|

Müminlerin Sabrı
Ve sabret. Gerçekten Allah iyilik yapanların ecrini
kaybetmez. (Hud Suresi, 115)
Önceki bölümlerde de üzerinde durulduğu gibi, müminlerin sabrını,
toplumun büyük bir kesimi tarafından yaşanan, gelenekleşmiş sabır
anlayışından ayıran çok önemli farklılıklar vardır. Müminler sabrı
Allah'a yakınlaşmanın bir yolu olarak görmekte ve Kuran'da emredilen
bir ibadet olarak yaşamaktadırlar. Nasıl bir sabırla sabretmeleri
gerektiğini belirleyen tek rehberleri ise Kuran'dır. Kuran'da müminlerin
yaşadığı bu güzel ahlak özelliğinin detayları şöyle belirtilmiştir:
Müminlerin sabrı tevekküle dayalıdır
İnsanların çoğu, sabrı ancak zaruri bir durum oluştuğunda ve yapacak
başka birşey kalmadığına inandıkları anlarda gösterirler. Ama aslında
"sabır" zannettikleri bu tavrın, sabrın gerçek anlamıyla hiçbir
bağlantısı yoktur. Bu kimseler göğüs germek durumunda oldukları
bir zorluğa ancak tahammül edebilirler. Tahammül eden bir insan,
başına gelen olayın Allah tarafından bir hikmet üzerine yaratıldığını
ve ardında pek çok hayır gizlenmiş olabileceğini düşünmediği için
sıkıntı içerisindedir. Ruh halindeki bu olumsuzluk, memnuniyetsizliğini
ifade eden şikayetçi konuşmalarla ve sıkıntılı yüz ifadeleriyle
kendini belli eder. Tahammül edilmesi gereken durum sona erene kadar
bu kimseler olumsuz bir ruh halinden kurtulamazlar.
Müminlerin gösterdiği sabır ise bu tahammül anlayışından çok farklıdır.
Başlarına bir zorluk geliyorsa bunu yaratanın Allah olduğunu ve
mutlaka kendileri için bir hayra vesile olacağını bilirler. Allah'ın
kendileri için en güzel kaderi belirlediğini bildikleri için karşılaştıkları
her olaya gönülden razı olur ve hoşnutlukla tevekkül ederler. Bir
ayette Allah müminler için "Ki onlar, sabredenler
ve Rablerine tevekkül edenlerdir." (Ankebut Suresi, 59) şeklinde
bildirmiştir.
Müminler hangi şartlar altında olurlarsa olsunlar, şikayet etmeyi,
yakınmayı kendilerine hiçbir şekilde yakıştırmazlar.
Bunun yanında "Demek ki, gerçekten zorlukla
beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır."
(İnşirah Suresi, 5-6) ayetleriyle de bildirildiği gibi, Allah'ın
zorlukları kolaylıklarıyla birlikte yarattığını ve bunun Allah'ın
değişmeyen kesin bir kanunu olduğunu bilirler.
"Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını
yüklemez..." (Bakara Suresi, 286) ayetiyle Allah kullarına
önemli bir gerçeği daha hatırlatmıştır. Allah her insanı, ancak
üstesinden gelebileceği zorluklarla denemektedir. Dolayısıyla insan
bir zorlukla karşılaşıyorsa, kesin bir gerçektir ki Allah o kişiye
bu duruma sabredebileceği gücü de vermiştir.
İşte Kuran'ın bu ayetlerine iman eden müminler sabrı hiçbir şekilde
"bir olaya tahammül etmek" olarak algılamazlar. Dünyada iken bu
zorlukların hiçbir şekilde sonu gelmese bile, bunda bir hayır olduğunu
ve Allah'ın sabredenlere ahirette sabır göstermelerinin karşılığını
en güzeliyle vereceğini de bilirler. Ve bunu bildikleri için de
hiçbir zaman sıkıntıya kapılmazlar. Allah'tan gelen bir zorluğu
giderebilecek olanın ancak Allah olduğunu, yalnızca Allah'a sığınıp
O'ndan yardım dileyebileceklerini bilerek zorlukları hafifletmesi
için Rabbimize dua ederler:
"... Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan
dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin
gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz
şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim
mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara
Suresi, 286)
Müminlerin sabrı süreklidir
"... Sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin
katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından
da daha hayırlıdır." (Kehf Suresi, 46)
Kuran'a dayalı olmayan sabır anlayışında insanlar sabrı tutarlı
ve dengeli bir ahlak özelliği olarak yaşayamazlar. Bir gün sabır
gösterdikleri bir olaya bir başka gün tahammülsüzlük gösterebilirler.
Müminler ise sabrı Allah'ın bir emri ve dinin bir gereği olarak
yaşadıkları için hiçbir zaman bu özelliklerinden taviz vermezler.
Müminlerin amacı, tüm hayatlarını Allah'ın hoşnut olacağı şekilde
geçirebilmek ve gösterdikleri güzel ahlak ile Allah'ın rızasını
kazanabilmektir. Allah'ın en beğeneceği tavrın ise tüm tavırlarında
sabır ve süreklilik göstermeleri olduğu açıktır. Çünkü Allah ayetinde
"sürekli olan salih ameller"in daha hayırlı olduğunu bildirmiştir.
Bir başka ayette ise Allah inanan kullarına şöyle emretmiştir:
Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine
dua edenlerle birlikte sabret... (Kehf Suresi, 28)
İşte müminler de bu ayetin hükmüne uyarak, ara vermeksizin Allah'ın
rızasını kazanmak amacıyla sabır gösterirler.
Müminler Allah rızası için sabrederler
Kuran ahlakını yaşamayan kimseler belirli bir süre sabır gösterdikten
sonra bunun sonucunda mutlaka bir karşılık almayı ya da çıkar elde
etmeyi umarlar. Böyle bir durum söz konusu olmadığında ise kendi
ifadeleriyle "sabırları tükenir". Çünkü onlar sadece dünyevi menfaatler
için sabrederler. Gösterdikleri güzel ahlakın Allah'ın hoşnutluğunu
kazanmalarını sağlayacağını ve tüm yaptıklarının ahirette karşılarına
çıkacağını unuturlar. Halbuki Allah zorlukları sabır gösterenleri
ortaya çıkarmak için yaratmaktadır. Allah "Yoksa
siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırdetmeden
ve sabredenleri de belirtip-ayırdetmeden cennete gireceğinizi mi
sandınız?" (Al-i İmran Suresi,142) ayetiyle bu sırrı kullarına
bildirmiştir. Allah'ın rızasını kazanmayı amaçlayarak sabır gösterenler
cennete girecek, dünyevi çıkarlar uğruna sabredenler ise Allah'ın
vaat ettiği bu güzel karşılıktan mahrum kalacaklardır.
İşte kendilerine Kuran'ı rehber edindikleri için bu gerçeğin farkında
olan müminler, hiçbir çıkar beklentisi içerisine girmeden sadece
Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla sabır gösterirler. Kuran'da
müminlerin bu özelliği şöyle ifade edilmiştir:
Ve onlar-Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek
sabrederler... (Rad Suresi, 22)
Müminler gönül rızasıyla, severek ve isteyerek
sabrederler
Müminler sadece zorluklar karşısında değil aynı zamanda Kuran'ın
tüm hükümlerini eksiksiz olarak yerine getirme ve her koşulda en
mükemmel ahlakı gösterme konusunda da büyük bir sabır gösterirler.
Onların bu ahlakı hayatlarının her anında gösterebilmelerinin bir
sebebi de, bunu gönül rızasıyla ve şevkle yaşıyor olmalarıdır. Çünkü
onlar için Allah'ın emirlerini yerine getirmekten daha önemli bir
iş yoktur. Bu nedenle Kuran'da bildirilen tüm hükümlerde olduğu
gibi, güzel ahlakı da isteyerek ve severek yaşarlar. Bunun sonucunda
Rabbimizin sevgisini, rahmetini ve yardımını kazanacaklarını bilmek
onların bu konuda karşılaşacakları her türlü zorluğu kolaylıkla
aşmalarını ve hiç yılmadan sabır gösterebilmelerini sağlar.
Allah'ın bir ayette "Rabbin için sabret" ifadesiyle kullarını sabra
davet etmiş olması da, onların her ne olursa olsun bu ahlakı hoşnutlukla
yaşamalarını sağlar. Müminlerin gönül rızasıyla sabır göstermelerinin
bir başka nedeni Allah'ın Kuran'da "sabredenleri
sevdiğini" (Al-i İmran Suresi, 146) bildirmiş olmasıdır.
Yine Kuran'ın bir başka ayetinde de "Sabrettiğinize karşılık selam
size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel." (Rad
Suresi, 24) sözleriyle sabredenlerin ahirette güzel bir karşılıkla
mükafatlandırılacağı bildirilmiştir.
İşte tüm bunlar Allah'ın, müminlerin sabrı büyük bir şevk ve istek
ile yaşamalarını sağlayan müjdeleridir.
Müminlerin sabrı kişilere, ortama ya da şartlara
göre değişmez
Allah korkusu ve imanı zayıf olan insanlar, kişilere, ortama ya
da şartlara göre tavırlarını değiştirebilirler. Sözgelimi menfaat
elde edebilecekleri kişilere karşı güzel davranışlar sergilerken,
tanımadıkları ya da herhangi bir sebepten dolayı küçük gördükleri
insanlara karşı ters tavırlarda bulunabilirler. Örneğin dinden uzak
toplumlarda bir mağaza sahibinin zengin bir müşteriye abartılı bir
saygı ve ilgi göstermesi günlük hayatta sık rastlanan bir olaydır.
Üstelik bu müşteri son derece zorluk çıkaran, "kapris" yapan, karşısındaki
kişiyi "aşağılayan" bir tavır gösterse de yaptığı bu çirkin davranışlar
anlayışla karşılanır. Ama aynı mağaza sahibi orta halli olduğunu
düşündüğü bir müşterinin haklı bir isteğine dahi hoşgörü göstermez,
bir anda ters bir tavra girer. Bunun dışında dinden uzak insanlar,
şartlar iyi olduğunda, karşılarındaki kimselerden güzel davranışlar
gördüklerinde güzel ahlak gösterip, zor anlarda bambaşka bir karaktere
bürünebilirler. Bir arkadaşları kendilerini eğlendirdiği, iyi imkanlar
sunduğu sürece ona karşı çok iyi davranırlar. Ama günün birinde
bu kişi zor bir duruma düşüp, onlarla ilgilenemeyince, istedikleri
eğlence ortamını oluşturamayınca bir anda o kişiye karşı tahammülsüz
bir tutum sergileyebilirler. Bu değişkenliğin sebebi, ahlak anlayışlarını
en doğru ve en güzel tavırları bildiren Kuran'a göre değil de, kendi
cahiliye anlayışlarına ve çıkarlarına göre belirlemiş olmalarıdır.
Müminler ise Allah'ın Kuran'da bildirdiği ahlakı yaşarlar. Temeli
imana dayalı olan bu ahlakı sadece Allah'ın beğenisini ve rızasını
kazanabilmek amacıyla yaşarlar. Bu yüzden de kişilere, ortama ya
da şartlara göre tavırlarında bir değişiklik olmaz. Aynı şekilde
güzel ahlakın bir yönü olan sabırları da her ne olursa olsun değişmez.
Müminler, diğer insanlardan farklı olarak, zorluk ve sıkıntı anlarında
da en güzel şekilde sabrederler. Kuran'da onların bu üstün ahlakına
şöyle dikkat çekilmiştir:
Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik
değildir. Ama iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a
ve Peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara,
yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere
(özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve
ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta
ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır).
İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır. (Bakara
Suresi, 177)
Ayette görüldüğü gibi Allah, gerçek iyiliğin bir şartının da zorluk
zamanlarında sabretmek olduğunu bildirmiştir. İşte müminler de Allah'ın
bu emrine uyarlar ve yaşamları boyunca her türlü zorluk karşısında
sebat gösterirler.
Müminlerin sabrı onlara güzel ahlakın yolunu
açar
Müminler sabrı Allah için yapılan bir ibadet olarak değerlendirdikleri
için, sabır onlara daha pek çok güzel özellik kazandırır. Bir ayette
şöyle denir:
Sabredenler, doğru olanlar, gönülden boyun eğenler,
infak edenler ve 'seher vakitlerinde' bağışlanma dileyenlerdir (Al-i
İmran Suresi, 17)
Allah bir başka ayetinde müminleri "Onlar,
bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar
(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir..." (Al-i İmran
Suresi, 134) sözleriyle tanıtmıştır. Ayette bahsedilen tüm
bu özellikler ancak gerçek sabır anlayışının kalbe yerleşmesiyle
yaşanabilir.
Bir insanın öfkelendiği halde öfkesini yenebilmesi ve bu sükunetli
halini uzun süre devam ettirebilmesi ancak sabır göstermesiyle mümkün
olabilir. Yine aynı şekilde, insanın darlık ve yokluk içerisinde
olduğu halde malından başkalarına verebilmesi de ancak Allah için
yaşanan bir sabırla gerçekleştirilebilir. Çünkü bu kimse malından
başkalarına da vererek belki de kendisini zor bir duruma sokacak,
ama Allah rızası için bu duruma sabırla rıza gösterecektir. Bir
insanın haklı olduğu durumda haksız olan bir kimseyi bağışlayabilmesi
de yine ancak sabrın ona kazandırdığı bir özelliktir.
Bunun gibi, Allah'ın Kuran'da bildirdiği tüm emir ve yasakların
bir ömür boyunca uygulanabilmesi ancak sabır ile mümkün olabilmektedir.
Mümin hayatının sonuna kadar fedakarlıkta, hoşgörüde, tevazuda,
affedicilikte, dürüstlükte, sadakatte, sevgide kararlılık gösterir
ve sabırla bu ahlak özelliklerini yaşamaya devam eder.
Görüldüğü gibi, sabır aynı zamanda müminlere Allah'ın razı olacağı
güzel bir ahlakın yolunu açar. Bu ahlakı yaşamaları ise Allah'ın
sonsuz rahmetini ve cennetini kazanmalarına vesile olur ki, müminler
için bundan daha güzel bir kurtuluş yoktur.
Müminlerin sabrı akılcı bir sabırdır
Müminlerin sabrı, karşılaştıkları zorlukları ortadan kaldırmak
ve sıkıntıları gidermek için hiçbir çaba harcamadan sadece beklemek
şeklinde değildir. Böyle bir anlayış son derece yanlış olur. Aksine
Allah müminlere akıllarını, vicdanlarını ve imkanlarını sonuna kadar
kullanarak insanların huzurunu ve rahatını sağlayacak her türlü
tedbiri almalarını da emretmiştir. Bu nedenle müminler bir yandan
sıkıntılara gönül rızasıyla sabrederken, bir yandan da tüm güçleriyle
sıkıntı oluşturan konuları ortadan kaldırmanın yollarını ararlar.
Örneğin acil olarak yapılması gereken bir işin yetişmemesi, sabır
gösteremeyen insanların olumsuz tavırlar göstermelerine neden olur.
Özellikle sonunda büyük bir kazanç sağlayacakken, bir insanın hatası
sebebiyle bu kazançtan mahrum kalmak her olayda bir hayır olduğunu
kavrayamayan insanları büyük bir öfkeye sürükler. İman eden insan
ise mahrum kaldığı kazanç ne kadar yüksek olursa olsun tevekkül
eder ve yine hoşgörülü bir tavır gösterir. Ama elbette bundan sonra
oluşabilecek benzer bir olayı engellemek için de gereken tüm tedbirleri
alır. Hata yapan kişiyi bu konuda uyarır, bir daha tekrarlama tehlikesini
hissediyorsa bu durumda o kişiden daha faydalı olacak birini o işe
yönlendirebilir veya şartlara bağlı olarak daha pek çok akılcı tedbir
alabilir.
Kuran'da öğretilen sabır anlayışını bilmeyen kimseler sabrı, hiçbir
çaba göstermeden, sadece "söylenerek" bekleme şeklinde algılarlar.
Hatta bu şekilde aciz bir tavır sergilemenin son derece erdemli
bir davranış olduğuna da inanırlar. Oysa Allah katında makbul olan
sabır aklın, vicdanın ve maddi manevi tüm imkanların kullanılarak
zorlukların ortadan kaldırılmasını teşvik eder. Kuran'da müminlerin
sabır ile birlikte gösterdikleri bu çabaya pek çok ayette dikkat
çekilmiştir. Bunun bir örneğini de hicret eden kimselerin davranışlarında
görmek mümkündür:
… sonra hicret edenlerin, ardından cehd edip (çaba
harcayıp) sabredenlerin (destekçisidir). Şüphesiz senin Rabbin,
bundan sonra da gerçekten bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi,
110)
Bunun yanında müminler bir yandan zorluklara karşı fiili bir mücadele
verirken bir yandan dualarıyla da Allah'tan yardım isteyerek bu
çabalarını sürdürürler. Kuran'da müminlerin zorluk anında Allah'tan
sabır ve yardım talep ettikleri şöyle bildirilmiştir:
Onlar, Calut ve ordusuna karşı meydana (savaşa)
çıktıklarında, dediler ki: "Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı
sabit kıl (kaydırma) ve kafirler topluluğuna karşı bize yardım et."
(Bakara Suresi, 250)
Görüldüğü gibi, müminin sabrı akılcı bir sabırdır. Allah katında
güzel bir karşılık görecek olan tavır da budur.
Müminler sabırda sınır tanımaz, sabırda yarışırlar
Müminler "Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini
müstağni gördüğünden." (Alak Suresi, 6-7) ayetiyle bildirildiği
gibi, insanın kendini herhangi bir konuda yeterli görmesinin onu
azgınlığa ve büyüklenmeye yönelteceğini bilirler. Bu nedenle de
en kusursuz şekilde uyguladıkları konularda bile kendilerini yeterli
görmezler. Hayatlarının sonuna kadar hiçbir konuda sınır tanımadan
kendilerini geliştirmeye ve daha güzel, daha iyi olan tavra ulaşmaya
çalışırlar.
Müminlerin bu samimi çabalarının altında ise Rabbimize olan bağlılıkları,
sevgileri ve Allah korkuları yatmaktadır. En büyük amaçları Rabbimizin
sevgisini ve yakınlığını kazanmak olduğu için, Allah'ın kendilerine
emrettiği gibi tüm Kuran hükümlerini yaşamaya çalışırlar. Ve bu
konuda kendilerini hiçbir zaman yeterli görmez, daima daha fazlasını
uygulayabilmek için çaba harcamaya devam ederler.
Zira ne kadar çaba gösterirlerse Allah katında o kadar ecir kazanacaklarını
ve Allah'ın rahmetine de o denli kolay kavuşabileceklerini bilirler.
Allah bir ayetinde "Rabbinizden olan mağfiret
ve eni göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın;
o, muttakiler için hazırlanmıştır." (Al-i İmran Suresi,133) sözleriyle
müminleri Allah'ın rızasını ve cennetini kazanabilecekleri konularda
yarışmaya çağırmıştır. Bu konulardan biri de Allah'ın Kuran'da "Ey
iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın." (Al-i İmran Suresi,
200) sözleriyle bildirdiği "sabır"dır. Müminler kendilerine
Rabbimizin sevgisini ve yakınlığını kazandıracağını bildikleri böyle
bir konuda, ellerinden gelen en güzel tavrı gösterebilmek için birbirleriyle
yarışırlar. Allah'a iman eden bir insan başına ne gelirse gelsin
sabırlı, Rabbine güvenen tavrını değiştirmemekte kararlılık gösterir.
Örneğin, bir insanın karşısına dünyadaki imtihanın gereği olarak
art arda çok fazla sorun çıkabilir. Hiç ummadığı bir anda evi yanabilir
ve bu yüzden uzun bir süre alışık olmadığı şekilde, çok iyi olmayan
şartlarda yaşaması gerekebilir. Böyle bir durumda iman eden kişi
en ufak bir şikayette bulunmaz, hatta kendi içinde dahi "böyle olmasaydı"
gibi bir düşünceye kapılmaz. Süre ne kadar uzarsa uzasın güzel bir
sabır gösterir. Allah'ın karşısına eninde sonunda bir kolaylık çıkaracağına
kesin bir kanaati olur ve bunun getirdiği iç huzurunu yaşar. Böyle
bir durumdayken kendisini daha da zorlayacak başka bir olayla karşılaşsa
bile bu güzel tavrını devam ettirir. Kısacası ne kadar şiddetli
zorluklarla karşı karşıya gelirse gelsin, sabır gösterme konusunda
Allah'ın emrettiği gibi bir "yarış" içinde olur.
Müminler birbirlerine de sabrı tavsiye ederler
Allah "Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu)
emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun.
Kurtuluşa erenler işte bunlardır." (Al-i İmran Suresi,104)
ayetiyle müminlerin birbirlerine iyiliği emredip kötülükten sakındırmalarını
ve birbirlerini hayırlı olan davranışlara yöneltmelerini emretmiştir.
Allah'ın bu emri doğrultusunda müminler hayatlarının sonuna kadar
birbirlerini Kuran'ın emirlerine eksiksizce uymaya çağırır ve Allah'ın
yasakladığı konulardan da titizlikle sakındırmaya çalışırlar. İnananların
Allah'ın bu emrini uygulayarak birbirlerini teşvik ettikleri konulardan
biri de sabretmektir. Çünkü müminler, ancak Allah'ın beğendiği ahlakı
yaşayanların cennete kavuşabileceğini, diğer insanların ise cehennem
azabı ile karşılık göreceklerini bilirler. Bu gerçeğin şuurunda
oldukları için de kendi adlarına sonsuz bir kurtuluşu ne kadar istiyorlarsa,
diğer müminlerin cennete girmeye hak kazanmasını da o kadar isterler.
Bu nedenle de onları tüm ibadetlerinde sabırlı davranmaya çağırırlar
ve bunu da ömürleri boyunca sabırla uygularlar. Bu konuda Kuran'da
verilen bir örnek Peygamberimizin bir mağarada yanındaki kişiye
Allah'ı hatırlatarak, onu zorluğa karşı ümitvar olmaya davet etmesidir:
Siz O'na (Peygambere) yardım etmezseniz, Allah
O'na yardım etmiştir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den)
çıkarmışlardı; ikisi mağarada olduklarında arkadaşına şöyle diyordu:
"Hüzne kapılma, elbette Allah bizimle beraberdir." Böylece Allah
O'na 'huzur ve güvenlik duygusunu' indirmişti… (Tevbe Suresi, 40)
Ayette görüldüğü gibi Hz. Muhammed, son derece zor koşullar altında,
kendisini belki de öldürmeye kalkışacak insanlardan saklanırken,
bir yandan da yanındaki arkadaşına Allah'ın yardımını hatırlatmıştır.
Peygamberimiz'in bu güzel tutumu kuşkusuz bütün Müslümanların örnek
alması gereken bir davranıştır. Her ne şart altında olursa olsun
inananların birbirlerine Allah'ın gücünü ve yardımını hatırlatarak,
birbirlerini sabırlı olmaya yöneltmeleri, üstün bir ahlakın göstergesidir.
Kuran ayetlerinde böyle üstün ahlaka sahip kimseler "Ashab-ı Meymene"
olarak adlandırılmıştır:
"Biz ona 'iki yol-iki amaç' gösterdik.
Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi.
Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir?
Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir;
Ya da açlık gününde doyurmaktır,
Yakın olan bir yetimi,
Veya sürünen bir yoksulu.
Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye
edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.
İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene)".
(Beled Suresi 10-18)
|