|

Kuran'ı Dinlemeyenlerin Büyük Gafleti
Şeytanın yolunu izleyen insanlar, tüm kainatı yoktan var eden Allah'ı
inkar ettikleri için, gördükleri her varlığa ayrı ayrı benlik verirler.
Bunların her birinin Allah'tan müstakil bir güçleri olduğunu zannederler.
Halbuki bu varlıklar, tamamen Allah'ın kudreti ve hakimiyeti altındadırlar.
Bu varlıklara insanın kendisi ve yaşadıkları da dahildir. Çünkü
insan içinde yaşadığı maddesel dünyayı sadece algılarının kendisine
yansıttığı şekliyle, yani bu varlıkların beynine iletilen bir kopyası
olarak görür ve sadece beynindeki görüntülerle muhatap olur.
Örneğin yolda giden bir arabayı görmemiz, onun kornasının sesini
işitmemiz ya da bu arabaya bindiğimizde koltuğunun yumuşaklığını,
metalinin sertliğini hissetmemiz için bu arabanın gerçekte var olması
gerekmez. Biz arabanın varlığına dair tüm bilgileri sadece beynimizde,
algılarımızın bize ilettiği şekliyle ediniriz. Dolayısıyla arabanın
aslıyla muhatap olmamız hiçbir zaman için mümkün değildir. Bizim
muhatap olduğumuz gerçek sadece beş duyumuz sayesinde beynimizde
algıladığımız elektrik sinyallerinden başka birşey değildir. Bizim
ömrümüz sadece ve sadece beynimizin içinde geçer. Dışarıda bulunan
madde ile asla muhatap olamayız. (Detaylı bilgi için bkz. Harun
Yahya, Evrim Aldatmacası, Sonsuzluk Başlamış Durumda, Gerçeği Bilmek,
Hayalin Diğer Adı: Madde, Kuledeki Adam)
Aynı şekilde miting alanına çıkıp konuşma yapan bir kimse de aslında
beyninin içindeki kalabalığa karşı konuşur. Bu kimse kalabalık bir
kitleye karşı konuşabildiğini sadece zanneder. Yani konuşmayı yapan
kişi beyninin içindeki miting alanından çıkamaz. Kalabalığı oluşturan
kişiler de her biri ayrı ayrı kendilerine seslenen bu kişiyi kendi
beyinlerinde görürler. Tüm konuşmalar, bağrışmalar, insan kalabalığı
beynin içinde kalmaya mecburdur.
Dolayısıyla hiçbir zaman aslına ulaşamadığı bir şeyin varlığına
göre hareket etmek, hiçbir zaman asılları ile konuşamadığı insanlara
değer vermek, hiçbir zaman asıllarına dokunamadığı malları sahiplenmek,
beynindeki görüntünün dışına çıkamayan bir kimse için son derece
anlamsız bir durumdur. Bu konuyu rüya örneği üzerinden düşünebiliriz.
Örneğin rüyada gerçekte kokusunu duyduğunuz, görüntüsünü gördüğünüz,
sıcaklığını hissettiğiniz bir yemek olmadığı halde, bu yemeğin tadına
bakabilir, hatta sıcaklığından dilinizin yandığını hissedebilirsiniz.
Ya da sorumlu olduğunuz çok önemli bir göreve geç kaldığınızı, bundan
dolayı yaşadığınız heyecanı ve belirteceğiniz mazeretleri düşündüğünüzü
de tıpkı gerçek hayattaki gibi tüm detaylarıyla rüyanızda yaşayabilirsiniz.
Rüyadan uyanana kadar da yaşadıklarınızın gerçekliğinden son derece
emin olursunuz. İşte rüyada yaşanan bu yanılgılar, içinde bulunduğumuz
dünya için de geçerli olabilir.
Bu, dünyaya şiddetle bağlanan insanların düşünmek istemedikleri
apaçık bir bilimsel gerçektir. Bu gerçek ne kadar kaçmaya çalışsalar
da, kabul etmemek için ne kadar direnseler de kendisinden kaçamayacakları
bir gerçektir. Üstelik bu, insanın tüm yaşamı boyunca bizzat yaşayıp
gözlemlediği bir gerçektir. Bundan kaçan her kim olursa olsun mutlaka
bilmelidir ki, beyninin içindeki dünyadan dışarı çıkması kesinlikle
mümkün değildir. Dolayısıyla maddenin mutlak olduğuna inanarak,
Kuran'ı inkar edenler bu çok önemli bilgiler doğrultusunda düşündüklerinde,
değer verdikleri şeylerin aslında kendileri için bir algıdan ibaret
olduğu gerçeği ile yüz yüze geleceklerdir. Böylece hırsını yaptıkları,
korkusunu duydukları ya da kibirlenmelerine sebep olan şeyler de
doğal olarak anlamını yitirecektir.
Aynı şekilde sözlerine itibar edilen, önder kabul edilen kişiler
de Allah'ın insanların beyninde oluşturduğu birer algıdan ibarettir.
Dolayısıyla şeytana, onun insan suretindeki tecellilerine ya da
etkisi altındaki kişilere kayıtsız şartsız itaat içinde olmak, aslında
yukarıda bahsettiğimiz maddesel dünya ile muhatap olunduğu yanılgısından
başka bir şey değildir.
Bir insan, maddenin gerçek mahiyeti ile ilgili bu önemli gerçeklerin
farkında olmadan seneler geçirmiş olabilir. Belki birçok kişi gibi
çevresini saran insanları, doğayı ve tüm kainatı beyninin içinde
gördüğünü, dışarıda olanların gerçekleriyle asla muhatap olamayacağını
düşünmemiş olabilir. Ancak birkaç saniye için dikkatini toparlayıp,
samimiyetle düşünmesi, insanın hayata olan tüm bakış açısını değiştirmek,
fikri saplantılardan kurtulmak için yeterlidir.
Örneğin siz, elinizde tuttuğunuz bu kitabı, kitapta yazılanları,
birer birer çevirdiğiniz sayfaları düşünün. Aslında bunların her
biri duyularınız aracılığıyla beyninize gelen algılardan ibaret.
Gördüğünüzü zannettiğiniz kitabın yanlızca beyninize giden elektrik
sinyalleri olduğunu, sayfaları çevirdiğiniz elinizin aslıyla ise
ömrünüz boyunca hiç karşılaşmadığınızı bir kez daha düşünün. Bu
mucizevi durumu anladığınız an gerçek hayata başladınız demektir.
Çünkü maddenin aslıyla hiçbir zaman muhatap olamayacağını ve sadece
dışarıda var olanların görüntülerini görebileceğini gerçek manasıyla
anlamak, insanın dünya hayatında öğrenebileceği en büyük bilimsel
gerçektir.
Tüm bu gerçekler kişinin Allah'ın karşısındaki aciz durumunu da
gözler önüne sermektedir. Çünkü şeytanın insanı vaatlerle, boş kuruntularla
kandırdığı dünya hayatı da insan için algılarıyla idrak edebildiği
bir hayal dünyasından başka birşey değildir. İşte tüm bu gerçekler
herşeyi yaratan Rabbimize teslim olmamıza, O'na kesin bir bilgiyle
iman etmemize ve O'ndan içli bir korkuyla korkmamıza güzel bir vesiledir.
Bu kitap boyunca anlatılanlar tüm insanlara bir mesaj niteliğindedir.
Umulur ki, vicdanlarının sesini dinleyenler bu çağrıya bir kulak
verip, gerçeklerden kaçmaktan vazgeçerler. Allah bir ayette şöyle
buyurmaktadır:
Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için bunda
(Kuran'da) 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.
(Enbiya Suresi, 106)


|