|

Gaflet Hali
Gaflet hali, girişte de kısaca tanımladığımız gibi, kişinin, Allah'ın
ve ahiretin varlığından habersiz olması ya da haberi olduğu halde
bu bilginin gerektirdiği bilinç ve sorumluluğu, davranış şeklini
göstermeyerek, kayıtsız ve umursuz bir tutum içinde bulunmasıdır.
Gaflet hali kimi zaman iman eden bir kimse için kısa süreli, geçici
bir unutkanlık ya da dalgınlık şeklinde olabildiği gibi kimi zaman
da Allah'a iman etmeyen ya da O'na ortak koşanlarda olduğu gibi
tüm yaşamlarını ve yaşamlarının her ayrıntısını kaplayacak derecede
derin olabilir.
Dünya üzerinde pek çok insan, yaratılış amacını düşünmeden, nefsinin
arzularıyla oyalanıp boş ve yararsız işlerle uğraşarak şuursuzca
yaşamını sürdürür. "Gününü gün etme" mantığıyla, sadece dünyadaki
nimetlerin en iyisine ve en fazlasına sahip olmayı hedefler. Onun
için önemli olan, "dünyaya bir daha mı geleceğiz" düşüncesiyle bu
zamanı en iyi şekilde değerlendirmektir. Bu yüzden de yaşadığı zaman
dilimine sadece, kendince en fazla zevki ve eğlenceyi sığdırmaya
çalışır. Öleceğini bilir, ancak öldükten sonra kendisini bekleyen
ebedi azaptan habersizdir ya da Allah'ın üstün gücünü kavrayamadığı
için bu azabın şiddetini düşünmez. Oysa bu azabın şiddeti Kuran'ın
pek çok ayetinde tarif edilmektedir. (Detaylı bilgi için bakınız,
Harun Yahya, Ölüm-Kıyamet-Cehennem, Kültür Yayıncılık) Bu ayetlerden
bazıları şöyledir:
...O zulmedenler, azaba uğrayacakları zaman, muhakkak
bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın
gerçekten şiddetli olduğunu bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)
Artık o gün hiç kimse (Allah'ın) vereceği
azab gibi azablandıramaz. Onun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz.
(Fecr Suresi, 25-26)
İçine atıldıkları zaman, kaynayıp-feveran
ederken onun korkunç homurtusunu işitirler. Öfkesinin-şiddetinden
neredeyse patlayıp parçalanacak. Her bir grup içine atıldığında,
bekçileri onlara sorar: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" (Mülk Suresi,
7-8)
... Çılgın ateş olarak cehennem yeter. Ayetlerimize
karşı inkara sapanları şüphesiz ateşe sokacağız. Derileri yanıp
döküldükçe, azabı tadmaları için onları başka derilerle değiştireceğiz.
Gerçekten, Allah, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Nisa Suresi, 55-56)
Gaflet içindeki insanların çoğu Allah'ın varlığını bilir, ancak
O'na kesin bir bilgiyle iman etmez, teslim olmazlar. Bu nedenle
de hayatlarındaki her zorlu ve sıkıntılı olayda, tevekkülsüzlüklerinden
dolayı derin bir acı ve üzüntü duyarlar. En küçük sıkıntıların bile,
hayatlarını alt üst etmeye yettiği bu kimseler toplumda karamsar,
mutsuz ve bunalım içindeki insan tiplerini oluştururlar.
Oldukça boş ve yararsız işlerle geçirdikleri uzun zamanları "yoğunluk",
"meşguliyet" olarak nitelendirirler. Bu "boş yoğunlukları" nedeniyle
de kendilerini önemli ve yeterli hissederler. Oysa bu yoğunluk,
gaflet içindeki insanın şuursuzluğunu körükleyen boş bir oyalanmadan
başka bir şey değildir. İnkar edenlerin boş oyalanmaları ayetlerde
şöyle tarif edilmektedir:
O inkâr edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler.
Onları bırak; yesinler, yararlansınlar ve onları (boş) emel oyalayadursun.
İlerde bileceklerdir. (Hicr Suresi, 2-3)
Gaflet, Allah'ı ve ahiret gününü unutmuş insanları çepeçevre sarmış
sinsi bir hastalık gibidir. Bu, insanın zihnini uyuşturan, aklını
örten bir hastalıktır. Bu uyuşukluk ve şuursuzluk içinde insan kendisini
kuşatan ve bekleyen gerçeklerin farkına varamaz. Bu nedenle gaflet
halindeki insanlar görebilme, duyabilme gibi duyulara sahip olmalarına
rağmen, gördüklerini ve duyduklarını değerlendirme, muhakeme etme
yeteneğini kaybetmişlerdir. Çünkü kendilerini saran gaflet akıllarını
örtmüştür. Gaflet içindeki insanlar tüm zamanlarını nefislerinin
sınırsız isteklerini tatmin etmek için sarf ederler, başka bir şey
düşünmezler. İstek ve tutkularını, tüm benliklerini adadıkları birer
ilah edinmişlerdir. Onların durumu Kuran'da şöyle bildirilir:
Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni
gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen, onların
çoğunu (söz) işitir ya da aklını kullanır mı sayıyorsun? Onlar,
ancak hayvanlar gibidirler; hayır, onlar yol bakımından daha şaşkın
(ve aşağı) dırlar. (Furkan Suresi, 43-44)
Gafletin önemli özelliklerinden biri de kişinin gerçeklerden uzaklaşıp
hayal dünyasında yaşamasıdır. Örneğin gençler, sürekli gelecekle
ilgili hayaller kurarlar ve zihinlerini yalnızca bununla meşgul
ederler. Kurulan hayaller sonucunda da sanki bu hayaller gerçekmiş
gibi mutluluk duyarlar. İleriki yaşlarda ise insanlar daha sınırlı
hayaller kurarak, daha çok hatıralarıyla zaman geçirir ve bunlarla
yaşarlar. Çok kısa bir zaman içinde yakınlarına anlatacak pek çok
anı bulabilir ve bunları dile getirirken o anki heyecan veya hüznü
adeta yeniden duyarlar.
Görüldüğü gibi gaflet içindeki insanların zihinleri, hayaller ve
hatıralarla yoğun bir şekilde meşguldür. Ama asıl düşünülmesi gereken
ahiret günü, cennet ve cehennem gibi gerçekleri göz ardı ederler.
Bu insanlar ne fikirlerinde ne de kalplerinde Allah ile bağlantı
halinde değildirler. Gafil insan, gerçekleri, hayaller ve hatıralar
arasında yalnızca istenmeyen, puslu ve karanlık bir kare olarak
algılar ve gerçekler bir an aklına geldiğinde bunları düşünmekten
vazgeçip hemen kendince toz pembe düşlerine geri döner.
Gaflet, gözleri bozuk olan bir insanın, nesneleri ve insanları
yalnızca puslu ya da karmaşık şekillerden ibaret görmesi gibidir.
Bu durumdaki insan, gördükleri hakkında detaylı bir bilgiye sahip
olamaz. Ancak gözlük taktığında, görüntü netleşir ve herşeyi en
ince ayrıntısına kadar görebilir. Artık görüntüdeki netlik sayesinde,
gözlükler olmadığında ne kadar az gördüğünün, hatta göremediğinin
tam olarak farkına varacaktır.
Gaflet içindeki bir insan için de benzer -ancak çok daha ciddi
ve önemli- bir algı eksikliği söz konusudur. Gaflet içindeyken insanın
Allah'ın varlığını, üstün izzet ve şerefini gereği gibi takdir edebilmesi
mümkün değildir. Ancak samimi bir şekilde kalben Allah'a yöneldiği,
dua ettiği, tefekkür ettiği ve Allah'ın sınırlarına riayet ettiği
zaman içinde bulunduğu gafletin boyutlarının farkına varacaktır.
Bunun sonucunda ise, gafletin neden olduğu kavrama bozukluğu Allah'ın
izniyle kalkacak, gerçekleri açık ve net bir biçimde görüp kavrayacaktır.
İnkar edenlerin gaflet hali
Allah'ın varlığını inkar edip, O'nun adının anılmasına dahi tahammül
edemeyenlerin içinde bulunduğu durum, gafletin insanı dünyada sürükleyebileceği
en son noktaya bir örnektir. Tamamen inkar bataklığına saplanmış
olan bu insanlar, Allah'ın sevmediği ve kınadığı, kötü, çirkin ve
yanlış olan pek çok özelliği üzerlerinde barındıran kişilerdir.
İnkar eden bu insanlar, isyankar, kibirli, bencil, asabi, yalancı,
riyakar, dengesiz bir yapıda, her türlü kötülüğü yapmaya hazır kişilerdir.
Menfaatleri söz konusu olduğunda anne-babalarını bile tanımayan
bu insanları dünya hırsı kaplamıştır. İstediklerini yapmakta hiçbir
engel tanımazlar. Karşılarına çıkan engelleri aşmak için her türlü
sahtekarlığı, ahlaksızlığı ve sınır tanımazlığı yapmakta bir sakınca
görmezler.
Vicdanlarını tam olarak örtmüş olan bu insanlar, merhamet, şefkat
ve acıma duygularını da yitirmişlerdir. Çevrelerine karşı her türlü
duyarlılıktan yoksundurlar. Sadece kendileri için yaşarlar. Zihinlerinde
nefislerinin bencil istek ve tutkularını tatminden daha önemli bir
düşünce yoktur. Gaflet onları öyle sarmıştır ki, kendileri Allah'ı
asla anmadıkları gibi, Allah'ın adının anılmasına bile tahammül
edemezler. Bir Kuran ayetinde onların bu durumu şöyle ifade edilir:
Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların
kalbi öfkeyle kabarır... (Zümer Suresi, 45)
Ahireti inkar eden bu insanlar, vicdanlarını rahatlatmak ve kendilerini
temize çıkarmak için din aleyhinde konuşmalar yaparak diğer insanları
da kendileri gibi inkara sürüklemeye çalışırlar. Kendilerini bekleyen
sonsuz azaptan habersiz olan bu insanlar yaptıkları kötülüklerin
şuurunda değildirler. Derin gaflet içindeki bu insanların durumu
Kuran'da şöyle tarif edilmektedir:
Ahirete inanmayanlara gelince; Biz onlara kendi
yaptıklarını süslemişiz, böylece onlar, 'körlük içinde şaşkınca
dolaşırlar'. İşte onlar; en kötü azab onlarındır ve ahirette de
en büyük kayba uğrayanlardır. (Neml Suresi, 4-5)
Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan
çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalbleri vardır, bununla
kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır, bununla görmezler, kulakları
vardır, bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha
aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)
Görüldüğü gibi, sonsuz azabın kendilerini beklediğini görmezlikten
gelen inkarcılar kendilerini saran gaflet nedeniyle, Kuran'da hayvanlardan
daha aşağı bir konumda tarif edilirler. Kuran'ın tarifiyle, "gafil"
olan bu insanların, hayvanlar gibi sadece yiyip içmek ve hoşlarına
gideni yapmak dışında başka bir gayeleri yoktur. Bir başka ayette
de yalnızca dünyaya odaklanarak yaşamlarını sürdüren gaflet içindeki
inkarcıların durumu şöyle tarif edilmektedir:
Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı
(zahir) bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır. (Rum Suresi, 7)
Sadece dünya hayatını düşünerek hareket eden bu insanlar, her devirde
kutsal kitaplar, peygamberler ve imanlı insanlar vasıtasıyla, kıyamet
gününe ve mutlaka hesaba çekilecekleri gerçeğine karşı uyarılırlar.
Yaptıkları kötülüklerin suç olduğu ve bu suçların karşılıksız kalmayacağı,
ceza günü ile muhakkak karşılaşacakları hatırlatılır. Eğer Allah'ın
emir ve tavsiyelerini uygulamazlarsa, yeryüzünde bozgunculuk çıkaran,
kötülüklerle dolu bir yaşam sürdürürlerse, bu durumda sonsuz cehennem
azabını tercih etmiş olacakları kendilerine anlatılır. Bu durumda
söz konusu insanların Allah'ın uyarılarını dikkate alarak, bütün
hal ve hareketlerini, bunların hesabını sorgu gününde verebilecekleri
şekilde düzenlemeleri gerekir. Ancak Allah her türlü uyarıya rağmen,
bu çok açık ve net gerçeklere karşı kimi insanların kayıtsız kalabildiğini
Kuran'da şöyle bildirmektedir:
İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı.
Onlar, ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar. (Enbiya Suresi, 1)
Müşriklerin gaflet hali
İnsanların bazıları İslam'ı Kuran'a göre değil de çevrelerinden
edindikleri kulaktan dolma bilgilerle, büyüklerinden duydukları,
Kuran ile ilgisi olmayan uygulamalarla yaşarlar. Oysa bu insanlar
gerçekte İslam'ın özünden çok farklı bir dini yaşamaktadırlar. Atalarından,
geleneklerden kalma, batıl bir dini İslam adına benimsemişlerdir.
Bu yüzden, Kuran'ı okusalar bile batıl dinleri ile yorumladıklarından
onu gereği gibi anlamazlar. Kuran'da tarif edilen ve Peygamberimizin
sünnetinde örnekleri aktarılan gerçek imandan, mümin özelliklerinden
tamamen uzak ve habersizdirler. Onların bu durumu Kuran'da şöyle
bildirilmektedir:
Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine
uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz
şeye uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve
doğru yolu da bulamamış idiyseler? (Bakara Suresi, 170)
Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin"
denildiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler.
(Peki,) Ya ataları bir şey bilmiyor ve hidayete ermiyor idilerse?
(Maide Suresi, 104)
Onlara; "Allah'ın indirdiklerine uyun" denildiğinde,
derler ki; "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız."
Şayet şeytan, onları çılgınca yanan ateşin azabına çağırmışsa da
mı (buna uyacaklar)? (Lokman Suresi, 21)
Ayetlerde açıkça bildirildiği gibi, bu insanlar Allah'ın emir ve
yasaklarını Kuran'da emredildiği şekilde uygulamazlar. Atalarının
izinden giderler. Ayetlerden bu tür kimselerin, doğru yoldan sapmış,
şeytanın peşine düşmüş ve cehennem azabına doğru sürüklenen kimseler
oldukları anlaşılmaktadır. Bu insanlar atalarının dinini Allah'ın
dinine, geleneklerini Allah'ın Kitabı olan Kuran'a tercih ettikleri
için büyük bir şirk içindedirler. Bağnazlık ve taassupları, enaniyet
ve akılsızlıkları nedeniyle şeytan bu kişileri dinlerinde yanıltmış,
onların doğru yolları üzerine oturmuş ve İslam adına çarpık bir
din anlayışı benimsemelerine neden olmuştur.
Müşriklerin yaşadıkları bu batıl din, Kuran'da tarif edilenden
çok farklıdır. Örneğin, yalnızca başları sıkıştığında ya da son
derece çaresiz kaldıklarında, kimi zaman da dünya hayatının faydaları
ve nefislerinin istekleri için dua ederler. Kuran'da duanın nasıl
tarif edildiğini, ne için ve nasıl dua etmeleri gerektiğini bildikleri
halde gerçek anlamıyla uygulamazlar. Şükretmeyi de tam anlamıyla
yapamazlar, yalnızca, çok büyük ya da çok zor sahip oldukları bir
şey için şükrederler. Kuran'ı gereği gibi düşünmediklerinden her
nefes alışlarında, yaşadıkları her saniyede şükretmeleri için kendilerine
verilen sayısız nimet olduğunu göz ardı ederler.
Böylelikle, Allah'ın varlığını bilmelerine rağmen, "Allah'a
ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın..." (Nisa
Suresi, 36) ayeti gibi, pek çok Kuran ayetinde Allah'ın, Kendisine
şirk koşulmasını yasaklayan emirlerine muhalefet ederek şirk koşarlar.
O derece gaflet içindedirler ki, herşeyin alenen, eksiksizce ortaya
döküldüğü, ahiret gününde dahi kendilerini kurtarabilmek için daha
önce şirk koştuklarını inkar edecek derecede bir şuursuzluk gösterirler:
Onların tümünü toplayacağımız gün; sonra
şirk koşanlara diyeceğiz ki: "Nerede (o bir şey) sanıp da ortak
koştuklarınız?"
(Bundan) Sonra onların: "Rabbimiz olan Allah'a
andolsun ki, biz müşriklerden değildik" demelerinden başka bir fitneleri
olmadı (kalmadı).
Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler
ve düzmekte oldukları da kendilerinden kaybolup-uzaklaştı. (Enam
Suresi, 22-24)
Müşriklerin bu durumuna karşı iman edenler şöyle uyarılmışlardır:
'Gönülden katıksız bağlılar' olarak, O'na yönelin
ve O'ndan korkup-sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden
olmayın. (O müşrikler ki,) Kendi dinlerini fırkalara ayırmış ve
kendileri de parça parça olmuşlardır; ki her grup kendi elindekiyle
övünüp sevinç duymaktadır. (Rum Suresi, 31-32)
Ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi, dinlerini fırkalara ayırmış
müşriklerin içinde bulundukları sapkın durumu, övünç ve sevinçle
karşılamaları, onların ne derece büyük bir gaflet içinde bulunduklarını
göstermektedir. Yaptıklarının yanlış olduğunu bildikleri, doğrulara
şahit oldukları halde hakka yönelmez, kendi istek ve tutkuları doğrultusunda
yaşamlarını sürdürürler.
Şeytanın iman edenleri gaflete düşürme
çabası
Tek amacı, insanları inkara ve cehenneme sürüklemek olan şeytanın
en büyük hedeflerinden biri iman edenleri Allah'ın yolundan saptırmaktır.
Onları olmadık kuruntularla meşgul ederek, akıllarını karıştırmaya
ve sağlıklı düşünmelerini engellemeye çalışır.
Mümin, aklı açık, şuurlu, herşeyi detaylı bir şekilde düşünüp isabetli
kararlar veren, örnek davranışlar sergileyen bir ahlaka sahiptir.
Bu özellikler müminin imanının ve Allah korkusunun bir sonucudur.
Ancak, şeytan zaman zaman unutkanlığını, dikkatsizliğini ya da bilgisizliğini
fırsat bilerek -anlık da olsa- mümini gaflete sürüklemek ister.
Allah, "Şeytan sakın sizi (Allah'ın yolundan)
alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır"
(Zuhruf Suresi, 62) ayetiyle müminleri bu tehlikeye karşı uyarır.
"Hiç şüphesiz, şeytanın hileli düzeni pek
zayıftır" (Nisa Suresi, 76) ayetiyle de Allah, iman edenler
için şeytanın sinsi planlarının geçersiz olduğunu müjdeler. Bunu
bilen şeytan, insanları saptırmaya yemin ederken, -katıksızca, gönülden
Allah'a iman eden- ihlaslı kulları, bunun dışında tutmaktadır. Kuran'da
şeytanın bu yeminini içeren sözleri şöyle haber verilmektedir:
Dedi ki: "Senin izzetin adına andolsun, ben, onların
tümünü mutlaka azdırıp kışkırtacağım. Ancak onlardan, muhlis olan
kulların hariç." (Sad Suresi, 82-83)
Şeytan müminleri Allah'ın yolundan saptıramayacağını bildiği halde
yine de vesvese vererek bir an için bile olsa kafalarını karıştırmaya,
onları gaflete düşürmeye çalışır. Müminlerin daha fazla ecir almalarını,
Allah katında daha yüksek dereceler kazanmalarını engellemeye çalışır.
Örneğin, hayır yapacak bir kişiye bunu daha sonra yapabileceğini
düşündürerek, o hayrı yapmasına engel olmaya çalışır. Ya da, "Müminlerden,
özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla
cehd edenler (çaba harcayanlar) eşit değildir. Allah, mallarıyla
ve canlarıyla cehd edenleri (çaba harcayanlar) oturanlara göre derece
olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) vaat etmiştir;
ancak Allah, cehd edenleri (çaba harcayanlar) oturanlara göre büyük
bir ecirle üstün kılmıştır." (Nisa Suresi, 95) ayetinde belirtildiği
gibi bazı müminleri Allah yolunda mücadeleden alıkoyarak, onların
daha üstün dereceler kazanmalarını engellemek ister.
Şeytan müminlerin, zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda
gösterebilecekleri bir anlık gevşekliği fırsat bilerek, onlara vesvese
vermeye çalışır.
Allah insanı şüphesiz, zorlukla da denemektedir. Zorluk, baskı
ve sıkıntının yaşandığı zamanlarda insanların gösterdikleri tavırlar
çok önemlidir. Nitekim, Peygamberimiz döneminde sürekli onun yanında
yer alan ve onunla birlikte savaşa çıkan müminlerden bazıları, savaşın
kızıştığı zor zamanlarda gaflete kapılabilmişlerdir. Bu hatalı davranışın
haber verildiği ayet şöyledir:
Hani onlar, size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan
gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler hançereye gelip dayanmıştı
ve siz Allah hakkında (birtakım) zanlarda bulunuyordunuz. (Ahzab
Suresi, 10)
Allah, bu tür yanılgılar nedeniyle anlık gaflete düşen müminleri,
tevbe etmeleri halinde bağışlayacağını Kuran'da müjdelemiştir. Tevbe,
hata yapan mümine tanınan çok büyük bir imkandır. Kuran'da savaştan
geri kalan üç müminin yaşadıkları pişmanlık ve Allah'ın onları bağışlaması
şöyle anlatılmaktadır:
(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı).
Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri
de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine)
Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra
tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah,
(yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (Tevbe Suresi,
118)
Hata yapınca, "herşeyi kaybettim", "bu durumu düzeltmem, telafi
etmem imkansız" şeklinde bir ümitsizliğe kapılmak da, şeytanın gaflete
düşürmek için verdiği vesveselerden biridir. Ancak mümin bu tür
düşüncelerin şeytanın vesvesesi olduğunu bilir ve bu vesveselere
kulak vermez. Hemen Allah'a yönelir. Tevbe ederek, gaflete düşmekten
Allah'a sığınır. Müminlerin şeytanın vesveseleri karşısındaki bu
tavırları Kuran'da şöyle bildirilir:
(Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde
(önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen
bakarsın ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 201)
Müminler, kendilerini gaflete sürükleyecek boş kuruntulardan Allah'a
sığınarak ve her an Allah'ı anarak sakınırlar. Ayrıca Kuran'ı sürekli
okuyup, ayetler üzerinde tefekkür ederek ve bol bol dua ederek anlık
da olsa karşılaşabilecekleri gaflet tehlikesinden Allah'ın izniyle
korunurlar.
Gaflet halindeki insanların uyarılması
Gaflet içindeki insanlar Allah'ın kendilerine gönderilen peygamberler,
elçiler, kitaplar ve uyarıcılar vasıtasıyla uyarılırlar.
Allah seçtiği, üstün bir anlayış ve nur verdiği elçilerini tarihin
her döneminde hak dinden uzaklaşan ve gaflet içinde yaşayan kavimlere
uyarıcı olarak gönderir. Peygamberimiz de gaflet içindeki bir kavme
uyarıcı olarak gönderilmiştir:
Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil
kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin). (Yasin Suresi, 6)
Gaflet içindeki bu kavmin uyarılması için Allah, Peygamberimiz
Hz. Muhammed'i seçmiş, O'na kavmini uyarıp korkutma ve hak dini
tebliğ etme görevini vermiştir. Peygamberimize bu görevini bildiren
ayetlerden biri şöyledir:
İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı
onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar.
(Meryem Suresi, 39)
Peygamberler ve uyarıcılar gönderildikleri toplumlara Allah'ın
ve ahiretin varlığını, Rabbimizin üstün kudretini anlatmış, Allah'ın
varlığının yerdeki ve göklerdeki delillerini göstermişlerdir. Birçok
tebliğ yöntemi kullanarak insanları Allah'a imana ve itaate davet
etmişlerdir. Oysa insanların çoğu, göklerde ve yerdeki sayısız harika
sisteme ve düzene rağmen Allah'ın kudretini gereği gibi takdir edememiş,
gaflet içinde Allah'tan yüz çevirmeye devam etmişlerdir.
Örneğin Hz. Musa kavmini, Allah'ın varlığını ve üstün kudretini
gösteren birçok mucizeyle uyarmıştır. Fakat kavmi tüm bu mucizelere
rağmen, zulüm ve büyüklenmeleri nedeniyle inkarda diretmişlerdir.
Vicdanları kabul ettiği halde inkarda direten ve gafletlerini sürdüren
bu tür kimselerin durumu ayetlerde şöyle tarif edilir:
Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş
olarak gelince dediler ki: "Bu, apaçık olan bir büyüdür."
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme
dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl
bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 13-14)
Allah insanları her an çeşitli vesilelerle uyarır. Şu anda okuduğunuz
bu kitap, imanlı bir kişinin sözleri, kişinin kendi vicdanı, basında
çıkan ibret verici bir haber ya da yazı vasıtasıyla bu uyarılar
insana ulaşır. İnsanın duyduğu ve gördüğü herşey aslında Allah'ın
dilemesiyle insanların karşısına çıkan, Allah'tan geldiğinin bilincine
vararak değerlendirdikleri takdirde, onları Allah'a yönelten birer
uyarıcıdır.
Allah ayetlerinde, türlü vesilelerle uyardığı, gerçekleri hatırlattığı
insanlara, kendilerini düzeltmelerini ve doğru yolu bulmalarını
emretmektedir.

|