|

Kuran'a Göre Cesaret Nedir?
Kuran'a dayalı gerçek cesaret, Allah'ın
sınırlarını bütünüyle ve kusursuzca korumada Allah'tan başka kimseden
korkmadan ve çekinmeden kararlılık göstermek, hiçbir şart ve ortamda
Kuran ahlakından taviz vermemektir. Cesaret, yalnızca ve yalnızca
Allah'tan korkan, O'na derinden bağlı olan insanların, imanlarından
kaynaklanan doğal bir tavırdır.
İnananlar Allah'a olan imanları, Allah korkuları ve ahiret özlemleri
nedeniyle doğal bir cesaret ortaya koyarlar. Her davranışları son
derece samimi ve cesurdur. Allah rızası için, Allah'ın emrettiği
ahlakı yaşamak ve diğer insanların da bu güzelliği yaşamalarını
sağlamak için çabalar, etraflarında işleyen kötülüklere karşı sessiz
kalmaz, gereken Kurani tavrı gösterirler. Kötülüklere karşı mücadele
etmeyi, doğruyu, güzeli, iyiyi anlatmayı görev edinmişlerdir.
Müminlerin cesaretinin kökeninde tamamen Allah sevgisi, Allah korkusu
ve Allah'ın rızasını kazanmaya yönelik samimi bir çaba bulunmaktadır.
Bu yüzden güzel ahlakı yaşama konusundaki cesaretleri belirli şartlara
bağlı değildir. Her ortamda ve her durumda mümin Allah'a güvenmenin
getirdiği cesaretini korur.
İnanmayanların sergiledikleri cesaret örneklerinde ise maneviyatın
yerini yalnızca çıkarlar ve dünyevi hırslar almaktadır. Bu yüzden
Kuran'dan uzak insanlar cesaret kavramını yanlış alanlarda uygulamaya
geçirirler. Asıl cesaret göstermeleri gereken konularda ise geride
kalabilirler. Bu nedenle bu kişilerin gösterdikleri cesaret gereksiz,
anlamsız ve ahiretleri açısından da yararsız bir cesaret olmaktadır.
Allah korkusu taşıyan insanlar vicdanen cesaret göstermeleri gereken
bir olayda, o olayı görmezlikten gelerek kaçmayı vicdanlarına sığdıramazlar.
Örneğin, bir kişi suçsuz olduğu halde suçlanıyorsa ve bir mümin
de onun suçsuzluğuna şahitse, kendi çıkarlarına ters de düşse, kendini
riske de atsa bu kişinin hakkını Allah'ın rızası için savunur. Bu
gerçekten güzel bir cesaret örneğidir. Müminin gösterdiği bu cesaretin
kaynağı, Allah korkusudur. Çünkü Allah Kuran'da şöyle emretmiştir:
… Şahidliği gizlemeyin. Kim onu gizlerse, artık
şüphesiz, onun kalbi günahkardır. Allah, yaptıklarınızı bilendir.
(Bakara Suresi, 283)
Ayette bildirildiği gibi şahitliği gizlemek Allah'ın haram kıldığı
bir davranıştır. Mümin Allah'ın emirleri konusunda gevşeklik göstermek
ve çekingen davranmaktan korktuğu için Allah'ın sınırlarını gözetmede
en güzel cesaret örneklerini sergiler.
Kuran ahlakından uzak bir toplumda ise, vicdanının sesini dinleyip
hakkı çiğnenen birini savunan kişi, çevresindeki insanlar tarafından
"Sen onun avukatı mısın?", "Onu savunmak sana mı kalmış?" gibi sözlerle
küçük düşürülüp vazgeçirilmeye çalışılır. Oysa yaptığı, takdir edilmesi
gereken bir güzel ahlak özelliğidir. Böyle bir durumla karşılaşan
kişi de din ahlakından uzak bir insansa, çevresinden tepki almayı,
kendi çıkarlarını kaybetmeyi göze alamaz. Ama eğer bu kişi Allah'a
iman eden ve Kuran'a uyan bir insansa Allah'ın emrettiği ahlakı
uygulama konusunda asla bir çekimserlik göstermez.
Söz konusu kişi vicdanının sesini dinleyip en sıkıntılı anında
bile hakkı savunma cesaretini gösterir. Bir kötülükle karşılaştığı
zaman ayette emredildiği gibi iyilikle karşılık vermek için çalışır.
Bu yüzden Kuran ahlakını yaşamayan insanlar tarafından "saflıkla"
suçlanabilir, küçük görülebilir. Ama etrafındaki kişiler onun bu
davranışını yadırgasa da o güzel ahlakı seçer. Nitekim, kınayanın
kınamasından korkmamak, cesur ve kararlı olmak Kuran'da bir güzel
ahlak özelliği olarak örnek verilmiştir:
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner
(irtidat eder)se, Allah (yerine) Kendisinin onları sevdiği, onların
da kendisini sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı
ise 'güçlü ve onurlu, ' Allah yolunda cihad eden ve kınayıcının
kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır,
onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir.
(Maide Suresi, 54)
Günlük hayatımızdan birkaç örnekle konuyu daha anlaşılır hale getirebiliriz.
Kişi yolda bir yoksula, yardıma muhtaç birine rastlar. Yardım etmek
ister, ama yanındaki kişiler o kişiye yardım etmemesini istiyordur.
"Boşver", "Yardım etmek sana mı kaldı?" gibi sözlerle onu vazgeçirmeye,
alaylarıyla onu engellemeye çalışırlar. Kişi burada bir tercihte
bulunacaktır.
Kimisi, arkadaşlarının önünde küçük düşmekten çekinerek ve onları
kaybetmekten korkarak güzel ahlaktan derhal yüz çevirir ve rastladığı
muhtaç kişiyi orada yüzüstü bırakır. Müslüman ise gördüğü kişiye
hiçbir kınamadan korkmadan mutlaka yardımda bulunur. Çünkü yardıma
muhtaç insanı Allah yaratmış ve karşısına özel olarak çıkartmıştır.
Bununla, belki de onun güzel ahlaklı davranıp davranmayacağı denenmektedir.
İnce bir kavrayışa sahip olan mümin bir kimse Allah'ın bu olayı
özel olarak yarattığını ve kendisini imtihan ettiğini derhal anlar
ve Allah'ın rızasına uygun olan davranışı seçer. Arkadaşlarının
alayı ile karşılaşması onu hiçbir şekilde yıldırmaz. Doğru bildiğini
yapmakta cesur davranır.
Güzel ahlaklı davranmaya itina eden insan, zaman zaman kendisine
bu şekilde karşı çıkan, güzel ahlaktan vazgeçirmeye çalışan insanlarla
karşılaşabilir. Kuran ayetleri incelendiğinde bu tür durumların
imtihan ortamının bir özelliği olduğu daha iyi anlaşılır. Nitekim
Kuran'da, iyilerin karşısında her zaman kötülerin bulunacağı ve
bu kişilerin kötülüğü yeryüzüne yaymak isteyecekleri anlatılmaktadır.
Bu amaç doğrultusunda hareket ettikleri için iyilik yapanları da
engellemeye çalışırlar. Allah bu gerçeği birçok ayetiyle haber vermiştir:
… Allah'ın ayetlerini yalanlayandan ve (insanları)
ondan alıkoyup-çevirenden daha zalim kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup-çevirenlere,
bu 'engelleme ve çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azabla karşılık
vereceğiz. (Enam Suresi, 157)
Dini yalanlayanı gördün mü? İşte yetimi itip-kakan;
yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur. İşte (şu) namaz kılanların
vay haline, ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar, onlar gösteriş
yapmaktadırlar. Ve 'ufacık bir yardımı (veya zekatı) da engellemektedirler.
(Maun Suresi, 1-7)
Allah inkar eden insanların, iyilikleri, hayırlı davranışları engellemek
için ciddi bir çaba göstereceklerine Kuran'da dikkat çeker. Ancak
bu çabanın iyi olanlarla kötülerin birbirinden ayrılmasına vesile
olarak, yine inananların hayrına sonuçlanacağı da ayetlerde haber
verilir:
Gerçek şu ki, inkar edenler, (insanları) Allah'ın
yolundan engellemek için mallarını harcarlar; bundan böyle de harcayacaklar.
Sonra bu, onlara yürek acısı olacaktır, sonra bozguna uğratılacaklardır.
İnkar edenler sonunda cehenneme sürülüp toplanacaklardır. Bu, Allah'ın
murdar olanı temizden ayırdetmesi; murdarı, bir kısmını bir kısmı
üzerinde kılıp tümünü biriktirerek cehenneme atması içindir. İşte
bunlar hüsrana uğrayanlardır. (Enfal Suresi, 36-37)
Bazı insanlar ise kötülerin etkisinde kalarak kötülük işlerler.
İyilik yapmak istediklerinde arkadaşları onları garip karşılar;
sözleri ve davranışlarıyla taciz etmeye kalkışırlar. Şeytanın etkisiyle
kötülüğü güzel, iyiliği çirkin gösterirler. Zayıf iradeli, ürkek
ve titrek kişiliğe sahip kimseler de kısa sürede etraflarındaki
bu tarz kişilerin etkisinde kalarak güzel davranışlarda bulunmaktan
vazgeçerler. Kötü ahlaka yatkın kimselere kolaylıkla uyum sağlarlar.
Etrafa uyum sağlamak ve doğru yolda olmayanların beğenisini kazanmak
için doğru bildiklerinden feragat ederek kötü ahlakı seçen insan
kendine çok büyük bir zarar vermektedir. İnsanlar tarafından kınanmamak,
dışlanmamak için yanlış bir yolu tercih etmekte, kötülere uyum sağlayarak
gerçekte kendisine zulmetmektedir. Dost kaybetmemek için kötü ahlaka
göz yuman ve gerçek dostun yalnızca Allah olduğunu bilmeyen bu insanlar,
aslında Allah'ın huzurunda küçük düştüklerinin ve ahirette kayba
uğradıklarının farkında değillerdir.
Oysa Allah'ın sınırlarını gözetmede ve Kuran'da emredildiği gibi
şefkatli, merhametli, adaletli, fedakar, tevekküllü, iyiliğe davet
eden, hoşgörülü, uzlaştırıcı, hayır düşünen ve herşeyde hayır gören,
güzel huylu bir insan olmada her ne pahasına olursa olsun kararlı
ve cesur davrananları, küçük düşmek, dışlanmak şöyle dursun, Allah
dünyada ve ahirette yüceltecek, onları haktan yüz çevirenlerin tümüne
üstün kılacaktır.
Kuran'a uygun bir cesaret, Allah'tan başka hiçbir şeyden ve hiç
kimseden korkmamayı, Allah rızasına en uygun davranışı yapmakta
hiç tereddüt göstermemeyi ve kararsızlıkta bulunmamayı da gerektirir.
İman edenlerin en önemli özelliklerinden biri, hiçbir zorluk karşısında
yılmamaları, Allah'tan başka hiç kimseden ve hiçbir şeyden korkmamalarıdır.
Onlar Allah'tan başka bir güç olmadığını bilirler. Bu da, onlara
her türlü korkuyu yenecek cesareti verir. Onlar bir tek Allah'tan
korkarlar. Kuran'da müminlerin bu örnek tavrı şöyle açıklanmaktadır:
Ki onlar, Allah'ın risaletini tebliğ edenler, O'ndan
içleri titreyerek-korkanlar ve Allah'ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır.
Hesap görücü olarak Allah yeter. (Ahzap Suresi, 39)
Kötülükten hoşlanan, kötü davranışlarda ısrarlı olan ve başkalarının
da kendileri gibi kötü olmalarını isteyen insanların kurdukları
şer ittifakını dağıtmak, yeryüzünde iyiliğin hakim olmasına çalışmak
peygamberler ve onların yanındaki salih müminler kadar cesur olmayı
gerektirir. Bu cesaretin kaynağında da samimi ve şirkten arınmış
bir iman yer alır.
İyilikte bulunan, insanlara iyiliği tavsiye eden kişi, çevresinde
bulunan gizli kötülerin dikkatini çekecek ve iyilikten uzaklaştırılmaya
çalışılacaktır. Bu durum bugüne kadar belki binlerce kez tecelli
etmiş, tarih boyunca yaşamış her Müslüman güzel ahlakı yaşamaktan
ve başkalarına tavsiye etmekten men edilmeye çalışılmıştır.
Örneğin, namaz kılmaya başlayan bir insan Kuran ahlakının yaşanmadığı
bir toplumda mutlaka birileri tarafından engellenmeye çalışılır.
"Daha gençsin, boşver, ileride kılarsın", "Günahın boynuma" gibi
sözlerle alıkonulmak istenir. Oysa namaz, Allah'ın bir emridir.
Engellenmeye çalışılması yerine teşvik edilmesi gereken bir ibadettir.
Allah insanları bu güzel ibadetten uzaklaştırmaya çalışanlarla ilgili
Kuran'da şöyle buyurmuştur:
Engellemekte olanı gördün mü? Namaz kıldığı zaman
bir kulu. Gördün mü? Ya o (kul) doğru yol üzerinde ise, a da takvayı
emrettiyse. Gördün mü? Ya (bu engellemek isteyen) yalanlıyor ve
yüz çeviriyor ise. O, Allah'ın gördüğünü bilmiyor mu? Hayır; eğer
o, (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursa, andolsun, onu perçeminden
tutup sürükleyeceğiz; o yalancı, günahkar olan alnından. O zaman
da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın. Biz de
zebanileri çağıracağız. Hayır; ona boyun eğme (Rabbine) secde et
ve yakınlaş. (Alak Suresi, 9-19)
Şeytan, gerçeği gören, dünya hayatının geçici yüzünü fark eden,
Kuran ahlakını yaşayan ve ahirete yönelen tek bir kişinin dahi ortaya
çıkmasını istemez. Bu nedenle Kuran'a uymaya titizlik gösteren kişinin
üzerine kendi yandaşlarını musallat eder ve onu yıldırmaya, korkutmaya
ve olumsuz yönde etkilemeye çalışır. Şeytan bu faaliyeti doğrudan
telkin ve vesvese yoluyla yürüttüğü gibi insanlar içinde etkisine
aldığı ve dost edindiği kimseler vasıtasıyla da sürdürür. Allah,
şeytanın bu yönteminin iman edenler için bir etkisi olmadığını şöyle
belirtir:
İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur.
Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Ben'den korkun. (Al-i
İmran Suresi, 175)
Aynı ayetin öncesinde de Allah'tan korkan insanların dinlerindeki
cesur ve kararlı tavırları ve bunun sonucunda Allah'tan gördükleri
güzel karşılık şöyle anlatılmaktadır:
Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar
topladılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar
ve: "Allah bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir. Bundan
dolayı, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl)
ve Allah'tan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allah'ın rızasına
uydular. Allah, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (Al-i İmran Suresi,
173-174)
Cesur davranan, vicdanının sesini dinleyen ve doğruları görüp hak
yolda kimseden çekinmeden ilerleyen insan kurtuluşa erer; Allah'ın
rahmetine, rızasına, nimetine ve cennetine kavuşur. Şeytanın kışkırtmalarına
kulak veren insan ise onun peşinden cehenneme kadar sürüklenir ve
ebediyen orada kalır.
İman eden bir insanın görevi Allah'ın emrettiği iyi, doğru ve güzel
olanı insanlara tavsiye etmektir. Müminin ana vazifesi budur. Ancak
şu da bilinmelidir ki, insan bu görevi yerine getirirken çeşitli
zorluklarla daha doğrusu denemelerle karşılaşabilir. Engellenmeye
çalışılacak, baskı altına alınmak istenecek, türlü iftiralara ve
eziyetlere maruz kalacaktır. Çünkü bu Allah'ın Kuran'da haber verdiği
bir vaadidir:
Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza
gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk,
öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda
elçi, beraberindeki mü'minlerle; "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyordu.
Dikkat edin. Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi,
214)
Allah'ın bu ayetiyle vaat ettiği gibi cennete girmeyi uman her
mümin, geçmişte inananların yaşadığı zorluklarla denenecektir. Bu
noktada kişi kalbini Allah'a bağlayacak, O'na güvenecek, kararlı
ve cesur olup, bütün bunların imtihan ortamının doğal akışı olduğunu
bilecektir.
Bir insanın öyle bir durumda herhangi bir mazeret öne sürerek dininden,
güzel ahlakından taviz vermesi ise son derece çirkin, samimiyetsiz
ve kişiliksiz bir davranış olur. Eğer kişi samimiyse, çekineceği
hiçbir şey yoktur. Allah onu koruyacak, işlerini kolaylaştıracaktır.
Nitekim Allah ayetlerinde her zorlukla beraber bir kolaylığın olduğunu
ve insanlara güçlerinin üstünde bir şey yüklenmeyeceğini müjdelemektedir:
Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.
Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. (İnşirah Suresi, 5-6)
İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki
Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da
cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır.
Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından
ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun.
Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik. Andolsun,
Rabbimizin elçileri hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu, yaptıklarınıza
karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye seslenilecek.
(Araf Suresi, 42-43)
|