|

Cahiliye Toplumunun Şevk Anlayışı
Cahiliye toplumunu kimler oluşturur?
Cahillik kavramı genellikle insanlar arasında bilgisizlik, kültürsüzlük
olarak algılanır. Ancak bizim bu kitap boyunca yer vereceğimiz cahiliye
insanları, kendilerini yaratan Allah'ın sonsuz kudreti ve sıfatları,
insanlar için indirilen Kuran-ı Kerim ve din hakkında bilgisiz olan
kimselerdir. Bu kimseler Kuran'da bildirilen gerçeklere göre değil
de, çevrelerinden öğrendikleri ve yanılgılarla dolu olan bilgilere
göre yaşarlar. Allah Kuran'da bu yanlış bakış açısını benimsemiş
olan cahiliye insanlarını "babaları uyarılmamış
ve böylece de gafil kalmış" (Yasin Suresi, 6) kimseler olarak
tanımlamıştır.
Kuran'dan, dünya hayatının geçici ve sonlu olduğundan ve ölümden
sonra başlayacak olan cennet veya cehennem hayatından gafil olan
cahiliye insanlarının hayatları da bu bilgisizlikleri ile doğru
orantılıdır. Dolayısıyla sevindikleri, şevklendikleri, heyecan duydukları
konular da yine hatalı ve batıl fikirler üzerine bina edilmiştir.
Cahiliye insanı dünya hayatına yönelik amaçları
için şevklenir…
Kuran'da, "Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi
ve dünya hayatı onları aldatmıştı..." (Araf Suresi, 51) ayetiyle
de açıklandığı gibi, cahiliye toplumunda insanlar dünya hayatı hakkında
büyük bir aldanış içerisindedirler. Hayatlarının ne kadar kısa ve
ne kadar eksikliklerle dolu olduğunu bildikleri halde, yine de bu
geçici hayatı, ahiretteki sonsuz olan yaşamlarına tercih ederler.
Bunun en önemli sebeplerinden biri ise dünya hayatında elde etmeyi
umdukları menfaatleri daha kolay ulaşılabilir görmeleri ve ahiretin
varlığından şüphe etmeleridir. Onların bu çarpık mantıklarına göre,
dünya her an ulaşabilecekleri gibi ellerinin altında, ahiret ise
uzaktadır.
Bu, elbette ki son derece yüzeysel bir mantıktır. Herşeyden önce
insanın dünya hayatındaki yaşantısı son derece kısa bir zaman dilimine
sığmaktadır. Bir kısmı çocukluk bir kısmı da yaşlılık dönemi ile
geçen elli altmış yıl, sonsuz ahiret yaşamının yanında hiç tartışmasız
ki çok kısadır. Bundan da öte, insan, bu elli altmış yıllık süreyi
bile dolduramadan, her an, herhangi bir sebepten dolayı ölebilir
ve elinin altında san dığı dünya hayatı da bir anda yokolup gidebilir.
Ve her insan kendini, hiç beklemediği bir anda çok uzakta sandığı,
ama aslında çok yakın olan ahiret hayatına başlarken bulabilir.
İşte gafil olan cahiliye insanları bu kısa zamanı Allah'ın rızasını
ve cennetini kazanabilmek için değil, sadece dünya hayatını "kendilerince"
en iyi şekilde yaşayabilmek için harcarlar.
Dolayısıyla bu insanların şevklendikleri konular da elbette ki
dünya hayatında edindikleri küçük amaçlar ile sınırlıdır. Aslında
onların şevk ve heyecan sandıkları his dünya hırsından başka birşey
değildir. Dünya hayatına tutkuyla bağlı oldukları için çıkar elde
edebileceklerini umdukları küçük-büyük herşeye karşı içlerinde coşku
duyarlar. Bu mantığa göre elde edecekleri menfaatlerin herbiri dünya
hayatını çok daha iyi şartlar altında yaşamalarını sağlayacaktır.
Dolayısıyla, kimileri zengin olabilmek, kimileri toplumda iyi bir
yer edinebilmek, kimileri de kariyer sahibi olabilmek gibi konularda
içlerinde büyük bir şevk duyarlar. Hedefledikleri bu çıkarlara ulaşabilmek
için hiçbir fedakarlıktan kaçınmaz, tüm zorluklara katlanırlar.
Bu kimselerin şevk anlayışlarına günlük hayattan da pek çok örnek
vermek mümkündür. Sözgelimi çevresinde itibar kazanmasını sağlayacak
bir diploma almayı hedefleyen bir öğrenci, her türlü zorluğa rağmen
hiç durmadan büyük bir gayretle yıllarca çalışabilir. Bu uğurda
gerektiğinde günlerce uykusuz kalmayı, arkadaşlarından ya da eğlence
ortamlarından soyutlanmayı, her sabah erkenden yola koyulup koşuşturmayı
göze alır. Ama aynı fedakarlığı bir dostuna yardımda bulunmak için
yapmaz. Çünkü bu fedakarlıktan elde edebileceği dünyevi bir menfaat
söz konusu değildir.
Burada vurgulanmak istenen nokta, insanların büyük bir bölümünün
şevk ve heyecanla bir işi başarmayı bilmelerine rağmen, bunu sadece
kendi menfaatleri söz konusu olduğunda uyguluyor olmalarıdır. Bu
insanlar aynı şevki Allah'ın hoşnutluğunu ve cennetini kazanacak
bir iş için hissetmez, kendilerince dünyevi bir çıkar görmüyorlarsa
son derece şevksiz bir ruh hali içinde olurlar.
Cahiliye toplumunun sadece dünyevi çıkarlar üzerine kurulu bu şevk
anlayışına şöyle bir örnek daha verilebilir: İflas etmek üzere olan
bir işadamı, şirketini bu durumdan kurtarabilmek için öylesine büyük
bir istek duyar ki aklını, imkanlarını, zamanını olabilecek en iyi
şekilde kullanır. Aynı şirkette sabit bir maaşla çalışan bir işçi
ise, şirketi iflastan kurtarmak için içinde aynı şevki duymaz, dolayısıyla
bu konuda akılcı bir çözüm de üretemez. Çünkü şirket onun değildir.
Şirket iflas ettiğinde zarara uğrayacak olan kişi de yine kendisi
değildir. Görüldüğü gibi, cahiliye toplumlarında herhangi bir konudaki
şevkin ve kararlılığın temelinde genelde bu işin sonucunda elde
edilecek olan dünyevi menfaatler yatmaktadır. Şevkin derecesini
belirleyen de yine menfaatin derecesidir.
Cahiliye toplumunun şevki gelip geçici heveslerden
ibarettir…
Cahiliye toplumunun şevk anlayışında dikkat çeken önemli bir nokta
da, yaşadıkları bu heyecanın tümüyle gelip geçici heveslere dayalı
oluşudur. Bir konuya karşı içlerinde ani bir ilgi ve heyecan duyup
yine bunu bir anda sebepsiz yere kaybedebilirler.
Cahiliye toplumlarında hemen her insanın hayatında büyük bir şevkle
başladığı, ancak kısa zaman sonra bıkkınlık ve sıkıntı duyarak yarım
bıraktığı sayısız iş vardır. Sözgelimi bir müzik aleti çalmak için
büyük istek duyan insanların bir çoğu, kısa süre sonra bu konudaki
şevklerini yitirirler ve eğitimlerini tamamlamadan bırakırlar. Veya
yoksullara yardım etmek için şevklenen ve hemen işe koyulan bir
insanın kısa süre sonra hevesi yok olabilir ve bu işten sıkıldığını
düşünmeye başlayarak yardım işinden vazgeçebilir. Çünkü bu insanlar
hayatları için yüksek ve onurlu idealler edinmezler.
Yoksullara yardım etmek, iyilikte bulunmak, kendini geliştirmek
gibi konular bu insanlar için sadece gelip geçici birer hevesten
ibarettir. Günübirlik yaşamak, ihtiyaçlarını karşılayabilmek, toplumun
gözünde iyi bir yer edinebilecek kadar çaba göstermek bu insanlara
yeter. Bunu elde ettiklerini anladıkları noktanın ilerisinde hiçbir
şey onlar için erişilmesi gereken bir konu olmaz. Dolayısıyla ihtiyaçları
ve çıkarları dışındaki konulara zaman zaman kısa süreli ilgi duyarlar,
ancak bunları kendilerine ideal edinmedikleri için hemen sıkılır
ve monotonlaşırlar.
Oysa bir insan yaptığı işin gerçekten yarar ve güzellik getirecek
bir şey olduğuna inanırsa, bu konudaki şevki ve coşkusu sonuna kadar
devam eder. Ancak dünya ve ahiretle ilgili gerçeklere sırtlarını
dönerek yaşayanların, peşinden koştukları konuların hiçbiri daimi
bir şevk duymaya değecek kadar önemli değildir. Bu nedenle de hemen
her konuda, çok zayıf ve hemen kaybedebilecekleri bir şevkleri vardır.
En küçük bir zorluk, başarısızlık veya eleştiride dahi, bir anda
bıkkınlaşabilir, yorgunluğa ya da yılgınlığa kapılarak ideallerinden
vazgeçebilirler. Ya da kolaylıkla ümitsizliğe kapılabilir ve "bunca
emek verdim, hiçbir sonuç alamadım" gibi sözlerle karamsarlık duyarak
tüm şevklerini kaybedebilirler.
Örneğin uzun yıllar boyu mimar olabilmenin heyecanıyla yaşayan
bir kimse, proje çizimlerinde karşılaştığı zorluklar nedeniyle henüz
bu emelini gerçekleştiremeden, bir anda bu konudaki tüm şevkini
yitirebilir. Ya da resim yapmaya heveslenen bir kişi birkaç denemeden
sonra, bu işin tahmin ettiğinden daha zor olduğunu görüp, resme
olan tüm ilgisini kaybedebilir.
En sık karşılaşılan örneklerden biri ise yardım veya dayanışma
kuruluşlarına olan katılımlarda görülür. Genellikle gazetelerde
veya dost çevresinde, bu tür kuruluşlarda gönüllü olarak çalışan
insanlar ile ilgili her dinleyenin hoşuna gidecek şeyler anlatılır.
Hafta sonları bu insanların nasıl biraraya gelerek, rahat kıyafetler
giyip, bir okulu boyamaya gittikleri, bunu yaparken hem vicdani
bir rahatlık buldukları hem de nasıl eğlendikleri bunları dinleyen
insanlara çok cazip gelebilir. Ancak bunu sadece çevresinde yardım
kuruluşunda çalışmanın getireceği "prestij" için yapanlar birkaç
seferden sonra tüm ilgilerini yitirirler.
İlgilerini ve şevklerini yeniden canlandırmanın tek yolu ise kamuda
bir şekilde bu çalışmaların deşifre edilmesi ve bunu yapan insanların
övülmeleridir. Yani manevi olarak da olsa bu kişilerin bir çıkar
elde etmeleridir. Aksi takdirde, birkaç kereden sonra, hafta sonu
erken bir saatte kalkmak bile bazı insanlara çok zor gelir ve hemen
pes ederek, bu tarz çalışmalardan vazgeçerler.
Oysa iyilikte ve yardımda bulunmayı Allah'ın rızasına ulaşmak için
bir vesile olarak gören müminler, bu konuda hiçbir zaman şevklerini
yitirmezler. Zorluklarla karşılaşmak bu ideallerinden onları döndürmez.
Aksine zorluklara rağmen yaptıkları işlerin Allah katında daha büyük
bir hoşnutluğa vesile olacağını düşünerek sevinir ve daha da şevklenirler.
|