|

Tek İlah'ın "Allah" Olduğunu
Unutmayın
...Onlar Allah'ı unuttular. O da onları unuttu...
(Tevbe Suresi, 67)
Bilinen bir mantıktır; insan sahilde kumdan yapılmış bir kale
dahi görse mutlaka bunu yapan birinin olduğunu düşünür. Bu kalenin,
dalgaların ve rüzgarların etkisiyle rastlantılar sonucunda oluştuğunu
ancak akli yetersizlik içinde olan biri savunabilir. Evrende var
olan herşeyde de açıkça görülebilen bir tasarım vardır. Üstelik
bu tasarım sahildeki kumdan yapılmış kale ile karşılaştırılamayacak
kadar mükemmel, üstün ve detaylıdır. O halde karşımıza çıkan gerçek
apaçıktır: Evrenin üstün bir Yaratıcısı vardır. Bu Yaratıcı, Alemlerin
Rabbi olan Allah'tır.
Tüm kainatta kusursuz bir düzenin var olduğu gözardı edilemeyecek,
apaçık bir gerçektir. Üzerinde yaşadığımız dünya da en elverişli
koşulların biraraya gelmesi ile oluşmuştur. Yerçekiminin oranı,
dünyanın güneşe uzaklığı, atmosferdeki oksijen oranı ve daha yüzlerce
hassas dengeden hiçbiri kendiliğinden ya da tesadüfler sonucu oluşmamıştır.
Kuşkusuz bu, en küçük mikroorganizmadan güneş sisteminin dev kütleli
gezegenlerine kadar herşeyin kontrolünü elinde bulunduran Allah'ın
yaratmasıdır. O, evreni sonsuz bir akıl ve güçle yaratmış ve dünyayı
da yaşamamız için özel olarak dizayn etmiştir. Çünkü Allah yaratıp
düzene koyandır:
(Allah) Geceyi gündüze bağlayıp-katar, gündüzü
de geceye bağlayıp-katar; güneşi ve ayı emre amade kılmıştır, her
biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. İşte bunları
(yaratıp düzene koyan) Allah sizin Rabbinizdir; mülk O'nundur. O'ndan
başka taptıklarınız ise, 'bir çekirdeğin incecik zarına' bile malik
olamazlar. (Fatır Suresi, 13)
Dış çevrenin ardından şimdi biraz daha yakına gelelim ve insan
bedenini inceleyelim. Karşımıza akıl almaz mükemmelliklerle dolu
bir yapının çıktığını görürüz. İnsan beyni, modern teknolojinin
en üstün ürünü kabul edilen bilgisayarlarla asla kıyaslanamayacak
kadar kusursuz bir işleyişe sahiptir. Bununla birlikte, vücudun
her organı hem kendi içinde, hem de diğer organlarla tam bir uyum
içerisindedir. Örneğin, insanın nefes alabilmesi için ağız, burun,
nefes borusu, akciğerler, kalp, bütün damarlar aynı anda devrededir.
Aralarından bir tanesi bile bir dakika dinlenmez, bir tanesi bir
an bile yorulmaz. Her biri büyük bir itaat ve teslimiyetle kendisini
Yaratan'a boyun eğer ve O'nun kendisi için takdir edip planladığı
emri yerine getirir. Nefes alma sırasında burundan temizlenip, ısınarak
geçen hava, nefes borusunu da aşarak akciğere ulaşır. Kalbimizde,
damarlarımızda, kısaca vücudumuzdaki her bir hücrede bu oksijen
kullanılır. Bir iki dakika bile çalışmamaları durumunda insanın
ölümüne sebebiyet verecek organlar, bedenin canlılığının devamını
sağlamak için aynı saniyeler içinde, başka faaliyetleri de birlikte
yürütürler. Pek çok işlemi birbirine karıştırmadan, şaşırmadan,
aksatmadan büyük bir ustalık ve akılla yerine getirirler. Bu uyumda
bir aksaklık olsa nefes almamız da, yaşamımızı sürdürmemiz de imkansız
hale gelir.
Görme olayı için de aynı şey geçerlidir. Göz, canlıların yaratılmış
olduğunun en açık delillerinden biridir. Gerek insan gözü olsun
gerekse hayvan gözleri olsun, canlıların sahip oldukları tüm görme
organları kusursuz bir tasarımın çok etkileyici örnekleridir. Bu
etkileyici organ, 21. Yüzyıl teknolojisi ile bile erişilememiş kalitede
bir görüntüyü bize sunmaktadır. Ama unutmayın ki bir gözün görebilmesi
için aynı anda tüm parçalarının birden var olması ve uyum içinde
çalışması gerekir. Örneğin kornea, konjonktiva, iris, göz bebeği,
göz merceği, retina, koroid, göz kasları, göz yaşı bezleri gibi
tüm parçalar olsa ve çalışsa ama bir tek göz kapağı olmasa göz kısa
sürede büyük bir tahribata uğrar ve görme işlevini yitirir. Yine
aynı şekilde tüm organeller var olsa ama gözyaşı üretimi dursa göz
kısa sürede kurur ve kör olur. Bu durumda karşımıza önemli bir soru
çıkmaktadır: Peki bu kadar uyumlu organelleri bir anda kim varetmiştir?
Görmemizi sağlayan, gözü kim meydana getirmiştir?
Elbette gözün oluşumuna karar veren, gözün sahibi olan canlı değildir.
Zira görmenin ne demek olduğunu dahi bilmeyen bir canlının, görebilmek
için bir görme organı talebinde bulunmasının ve kendi bedeni üzerinde
bunu inşa etmesinin insan mantığının kabul edebileceği bir yanı
yoktur. O halde canlıları görme, duyma vs. gibi duyularla yaratan
üstün bir Akıl Sahibi'nin varlığı kesin bir gerçektir. Aksi takdirde
şuursuz hücrelerin görme, duyma gibi şuur gerektiren işlevleri kendi
talepleri ve becerileri ile kazandıkları iddia edilmiş olur. Bunun
ise asla mümkün olamayacağı açıktır. Kuran'da, görmenin kimin tarafından
verildiği şöyle bildirilmiştir:
De ki: 'Sizi inşa eden, size kulak, gözler ve
gönüller veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz? (Mülk Suresi,
23)
Yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi bu sistemlerin tümünü birbirleriyle
uyum içinde yaratan Allah'tır. Gerek kendi bedenimizde, gerekse
çevremizde gördüğümüz sayısız detay Allah'ın gücünü, büyüklüğünü
ve ilmiyle herşeyi kuşattığını açıkça gözler önüne sermektedir.
Ama bir kısım insanlara gerçekleri düşünmektense, sırtlarını dönüp
kaçmak daha kolay gelmektedir. Bu yüzden Allah Kuran'da, insanları
çevrelerine bakarak kendi büyüklüğü üzerinde düşünmeye davet etmiştir:
Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini
yarattı. Emir bunların arasında durmadan iner, sizin gerçekten Allah'ın
herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını
bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)
Allah'ın size ne kadar yakın olduğunu ve herşeyi sarıp kuşattığını
sakın unutmayın. Sizin bu kitabı okuduğunuz şu an, aklınızdan geçenler,
çocukken yaşadığınız herhangi bir olay, birkaç yıl sonra yapmayı
planladıklarınız da dahil olmak üzere herşey Allah'ın bilgisi dahilindedir.
Gece gündüz durmaksızın her bir varlık için bu hakimiyet sürer gider.
Nitekim Allah Kuran'da şöyle bildirmiştir:
Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona
ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha
yakınız. (Kaf Suresi, 16)
Allah, herşeyin içyüzünden, gizli yönlerinden, insanın aklından
geçen ve kimsenin bilmesinin mümkün olamayacağı bir düşünceden,
kişinin içinde gizleyip de kimseye söylemediği şeylerin tamamından
da haberdardır. İnsanları çepeçevre kuşatmış olan Allah, yaptığımız
iş ve bulunduğumuz ortam nerede ve ne olursa olsun bize şahittir:
Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun
hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz
herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, biz sizin üzerinizde
şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir
şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha
büyüğü de yoktur ki, apaçık bir Kitap'ta (kayıtlı) olmasın. (Yunus
Suresi, 61)
Bu gerçeğe rağmen insanlardan kimi, Allah'ı çok uzaklarda zanneder.
Bilinçaltlarındaki düşünceye göre, Allah çok uzaklardaki bir gezegenin
arkasında oturur ve çok nadiren "dünya işlerine" karışır.
Ya da hiç karışmaz; evreni bir kere yaratmış ve bırakmıştır. Oysa
bu apaçık bir yanılgıdır. Allah her yerdedir ve varlığı herşeyi
kaplamaktadır. Doğudan batıya, kuzeyden güneye varlığıyla heryeri
sarıp kuşatmıştır.
Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah'ındır. Allah,
herşeyi kuşatandır. (Nisa Suresi, 126)
Siz her nereye giderseniz gidin, dünyanın en ücra köşesine de
gitseniz Allah orayı da sarıp kuşatmıştır. Şu anda da sizi çepeçevre
sarıp kuşatıyor; size şah damarınızdan daha yakın, bedeninize, odanıza,
bulunduğunuz şehre, evrenin her köşesine, sizin gözünüzle göremediğiniz
tüm alemlere her an hakim; üstelik hepsinin geçmişleri ve gelecekleri
ile beraber. Bu mutlak gerçekleri gözardı eden bazı insanlar, akıllarından
geçirdikleri şeyleri, Allah'a karşı samimiyetsizce işledikleri çoğu
suçu insanlardan gizlerler ama nedense Allah'tan gizleyemediklerini
düşünmezler. Oysa Allah, onlar eylemlerini kurup tasarlama aşamasındayken
onlarla beraberdir.
O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir.
Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar. (Taha Suresi,
110)
Bir sonraki an neler yaşayacağınızı siz bilmiyorsunuz ama Allah
biliyor. Bu nedenle Allah'a farkında olsanız da olmasanız da boyun
eğmiş, teslim olmuş durumdasınız.
Siz içinizden geçirdiklerinizi açıklasanız da gizleseniz de bu,
Allah için birdir, O herşeyden haberdardır. Fısıltıyla söylediğiniz
bir kelime Allah'tan gizli kalmaz. Allah için sır yoktur, O gizlinin
de gizlisini bilir.
Unutmayın ki, yeryüzündeki her varlık Allah'a muhtaçtır. Allah
ise; insanın sahip olduğu her türlü eksiklikten münezzehtir, hiçbir
şeye ihtiyacı olmayandır. Uyku, açlık, susuzluk, yorgunluk gibi
akla gelebilecek insani zayıflıkların tamamından uzaktır, Her kim
olursa olsun herkes mutlaka ölecektir ama Allah, ezeli ve ebedi
olan, daima diri olandır:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir.
O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur.
İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında,
O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun Kürsüsü,
bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na
güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
Her olayın Allah'ın kontrolü ile gerçekleştiğini unutmayın. Allah
öyle büyük bir güç sahibidir ki; Kuran'da bildirildiği gibi tek
bir yaprak dahi Allah'ın kontrolü dışında düşmez, (En'am Suresi,
59), ancak Allah'ın bilgisi ve emri dahilinde hareket eder. Bunun
gibi gökten yere bütün işler Allah'ın emriyle gerçekleşmektedir.
Bütün işler denilince birçok insan bunu sadece doğa olayları, ölüm,
doğum gibi algılayarak düşünür. Oysa akla gelebilecek her iş, her
olay, yaşanan her sistem Allah'ın emriyle yürümektedir. Teknolojik
buluşlar, bütün dünya devletlerinin yönetimi, her birinin sosyal
ve ekonomik durumu, sanatsal faaliyetler, küçük büyük bütün şirketler,
buralarda yapılan her iş, dünyaya gelen her yeni insan, bu insanların
yaşamlarındaki her saniye üstün bir Yaratıcı olan Allah'ın bilgisi
dahilinde ve kontrolü altındadır. En küçüğünden en büyüğüne kadar
alınan her karar, yapılan her faaliyet Allah'ın izni olmaksızın
asla gerçekleşemez. Aynı şekilde vücudunuzdaki trilyonlarca hücrenin
işleyişi, bu hücrelerin her birinin içinde bulunan organellerin
tek tek yaptıkları bütün görevler, bu hücreleri besleyen sistemler
ve daha sayamayacağımız türlü detaylar Allah'ın kontrolündedir.
Bunun yanında, boşlukta dönüp durmakta olan dünya ve o dünyanın
üzerindeki tek bir karıncanın beslenmesinden üremesine kadar hayatını
devam ettirecek tüm faaliyetler de yine Allah'ın izniyle gerçekleşir.
Bu gerçek Kuran'da şöyle ifade edilir:
"Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de
Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği
hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir
(dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)
Allah, herkesin kendisine boyun eğdiği; ilmiyle her yanı sarıp
kuşatan, tüm bilginin sahibi olandır. Küçük bir çocuktan bir bilim
adamına kadar herkese bildiklerini öğreten, görebildiklerimizi de,
gayb olanı yani göremediğimiz alemleri de bilmekte olan Allah'tır.
Göklerde ve yerde olan herşeyin, yıldızların, ağaçların, hayvanların,
insanların sayısını, düşen yağmurun miktarını tespit eden sadece
Allah'tır:
Göklerde ve yerde olan (herkesin ve herşeyin)
tümü Rahman (olan Allah)a, yalnızca kul olarak gelecektir. Andolsun,
onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır.
(Meryem Suresi, 93-94)
Evrenin herhangi bir köşesinde meydana gelen her olayın kontrolü
elinde olan Allah'tır. O, tüm işlerin gizli veya açık her yönünden
haberdardır. Sadece bizlerden değil göklerde, yerde, bu ikisi arasında
her ne varsa, hepsinden haberdardır. Çünkü Allah, bütün alemlerin
sahibidir. O halde, en küçük bir şeyin bile O'ndan asla saklı kalamayacağını,
siz de dahil tüm insanların aklından geçenlerin veya yaptığı işlerin
tamamının Allah'ın kontrolünde olduğunu asla unutmayın. Çünkü Allah;
herkesin hayatı boyunca geçirdiklerini bilmekte ve bunların -bütün
ayrıntısıyla- hesabını yapmaktadır. Allah, asla şaşırmayan ve kesinlikle
hiçbir şeyi unutmayandır.
Size herşeyi verenin Allah olduğunu unutmayın. Çevrenize bir bakın;
var olan herşey tam sizin ihtiyaçlarınızı karşılayacak şekilde itinayla
hazırlanmış, teker teker emrinize verilmiştir. Başınızı kaldırıp
bir de göğe bakın ve çevrenizde olanları sayın. İşte o zaman, şükretmeye
layık olanın, bizleri gördüğümüz ve görmediğimiz nice nimetlerle
donatanın Allah olduğunu daha iyi kavrarız. Bilimin, ulaştığı seviyeye
rağmen hala bir muamma olarak nitelendirdiği insan vücudunu yaratan
ve tüm organlarının mükemmel bir uyum içerisinde çalışmasını sağlayan;
bir kısım hayvanları evcil yaratıp insanların hizmetine veren, onlarla
yiyecek, giyecek ve ulaşımlarını temin etmelerini sağlayan; gökten
indirdiği su ile aynı topraktan değişik tatlarda ekinler ve meyveler
çıkaran; sayıları yüz milyarları bulan galaksileri muazzam bir denge
içinde hareket ettiren; gündüzü çalışmaya, geceyi dinlenmeye müsait
kılan; güneşi tüm canlıların her türlü ihtiyaçlarını karşılayacak
şekilde yörüngesinde döndüren; denizleri insanların beslenmesine
ve seyahat etmelerine en uygun şekilde yaratan sadece Allah'tır.
İnsanı bir damla sudan yarattı, buna rağmen o,
apaçık bir düşmandır. Ve hayvanları da yarattı; sizin için onlarda
ısınma ve yararlar vardır ve onlardan yemektesiniz. Akşamları getirir,
sabahları götürürken onlarda sizin için bir güzellik vardır. Kendisine
ulaşmadan canlarınızın yarısının telef olacağı şehirlere onlar,
ağırlıklarınızı taşımaktadırlar. Şüphesiz sizin Rabbiniz şefkatli
ve merhametlidir. Onlara binmeniz ve süs için atları, katırları
ve merkebleri (yarattı). Ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır?
Yolu doğrultmak Allah'a aittir, kimi (yollar) ise eğridir. Eğer
o dileseydi, sizin tümünüzü elbette hidayete erdirirdi. Sizin için
gökten su indiren O'dur; içecek ondan, ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı
onda otlatmaktasınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalıklar,
üzümler ve meyvelerin her türlüsünden bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen
bir topluluk için ayetler vardır. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı
sizin emrinize verdi; yıldızlar da O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır.
Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen bir topluluk için ayetler vardır.
Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza
verdi). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir topluluk için ayetler
vardır. Denizi de sizin emrinize veren O'dur, ondan taze et yemektesiniz
ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda
(suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O'nun
fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir. Sizi sarsıntıya uğratır
diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı, ırmaklar ve yollar da (kıldı).
Umulur ki doğru yolu bulursunuz. Ve (başka) işaretler de (yarattı);
onlar yıldız(lar)la da doğru yolu bulabilirler. Yaratan, hiç yaratmayan
gibi midir? Artık öğüt alıp-düşünmez misiniz? Eğer Allah'ın nimetini
saymaya kalkışacak olursanız, onu bir genelleme yaparak bile sayamazsınız.
Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nahl Suresi, 4-18)
İnsanın saymaya ömrünün yetmeyeceği nimetlerin her biri, her işi
evirip düzenleyen Rabbimizin dilemesiyle var olmuştur. O'nun gücünü
ve büyüklüğünü insan ifade etmekte yetersiz kalır. Allah bir ayetinde
bunu çok çarpıcı bir örnekle hatırlatır:
Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz
de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine
de Allah'ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün
ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Lokman Suresi, 27)
Sahip olduğunuz ne kadar malınız mülkünüz varsa bunları size verenin
ve hepsinin gerçek sahibinin Allah olduğunu da sakın unutmayın.
Çünkü göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan herşeyin mülkü
Allah'ındır. Ancak Allah dilediğine dilediği kadar tahsis eder.
Sonunda insanların hayatına son verdiğinde tek varis yine O'dur.
Evet tüm evlerin, arabaların, malların, eşyaların gerçek sahibi
Allah'tır.
Göklerin, yerin ve içlerinde olanların tümünün
mülkü Allah'ındır. O, herşeye güç yetirendir. (Maide Suresi, 120)
Siz Allah'ın tayin ettiği vakit geldiğinde tüm varlığınızı, mevkinizi,
özel eşyalarınıza kadar herşeyi geride bırakacaksınız; çıplak bedeniniz
yalnızca birkaç metre beze sarılarak bir çukura atılacak. Ruhunuz
ise yalın ve yapayalnız olarak Allah'a dönecek. Dünyada sahip olduğunuz
ne makamınızın, ne adınızın, ne de zenginliğinizin orada bir geçerliliği
olmayacak. Siz bu dünyada onlarla sadece deneniyorsunuz. Gerçek
sahibi değilsiniz, herşey Allah size lütfettiği için var. Eğer Allah
bunları bir sebeple alacak olsa, siz bunları geri almaya hiçbir
şekilde güç yetiremezsiniz.
Allah insanların bu acizliğini, dilediği takdirde basit bir canlı
olarak görülen tek bir sineğin bile insanı zor durumda bırakabileceğini
şöyle örneklendirmiştir:
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu
dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun
için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar.
Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar.
İsteyen de güçsüz, istenen de. Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla
takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac
Suresi, 73-74)
Allah'ın sizin için diledikleri dışında başınıza hiçbir şeyin
gelemeyeceğini unutmayın. Başınıza gelen ve sizin iyi veya kötü
olarak nitelendirdiğiniz her türlü olay O'nun bilgisi dahilinde
yani kaderin akışı içinde gerçekleşmektedir. Sabah kalktığında hiç
kimse o gün nelerle karşılaşacağını bilemez. İnsan ne kadar kendi
kendine planlar yapsa da aslında olaylar kendisinin planladığı gibi
yürümez, hatta hiç aklına gelmeyecek olaylarla karşılaşır. İnsanı
bu belirsizlik içinde tek rahat ettirecek şey, karşılaştığı her
olayın, Allah'ın isteğiyle kendisi için özel olarak yaratılmış olduğunu
bilmek ve O'nun yarattığı kadere güvenip teslim olmaktır. Ama burada
bir noktaya daha dikkat etmek gerekir: Planlamadan yaşadığınız olaylar
Allah'ın bilgisi ve kontrolündedir; ama aynı şekilde planladığınız
olaylar da... Zira kainat üzerinde O'ndan bağımsız, hakimiyeti dışında
tek bir yer, tek bir an bile mevcut değildir.
De ki: Allah'ın bizim için yazdıkları dışında,
bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim Mevlamızdır. Ve
mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül etmelidirler. (Tevbe Suresi,
51)
Unutmayın, başınıza her ne gelirse Allah'tandır ve bir hikmeti
vardır. Bilin ki insanın Allah'tan gelecek şeylere karşı yine Allah'a
sığınmaktan başka yolu yoktur, başka velisi ve yardımcısı da yoktur:
(Yine) Bilmez misin ki, gerçekten göklerin ve
yerin mülkü Allah'ındır. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız
yoktur. (Bakara Suresi, 107)
Gün içinde herhangi bir olay esnasında, bir konuda başarılı olmak
istediğimizde, bir işle uğraştığımızda bize yardımcı olan Allah'tır.
Hatta o işi kolaylaştırdığı gibi, onu yaratan, bize istediğimiz
şeyi istediğimiz anda yaptıran da yalnızca O'dur. Allah'ın büyüklüğünü
unutan bir insan için ise, ona yardımcı olabilecek olan kişi kendi
zannınca ya iş arkadaşıdır, ya ailesi veya öğretmeni...
Elbette bunlar bilgi birikimleri ve hayat tecrübeleriyle insana
yardımcı olabilirler. Ancak bunların hepsinin birer sebep olduğunu
aklınızdan çıkarmayın. Çünkü, Allah dünya hayatında sonuçları belirli
sebeplere bağlamıştır. Sözgelimi, elmayı yiyebilecek hale getirmek
için fideyi ekmek, sulamak, gübrelemek gerekir. İşte bunlar Allah'ın
koymuş olduğu sebeplerdir. Bu şartları gereği gibi yaptıktan sonra
Allah'tan yüksek bir hasat umulabilir. Ama sonucun Allah'a ait olduğunu
bilmeli ve Allah'ın takdirine gönülden razı olmalısınız.
Unutmayın sizi tüm tehlikelerden, hastalıklardan sıkıntı ve belalardan
koruyan, esirgeyen yalnız Allah'tır. Yoksa bunlardan herhangi birinin
insana isabet etmesi an meselesidir. Hastalandığınızda sizi iyileştirenin
doktorunuz ve içtiğiniz bir ilaç olduğunu düşünüyor olabilirsiniz.
Tabii ki bunlar Allah'ın dünyada yarattığı sebeplerdir. Elbette
insan Allah'ın sebep olarak yarattığı bu yollara başvuracaktır;
ama sonuçta kendisini bu hastalıktan kurtaracak olanın sadece ve
sadece Allah olduğunu da kesinlikle bilmelidir. O dilemedikten sonra
ne en uzman doktorların, ne en pahalı ilaçların, ne en iyi hastanelerin
insana bir faydası dokunmaz. Ama Allah dilediği kişiye sebepsiz
bir hastalık verebileceği gibi, dilediği kişiyi sebepsiz olarak
iyileştirebilir de. Allah bu ilahi gerçeği Kuran'da Hz. ibrahim'in
sözleriyle şöyle bildirmiştir:
Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur; (Şuara
Suresi, 80)
Tüm kuvvet sadece Allah'ın elindeyken bunu unutup da, ne kendine
ne bir başkasına -Allah'ın dilemesi dışında- en küçük bir yardıma
güç yetiremeyecek varlıklardan medet ummak, insana hem dünyada hem
de ahirette çok büyük hüsran getirir. Medet umulan bu kişiler aynı
derecede acizdirler; değil başka birine, kendilerine bile -Allah'ın
dilemesi dışında- yardım edemezler:
O'ndan başka taptıklarınız ise size yardıma güç
yetirmezler, kendilerine de. (Araf Suresi,197)
Yalnız Allah'tan korkmanız ve yalnız O'nun rızasını aramanız gerektiğini
unutmayın. Yaşantınızda önemli veya güç sahibi gibi gördüğünüz,
kendi kendinize gözünüzde büyüttüğünüz hiçbir insanın, gerçekte
kendisine ait en ufak bir gücü kesinlikle yoktur. Böyleyken bir
insandan, Allah'tan korkar gibi korkmak, çekinmek veya Allah'ı sever
gibi sevmek Kuran'a göre "O'na eş ve ortak" tutmaktır
ki, bu da büyük bir günah olan şirktir:
İnsanlar içinde, Allah'ta başkasını 'eş ve ortak'
tutanlar vardır ki, onlar(bunları), Allah'ı sever gibi severler.
İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler,
azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın
olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu
bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)
Bu öylesine önemli bir konudur ki, eğer insanın yaşantısı bu temel
üzerine olursa, Allah'tan başka kendisinden korkacak, sakınacak,
muhtaç olunacak, boyun eğilecek hiçbir varlık olmadığının bilinciyle
hareket eder. Gerçek anlamda bir hürriyete sahip olurken, aynı zamanda
sonsuz güç sahibi bir Veli edinmiş, mağlup edilemez bir kişi olur.
Var olan herşeyin tüm ihtiyaçlarını gideren, iç huzuru ve sükunet
veren, sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana yardım eden, herkesin yaptıklarının
karşılığını eksiksiz olarak veren, koruyan Allah'ın rızasını kazanmayı
umar:
Binasının temelini, Allah korkusu ve hoşnutluğu
üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa binasının temelini göçecek
bir yarın kenarına kurup onunla birlikte kendisi de cehennem ateşi
içine yuvarlanan kimse mi? Allah, zulmeden bir topluluğa hidayet
vermez. (Tevbe Suresi,109)
İnsanların çoğunun içine düştüğü en büyük yanılgılardan biri budur:
Tüm hayatını insanları razı etmek üzerine kurmak. Oysa kendini yaratanı
ve yaşatanı unutup da insanları razı etmek için harcanan her saniye,
yapılan her iş, sonunda o kişiye azap olarak döner. Allah bu konuda
Kuran'da, düşünebilenler için çok hikmetli bir örnek vermiştir:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi
hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan
bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin
durumu bir olur mu?... (Zümer Suresi, 29)
Allah, O'nun istediği şekilde yaşayan kullarını hem dünyada hem
de ahirette olabilecek en güzel hayatla yaşatır. Ama Allah'ın rızasına
uymaktan uzaklaşıp, kendisi gibi aciz birer kul olan insanlardan
veya başka varlıklardan medet umanlar daima büyük bir çıkmaz ve
zulüm içerisindedirler. Allah bunu pek çok ayette bildirmiştir:
Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez.
Ancak insanlar kendi nefislerine zulmediyorlar. (Yunus Suresi, 44)
Dahası Allah ile birlikte başka ilahlar edinenler kınanmış olarak
kendi başına, yapayalnız ve yardımcısız bırakılırlar.
Allah ile beraber başka ilahlar edinme, yoksa
kınanmış ve kendi başına (yapayalnız ve yardımcısız) bırakılmış
olursun. (İsra Suresi, 22)
Dünyada Allah'ı unutarak gaflete dalanlar tüm işlerinde zorluğun,
kalplerinde ise sıkıntının eksik olmayacağı, huzur ve mutluluğu
asla yaşayamayacakları bir ömür sürerler. Aslında bu, yeryüzündeki
mükemmel ve kusursuz sistemlerin varlığını tesadüflerin akışıyla
gerçekleştiğini düşünen zihniyete verilen adaletli bir karşılıktır.
Ahirette ise onlar için nankörlüklerinin karşılığı olarak çılgınca
yanan bir ateş vardır.
Unutmayın ki "Allah korkusu" dinin temelidir. Allah,
ancak kendisinden korkup sakınana, doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyetini
verir ki bu bir insan için olabilecek en büyük nimetlerden biridir.
Çünkü hem kısa ve geçici olan dünya yaşamı hem de öldükten sonra
başlayacak asıl olan sonsuz yaşam ancak bu anlayışla en güzel şekilde
biçimlenmektedir:
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız,
size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir,
kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.
(Enfal Suresi, 29)
Öte yandan Kuran'da Allah'ın varlığını bildiği halde O'nu gereği
gibi takdir edemeyen ve O'ndan korkup sakınmayan insanların varlığına
da dikkat çekilir:
De ki: "Göklerden ve yerden sizlere rızık
veren kimdir? Kulaklara ve gözlere malik olan kimdir? Diriyi ölüden
çıkaran ve ölüyü diriden çıkaran kimdir? Ve işleri evirip-çeviren
kimdir? Onlar: "Allah" diyeceklerdir. Öyleyse de ki: "Peki
siz yine de korkup-sakınmayacak mısınız? İşte bu, sizin gerçek Rabbiniz
olan Allah'tır. Öyleyse Hak'tan sonra sapıklıktan başka ne var?
Peki, nasıl hala çevriliyorsunuz? (Yunus Suresi, 31-32)
Ayette tarif edilen kişi; Allah'ın varlığının farkındadır, bu
gerçeği tasdik etmekte fakat buna rağmen Allah'tan korkup-sakınmamaktadır.
Gerçek müminler ise, Rablerine karşı derin bir korku içerisindedirler
ve kıyamet saatinden, hesap gününden korktukları için "içleri
titremekte" olanlardır.
Sonuçta insan ne yaparsa yapsın, ister kendisine hatırlatılanları
hatırda tutup kulluk etsin, isterse tüm öğütleri unutup bir yana
bıraksın Rabbine döndürüleceği o güne doğru hızla ilerlemektedir:
Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine
doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın. (İnşikak
Suresi, 6)
Öyleyse sakın Allah'tan başka kuvvet olmadığını unutmayın. Allah
en büyük güç sahibidir. Bu gerçeğin farkında olmayanlar, Allah'tan
başkalarını eş ve ortak tutarlar, üstelik bunlardan Allah'tan korkar
gibi korkarlar. Oysa hiçbir insan ya da topluluk Allah'tan bağımsız
müstakil bir güce sahip değildir. Tüm varlıklar Allah'a boyun eğmiştir.
Öyle ki göklerde ve yerde ne varsa, istese de istemese de Allah'a
teslim olmuştur ve O'nun kontrolündedir. Tek bir hücreden milyarlarca
galaksiye, insanlardan hayvanlara, dağlardan rüzgarlara kadar tüm
varlık alemi O'na teslimdir.
Öyleyse Allah'a aşağıdaki ayette bildirildiği şekilde şükretmeyi
unutmayın:
Onların sırtlarına binip-doğrulmanız, sonra doğrulduğunuz
zaman, Rabbinizin nimetini zikretmeniz ve: "Bunlara bizim için
boyun eğdiren (Allah) ne yücedir, yoksa biz bunu (kendi hizmetimize)
yanaştıramazdık" demeniz için. (Zuhruf Suresi, 13)
Hiç kimse Allah'ın kontrolü ve dilemesi dışında hareket edemez,
tek bir söz dahi söyleyemez. Bunun içindir ki size söylenen her
söz, başınıza gelen her olay Allah'tandır; yani Veli'nizden, gerçek,
yegane Dost'unuzdan... Eğer müminseniz şer gibi görünen şeylerin
arkasında bile mutlaka sizin için bir hayır ve güzellik gizlenmiştir;
Allah bunu bilir siz ise bilmeyebilirsiniz. Siz her ne durumla karşılaşırsanız
karşılaşın bu gerçeği düşünerek davranmayı unutmayın.
Allah'ın çok bağışlayıcı olduğunu, tevbe imkanının sizin için
daima var olduğunu unutmayın. Siz her ne hataya düşerseniz düşün
samimi pişmanlıkla ve bir daha tekrarlamamak niyeti ile Allah'a
yöneldiğinizde Allah'ı tevbeleri kabul edici ve esirgeyici olarak
bulursunuz. Samimiyetle vazgeçilen her hatayı, günahı affedeceğini
Allah kullarına şöyle bildirir:
(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde
olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin.
Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır,
esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)
Dünyada her hatanın, günahın geri dönüşü, tevbe imkanı ve affedilme
umudu vardır. Allah'ın dininde kişi geçmişte yaptıklarının yükünü
sırtında taşımak durumunda değildir. Allah'tan af dilemesi ve içtenlikle
O'na yönelmesi onu bu yükten kurtaracak ve artık son hali önemli
olacaktır. Ama unutmayın Allah ancak samimi olduğunuz takdirde tevbenizi
kabul eder, yoksa ölüm size gelip çatınca değil...
Kuran'da azgınlığı ve kendini beğenmişliğiyle tanıtılan Firavun
bile boğulacağını anlayınca iman etmeye kalkışmıştı. Allah bu önemli
gerçeği ayette şöyle haber verir:
Allah'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak
cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir).
İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir,
hüküm ve hikmet sahibi olandır. Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip
de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe
ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri
için acı bir azap hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 17-18)
Allah'ın sonsuz sabrını unutmayın. Allah insanların yaptıkları
hatalara karşılık onlara süre tanıyandır. İnsanın, işlediği bir
günahın hemen ardından karşılığını görmemesi kesinlikle kendisini
aldatmamalıdır. Çünkü Allah kullarının zulümlerine karşılık onlara
süre tanıyandır. Eğer kişi bunun farkına varır ve bağışlanma dilerse
Allah'ı affedici olarak bulur. Tam tersi ısrar içinde olursa ve
yüz çevirirse yaptığı kötülüklerin sonucunu mutlaka tadacaktır:j
Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya
çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey
bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir.
Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne
alınabilirler. (Nahl Suresi, 61)
Allah'a kulluk etmekten başka bir yolunuz olmadığını unutmayın.
Çünkü Allah insanları kendisine kulluk etmeleri için yaratmıştır:
Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet
etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)
Sahip olduğumuz herşeyi veren, bizi Yaratan, yaşatan sonra dilediği
zaman hayatımıza son verecek olan Rabbimize teslim olup, istediği
gibi bir hayat sürdürmek, asla kopmayan bir kulba yapışmak gibidir:
Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini)
Allah'a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulba yapışmıştır.
Bütün işlerin sonu Allah'a varır. (Lokman Suresi, 22)
Öyleyse "RABBiMiZ OLAN ALLAH"ı sakın unutmayın...
İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'ndan başka ilah
yoktur. Herşeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin
üstünde bir vekildir. Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri
idrak eder. O, Latif olandır, Haberdar olandır. (Enam Suresi, 102-103)
|