|

Sabrın İnsana Kazandırdıkları
Gerçekten insan, ziyandadır. Ancak iman edip salih
amellerde bulunanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine
sabrı tavsiye edenler başka. (Asr Suresi, 2-3)
Allah'ın Asr Suresi'nde bildirdiği gibi, sabrı ve hakkı birbirine
tavsiye eden insanlar kazanç içindedirler. Sabır, insanı pek çok
yönden geliştiren, ona üstün bir ahlak kazandıran, dinden uzak insanlarla
kıyaslanmayacak derecede güzel ve huzurlu bir yaşam sunan bir özelliktir.
Ayrıca iman eden insanların gösterdikleri sabrın karşılığını ahirette
kat kat artırılmış olarak alacakları vaat edilmiştir. Dünyada ve
ahirette yaşadıkları bu güzelliklerin ve üstünlüklerin bazılarını
şöyle sıralamak mümkündür:
Sabrın kazandırdığı büyük bir nimet: Akıl
İnsanların akılcı davranmalarını engelleyen en önemli sebeplerden
biri, sabırsızlıkları neticesinde ortaya çıkan fevri düşünceleri
ve fevri tavırlarıdır. Ani bir öfke ya da ani bir hırsa kapılmak
aklı kapatır ve insanı bir anda hiç düşünmeden hareket etmeye itebilir.
Aynı şekilde korku, alınganlık, dargınlık gibi tavırlar da, insanın
mantıklı ve akılcı düşünmesini engelleyebilir. İşte Kuran'ın kazandırdığı
sabır anlayışını yaşamayan kimseler, hayatlarının büyük bölümünde
bu tür duygularına yenik düşer ve akılcılıktan tamamen uzaklaşırlar.
Müminler ise Allah'ın emrine uyarak sabretmeleri sonucunda, akıl
gibi çok büyük bir nimete kavuşmuş olurlar. Sabırlı bir insan, bu
özelliği sayesinde karşılaştığı olayları ani bir heyecan, korku,
duygusallık içerisinde değil, sakin ve itidalli bir biçimde değerlendirebilme
imkanına sahip olur. Olayları derinlemesine ve çok yönlü düşünerek,
olabilecek en akılcı sonuçlara varıp en faydalı kararları alabilir.
Daha da önemlisi mümin, sabrı neticesinde Kuran'ın tüm emirlerini
en güzel şekilde uygulayabilir. Sabırlı davrandığı için hayatının
her aşamasında, olayları Kuran'daki hatırlatmalarla değerlendirdikten
sonra harekete geçme fırsatını yakalar. Kuran'a uyanlar da Allah
tarafından doğru yola ve en mükemmel tavırlara, en akılcı düşüncelere
yöneltilir. Dolayısıyla sabreden bir insan, Kuran'ı en güzel şekilde
uygulamakla bir yandan da Kuran'a uymanın getirdiği üstün aklı kazanmış
olur.
Sabır, ince düşünebilmeyi ve incelikleri
görebilmeyi sağlar
Sabrın önemli bir başka özelliği de, insanlara ilk anda göremedikleri
detayları gösterebilme ve bu yönde akıl yürütebilme fırsatı kazandırmasıdır.
Sabırsız insanlar, herşeyin bir an önce halledilmesini hedef edinir
ve bunun dışındaki detaylarla pek ilgilenmezler. Dolayısıyla belki
de kendileri için son derece önemli olan ayrıntıları kaçırır ve
yanlış kararlar alırlar. Yine aynı şekilde karşılarındaki insanların
içerisinde bulunduğu durumu da göremez, onların ihtiyaçlarını fark
edemez ve bu nedenle de düşüncesiz ve insaniyetsiz tavırlar sergilerler.
Müminler ise sabırlı davranabildikleri için, bir konuyu çözüme
ulaştırırken gereksiz bir telaşa kapılmazlar. Zira telaş insanın
aklını kapatan, doğru düşünebilmesini, incelikleri görebilmesini,
isabetli kararlar alabilmesini engelleyen en önemli unsurlardan
biridir. Sabırlı insan, telaşlanmadan aklını kullanarak hareket
eder. Bu nedenle de akılcı hareket eder ve olayların belki de kimsenin
fark etmediği girift noktalarını kolaylıkla görür ve bu detaylar
doğrultusunda en doğru tavırları gerçekleştirir.
Sabır, iyilik yapabilmeyi sağlar
Sabır, insanın nefsinin pek çok kötü özelliğinin üstesinden gelebilmesini
ve böylece güzel davranışlarda bulunabilmesini sağlar. Ancak unutmamak
gerekir ki, bu, sadece iman edenlere has bir özelliktir. Allah'tan
korkmayan ve gösterdiği ahlakın ahirette karşılık bulacağını unutan
kimseler nefislerinin kötü bir özelliğini yenmek için çaba sarf
etmezler. Karşılığında dünyevi bir menfaat sunulmadığı sürece, canlarının
istediği gibi davranmamak için bir sebep görmezler. Örneğin bir
kişinin eşinin annesi hastalandığı için onların evine yerleşir ve
onun da bu yaşlı kişiye bakması gerekir. Bu, bir insan için elbette
sabırla yerine getirilmesi gereken bir hayırdır. Ancak Kuran'da
emredilen sabır anlayışını kavrayamayan bir insan buna ancak kısa
süre tahammül gösterebilir. Az bir süre içinde söylenmeye, ardından
da "bir bakımevine verelim, ben bakamayacağım" demeye başlar. Veya
dinden uzak bir insanın eşi kaza geçirip yatalak olur, ciddi bir
tedaviye ve bakıma ihtiyaç duyar. Böyle bir durumda belki çevreden
tepki görmemek için veya başka sebeplerle bir süre bu görevi üstlenir,
ama yine bu sınırlı bir süre için geçerli olur. Bir süre sonra zorluğa,
fedakarlık göstermeye sabredemediği için bakıma muhtaç olan eşini
rahatlıkla terk edebilir.
Müminler ise Allah'tan içli bir korkuyla korkarlar ve Allah için
her yaptıklarının ahirette güzellik ve iyilik olarak karşılarına
çıkacağını bilirler. Bu nedenle de iyi davranışlarda bulunma konusunda
kararlı bir sabır gösterir ve ciddi bir çaba harcarlar. Bu sayede
nefislerinin tüm kötü yönlerinden arınıp bunları iyiliklere çevirme
imkanını elde etmiş olurlar.
Sabır, adaletli davranabilmeyi sağlar
Allah "Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline
(sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde
adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt
veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir." (Nisa Suresi, 58)
ayetiyle müminlere adaleti emrettiğini bildirmiştir. Müminler, sonuçta
kendilerinin ya da bir yakınlarının çıkarlarına uygun olmasa bile
Allah'ın bu emri dolayısıyla dürüstlükten ve adaletten kesinlikle
taviz vermezler. Onların, bu üstün ahlakı yaşayabilmelerindeki en
büyük yardımcıları da yine Kuran'a uymakla kazandıkları bir özellik
olan sabırdır.
Bir insanın adaleti sağlayabilmesi için kişisel düşüncelerine,
duygularına kapılmaması, öfkesine yenilmemesi, kin ve intikam gibi
hislerle hareket etmemesi gerekmektedir. Bunların oluşacağı bir
ortamla karşılaştığında ise ciddi bir sabır gösterebilmesi şarttır.
Allah bu konuyu Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için,
hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın.
Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının.
Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide
Suresi, 8)
Sabır, inananlara güvenilir bir karakter
kazandırır
Gelmiş geçmiş tüm elçiler gönderildikleri kavimlere şu sözü söylemişlerdir:
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir
elçiyim." (Şuara Suresi, 143)
Elçilerin kendilerini öncelikli olarak bu özellikleriyle tanıtmaları
güvenilir olmanın insanlar için ne kadar önemli bir vasıf olduğunu
bilmelerinden kaynaklanmaktadır. Elçilerin bu özelliğini diğer müminlerde
de görmek mümkündür. Çünkü Kuran'ın getirdiği üstün ahlak ve sabır
anlayışı, müminlere güvenilir olmanın gerektirdiği tüm özellikleri
kazandırır. Sabır gösterebilen insanlar önceki bölümlerde de belirtildiği
gibi aynı zamanda da akıllı, doğru sözlü, dürüst, adil, itidalli,
kinden, öfkeden ve yalandan uzak, dengeli bir karakter gösterirler.
Ne zaman ne yapacakları, hangi olaylara karşı nasıl tepkiler verecekleri
bellidir. İman etmeyen insanlar karşılaştıkları olaylarda hiç beklenmedik,
şaşırtıcı, tedirgin edici tepkiler gösterip, umulmadık bir karaktere
bürünürlerken, müminler asla böyle bir tavra girmezler. Güvenilirliklerinin
bir sebebi de budur.
En önemlisi de, her konuda sabır gösterebildikleri için bu güzel
özelliklerini sürdürmede de hayatlarının sonuna kadar kararlı davranırlar.
Dünyevi çıkarlar uğruna Allah'ın hoşnut olacağı ahlaktan taviz vermezler.
Tüm bu vasıfları hem birarada hem de süreklilikle yaşamaları, müminleri
insanlar arasında en güvenilir kimseler haline getirir.
Sabır, insana neşeli ve huzurlu bir karakter
kazandırır...
Allah'a iman etmeyen insanlar için üzülmek, sıkılmak veya huzursuz
olmak son derece olağan olaylardır. Çünkü bu insanlar, Allah'ın
canlı cansız her varlığın hakimi olduğunu, tüm olayları bir hikmet
üzerine yarattığını ve dilediği an kullarının dualarına dilediği
şekilde cevap verebileceğini, herşeyi hakimiyeti altında tuttuğunu
düşünmezler. Bu nedenle de dış görünüşte ters giden ya da aksilik
gibi görünen bir olay olduğunda hemen ümitsizliğe ve sıkıntıya kapılırlar.
Kuran'da inkar edenlerin bu özelliğine şöyle değinilmiştir:
Biz insanlara bir rahmet taddırdığımız zaman, onunla
sevinirler; kendi ellerinin takdim ettiği dolayısıyla onlara bir
kötülük isabet ettiğinde, hemen umutsuzluğa kapılırlar. (Rum Suresi,
36)
Müminler ise inkar edenlerin tam tersine Allah'tan hiçbir zaman
hiçbir şekilde umutlarını kesmezler. Çünkü Allah sonsuz güç sahibidir
ve evrendeki herşeyin hakimidir. O, iman edenlerin dostu, velisi
ve yardımcısıdır. Kendisine sığınanları koruyan, kollayan ve rahata
kavuşturandır.
İşte Rabbimizin büyüklüğünü ve üzerlerindeki sonsuz rahmetini takdir
edebilen müminler, her ne zorlukla ya da aksilik gibi görünen bir
olayla karşılaşırsa karşılaşsınlar sabırla ve tevekkülle Allah'a
sığınırlar. Bundan dolayı da en zor anlarda bile neşelerinden, huzurlarından
en ufak bir şey kaybetmezler. Dahası sabrettikleri bu zorluklara
karşılık cennette, Rabbimizden güzel bir mükafat göreceklerini bilmekten
dolayı da çok yoğun bir şevk ve heyecan içinde yaşamlarını sürdürürler.
Dünyada başlarına gelen zorluklara sabır göstermeyenler ise sadece
dünya hayatını mutsuzlukla geçirmekle kalmazlar. Allah onların ahirette
de mutsuz olacaklarına dikkat çekmiştir. Dünyadaki imtihana sabır
gösterebilen üstün ahlaklı insanlarla, sabır gösteremeyen isyankar
inkarcıların ahirette görecekleri karşılık arasındaki fark ayetlerde
şöyle haber verilmiştir:
(Kıyametin) Geleceği günde, O'nun izni olmaksızın,
hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz',
(kimi de) mutlu ve bahtiyardır. Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar
için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır. Onlar,
Rabbin'in dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz
kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır. Mutlu
olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbi'nin dilemesi dışında
gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu)
kesintisi olmayan bir ihsandır. (Hud Suresi, 105-108)
Allah'ın sabredenlere vaat ettiği güzel hayat
Kitap boyunca bahsettiğimiz gibi müminler, hayatları boyunca Allah'ın
özel olarak yarattığı pek çok olayla denenirler, ancak bu onların
zor ve sıkıntılı bir hayat yaşadıkları anlamına gelmez. Aksine dünya
hayatında en güzel hayatı yaşayan kişiler müminlerdir. Çünkü Allah
onların kalplerine, sabrın ve tevekkülün getirdiği huzur ve güven
duygusunu yerleştirmiştir. Bu, insanların ne parayla, ne itibarla,
ne de dünyanın herhangi başka bir imkanıyla elde edemeyecekleri,
sadece müminlere has çok büyük bir nimettir. Refah içerisinde gibi
görünen nice insanlar, dünyanın tüm servetini ortaya koysalar da,
tüm imkanlarını seferber etseler de Allah'ın sabredenlere verdiği
bu huzur ve güven duygusunu yaşayamazlar. Çünkü Allah yalnızca müminlerin
kalplerine bu hisleri verir:
Mü'minlerin kalplerine, imanlarına iman katıp-artırsınlar
diye, 'güven duygusu ve huzur' indiren O'dur. Göklerin ve yerin
orduları Allah'ındır: Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Fetih Suresi, 4)
İşte müminler kalplerindeki bu huzur ve güven duyguları nedeniyle
her ne zorlukla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar hiçbir şekilde üzüntüye,
sıkıntıya ya da mutsuzluğa kapılmazlar.
Onların bu kayıtsız şartsız teslimiyetlerine, sabretmelerine ve
Rabbimizden gelen her türlü şeyden hoşnut olmalarına karşılık Allah
onları dünyada güzel bir hayat ile yaşatacağını bildirmiştir:
Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim
salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla
yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak
veririz. (Nahl Suresi, 97)
Kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte
bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz. (Yusuf Suresi, 90)
(Allah'tan) Sakınanlara: "Rabbiniz ne indirdi?"
dendiğinde, "Hayır" dediler. Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara
güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin
yurdu ne güzeldir. (Nahl Suresi, 30)
De ki: "Ey iman eden kullarım, Rabbiniz'den sakının.
Bu dünyada iyilik edenler için bir iyilik vardır. Allah'ın arzı
geniştir. Ancak sabredenlere ecirleri hesapsızca ödenir." (Zümer
Suresi, 10)
Müminlerin sabrının karşılığı: Cennet
Allah'a gönülden bağlı olan insanlar, dünya hayatında mallarını,
canlarını, kısacası sahip oldukları herşeyi Rabbimize adamış ve
O'nun rızasını kazanabilmek için iyi zamanlarda da, zor anlarda
da sabretmişlerdir. Ne karşılaştıkları sıkıntılar, ne inkar edenlerin
baskıları, ne de dünya hayatında yaşadıkları birtakım zorluklar
onları Allah'ın dinini yaşamaktan vazgeçirememiştir. Çünkü onlar
kesin bir imanla Rabbimize yönelmiş ve hayatlarının sonuna kadar
da bu imanlarında sabır ve kararlılık göstermişlerdir.
Hayatlarını böylesine üstün bir sabırla geçiren müminlere ahirette
alabilecekleri en güzel karşılık olarak Rabbimizin sevgisi, hoşnutluğu
ve rızası vardır:
Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde
ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde
güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür.
İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. (Tevbe Suresi, 72)
Rableri onlara katından bir rahmeti, bir hoşnutluğu
ve onlar için, kendisine sürekli bir nimet bulunan cennetleri müjdeler.
(Tevbe Suresi, 21)
Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi
kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir.
Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut,
memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbin'den 'içi titreyerek korku
duyan kimse' içindir. (Beyyine Suresi, 8)
Allah'ın sabırlı kulları, sonsuz güzellikteki cennette, meleklerin
selam sözleriyle ve esenlik dilekleriyle karşılanacak ve sonsuza
dek oradan asla ayrılmayacaklardır. Melekler, bu sonsuz nimetin
müminlerin sabırlarının bir karşılığı olduğunu şöyle haber verir:
Onlar, Adn cennetlerine girerler. Babalarından,
eşlerinden ve soylarından 'salih davranışlarda' bulunanlar da (Adn
cennetlerine girer). Melekler onlara her bir kapıdan girip (şöyle
derler:) "Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un)
sonu ne güzel." (Rad Suresi, 23-24)
Allah dünyadaki yaşamları boyunca güzel ahlakı yaşamakta, zor zamanlarda
tevekkül etmekte, Kendisinin hoşnut olacağı en güzel davranışları
göstermekte büyük bir sebat gösteren bu insanlara karşılıklarını
kat kat olarak verir:
İşte onlar; sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki
defa verilir... (Kasas Suresi, 54)
Cennete layık görülmüş kullar orada nefislerinin arzu ettiği herşeyi
bulacak ve göz alıcı köşklerde, çarpıcı güzellikteki tahtlar ve
döşekler üzerinde konaklayacak, sonsuza kadar Peygamberlerle ve
salih müminlerle birlikte olacaklardır. İşte bu, Allah'ın sabretmelerine
karşılık müminlere vaat ettiği kesin bir gerçektir. Bu nedenledir
ki Allah "Rabbiniz'den olan mağfiret ve eni
göklerle yer kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın; o, muttakiler
için hazırlanmıştır." (Al-i İmran Suresi, 133) ayetiyle kullarını
dünya hayatındayken Allah'ın rızasını ve cennetini kazanmak için
yarışmaya çağırmıştır. Ve başka ayetlerinde müminleri şöyle müjdelemiştir:
İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en
gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orada esenlik dileği
ve selamla karşılanırlar. (Furkan Suresi, 75)
"Bugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını
verdim. Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir." (Müminun
Suresi, 111)
|