|

Müminlerin Şevki...
Müminlerin şevkinin kaynağı Allah'a olan imanları,
sevgi ve bağlılıklarıdır…
Müminlerin yaşadığı şevk ve heyecan, cahiliye toplumunda hakim
olan "çıkarlara dayalı şevk" anlayışından çok farklıdır. İnananların
şevkleri Allah'a olan sevgilerinden ve bağlılıklarından kaynaklanmaktadır.
Onlar sevgilerini cahiliye toplumu gibi tutkuyla dünyaya değil,
kendilerini yoktan var eden, rızıklandıran, yaşatan, sonsuz merhametli
ve şefkatli olan Allah'a yöneltmişlerdir.
Bunun en önemli sebebi ise müminlerin olayları açık bir şuurla
değerlendiriyor olmalarıdır. Kendilerine hayat verenin, her an yeryüzündeki
canlı cansız her varlığı koruyup kollayanın Allah olduğunun ve O'nun
dışında tüm varlıkların O'na muhtaç olduğunun şuurundadırlar.
Allah'a duydukları sevgi ve bağlılığın neticesi olarak da, hayatları
boyunca Allah'ı hoşnut etmek için çaba harcarlar. Allah'ın hoşnutluğunu
kazanma isteği müminlerin en önemli şevk ve neşe kaynağıdır. Allah'ın
rızasını kazanabilme ve Allah'ın müminler için hazırladığı cennete
kavuşabilme arzusu, onlara bitmez tükenmez manevi bir güç ve şevk
kazandırır.
Müminin şevki süreklidir
Mümin olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a
ve Resulü'ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah
yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd ettiler. İşte onlar, sadık
(doğru) olanların ta kendileridir. (Hucurat Suresi, 15)
Yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi Allah Kuran'da müminleri, "iman
edip sonra da hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah'ın rızasını kazanmak
için çaba harcayanlar" olarak tanımlamıştır. Müminlerin bu özelliği
hiç kuşkusuz ki onların kalplerinde yaşadıkları şevki çok açık bir
şekilde ortaya koyar. Zira her ne olursa olsun, bir ömür süresince
hem de hiçbir kuşkuya kapılmadan inandıkları değerler uğrunda çaba
harcamaları ancak imanın kazandırdığı şevkle mümkün olabilmektedir.
Müminlerin şevklerini böylesine ayakta tutan bir başka sebep de
onların, "... O'na korkarak ve umut taşıyarak
dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır."
(Araf Suresi, 56) ayetinde bildirildiği gibi hayatlarının
sonuna kadar korku ve umut arasında yaşıyor olmalarıdır. "Korku
ile umut arasında yaşama"nın anlamı ise şudur: İman edenler Allah'ın
kendilerinden razı olup olmadığından ve cennetine layık olabilecek
bir ahlak gösterip gösteremediklerinden hiçbir zaman tam olarak
emin olamazlar. Bu nedenle de hesap gününde Allah'ın azabıyla karşılaşmaktan
sakınır ve sürekli ahlaklarını güzelleştirmek için çaba harcarlar.
Aynı zamanda Allah'ın rızasını, hoşnutluğunu, sevgisini kazanmak
için ellerinden gelen tüm çabayı gösterdiklerini vicdanen bilirler.
Bu nedenle de sonsuz merhamet sahibi olan Allah'ın rahmetine ve
cennetine kavuşabilecekleri konusunda büyük bir umut taşırlar. İşte
bu iki hissi, yani korkuyu ve umudu aynı anda yaşadıkları için hiçbir
zaman gösterdikleri çabayı yeterli bulmaz, kendilerini hata ve eksikliklerden
muaf görmezler. "... Rablerinden içleri saygı
ile titrer, kötü hesaptan korkarlar." (Rad Suresi, 21) ayetiyle
de bildirildiği gibi, her an Allah'ın azabından sakınırlar. Allah'ın
dinine şevkle sarılır, büyük bir çaba harcarlar. Allah korkuları,
onları, yılgınlığa ya da gevşekliğe kapılmaktan kesin olarak alıkoyar
ve şevklerini sürekli olarak ayakta tutar. Allah'ın, iman edip salih
amellerde bulunanları cennetle müjdelemiş olduğunu bilmek de onları
harekete geçirir ve canlandırır.
Görüldüğü gibi, müminlerin şevki cahiliye toplumunun şevk anlayışından
tümüyle farklıdır. Onların gelip geçici heyecanlarının yanında müminlerinki
Allah inancına dayalı sürekli bir coşkudur. Allah'ın bu kesintisiz
şevklerine karşılık inananlara vaat ettiği müjde ise şöyledir:
"Müminlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan
büyük bir fazl vardır." (Ahzap Suresi, 47)
Müminler arasında şevkle yarışıp öne geçenler
vardır
Her insanın imanı, Allah'a olan yakınlığı ve bağlılığı bir değildir.
Allah müminlerin de bu konuda kendi aralarında derece derece olduklarını
bildirmiştir. Aralarında "yarışıp öne geçenler" olduğu gibi "orta
bir yol tutanlar" ya da "kalplerinde hastalık olanlar" da vardır:
Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras
kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir
yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer.
İşte bu, büyük fazlın kendisidir. (Fatır Suresi, 32)
Yarışıp öne geçenlere bu gücü veren elbette ki Allah'a olan bağlılıkları
ve saygı dolu korkularıdır. İçlerindeki samimi iman onlara Allah'ın
rızasını kazanma yolunda yarışıp öne geçecek kadar güçlü bir şevk
kazandırmaktadır. Kuran'da, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla
çaba harcayarak öne geçen bu kimselerin Allah katında derece bakımından
da üstün kılındığı bildirilmiştir:
Müminlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah
yolunda mallarıyla ve canlarıyla cehd edenler (çaba harcayanlar)
eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cehd edenleri oturanlara
göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir;
ancak Allah, cehd edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün
kılmıştır. (Onlara) Kendinden dereceler, bağışlanma ve rahmet (vermiştir.)
Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Nisa Suresi, 95-96)
"Orta yolu tutanlar" ise Allah'ın rızasını kazanmak için canla
başla çaba harcamak varken ortalı bir yol izlemeyi tercih eden kimselerdir.
Bu kimselerin ahiretteki durumu elbette yarışıp öne geçenlerle aynı
olmayacaktır.
Allah ayrıca "içinizde ağır davrananlar vardır"
(Nisa Suresi, 72) ayetiyle mümin topluluğu içinde şevk bakımından
geri kalan üçüncü bir grup insana dikkat çekmektedir. Yukarıda Fatır
Suresi'ndeki ayette bildirildiği gibi bu insanlar kendi nefislerine
zulmetmektedirler. Kuran'a göre bu kimselerin ahirette alacakları
karşılık da farklı olacaktır. Yarışıp öne geçenler Allah katında
"büyük derecelerle" karşılık görürken, şevksiz ve ağır davrananlar
tevbe edip bu durumlarını düzeltmezlerse yaptıklarının "boşa gittiğini"
göreceklerdir. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla
ve canlarıyla cehd edenlerin Allah katında büyük dereceleri vardır.
İşte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır. (Tevbe Suresi,
20)
... İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah
onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah'a göre pek kolaydır.
(Ahzap Suresi, 19)
|