayacak
bir davranıştır.
Böyle bir dönemde her insanı bekleyen büyük sorumluluklar vardır.
Açlık çeken, haksız yere yurtlarından sürülen zavallı insanları,
yine haksız yere öldürülen, katledilen kişileri bulundukları durumdan
kurtaracak güçlü bir imana herkes sahip olabilir. Yeryüzünü bu durumdan
kurtarmaya çalışmak, akıl ve vicdan sahibi her insanın üzerine düşen
bir sorumluluktur.
Siz bu satırları okurken "peki ama ben ne yapabilirim?" diye düşünüyor
ya da "benim yapacağım şeyle ne olabilir ki?" diyor olabilirsiniz.
Ama herkesin böyle dediğini bir düşünün…
Bu durumda yeryüzünde kötülüklere karşı iyiliği savunan tek bir
kişi dahi kalmazdı. Oysa her dönemde iyiliği savunan insanlar olmuştur.
Bu kişiler korkusuzca öne çıkmışlar, iyiliği yeryüzünde yerleştirmeye
ve ayakta tutmaya çalışmışlardır. İşte bu kişilerin temel özellikleri
Allah'tan korkmaları, vicdanlarının sesini dinlemeleri, son derece
cesur ve atak davranmaları, sorumluluk almaktan korkmamalarıdır.
Dünyanın dört bir yanına yayılmış olan zulüm ve haksızlıkların
yerine iyiliği, güzelliği ve adaleti yerleştirmek için gerekli olan
en önemli şey, hak bilinen yolda 'cesur' adımlar atmaktır. Belki
de "insanlara iyiliği tavsiye etmek için cesur olmaya ne gerek var?"
diye düşünüyor olabilirsiniz. Oysa cesaret, kötülüğün yeryüzünden
kaldırılmasını isteyen insanların en çok ihtiyaç duyacakları şeylerden
biridir.
Cesaret ve kararlılığın "iyiliği emretme, kötülükten men etme"
konusunda ne kadar önemli olduğunu anlamak için, peygamberlerin
ve yaşamlarını Allah yolunda hizmete adamış Müslümanların kötülüğe
karşı verdikleri mücadeleleri hatırlamak gerekir.
Bu konuyu düşünmek, asırlardan beri iyiliği savunan her hareketin
birileri tarafından durdurulmaya çalışıldığını fark etmek ve olayın
ciddiyetini kavramak açısından etkili olacaktır.
Kuşkusuz tarihin her döneminde dünyaya iyiliğin, güzel ahlakın,
barışın ve huzurun hakim olması için çalışan insanların yanı sıra,
insanları haksız yere öldüren, yurtlarından süren, yeryüzünde ahlaki
dejenerasyonu yaygınlaştırmaya çalışan, zayıf olanı ezmeye, böylece
kendini yüceltmeye çalışan çok sayıda insan yaşamıştır.
Nasıl ki Müslümanların hedefi güzel ahlakı insanlar arasında yaygınlaştırmaksa,
bu kişilerin hedefi de kötülüğü tüm dünyaya yaymaktır. Bu nedenle,
iyilik yönündeki her faaliyeti durdurmak istemelerine şaşırmamak
gerekir. Tarih boyunca yaşananlar da hep bunu göstermiştir. Güzel
ahlakı tavsiye eden peygamberler ve onları izleyen müminler her
dönemde baskı altına alınmaya çalışılmışlar, çirkin ve asılsız iftiralarla,
çeşitli sindirme yöntemleriyle engellenmek istenmişlerdir.
Ama bu noktada yeryüzünde iyiliğin, huzurun, güzel ahlakın yerleşmesini
istemeyenlerin hiç bilmedikleri ve hiçbir şekilde kavrayamadıkları
ilahi bir sır tecelli eder: Müslümanlar her zaman,
"... Hiç şüphesiz, Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır"
(Saffat Suresi, 173) ayetinin işaretiyle inanmayanlara galip
gelirler. Bu, Allah'ın vaadidir. Allah Kendi yolunda cesaret ve
kararlılıkla mücadele edenleri bu dünyada inkarcılara karşı mutlaka
galip getirir, ahirette de samimi çabalarının karşılığında onları
cennetine koyar.
Allah'a güvenen, O'nun emrettiği güzel ahlakı yaşama ve yaşatma
konusunda kararlı davranan herkes Allah'ın sonsuz nimetleriyle ödüllendirilmeyi
umabilir. Kim peygamberlerin ve samimi müminlerin gösterdikleri
cesareti ve kararlılığı gösterir, doğru yolda yılmadan ilerlerse,
bu durumda cennet ehli olmayı umabilir. Allah bu konuyla ilgili
bir ayette şöyle buyurmaktadır:
Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah
yolunda cehd edenler (çaba harcayanlar); işte onlar, Allah'ın rahmetini
umabilirler. Allah bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara Suresi,
218)
Bu kitapta güzel ahlakın bir parçası olan "cesaret" konusunu ele
alacağız. Cesaretin Kuran'da tarif edilen gerçek anlamını açıklayacak,
aynı zamanda da toplum içinde cesaretin yanlış algılanış biçimlerini
inceleyeceğiz. Gerçek Kurani cesaretle halk arasında yanlış bilinen
ve yaşanan cesaret kavramının karşılaştırmasını yapacağız. Ardından
da şeytanın insanları sevk etmeye çalıştığı çirkin cesareti örnekleriyle
göreceğiz. Son olarak Kuran'da yaşamlarından haberler aktarılan
peygamberlerdeki ve salih müminlerdeki cesaret örneklerini anlatacağız.
|