|

Vicdanına Uymayan Kişilerin Yaşadıkları
Ortam ve Cehennem
Vicdanlı kişilerin dünyadaki yaşantılarından söz ederken, toplumun
büyük bir çoğunluğunda vicdana uymanın insanın çıkarlarını zedeleyeceği
gibi bir inanışın yaygın olduğunu belirtmiştik. Dolayısıyla bu yanlış
mantığa sahip kişiler vicdanlarına uymayarak istek ve tutkularını
tatmin edebileceklerini, çıkarlarını koruyabileceklerini ve böylece
karda olacaklarını zannederler. Dünya hayatındaki yanılgılarının
en büyüklerinden biri budur ve bu sapkın inanışları nedeniyle hem
dünyayı hem de ahireti kaybederler.
Dünyayı kaybederler, çünkü herşeyden önce vicdana uymamanın verdiği
büyük bir iç sıkıntısı yaşarlar. Vicdan Allah'ın emrindedir ve insanın
kontrolünün tamamen dışındadır. Bir insan kendi içinde ne karar
verirse versin, neye eğilim gösterirse göstersin, vicdanı onun peşini
asla bırakmaz ve her durumda doğruyu söyler. Bir yandan doğrunun
ne olduğunu dinleyip bir yandan da buna uymamak büyük bir "vicdan
azabı" doğurur. "Vicdan azabı" diğer sıkıntıların hiçbirine benzemez.
Bu, Allah'ın insanlara yaptıklarına karşılık olmak üzere ve aynı
zamanda hatalarını düzeltmeleri için fırsat olarak verdiği bir sıkıntıdır.
Kuran'da vicdanlarına uymadıkları için sıkıntı çeken ve bu sıkıntıya
dayanamayarak tevbe eden üç kişiden özellikle bahsedilmektedir:
(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı).
Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri
de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine)
Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra
tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah,
(yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (Tevbe Suresi,
118)
Kuran'da, çektiği vicdan azabı örnek verilenlerden biri de Allah'ın
övdüğü bir elçisi olan Hz. Yunus'tur. Hz. Yunus, kavmi kendisini
dinlemeyince onları terk etmiştir. Fakat bir süre sonra kavmini
terk etmesinin yanlış olduğunu anlayarak büyük bir pişmanlık duymuş
ve Allah'a tevbe etmiştir. Allah tevbesini kabul ederek onu tekrar
Peygamber olarak bir kavme göndermiştir. Bu kıymetli insanın duyduğu
vicdan azabı Kuran'da farklı ayetlerde şöyle tarif edilmektedir:
Balık sahibi (Yunus'u da); hani o, kızmış vaziyette
gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi
sanmıştı. Karanlıklar içinde: "Senden başka ilah yoktur, sen yücesin,
gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu. Bunun
üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte biz,
iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya Suresi, 87-88)
Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi
(Yunus) gibi olma; hani o, içi kahır dolu olarak (Rabbine) çağrıda
bulunmuştu. Eğer Rabbinden bir nimet ona ulaşmasaydı, mutlaka yerilmiş
ve çıplak bir durumda (karaya) atılmış olacaktı. (Kalem Suresi,
48-49)
Yalnız özellikle belirtmek gerekir ki, yukarıda verilen her iki
örnekte de, vicdan azabından dolayı tevbe ederek bu durumlarından
kurtulan müminler vardır. Bu örneklerden anlaşıldığı gibi, bir insanın
huzur bulabilmesi için vicdanına uyması, hata yaptığında tövbe ederek
Allah'a yönelmesi şarttır. Aksi bir tavır gösteren kişilerin yaşantıları
boyunca "içlerinin kahır dolu olması", "üzüntü" içinde yaşamaları
kaçınılmaz bir durumdur.
Ancak buna rağmen insanların çok büyük kısmı duydukları vicdan
azabına rağmen hakka karşı direnen tutumlarını sürdürür, vicdanlarına
uymazlar. Genellikle daha önce söz ettiğimiz vicdanı baskı altına
alma, erteleme ve mazeretler öne sürme gibi yöntemlerle içlerindeki
sesi bastırmaya çalışırlar. Allah vicdanlarına uymayan, kalbi İslam'a
ve dine karşı duyarsız olanların iç sıkıntılarını, yaşadıkları manevi
boşluk ve sahipsizlik hissini Kuran'da şöyle bildirmektedir:
... Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş
de onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip
atmış gibidir. (Hac Suresi, 31)
Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü
İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş
gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte
böyle pislik çökertir. (Enam Suresi, 125)
Yaşadıkları bu iç sıkıntısının yanında bir de ruhlarının bir türlü
tatmin olamaması vardır. Dünya şartları içinde sahip olabilecekleri
en fazla menfaati elde etseler dahi bununla tatmin olamazlar. Her
zaman bir doyumsuzluk ve eksiklik hissederler. Çünkü Allah insanın
ruhunu sadece vicdanına uymakla, Allah'ın hoşnutluğunu kazanmakla
tatmin olacak şekilde yaratmıştır. Bir ayette şöyle denir:
Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle
mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle
mutmain olur. (Rad Suresi, 28)
Yukarıdaki ayetten de anlaşıldığı gibi, ancak Allah'a yönelen,
O'nu anan ve O'nun kendilerine bir yol gösterici olarak armağan
ettiği vicdana tabi olan kişiler dünyada rahatlık bulabilirler.
Ayrıca vicdanlı birinin çevresinde nasıl hep vicdanlı kişiler bulunursa,
vicdanına uymayan kişiler de yine vicdanına uymayanlarla birlikte
olmaya mahkumdur. Böyle kişilerin çevresinde hep "şeytanın peşine
takılmış", vicdanına uymayan insanlar ve bunların oluşturduğu sıkıntı
verici bir ortam oluşur. Aslında gerçeği bildikleri halde uygulamayanlar,
fedakarlık yapmayı çirkin görenler, adaletsizlik yapanlar, kıskanç
davrananlar, insanlarda gördükleri eksikliklerle alay edenler, kibirlenenler
ve bunlar gibi her türlü kötü ahlakı uygulayanlar, aynı tavırlarla
karşılık görürler. Herşeyden önce, vicdanın değil de çıkarların
kıstas olduğu bir ortam son derece güvensizdir. Böyle bir ortam
herkes üzerinde büyük bir tedirginlik yaratır. İnsan kimden ne göreceğini
bilemez. Gerçek bir dost asla bulamaz. Gerçek vefa ve sadakati bulamaz.
Fedakar bir tavır hiçbir zaman oluşmaz. Insanlar hep kendilerine
karşı insaniyetli ve ince düşünceli davranılmasını isterler. Ancak
böyle bir ortamda ne kendileri başkalarını düşünür ne de başkaları
onları düşünür.
Böylece dünyada maddi ve manevi her yönden cehennem ortamını yaşarlar.
Üstelik içinde bulundukları sıkıntılı durumun bazen kendileri bile
nedenini anlayamazlar. Allah'tan vicdana uymamanın bir cezası olarak,
bir türlü tatmin etmeyen, huzur vermeyen, güzellik göstermeyen bir
hayatı yaşarlar. Ancak bu, yalnızca dünyada yaşadıkları azapdır.
Ahirette karşılaşacakları sonsuz azap elbette dünyadaki ile kıyas
edilemeyecek derecede korkunç ve dehşetli olacaktır. Dünyada vicdansızlık
yapanların ahirette görecekleri karşılık Kuran'da şöyle bildirilir:
Artık o gün hiç kimse (Allah'ın) vereceği azab
gibi azablandıramaz. Onun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz. (Fecr
Suresi, 25-26)
Önemle belirtilmesi gereken bir nokta daha vardır: Vicdanlı kişiler
nasıl cennetteki yerlerini hazırlıyorlarsa, vicdansızlar da aynı
şekilde cehennemdeki yerlerini hazırlamaktadırlar, ama kendileri
bunun şuurunda değillerdir:
Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar.
Eğer adı konulmuş bir ecel (tayin edilmiş bir vakit) olmasaydı,
herhalde onlara azab gelmiş olurdu. Fakat kendileri şuurunda olmadan,
onlara kuşkusuz apansız geliverecektir. Azab konusunda senden acele
(davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o inkar edenleri gerçekten
kuşatıp-durmaktadır. Azabın onları üstlerinden ve ayaklarının altından
kaplayacağı gün (Allah): "Yaptıklarınızı tadın" der. (Ankebut Suresi,
53-55)
|