|

Giriş
Aynı ortamda bulunan iki ayrı kişiyi, örneğin iki kapı komşusunu
düşünelim. Her ikisinin başına da aynı kötü olay gelmiş olsun. Her
ikisinin de evine hırsız girmiş ve evindeki değerli eşyaları çalmış
olsun. Ev sahiplerinden biri Allah'a imanlı bir kişi, diğeri ise
dünya hırslarına kapılmış ve ahireti unutmuş bir insan olsun...
İman etmeyen kişi hayatı boyunca çalışmış ve kazandığı parayla
kendisine birtakım değerli eşyalar satın almıştır. Eşyalarına herşeyden
çok değer verir; çünkü bütün hayatını, şevkini ve beklentilerini
bunlar üzerine kurmuştur. Şimdi ise bir anda bunların tümünü yitirmiştir.
Hayatının boşa geçtiğini, emeklerinin yok olduğunu düşünür. Sürekli
karamsar ve şikayetçi bir ruh haline bürünür, herkese dert yanar.
Hatta kimisi günlerce ağlar, hasta olur. Bazıları da sürekli asabi
hareketler sergiler, etrafındakilere kırıcı davranır. Kimi zaman
da aniden içine kapanır, çaresizliğine ve üzüntüsüne etrafındakileri
de ortak etmeye çalışır. Yitirdiği birkaç eşya yüzünden-kendi deyimiyle-"bütün
hayatı altüst olmuştur".
Diğer dairedeki iman eden kişi ise bütün bu saydıklarımızın hiçbirini
yaşamaz. Yan evden gelen bağırtı ve ağlama seslerinin aksine inanan
kişinin evinde son derece sakin, huzurlu bir hava hakimdir. En ufak
bir üzüntüye ve karamsarlığa kapılmaz; her zamanki tevekküllü, dengeli
ve neşeli yapısını korumaya devam eder.
Çünkü malı kendisine verenin Allah olduğunu bildiği gibi, alanın
da Allah olduğunu biliyordur. Olayda mutlaka kendisi için bir hayır
olduğunu düşünerek huzurlu olur. Dünyevi hırslara kapılarak asla
gelecek kaygısına düşmez. Allah'ın kendisine daha güzelini, daha
hayırlısını hem dünyada hem de ahirette vermesini umar.
Bu ve buna benzer olaylar bir müslümanı asla ümitsizliğe kaptırmaz.
Aksine, iman edenlerin bu gibi olaylarda Allah'a karşı teslimiyetleri
daha da artar, her durumda Allah'a şükretmenin huzur ve mutluluğunu
yaşarlar. Allah'ın kendilerini denediğinin bilinciyle Allah'tan
daha hayırlısını umarlar.
İman eden bir kimse, herşeyini dahi yitirmiş olsa, yine de en ufak
bir ümitsizliğe kapılmadan, sabırla, şevkle herşeye en baştan başlayabilir.
Sahip olduğu bu şevk, imanından, Allah'a karşı duyduğu sevgi ve
güvenden, Kuran ahlakını benimsemiş olmasından ve dünya hayatının
geçiciliğini kesin olarak kavramış olmasından kaynaklanır. Gelecekten
yana hep ümitvar olan tavrı, olayların hep güzel yönlerini gören
tutumu hayatı boyunca karşılaştığı bütün olaylarda kendini gösterir.
İman edenler ne kadar büyük zorluklarla karşılaşırlarsa karşılaşsınlar
çok güzel bir olgunluk, itidal, metanet ve dirayet sergilerler.
Vakar, asalet ve saygınlıklarından hiçbir şekilde taviz vermezler.
İnkarcılarda görülen tavır ve ahlak bozukluklarından hiçbirini göstermez,
bu ahlaklarıyla da tüm insanlar için çok güzel bir örnek oluştururlar.
Böyle bir durumda en çok dikkat çeken özellikleri ise asla ümitsizliğe
düşmemeleridir. Çünkü ümitsizliğe kapılmakAllah'ın beğenmediği bir
davranıştır ve Kuran'da inkarcıların bir özelliği olarak tarif edilmektedir.
Çünkü, Allah'ın yardımından, rahmetinden, bağışlayıcılığından ümit
kesmek çok çirkin bir tavırdır ve Kuran'da yasaklanmıştır.
İman eden insan imanından kaynaklanan ümitvar ruh haliyle huzurlu
ve mutlu bir yaşantı sürer. Kendini Allah'a teslim etmeyenler ise
daima ümitsizlik, endişe ve tasa içindedirler. Bundan dolayı iç
karartıcı, mutsuz, sıkıntılı bir hayat sürerler.
İnsanların çoğu istedikleri bir şeyi elde edemeyince sevdikleri
bir şeyi yitirince veya başlarına beklemedikleri kötü bir olay geldiğinde
ümitsizliğe kapılırlar. Bunun yanında, ahirette bağışlanmayı, cehennemden
kurtulmayı, cennete gitmeyi ümit etmek akıllarına bile gelmez. Hatta
ahiret hakkında doğru, Kurani bir bilgiye sahip olmadıklarından
cenneti ümit etmenin ne demek olduğundan bile haberleri yoktur.
Tüm bunların sebebi Kuran'dan habersiz, Kuran'ın gösterdiği doğru
yoldan uzak bir yol tutmalarıdır. Alışageldikleri günlük hayatın
telaş ve karmaşası içinde başlarına gelen her olumsuzluk onlar için
bir üzüntü ve karamsarlık nedeni olur. İman edenlerin Kuran sayesinde
kazandıkları İlahi ilimden, öğüt ve tavsiyelerden habersiz oldukları
için şeytanın tüm vesveselerine kulak verir, sayısız endişe, kuruntu
ve tasalara kapılırlar.
Kendilerine Kuran gönderildiği halde ondan yüz çevirmenin karşılığını
hem bu dünyada hem de ahirette maddi ve manevi olarak görürler.
İşte bu kitap, bugüne kadar Kuran'dan uzak bir yaşam sürdürmüş
kimselerin eski hayatlarındaki çarpık tutum ve zihniyetlerini terk
etmeleri, dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşmaları için önemli bir
fırsattır.
İman eden ve Kuran'a tabi olanlar içinse bir öğüt ve hatırlatma,
Kuran'ı daha iyi anlamaya bir teşvik vesilesidir.
|