|

Şeytan İnsanlara Çirkin Bir Cesareti
Emreder
Şeytanın amacı insanları Allah'ın dininden uzak tutmak ve kendi
peşinden cehenneme sürüklemektir. Bu nedenle insanlar üzerinde,
onları kandırabilmek ve tuzağa düşürebilmek için türlü yöntemler
uygular. İnsanların çoğunu bu oyunlarıyla aldatır, onları kötü bir
ahlaka sevk eder. İnsanları hak dinden uzaklaştırmak, onlara kendi
sapkın sistemini yaşatmak istediği için kavramları birbirine karıştırmaya,
güzel ahlakı çirkin, kötü ahlakı güzel göstermeye çalışır. Böylece
güzel ahlaka dair bütün kavramları insanların yanlış algılamalarını
sağlar. Şeytanın ve ona tabi olanların bu özelliği bir ayette şöyle
vurgulanır:
Şeytanların kimlere inmekte olduklarını size haber
vereyim mi? Onlar, 'gerçeği ters yüz eden', günaha düşkün olan her
yalancıya inerler. Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan
söylemektedirler. (Şuara Suresi, 221-223)
Örneğin, sabretmek çok güzel bir ahlak özelliği iken, şeytan bu
kavramı insanlara yanlış tanıtır. İnsanlar sabır kavramının güzel
yönlerini hemen hemen hiç bilmez, çoğunlukla sabretmenin zor, sıkıntılı
ve eziyetli bir his olduğunu zannederler. Sabır deyince akıllarına
gelen, bir şeye katlanma zorunluluğundan kaynaklanan isteksiz bir
bekleyiş, "tahammül"dür. Oysa sabır, Allah'ın rızası olan bir işte
kararlı ve sürekli davranmak, vazgeçmemek, yılmamak, o işi sonuna
kadar azimle götürmektir. Örneğin, her olay karşısında hoşgörülü
olabilmek, kızgınlık oluşturabilecek bir ortam da olsa öfkeyi yenerek
güzel söz söyleyebilmek ve her ne pahasına olursa olsun bunda kararlılık
göstermek, yılmamak güzel bir sabır örneğidir.
Aynı zamanda sabır, Allah'ın vadettiği güzel bir sonucu sevinç
ve özlemle beklemektir. Bu da şeytanın göstermeye çalıştığı gibi
zor ve sıkıntılı bir şey değil tam aksine müminin şevk, heyecan
ve neşesini artıran bir durumdur. Örneğin, bütün müminler ahirete
karşı büyük bir istek ve özlem duymakta, cennete kavuşmayı şiddetle
arzulamakta ve bunun için sabırla beklemektedirler. Herhangi bir
konuda Allah'ın rızası için sabreden mümin, bunun karşılığını muhakkak
Allah'tan bulacağını bilmenin mutluluk ve sevincini yaşar.
Mümin kötü bir davranışla karşılaştığında da bunu sabırla karşılar.
Yani öfke ya da yılgınlığa kapılmadan, Kuran'da emredilen en güzel
tavır ve davranışı gösterir.
İşte, "sabır" gibi, şeytanın insanlara farklı göstermeye çalıştığı
kavramlardan biri de konumuz olan "cesaret"tir. İnsanlar Allah'ın
ayetlerine uymadıkları takdirde, şeytanın kontrolüne girerler. Böylece,
kavramların manalarını Kuran'dan öğreneceklerine şeytanın telkinlerinden
öğrenmeye başlarlar. Şeytan ise insanları "çirkin bir cesarete"
yönlendirir. Çirkin cesaret, kişinin gözünü kırpmadan, hiçbir vicdani
sıkıntı yaşamadan, nereye varacağını düşünmeden, pervasızca kötülükte
bulunması, Allah hakkında bilgisi olmayan şeyleri söyleyebilmesi,
tüm kainatı yaratan Rabbimizi ve ahiret gününü inkar edebilmesidir.
Kuran'da çirkin bir cesaret gösteren insanlardan şöyle söz edilmiştir:
"Rahman çocuk edinmiştir" dediler. Andolsun, siz
oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz. Neredeyse bundan
dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp
göçüverecekti. Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar
olacaktı.) Rahman (olan Allah)a çocuk edinmek yaraşmaz. Göklerde
ve yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü Rahman (olan Allah)a,
yalnızca kul olarak gelecektir. Andolsun, onların tümünü kuşatmış
ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır. Ve onların hepsi, kıyamet
günü O'na, 'yapayalnız, tek başlarına' geleceklerdir. (Meryem Suresi,
88-95)
Mümin ise Allah'tan korkar ve kötü bir ahlak göstermekten, Allah'ın
sonsuz kudretini takdir edememekten şiddetle çekinir. Allah'ın ahirette
kendisini hesaba çekeceğini, eğer dünyada kötü bir ahlak sergilerse
veya Rabbimizin sonsuz kudretini gereği gibi takdir edemezse bunun
hesabını ahirette veremeyeceğini düşünür. Allah korkusu taşımayanlar
ise şeytanın etkisiyle kötü ahlak örneği olan "çirkin cesaret"i
göstermekten çekinmezler.
Günlük hayatımızda çirkin cesaret sahibi pek çok insana rastlarız.
Allah korkusuna sahip olmayan ve Kuran ahlakına uygun yaşamayan
insanlar saygı, şefkat, merhamet, insaniyet gibi duygulardan tamamen
uzak bir şekilde yaşar ve hiç çekinmeden kötü bir ahlak sergilerler.
Toplumun her kesiminde bu kötü ahlakın örneklerine rastlamak mümkündür.
İş adamlarından sokak serserilerine kadar birçok farklı kültüre
mensup insanda bu ahlak görülebilir. Hepsi farklı toplumlarda yaşıyor
da olsalar, eğer Allah'tan korkmuyorlarsa, hepsi şeytanın kendilerine
emrettiği kötü ahlakı uyguluyorlar demektir.
Şeytana uyan bir insan ise, akla gelebilecek her türlü kötülüğü
yapabilecek bir karaktere sahiptir. Çünkü şeytan ona çirkin bir
cesaret vermekte, onu kandırmakta, vesveselerle aldatmakta, kötülük
yaparken oldukça sakin ve serinkanlı olmasını sağlamaktadır. Zaten
kendisi de aynı ruh haline sahiptir. Allah ona meleklere secde etmesini
buyurmuş, o ise kibirinden dolayı çok çirkin bir cesaret göstererek
itaat etmemiş ve sapkınlardan olmuştur. Şeytanın bu ibret verici
sapması Kuran'da şöyle anlatılır:
Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil)
verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in
dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten
alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten
yarattın, onu ise çamurdan yarattın".
(Allah:) "Öyleyse ordan in, orada büyüklenmen senin
(hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin".
O da: "(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni
gözle(yip ertele)" dedi.
(Allah:) "Sen gözlenip-ertelenenlerdensin" dedi.
Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı
onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda
(pusu kurup) oturacağım".
"Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından
ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın".
(Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş
olarak ordan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi
sizlerle dolduracağım". (Araf Suresi, 11-18)
Yaptığının büyük bir kötülük olduğunu bilmesi ve karşılığında cehenneme
gideceğinin farkında olarak böyle bir küstahlığa cesaret etmesi,
şeytanın azgınlığının şiddetini göstermektedir. Bu yüzden şeytan,
etkisi altına aldığı insanlara da aynı azgınlığı ve çirkin cesareti
aşılamaya çalışır. Allah insanları şeytana uymama konusunda birçok
ayetiyle uyarmıştır:
Ey iman edenler, şeytanın adımlarına uymayın. Kim
şeytanın adımlarına uyarsa, (bilsin ki) gerçekten o (şeytan) çirkin
utanmazlıkları ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın üzerinizde fazlı
ve rahmeti olmasaydı, sizden hiçbiri ebedi olarak temize çıkamazdı.
Ancak Allah, dilediğini temize çıkarır. Allah, işitendir, bilendir.
(Nur Suresi, 21)
Ey insanlar, yeryüzünde olan şeyleri helal ve temiz
olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin. Gerçekte o, sizin
için apaçık bir düşmandır. O, size yalnızca, kötülüğü, çirkin-hayasızlığı
ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. (Bakara
Suresi, 168-169)
Şeytanın sapmasına neden olan en önemli etkenlerden biri de kibirlenmesidir.
Bu yüzden şeytan insanların da kendisine benzeyip sapmalarını, dolayısıyla
kibirlenmelerini sağlamaya çalışır. "Çirkin cesaret" de aslında
insanın kibirine yenik düşmesinin bir sonucudur.
Bu kibir insanlar arasında çok çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir.
Şeytanın yolunu izleyen kimi insanlar tıpkı onun gibi, Allah'ın
varlığını bildikleri halde din ahlakından uzak bir yaşam sürerler.
Kimileri ise Allah'ın çevrelerinde yaratmış olduğu milyonlarca iman
deliline rağmen, Allah'ın varlığını inkar edebilir. Veya inkar etmese
de gerçekleri görmezden gelebilir. Örneğin yeryüzünde her milimetrekare
Allah'ın yaratışının delilleri ile dolu olmasına rağmen, kimi insanlar
çirkin bir cesaret göstererek tüm bunların başıboş bir süreçle oluştuğunu
iddia edebilir. Tüm çeşitlilikleri ve güzellikleriyle canlıların,
yeryüzünün, gökyüzünün, Dünya'nın, Güneş Sistemi'nin, yıldızların,
galaksilerin kısacası tüm evrenin tesadüflerle ortaya çıktığını
iddia edebilir. İmkansız olduğunu gördüğü ve vicdanen de aslında
bunu anladığı halde, Allah'ın yaratışındaki ihtişamı reddedebilir.
İşte tüm bunlar çirkin bir cesaretin, vicdansızca inkara sürüklenmenin,
kibrinden dolayı Allah'a boyun eğmemenin alametleridir. Böyle insanlara
sayısız iman delili gösterirseniz de, doğruyu ve güzeli ısrarla
anlatsanız da -Allah'ın dilemesi dışında- bir sonuç elde edemezsiniz.
Üstelik kibirlerine kapılarak çirkin bir cesaret gösteren insanlar,
dirilişten yana da şüphe içinde olurlar. Bu şüphelerini açıkça dile
getirmekten de çekinmezler. Allah Kuran'da böyle insanların akılsızlığını
ve kavrayış eksikliğini şöyle haber vermiştir:
İnsan, Bizim kendisini bir damla sudan yarattığımızı
görmüyor mu? Şimdi o, apaçık bir düşman kesilmiştir. Kendi yaratılışını
unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu
kemikleri kim diriltecekmiş?" De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa
eden diriltecek. O, her yaratmayı bilir." Ki O, size yeşil ağaçtan
bir ateş kılandır; siz de ondan yakıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan,
onların bir benzerini yaratmağa kadir değil mi? Elbette (öyledir);
O, yaratandır, bilendir. Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca:
"Ol" demesidir; o da hemen oluverir. Herşeyin melekutu (hükümranlık
ve mülkü) elinde bulunan (Allah) ne yücedir. Siz O'na döndürüleceksiniz.
(Yasin Suresi, 77-83)
Bu tür insanlar uyarıldıkları zaman da buna icabet etmezler. Kendilerine
ibret olarak gösterilen olayları görmezden gelebilirler. Örneğin
kötü bir ahlak yaşayan, dünya üzerinde karışıklık çıkaran, güzel
ahlaklı insanlara zulmetmeye çalışan kısacası her türlü çirkinliğe
yönelen bu tür insanlar kendilerini "iyi insan" olarak nitelendirebilirler.
Geçmişte aynı çirkinlikleri yaptıkları için azabı hak eden toplumlardan,
Allah'ın elçilerine isyan ettikleri için cezalandırılan kavimlerden
söz edildiğinde, bunlardan da kendileri adına ibret almazlar. Kısacası
uyarılıp korkutularak doğruya davet edilseler de bunu reddedip,
sonsuz cehennem azabına razı olabilirler. Allah bu tür insanların
varlığından Kuran'da şöyle söz etmiştir:
Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı
daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları,
cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa
ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar. Bir ayet (mucize)
gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar. "Bu, açıkca bir
büyüden başkası değildir" dediler. "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik
olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz? Veya önceki
atalarımız da mı?" De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak
(diriltileceksiniz)." (Saffat Suresi, 11-18)
Allah yukarıdaki ayetlerin devamında, çirkin bir cesaret göstererek
şeytanın yoluna uyan bu insanların ahirette uğrayacağı acı sonu
da haber vermiştir:
İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık
kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar. Derler ki: "Eyvahlar
bize; bu, din günüdür." Bu, sizin yalanladığınız (mümini kafirden,
haklıyı haksızdan) ayırma günüdür. Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını
biraraya getirip toplayın. Allah'tan başka (taptıklarını); artık
onları cehennemin yoluna yöneltip götürün. Ve onları durdurup-tutuklayın,
çünkü sorguya çekileceklerdir. (Onlara seslenilir:) "Ne oluyor size,
birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?" Hayır,
bugün onlar teslim olmuşlardır. (Saffat Suresi, 19-26)
Çirkin Cesaret İnsanı Vicdandan da Uzaklaştırır
Çirkin cesaret aynı zamanda vicdana karşı sergilenen bir harekettir.
Mazlum bir insana bağırıp çağırmak, çekinmeden suç işlemek, pervasızca
insanların haklarını ihlal etmek, insanlara zulmetmek, senelerce
çabalayıp biriktirdikleri mallarını çalmak, ihtiyaç içinde olanları
yardımsız bırakmak hep bundan kaynaklanan hareketlerdir. Allah insanlara
vicdanları vasıtasıyla bunların yanlış olduğunu bildirdiği halde,
büyüklenme hissine yenik düşen insanlar vicdanlarına yüz çevirerek
bu azgınlıkları sergilerler. Bu zalim davranışları yapanların genellikle
sahip oldukları sakin ve soğukkanlı tavır da, şeytanın onlara telkin
ettiği boş güven ve çirkin cesaretten kaynaklanan bir özelliktir.
Bu kişilerin hiçbir davranışları Kuran ahlakına uygun değildir.
Kendilerine zarar getirecek kötü davranışları dahi bile bile sergileyecek
kadar akılsızca bir cesaretleri vardır. Uyuşturucu kullanmak, kötülüğü
yaymak üzere çete kurmak, kavga, bozgunculuk ve karışıklık çıkartmak
hep çirkin cesaret örnekleridir. Bu tarz insanlar, cahiliye toplumu
içinde "cesur", "gözü kara" olarak şöhret bulacakları vehmine kapılarak
bu tavırları sergilemekten çekinmezler.
Din ahlakından uzak yaşayan insanlar arasında bu tavırlara bir
de isim takılmıştır; "deli cesareti" olarak adlandırılan bu çirkin
tavır örneklerine günlük hayatımızda çoğu zaman rastlarız. Bu tür
insanlar imanın getirdiği sevgi, saygı, şefkat, insaniyet, akıl,
itidal gibi vasıflardan yoksun olduklarından ortaya çok çarpık mantıklar
ve davranış bozuklukları çıkar.
Çirkin cesaret şeytanın taraftarları tarafından her zaman çok üstün
ve güzel bir davranış olarak görülür. Aralarından biri çirkin cesaret
örneği sergilediğinde diğerleri tarafından hemen takdir edilir.
Okulda öğretmenlere veya öğrencilere kötü davranan, onlarla alay
eden, hoşlanmayacakları şakalar yapan, kısaca onlara zarar veren
biri kutlanır ve devam etmesi için desteklenir. Onun ahlakında olanların
hepsi onun ne kadar cesur olduğunu konuşur ve onu takdir ederler.
Sosyetenin kötü bir ahlak modeli sergileyen kesiminde de aynı mantık
geçerlidir. Dine karşıt felsefi konuşmalar yapanlar, kimsenin kullanmayacağı
saygısız ve seviyesiz bir üslupla konuşanlar, ölçüsüz hareketlerde
bulunanlar, insanlara zulmedenler, alay edenler, açık açık insanlara
kötülük yapanlar hakkında "amma cesurmuş" diye düşünülür. Sınır
tanımaz kıyafetler giyen "cesurluk ve cömertlikle" anılır. Oysa
bunların hiçbiri cesaret olmadığı gibi, çirkin utanmazlığın bizzat
kendisidir. Ne var ki "gerçeği tersyüz eden" şeytan, akledemeyen
yandaşlarına, yoldan çıkmayı da "cesaret"miş gibi göstermekte ve
onları kendisiyle birlikte ebedi bir azaba sürüklemektedir.
Şeytanın tüm bu çabalarından ve sürüklediği çirkin yaşamdan etkilenmeyen,
onun vesveselerine, aldatmacalarına kanmayan insanlar ise ancak
iman edenlerdir. Şeytanın Allah'ın samimi kulları üzerinde hiçbir
etkisinin olamayacağı, her ne yaparsa yapsın onları doğru yoldan
ayıramayacağı Kuran'ın pek çok ayetiyle müjdelenmiştir:
Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese
veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.
(Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce)
iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın
ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 200-201)
Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül
edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun
zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a)
ortak koşanlar üzerindedir. (Nahl Suresi, 99-100)
Şeytan İnsanları Korkaklığa Yöneltir
İnkara karşı güçlü bir fikri mücadele ortaya koymak, insanlara
iyiliği, güzelliği emretmek, onları kötülüklerden sakındırmak, ahiret
azabıyla uyarıp korkutmak Allah'ın inananlara emridir. Bu konuda
çekinik kalmak, Allah'ın emir ve tavsiyelerini, güzel ahlakı insanlara
duyurma konusunda gereği gibi cesur ve girişken davranmamak, "nasıl
olsa yapan vardır" diye bu ibadeti başkalarına bırakmak, olaylara
seyirci kalmak Allah'ın istemediği ve müminleri men ettiği kötü
bir davranıştır.
Mümin, bir zorlukla karşılaştıkça, insanların kınamalarına maruz
kaldıkça şevki ve kararlılığı daha da artan insandır. Çünkü bu onun,
doğru yolda olduğuna dair bir işarettir. Daha önce de belirttiğimiz
gibi Allah, geçmişte yaşamış insanların başlarına gelen zorlukların
benzerlerinin samimi kullarının da başına geleceğini, onları bu
şekilde deneyeceğini vadetmiştir. Ayrıca şu gerçeği de unutmamak
gerekir ki, kötü ahlaklı insanlar, kendilerinden gördükleri kişileri
asla kınamaz, onlar üzerinde baskı kurmaya çalışmazlar. Çünkü bu
tip kişileri, kötü ahlak gösterme konusunda doğal müttefikleri olarak
bilirler. İnkarcılar yalnızca hak yolda olan, Kuran ahlakını yaşayan,
insanları Allah'ın yoluna, rızasını kazanmaya davet eden kişileri
sindirmeye çalışırlar. İnkarcılar bir kişiye karşı böyle bir çaba
içerisine giriyorlarsa, bu, aslında onun hak yolda olduğunun da
göstergesidir.
İnsanların çoğu ön plana çıkmaktan ve kötülerin dikkatini çekmekten
çekinir. Doğru bildiği yolda mücadele etmeye cesaret edemez. Bu
konuda vicdanlı davrananlar, Allah'tan korkan, yaşamını Allah'ın
rızasını kazanmaya adamış ve bunun için sorumluluk almaktan kaçınmayan
müminlerdir. Karşılığında inkarcılar tarafından iftiralara uğrayacaklarını
ve baskılara maruz kalacaklarını bilmelerine rağmen Allah'ın varlığını,
birliğini ve O'nun emrettiği ahlakı insanlara duyurur, şevk ve kararlılıkla
bu fikri mücadelelerine devam ederler.
Tarih boyunca inkarcıların karşısında yer alan bütün müminlerin
en dikkat çeken özelliklerinden biri, güzel ahlakın insanlar içinde
yaygınlaşması konusunda üzerlerine büyük sorumluluk almaları ve
cesaretle bu sorumluluğu yerine getirmeleri olmuştur. Müminlerin
tehdit altında olmalarına rağmen kararlılıkla güzel ahlakı tebliğe
devam etmeleri inkar edenleri çok şaşırtmaktadır. İşte gerek peygamberleri
gerekse onları izleyen müminleri bu derece kararlı ve cesur olmaya
iten şey, onların Allah'a ve ahirete olan imanlarıdır. Allah'ın
kendilerini her an gördüğünden, ahiretin varlığının gerçek olduğundan
ve ahirette dünyada yaptıklarından mutlaka hesaba çekileceklerinden
emindirler.
Müminlerin cesur tavırlarını anlamak için önce bu tavırlarının
kaynağı olan Kuran'ı ve Kuran ahlakını anlamak şarttır. Kişinin
Allah korkusuna sahip olması, Allah'ın ayetlerini kavrayabilmesi,
Allah'ın teşvik ettiği konuların önemini anlayabiliyor olması gerekir.
Zalimlerin, kötülerin kurdukları ittifaka seyirci kalmakla kişinin
tebliğ görevini yerine getiremeyeceği açıktır. Ancak yeryüzünde
büyük bir çoğunluğun Allah'ın emrettiği yolda olmadığı düşünülürse,
böyle bir çabanın cesaret gerektirdiği de kesindir. Çünkü kötülerin
işlerini bozacak en ufak bir girişim onları rahatsız edecek, onları
tedirgin edip harekete geçmelerine neden olacaktır. Baskı kurma,
tuzak kurma, iftira atıp sindirmeye çalışma, dahası fiziksel zulme
kalkışma olabilir. İşte Allah yolunda gerçek bir cesaret gösterenlerin
diğerlerinden farkı bu noktada belirir.
Çoğu insan arkadaşları ve yakınları tarafından kınanmak, dışlanmamak
ve yalnız kalmamak için kötü ahlakın yaşanmasına göz yumar. Uyarma
ve sakındırma görevini yerine getirmez. Pek çok insan, Kuran ahlakının
yaşanmadığı toplumlarda hakim olan zalim yapıya, vicdanen doğruyu
bildiği halde seyirci kalabilir. Şahit olduğu zulmün yaşanmamasını
ve yeryüzünden silinmesini kalben istiyordur, ancak buna karşı mücadele
verecek bir cesareti kendinde hissedemiyordur. Cesaret olmazsa şevk
ve kararlılık da olmaz. Şevk ve kararlılığın olmadığı yerde de insan
karşılaştığı kötülükleri engelleyebilmek için düşünmez, yollar aramaz,
çözümler bulmaz. Unutulmamalıdır ki, zulümden sadece rahatsızlık
duymak, kötülüklere bakıp hayıflanmak, zulmün yeryüzünden silinmesine
yetmez. Bunun için samimi bir çaba, bir istek, bir şevk gerekir.
Bunları yaşayabilmek içinse cesaret gerekmektedir.
Eğer cesaret gösterip kimse öne çıkmazsa, yeryüzünde büyük bir
düzensizlik ve bozgunculuk baş gösterecek, dünya yaşanamaz bir hale
gelecektir. Bu cesareti göstermeyen, Allah'ın dinini anlatmada gevşeklik
gösteren, Kuran ahlakını insanlara tebliğ etmeyenler ise ayetlerde
bildirildiği gibi ziyan içindedir:
Asra andolsun; gerçekten insan, ziyandadır. Ancak
iman edip salih amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye
edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka. (Asr Suresi,
1-3)
Şeytan Müminleri Korkaklığa Sürükleyemez
Daha önce de belirttiğimiz gibi şeytanın iman edenler üzerinde
hiçbir gücü ve etkisi yoktur. Bu gerçek, bir ayette şöyle yer almaktadır:
Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar
dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur.
(Hicr Suresi, 42)
Şeytanın gücü ancak kışkırtıp saptırdığı kendi yandaşlarına yeter,
ancak onları korkutup kendi etkisi altına alabilir:
İşte bu şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur.
Siz onlardan korkmayın, eğer mü'minlerseniz, Ben'den korkun. (Al-i
İmran Suresi, 175)
Mümin şeytanın oyunlarına ve kurduğu tuzaklara akıl ve cesaret
ile karşılık verir. Örneğin; şeytan mutlaka inananları da güçten
düşürmek isteyecek, aralarına düşmanlık sokmaya çalışacak, onları
şevksizlik, yılgınlık gibi olumsuzluklarla yıpratmak isteyecektir.
"… Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına
gizli-çağrılarda bulunurlar…" (Enam Suresi, 121) ayetiyle
bildirildiği gibi, kendi taraftarlarını müminlerin üzerine musallat
edecektir. Fakat imanları çok güçlü olan ve şeytanın oyunlarını
Kuran'ın çok detaylı anlatımıyla tanıyan müminler bu tuzakların
hiçbirine düşmezler. Şeytanın zayıf hilelerini hemen anlarlar.
Müminler şeytana ve onun yandaşlarına karşı son derece cesurdurlar.
Şeytan onlara ne yaptırmak istiyorsa, tam tersini yaparak karşılık
verirler. Şeytan yılgınlığa, şevksizliğe düşürmek istiyorsa, onlar
daha da büyük bir şevkle, kararlılıkla dinlerine bağlanırlar. Bu
sebeple, inkarcılar tarafından gelen baskılar onları daha da güçlendirir
ve şevklendirir. Müminler bitmek bilmeyen şevkleriyle şeytanı büyük
bir hüsrana uğratırlar.
|