|

Gafletten Kurtulmak İçin
Kuran okumak ve ayetler üzerinde düşünmek
Gaflet tehlikesine karşı en etkili çözüm, Allah'ın kullarına yol
gösterici bir nur olarak indirdiği Kuran'ı okumak ve onun üzerinde
düşünmektir. Kuran okumak insanın Allah'a yakınlaşarak, Rabbimizin
üstün ilim ve kudretini kavramasını sağlar. Ayrıca insanın daha
önce bilmediği, düşünmediği, düşünüp de cevabını bulamadığı birçok
konuda en açık ve en doğru bilgiyi verir. Bu nedenle Kuran'ı samimi
bir niyetle okuyan ve anlayan bir insan, kalbi tatmin bulmuş olarak
Allah'a yönelir.
Samimi bir şekilde ayetler üzerinde düşünen insan düşünce ve tavırlarındaki
yanlışların farkına varır. Bilmediği ya da önemsemediği için yaptığı
ya da yapmadığı şeylerin önemini ve ciddiyetini anlar. Rabbimizin
üstün ilim ve kudretini kavrar ve Allah'a karşı duyduğu korku ve
sevgi artar. Allah Kuran'ın indiriliş amacını ayetlerinde şöyle
haber vermektedir:
İşte bu (Kuran) uyarılıp korkutulsunlar,
gerçekten O'nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz
akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma
(bir belağ)dır. (İbrahim Suresi, 52)
Şüphesiz, bu Kuran, en doğru yola iletir
ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük
bir ecir olduğunu müjde verir. (İsra Suresi, 9)
Kuran'ı dikkatli bir şekilde okuyan ve ayetler üzerinde düşünen
insan, samimiyeti ölçüsünde zamanla ayetlerin tecellilerini çevresinde
görmeye başlar; bu da her an Allah'ı hatırlamasına ve gafletten
korunmasına vesile olur. Örneğin, Kuran'da tarif edilen inkarcı
karakterini, zamanla etrafındaki kimi insanlar üzerinde fark etmeye
başlar. Onları bekleyen sonsuz azaptan haberdar olduğu için de bu
örnekler kendisine önemli bir ibret vesilesi olur. Bu şekilde Allah'ın
izniyle gafletten sakınır ve gaflete karşı nasıl tedbir alması gerektiğini
bilir. Yine insan ayetler üzerinde düşünüp cehennemdeki acının ve
pişmanlığın şiddetini öğrenir, sonsuz ateş azabından Allah'ın dilemesi
dışında kurtuluş olmayacağını düşünüp anlar. Aynı şekilde, cennetteki
sonsuz nimetleri, güzellikleri ve güzel yaşamı tefekkür eder, Allah'ın
rahmetini ve cennetini kazanmanın şevkini yaşar. Kuran'ı okuyan
insan dünyada yaptığı herşeyin hesabını vereceğini ve yaptığı işlerin
sonucunda cennete veya cehenneme gireceğini anlar. İşte bu gerçeğin
bilincine varan insan gafil olmaktan, hakkı unutmaktan veya uygulamamaktan
şiddetle kaçınır.
Allah'ın verdiği fırsatları değerlendirmek
Allah, varlığını hatırlamaları ve Kendisine yönelmeleri için insanlara
çeşitli şartlar ve ortamlar var eder. Sıkıntı ve zorluklar da bunlardandır.
Kuran'da bir ayette, "Görmüyorlar mı ki, gerçekten
onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra
tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar"
(Tevbe Suresi, 126) şeklinde buyrulmaktadır. Bu sıkıntılı anlar,
insanlar için gaflette olduklarını fark etmelerini sağlayacak büyük
birer fırsattır. Çünkü Allah'a isyan halinde olan nefis böyle anlarda
acizliğini anlar. Bu durumda vicdanı ön plana çıkan insan, hatalarını
görür ve onlardan sakınmanın yollarını arar. Bu, insana tanınan
büyük bir fırsattır. Nefsin acz içinde sesini kıstığı bu anlarda
insan kendini Allah'a daha yakın hisseder. Ve o anda samimi bir
yakınlıkla Allah'a yönelir. Böyle zamanlarda Allah'ın herşeye güç
yetirdiğini, herşeyin Allah'tan geldiğini, bu bela ve sıkıntıların
da ancak O'nun dilemesiyle sona ereceğini fark eder. Bu durum tevbe
etmek ve Allah'a yönelmek için bir fırsattır. Allah Kuran'da bu
samimi ruh haline kavuşan insanı şöyle haber vermektedir:
Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki,
siz gemide bulunduğunuz zaman, onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken
ve (tam) bununla sevinmekteler iken, ona çılgınca bir rüzgar gelip
çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu
(dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken, dinde O'na
'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye
başlarlar: "And olsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan, muhakkak
sana şükredenlerden olacağız." Ama (Allah) onları kurtarınca, hemen
haksız yere, yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey insanlar, sizin
taşkınlığınız, ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının geçici
metaıdır. Sonra dönüşünüz Bizedir, Biz de yaptıklarınızı size haber
vereceğiz. (Yunus Suresi, 22-23)
Gaflet içindeki insan, kendisine Allah'tan başka yardım edecek
bir güç olmadığını yalnızca kendini çok çaresiz hissettiği zaman
fark edebilmektedir. Ancak sıkıntının sona ermesinden sonra yine
Allah'ı unutup eski gafletine dalar. Bu durum Kuran'da şöyle belirtilmiştir:
İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken
ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız
zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara Bizi hiç çağırmamış gibi
döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir.
(Yunus Suresi,12)
Örneğin doğal bir afet, insana ne kadar aciz olduğunu, Allah'ın
sonsuz ilim ve kudret sahibi olduğunu, herşeyi kuşattığını, her
an herşeyden haberdar olduğunu hatırlatır. İnsan Allah'tan korkması
gerektiğini, çünkü O'nun herşeye güç yetirdiğini, her an Allah'ın
azabıyla karşılaşabileceğini anlar. Oysa o insan daha önce Allah'ın
emir ve yasaklarını göz ardı etmiş ya da sürekli ertelemiştir. Korku
içinde olduğu anda kişinin şuuru açılır ve gerçekleri görmeye başlar.
Bu tür afetlerin gaflet içindeki insanın gerçekleri görmesini sağlayarak,
ahiretini kurtaracak çok büyük hatırlatıcı vazifesi vardır. Fakat,
uyarılardan ve belalardan gereken dersi almayan ve samimi iman etmeyen
kişiyi biraz rahatlığa ulaştığında gaflet örtüsü tekrar bürür. İnsan
yine geçici olan dünyaya sarılarak, Allah'ın varlığını, emir ve
yasaklarını göz ardı eder ya da unutur. Gafletten kurtulmak için
insanın kendisine tanınan bu fırsatları değerlendirmesi gerekir.
Yaşadığı sıkıntıları, daha sonra Allah'ın ona verdiği rahatlığı
sık sık düşünüp hemen Rabbimize yönelmelidir.
Bu tür olayların, Allah'tan birer uyarı olabileceğini ve bunun
da büyük bir nimet olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Allah bu
şekilde sonsuz kudretini göstererek insanın gafletten uzaklaşmasına
bir yol açar. Ancak insanın, gafletten kurtulmak için kendi başından
sıkıntılı bir olay geçmesini beklemesi doğru değildir. Çünkü Allah
insanı her an çevresinde meydana gelen olaylarla uyarmaktadır. Örneğin
yakınlarının, çevresindekilerin yaşadığı zorlu, sıkıntılı bir olayla,
başka bir şehirde ya da ülkede yaşanan doğal afetlerle veya savaşlarla
da insanlar uyarılmaktadırlar. Bu uyarıları dikkate alan insan,
aynı olayın kendi başına gelebileceğini, Allah'ın üstün gücü karşısında
insanların ne kadar aciz ve çaresiz olduklarını düşünür. Bu da gafletten
kurtulup, Allah'a yönelmesine sebep olacaktır. Nitekim Kuran'da
Ad kavminin helak edilişi anlatılarak insanlar şöyle uyarılmaktadırlar:
Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın
bir kasırga ile helak edildiler. (Allah) Onu, yedi gece ve sekiz
gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin,
orada sanki içi kof hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını
görürsün. (Hakka Suresi, 6-7)
Kuran'da verilen helak ve azap örnekleriyle, insanların başkalarının
başlarına gelen belalardan ibret alarak Allah'ın sonsuz ilim ve
kudreti üzerinde düşünmeleri istenmektedir. Allah'ın gücünü insanlara
hatırlatacak birçok örnek günlük hayatta sürekli insanların karşısına
çıkar. Fakat insanlar çaresizlik içindeki kimselerin durumlarını
sadece üzüntüyle karşılamakla ve onlara acımakla yetinirler. Gördüklerinin
aynı zamanda kendilerine bir uyarı olduğunun farkına varmazlar.
Oysa insanların acizliklerini ve çaresizliklerini gösteren bu tür
durumların tümü, insanlara gaflet perdelerini aralamaları için yapılan
açık birer uyarı ve verilen yeni birer fırsattır. Bu fırsatları
değerlendirip Allah'a yönelmek insanın gafletten kurtulmasına yardımcı
olacaktır.
Allah'ın herşeyden haberdar olduğunu
ve herşeyi çepeçevre kuşattığını bilmek
Allah, "İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz'
bırakılacağını mı sanıyor?" (Kıyamet Suresi, 36) ayetiyle
insanlara her an Kendi hakimiyeti ve kontrolü altında olduklarını
açıkça bildirmiştir. Ancak gaflet içindeki insan bunu düşünmekten
ve anlamaktan uzaktır. Oysa bunu anlamak için birkaç dakika samimi
bir şekilde, yaşamını sürdürmesi için gereken herşeyi -en ince ayrıntısına
kadar- kendisinin yapmak ve kontrol etmek zorunda kaldığını düşünmesi
yeterli olacaktır.
Örneğin şu anda bedenimizin içinde neler olup bittiğini bile bilmiyor
ve bunlarla ilgilenme gereği duymuyoruz. Ama tüm organlarımız düzenli
ve birbirleriyle uyumlu bir biçimde sürekli çalışıyor. Kendi başımıza
kaldığımıza göre ilk olarak yaşamımızı sürdürebilmemiz için düzenli
bir şekilde oksijen almamız, düzenli bir şekilde kalbimizin atmasını,
kan dolaşımımızı sağlamamız, mide asidini dengede tutmamız, sindirimimizi
gerçekleştirmemiz ve bunun gibi milyonlarca işlemi kontrolümüz altına
almamız gerekir.
Vücudumuzun içinde gerçekleşen olayları kontrol altına aldığımızı
-her ne kadar imkansız olsa da- düşünelim. Örneğin uyuduğumuzda
bu işleri bizim yerimize kim devam ettirecek? Nitekim, uyurken de
bütün organlarımızın çalışmaya devam etmesi gerekmektedir. Sadece
kalbimizin birkaç dakika kontrolümüz dışında kalarak, durması bile
hayatımızın sona ermesi için yeterlidir; ancak aynı zamanda uyumamız
gerektiği de diğer önemli bir gerçektir. Kendi başımıza kaldığımızda
yapmamız gerekenler bu kadarla da sınırlı değildir. Çünkü yaşamamızı
sağlayan dış etkenleri de, artık bizim temin etmemiz gerekir.
Gayet açıktır ki, kendi bedenimiz bile kontrolümüz altında değilken,
bizim dışımızdaki dünyayı ve evreni içine alan sonsuz sayıdaki ince
ayar ve denge üzerine kurulu olan sisteme müdahale etmemiz sadece
hayal gücümüzün genişliğini göstermekten ibaret kalacaktır. Bunları
düşünüp de kendi bedeni dahil, hiçbir varlığı kontrol etmesinin
mümkün olmadığını kavrayan her insan, kendi başına olmadığını, herşeyi
üstün ilim ve kudret sahibi olan Allah'ın kontrol ettiğini anlayacaktır.
Kainattaki canlı-cansız her varlığın Allah'ın yaratmasıyla meydana
geldiğini ve O'nun kontrolünde olduğunu kavrayacaktır. Bunları anlamak,
insanın içinde bulunduğu gafletten kurtulmasını sağlayacak ve her
an Allah'ın kendini gördüğünü düşünerek hareket etmesine sebep olacaktır.
Allah her an insanları gözetimi altında tutmakta, onları ve işledikleri
fiilleri an ve an yaratmaktadır. Allah'ın her an insanları sarıp
kuşattığı, "... Muhakkak Rabbin insanları
çepeçevre kuşatmıştır." (İsra Suresi, 60) ayetiyle haber
verilmiştir. Allah'ın kendisini çepeçevre kuşattığının bilincinde
olan mümin, gizli ya da açık yaptığı veya konuştuğu herşeyi, içinde
bulunduğu her durumu Allah'ın bildiğini bilir. Her ortamda ve her
an O'nun yanında olduğunu da bilir. Bu durum Kuran'da şöyle tarif
edilir:
Allah'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten
bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar
düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur;
beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her
nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını
kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi
bilendir. (Mücadele Suresi, 7)
Ayette açık olarak tarif edilen bu gerçek, samimi bir biçimde üzerinde
düşünüldüğünde insanı gafletten kurtarmaya yeter. Gerçekleri idrak
etmesine, hem dünyada hem de ahirette güzel bir yaşam sürmesine
vesile olur. Çünkü kendisinin sürekli Allah'ın hükmü ve kontrolü
altında olduğunu bilerek Allah'ın rızasının dışına çıkmaktan şiddetle
korkup sakınacaktır. Yaptığı tüm güzel şeyleri ve iyilikleri de
Allah'ın gördüğünü bilecek ve mükafatlandırılacağı gün için sevinç
ve neşe duyacaktır. Herşeyin kendi özel imtihanı gereği gerçekleştiğini
kavradığı için herşeyin kendisi için hayır olduğunu bilerek, bu
anlarda güzel bir sabır gösterecektir. Bu sabrı ve güzel davranışları
neticesinde ise, Allah'ın izniyle O'nun tüm inananlara vaat ettiği
cennete kavuşacaktır.
Allah'ın yarattıklarını detaylarıyla
bilmek
Bilgi gafletten kurtulmayı sağlayan en önemli etkenlerden biridir.
Evreni saran yaratılış delillerini araştırmak, görmek ve anlamak
insanın üzerinden gafleti dağıtır ve uzaklaştırır. Allah'ın üstün
ilim ve kudreti, ancak böyle ciddi bir araştırma ve tefekkürle hakkıyla
takdir edilebilir. Allah, "Biz, bir 'oyun
ve oyalanma konusu' olsun diye göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları
yaratmadık" (Enbiya Suresi,16) ayetiyle evrenin ve içindeki
varlıkların özel bir hikmet üzere yaratıldığını bildirmektedir.
Gerçekte, tüm yaratılmışlar Allah'ın varlığının açık delilleridir.
Bu deliller üzerinde detaylı bilgi edinmek, detaylardaki üstün aklın
tecellilerini görmeye sebep olacaktır. Allah'ın her yarattığının
çok mükemmel sistemlerden oluştuğu, detayların incelenmesiyle kolaylıkla
fark edilir. Bu detaylar karşısında insan, Allah'ın varlığını kesin
olarak kavrayarak, O'nun üstün güç ve kudretinin farkına varır,
O'nun varlığını her an hisseder. Gözlerini kör eden ve şuurunu işlemez
hale getiren gaflet perdesini aralamayı ve samimi bir şekilde yapacağı
derin tefekkürlerle de bu perdeyi tamamen kaldırmayı başarır.
Örneğin insan kendi vücudu ve yaratılışı hakkında detaylı bilgi
edinerek Allah'ın üstün sanatını ve ilmini görebilir. Nitekim insanın
yaratılışı, başlı başına gafleti dağıtan mucizevi olaylar zincirinden
oluşur: Tek bir hücrenin içindeki genetik şifreden çoğalarak mükemmel
sistemlere sahip bir canlıya dönüşen insan, tek başına Allah'ın
varlığının, üstün aklının ve gücünün büyük bir delilidir: Birbirinden
ayrı yerlerde ve ayrı canlılar içinde üretilen yumurta ve spermin
tam bir uyum içinde birleşerek döllenmesi, tek tip hücrenin çoğalıp
farklılaşarak kemikleri, kasları, organları, gözleri, el ve ayakları,
bunlardaki kompleks sistemleri meydana getirmesi, daha sonra anne
karnından ayrılan bu organizmanın görmesi, konuşması, yürümesi,
gülmesi, ağlaması, duygulara sahip olması...
Günümüzdeki araştırma teknikleri sayesinde artık evrenin en uzak
noktalarından okyanusların en derin yerlerine kadar gözlemler yapılabilmekte,
buralardaki tüm varlıklar ve olaylar hakkında ayrıntılı bilgilere
ulaşmak gitgide daha kolay bir hale gelmektedir. İşte bu olaylar
ve varlıklardaki yaratılış mucizeleri hakkında detaylı bilgi sahibi
olan, düşünen ve "… Rabbimiz, sen bunu boşuna
yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru"
(Al-i İmran Suresi, 191) diyen samimi ve vicdanlı her insan, Allah'ın
izniyle gaflet perdesinden kurtulacaktır.
Gafletten kurtulan insan, Allah'ın bu açık delilleri karşısında
kesin bir bilgiyle iman ederken, O'nun üstün sıfatlarını da tanır,
Allah'a daha çok yakınlaşır ve artık her işinde O'nun rızasını gözetmeye
başlar.
Dünyanın kısa ve geçici olduğunu bilmek
Dünya hayatı bir gün aniden yok olacak ve insan ebediyen yaşayacağı
ahiret yurduna geçecektir. Oysa dünya hayatının geçici ve son derece
kısa olduğunu fark edemeyen gaflet içindeki insan, büyük bir tutku
ve hırsla dünyaya bağlanmıştır ve sadece dünya için yaşamaktadır.
Çocukluğundan itibaren sürekli geleceğe dönük planlar yapar, hayatını
istekleri doğrultusunda yönlendirmeye çalışır. Ömrü, bu oyalanmalarla,
dünyanın ne kadar kısa ve geçici olduğunu düşünmeden aniden son
bulur. Tıpkı gördüğü ve uzun sürdüğünü sandığı, ama aslında uyuduğu
sürenin yalnızca birkaç saniyesini kaplayan rüyanın sona ermesi
gibi... Ahirette, dünya hayatının sadece bir rüya gibi çok kısa
sürdüğünü, kesin olarak yanıldığını anlar. Ahirette insanların kendi
aralarında dünya hayatının kısalığına dair yaptıkları konuşma Kuran'da
şöyle bildirilmektedir:
Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar
kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık,
sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten
bir bilseydiniz" (Müminun Suresi, 112-114)
Ayette geçen "bir gün ya da bir günün birazı
kadar" ifadesi çok uzun sanılan ömrün ne kadar kısa olduğunu
açıkça belirtmektedir. Bu, Allah katından bildirilmiş açık bir gerçek
iken insan neyi neye tercih edeceğini çok iyi düşünmelidir. Sonsuz
cenneti mi, yoksa çok kısa süreli dünyayı mı hedefleyerek hareket
edecektir? İnsanın arzularını belirlerken üzerinde düşünmesi gereken
en önemli unsur, kısa ve geçici olan dünya hayatının faydasının
da yine kısa ve geçici olacağıdır.
Bu nedenle dünyayı, asıl yurdumuz olan ahirete gitmek için bir
bekleme salonu olarak düşünmek gerekir. Bir bekleme salonundaki
eşyaların ve orada yaşanan olayların insanı ne kadar ilgilendireceği
açıktır. Hiçbir yolcu, bekleme salonunda uzun bir süre kalacakmış
gibi oraya yerleşip, bütün planlarını bu bekleme salonuna göre yapmaz.
Çünkü burada çok kısa bir süre kalacaktır. Burada dışarıyı düşünmeden
yalnızca bekleme salonunu göz önüne alarak aldığı kararlar ya da
yaptığı hareketlerin dışarda bir faydası olmayacaktır. Aynı şekilde,
dünya için yapılan hiçbir şeyin de ahirette bir faydası olmayacaktır.
Bu nedenle dünya için yapılan işlerin eninde sonunda Kuran'da bildirildiği
üzere, bir serap gibi yok olacağını bilmek gerekir. Kuran'da bunun
haber verildiği ayet şöyledir:
İnkâr edenler ise, onların amelleri dümdüz bir
arazideki seraba benzer; susayan onu bir su sanır. Nihayet ona ulaştığında
bir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. (Allah da) Onun hesabını
tam olarak verir. Allah, hesabı çok seri görendir. (Nur Suresi,
39)
Ayette açıkça bildirildiği gibi, dünya için yapılanların hepsi
birgün yok olup gidecek ve insan yalnız Allah rızası için yaptıklarıyla
Rabbimizin huzurunda hesap verecektir. İşte o an insan yanılgısını
farkedecek ve cehennem azabı karşısında sonsuz bir çaresizlik ve
pişmanlık duymaya başlayacaktır. Gaflet halinin sona erdiği, tüm
gerçekleri birer birer fark ettiği o anda dünya hayatına geri dönerek,
Allah'ın emir ve yasaklarına uygun bir hayat yaşamak isteyecektir.
Ancak bunun için çok geç kalmıştır. Çünkü artık geri dönüş yoktur:
İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz,
bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size
orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür
vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık
zalimler için bir yardımcı yoktur. (Fatır Suresi, 37)
Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne
eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere
daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz
gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı)
bir görsen. (Secde Suresi,12)
İnsanın Allah'ın huzuruna yalnız başına getirileceği bu günle karşılaşmadan
önce dünya hayatının ne kadar kısa ve geçici olduğunu anlaması ve
tefekkür etmesi gerekmektedir. Dünyanın çok kısa bir süre sonunda
mutlaka sona ereceği düşüncesi, insanın boş ve yararsız işlerden
yüz çevirmesine, dünya hayatındaki kısa zamanını en iyi şekilde
değerlendirerek, içinde bulunduğu gafletten kurtulmasına vesile
olacaktır.
Ölümü düşünmek
İnsana dünyada belirli bir süre verilmiştir. Bu süre bittiğinde
ölümle mutlaka karşılaşacaktır. Kuran'da her insanın bir gün mutlaka
ölümle karşılaşacağı şöyle haber verilir:
De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm,
şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahade
edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı
haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)
Ölüm, kendisinden kaçan, korkan ve öleceğini hiç düşünmeyen gaflet
içindeki insanlar dahil tüm insanlara gelecektir. Ancak gaflet içinde
Allah'ın hükümlerini göz ardı eden insanlarla iman eden insanların,
ölüm anında yaşayacakları farklı olacaktır. İnkar edenler hiç beklemedikleri
bir anda ölümle yüz yüze gelince dehşete kapılacak ve büyük bir
korku yaşayacaklardır. Ayrıca canları büyük bir acıyla alınacaktır.
İnkar edenlerin, canlarının alınışı Kuran'da şöyle tarif edilmektedir:
Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura
vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? (Muhammed Suresi, 27)
Kuran'da bildirildiği gibi, inkar edenlerin canları acı içinde
alınacaktır. Bu anda, uğrunda hırs göstererek Allah'ın emir ve yasaklarını
göz ardı ettiği herşeyin önemini yitirdiğini görecektir. Hayatı
boyunca en çok değer verdiği ailesi, arkadaşları, akrabaları, çok
sevdiği işi, arabası, evi, malı-mülkü hepsi tamamen değerini yitirir.
Artık çaresiz ve yalnız kalmış, korkusu daha da artmıştır. Bu durumda
inkar eden kişi tüm hayatını boşa geçirdiğini ve Allah'ın rızasına
yönelik hiçbir şey yapmadığını fark ederek derin bir pişmanlık duyar.
Korku ve pişmanlık içinde azaptan kurtulabilmek için çareler arar
ve bütün sevdiklerini feda etmek ister. Allah Kuran'da inkar eden
kişinin kıyamet gününde içine düştüğü bu durumu şöyle tarif etmektedir:
(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu
sormaz. Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar, o
günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek
ister; kendi eşini ve kardeşini, ve onu barındıran aşiretini de;
yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra bir kurtulsa. Hayır;
(hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem), cayır cayır yanmakta
olan ateştir. (Mearic Suresi, 10-15)
Ayette açıkça ifade edildiği gibi, insan canını verecek kadar çok
sevdiği yakınlarını, tutkuyla bağlı olduğu tüm dünya nimetlerini
cehennem azabına karşılık vermek isteyecektir. Ancak kendisine dünyada
sahip olduğu hiçbir şeyin faydası olmayacak, ebediyen kalmak üzere
cehennem halkı arasına katılmaktan kendisini kurtaramayacaktır.
Gaflet içinde inkarda direnen insanların canları acı içinde alınırken,
iman edenlerin canları ise kolaylıkla alınır. Gafletten korunmaya
çalışan, iman etmiş insanların ölüm zamanı geldiğinde, canları melekler
tarafından güzel bir şekilde alınarak cennetlere yerleştirilirler.
Kuran'da iman edenlerin canlarının alınışı şöyle tarif edilmektedir:
Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında:
"Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete
girin." (Nahl Suresi, 32)
O anda mümin, Allah'ın kendisine verdiği nimetleri, dünyada kalanlara
duyurarak onları uyarmak ister. Müminlerin bu tavrı Kuran'da şöyle
bildirilir:
Ona: "Cennete gir" denildi. O da: "Keşke benim
kavmim de bir bilseydi" dedi. "Rabbimin beni bağışladığını ve ağırlananlardan
kıldığını." (Yasin Suresi, 26-27)
Canının güzel bir şekilde alınmasını ve cennette ebedi bir hayat
sürmeyi arzulayan her insan, gafletten kurtulmadığı takdirde ölüm
anında yaşayacaklarını düşünmelidir. Dünyada canı yandığı ve acı
duyduğu anlarda hissettiklerinin kat kat fazlasını ölüm anından
itibaren ebediyen yaşayacağını tefekkür etmelidir. Bu azabı düşünüp,
her an ölümle karışacağını bilen, korkuyla, gönülden Allah'a yönelen
her insan içinde bulunduğu gafletin farkına varacaktır. Dolayısıyla
da Allah'ın emir ve yasaklarına uyarak, göstereceği ciddi çabayla
gafletten kurtulacaktır.
Asıl yurdun ahiret olduğunu bilmek
Asıl yurdun ahiret olduğunun şuurunda olmayan gaflet içindeki insanlar
dünyada sürekli olarak rahat edecekleri daha iyi yerler ve imkanlar
ararlar. Örneğin dar gelirli, evi olmayan biri hep kiradan kurtulacağı
anı düşünür. Bir evinin olması onun en büyük idealidir. Bu uğurda
sıkıntıya girer, ömrünün büyük bir kısmı ev ve diğer ihtiyaçları
için taksit ödeyerek geçer. Bir başkası apartman dairesinden müstakil
eve geçmeyi, bir diğeri ise, geniş arazili bir çiftliğe sahip olmayı
düşünür. Ama Allah'ın ahirette vaat ettiği cennet mülklerinin varlığına
inanmadığı ya da bu ihtimali çok uzak gördüğü için bunlara ulaşmakta
en ufak bir çaba bile göstermez. Oysa müminler, cennete ve oradaki
nimetlere kavuşmak için yarışırlar. Allah gaflet içinde dünya nimetlerine
sahip olmak için adeta diğer insanlarla yarışarak çaba harcayanları,
Kuran'da şöyle uyarmaktadır:
Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle
yer kadar olan cennete yarışın; o, muttakiler için hazırlanmıştır.
(Al-i İmran Suresi, 133)
Rabbinizden olan bir mağfirete ve cennete
(kavuşmak için) 'çaba gösterip-yarışın,' ki (o cennet) genişliği
gök ile yerin genişliği gibi olup Allah'a ve Resûlüne iman edenler
için hazırlanmıştır. İşte bu, Allah'ın fazlıdır ki, onu dilediğine
verir. Allah büyük fazl sahibidir. (Hadid Suresi, 21)
Ahiret yurdunun varlığını kavrayamayan gafil kimselerin ortak özelliği,
dünyada tatmin bulacakları yer ve imkanlara sahip olmaktır. Bunu
büyük bir tutkuyla arzu ederler. Fakat elde ettikleri bütün bu değerler
onları, sandıkları gibi çok mutlu edip, dertsiz kedersiz yaşamalarını
sağlamaz. Çünkü dünya hayatında sahip olunan herşey eskiyip çürüyecek,
bozulup yok olacaktır. Buna kişinin kendi bedeni de dahildir. Bu
nedenle gaflet içindeki insanlar, sevdikleri ve değer verdikleri
şeylere zarar geleceği korkusuyla sürekli tedirgin yaşarlar. Kendilerine
çok kısa bir süreden başka hiçbir yarar sağlamayacak bu değerlere
karşı insanlar Kuran'da şöyle uyarılırlar:
Ey kavmim, gerçekten bu dünya hayatı, yalnızca
bir meta (kısa süreli bir yararlanma) dır. Şüphesiz ahiret, (asıl)
karar kılınan yurt odur. (Mümin Suresi, 39)
Kadınlara, oğullara, kantar kantar yığılmış
altın ve gümüşe, salma güzel atlara, hayvanlara ve ekinlere duyulan
tutkulu şehvet insanlara 'süslü ve çekici' kılındı. Bunlar, dünya
hayatının metaıdır. Asıl varılacak güzel yer Allah katında olandır.
(Al-i İmran Suresi, 14)
Kuran'da insanlara dünya nimetlerinin geçici olduğu, asıl nimetlerin
ahirette bulunduğu bu ayetlerle açıkça bildirilmiştir.
Bu dünyanın geçiciliğinin farkına varmak, gaflet içinde olan bir
insanın gafletten kurtulmasına vesile olur. İnsan, geçici fayda
sağlayan dünya nimetlerine duyduğu tutkulu isteklerden arınır, sonsuz
güzellikteki cennet nimetlerini ve Allah'ın rızasını kazanmaya yönelir.
Allah Kuran'da bu hükmünü şöyle bildirmektedir:
Gerçek şu ki, ebrar olanlar, elbette nimetler içindedirler.
Tahtlar üzerinde bakıp-seyretmektedirler. Nimetin parıltılı-sevincini
sen onların yüzlerinde tanırsın. Onlara mühürlü, katıksız bir şaraptan
içirilir. Ki onun sonu misktir. Şu halde yarışmak isteyenler, bunun
için yarışsınlar. (Mutaffifin Suresi, 22-26)
Ahiretten geri dönüşün olmadığını bilmek
Gaflet içindeki insanın kendini kandırdığı konulardan biri de,
kendisine bir fırsat daha tanınacağı yanılgısıdır. Hatta bu düşünce
bazı çevrelerde reenkarnasyon adı verilen batıl bir inanış haline
bile getirilmiştir. Gafil insan ne kadar hata yaparsa yapsın, öldükten
sonra tekrar dünyaya dönerek, bunları telafi etme imkanına sahip
olacağını zanneder. Bu nedenle öldükten sonra Allah'tan son bir
umutla geri dönmeyi ister. İnkar edenlerin, bu istekleri Kuran'da
şöyle bildirilir:
Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne
eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere
daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz
gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı)
bir görsen. (Secde Suresi, 12)
Bu durumun ayetlerde bildirilmesinin bir hikmeti de geri dönüşü
olmayan günden önce insanların kaçınılmaz olan bu gerçeği bilmesi,
aksine kuruntulara kapılmadan Allah'ın hoşnutluğunu kazanmaya çalışmalarıdır.
Ancak Allah'ın bildirip uyardığı ahiret azabının şiddetini düşünmeyen
buna bir türlü ihtimal vermeyen, kesin bilgiyle inanmayan insan,
sonunda mutlaka Allah'ın huzurunda bu gerçekle yüz yüze gelecektir.
Bunu ısrarla anlamazlıktan gelen derin gaflet içindeki insanın hala
kendisine bir şans daha verileceğini düşünmesi, aslında kendini
kandırmasından başka bir şey değildir.
Azabı hak eden insan, pişmanlığını ahiret gününde dile getirecektir.
Kuran'da cehennem halkının pişmanlıklarını içeren konuşmalar bildirilerek
insanlar uyarılmaktadırlar. Bu ayetlerden biri de şöyledir:
Ya da azabı gördüğü zaman: "Benim için bir kere
daha (dünyaya dönme fırsatı) olsaydı da, ihsan edenlerden olsaydım"
(diyeceği günden sakının). (Zümer Suresi, 58)
Gafletten kurtulmak ve bu ifadelerin sahibi olmamak için insanın
iyice düşünmesi ve Allah'ın azabından şiddetle korkup sakınması
gerekir. Azabı hak eden gafil insanların en büyük yanılgıları, ahiret
yurdunu dünya hayatıyla karşılaştırmalarıdır. Allah'ın sorgusunu,
cenneti ve cehennemi, dünyada yaşadıkları olaylarla kıyaslarlar.
Dünyadaki gibi ahirette de herşeyin bir telafisi olacağını düşünerek
kendilerini kandırırlar. Örneğin dünyada sınıfta kalsa, okuldan
atılsa bile sonradan affedileceğini düşünür. Hapisteki bir insanın
da bir gün süresi belirli olan cezası bitecek, serbest kalacaktır.
Nitekim dünyadaki sıkıntılar ömür boyu sürmez, belli bir süre sonra
biter. İşte gafil kişiler, ahirette de bu tür imkanlar ve fırsatlar
olduğu inancıyla dünyada korkusuzca her türlü sınır tanımazlığı
yaparlar. Oysa telafilerin yapılacağı, fırsatların değerlendirileceği
yegane mekan dünyadır. Ahiret ise, karşılıkların verildiği yerdir.
Bu nedenle, kişinin ebediyen sürecek cehennem azabına neden olan
bu gaflet halinden kurtulması için, ahiretten geri dönüşün kesin
olarak mümkün olmadığını ve ahirette hiçbir suçu telafi imkanının
bulunmadığını tefekkür etmesi gerekir.
Cehennemin ne kadar azap verici bir
mekan olduğunu ve orada sonsuza dek kalınacağını bilmek
Gafletteki kişi, ölümü uzak gördüğü gibi cennet ve cehennemi de
kendinden uzak görür. Oysa ölüm ne kadar kesin ve gerçek ise, cennet
ve cehennem de o kadar kesin ve gerçektir. Orada dünyadakinden çok
daha net ve gerçek bir ortam vardır. Ve şurası çok kesin bir gerçektir
ki, dünyadaki herkes mutlaka bu iki yerden birine girecek ve ebediyen
de orada kalacaktır.
Cehennemi net ve kesin bir gerçek olarak bilip düşünmek ise, insandaki
Allah korkusunu ve cennet özlemini artırır. Cehennemin nasıl bir
azap yurdu olduğunu tefekkür etmek için Kuran'da yapılan cehennem
tasvirleri üzerinde dikkatle düşünmek gerekir. Kuran'da cehennemin
tasvirinin yapıldığı ayetlerden bazıları şöyledir:
O gün suçlu-günahkarların (sıkı) bukağılara
vurulduklarını görürsün. Giyimleri katrandandır, yüzlerini ateş
bürümektedir. (İbrahim Suresi, 49-50)
... Şüphesiz Biz zalimlere bir ateş hazırlamışız,
onun duvarları kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. Eğer onlar yardım
isterlerse, katı bir sıvı gibi yüzleri kavurup-yakan bir su ile
yardım edilirler. Ne kötü bir içkidir o ve ne kötü bir destektir.
(Kehf Suresi, 29)
... İşte o inkâr edenler, onlar için ateşten
elbiseler biçilmiştir; başları üstünden de kaynar su dökülür. Bununla
karınları içinde olanlar ve derileri eritilmiş olur. Onlar için
demirden kamçılar vardır. Ne zaman ordan, sarsıcı-üzüntüden çıkmak
isterlerse, oraya geri çevrilirler ve (onlara:) "Yakıcı azabı tadın"
(denir). (Hac Suresi, 19-22)
Ateş, onların yüzlerini yalayarak yakar da
onun içinde onlar, (etleri sıyrılmış olarak sırıtan) dişleriyle
kalıverirler. (Müminun Suresi, 104)
(Ateş,) Onları uzak bir yerden gördüğünde,
onlar bunun gazablı öfkesini ve uğultusunu işitirler. Elleri boyunlarına
bağlı olarak, sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yokoluşu
isteyip-çağırırlar. Bugün bir yok oluşu çağırmayın, birçok (kere)
yok oluşu isteyip-çağırın. De ki: "Bu mu daha hayırlı, yoksa takva
sahiplerine va'dedilen ebedi cennet mi? Ki onlar için bir mükafat
ve son duraktır." (Furkan Suresi, 12-15)
Dünyada en ufak bir acıya dahi tahammül edemeyen insan, bu acı
ve ızdırap ortamını samimi bir şekilde düşünürse, cehennem azabının
-Kuran'da tarif edildiği üzere- dünyaki hiçbir acı ile kıyas kabul
etmeyecek derecede dehşetli olduğunu görür. Cehennemde ne azabın
sona ermesi ne de ölmek yoktur. Kuran'da cehennem azabının süresiz
olduğunu bildiren ayetlerden bazıları şöyledir:
(Orada) Ateşten çıkmak isterler, ama ondan
çıkacak değiller. Onlar için sürekli bir azab vardır. (Maide Suresi,
37)
Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini
kuşatırsa onlar ateşin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.
(Bakara Suresi, 81)
Cehennemde sürekli olarak, büyük bir acı çekileceği, oradan hiçbir
şekilde kurtuluşun olmadığı, acıların hiç son bulmayacağı, acıya
karşı bir bağışıklık ya da alışkanlık da olmayacağı çok açık bir
gerçektir. Bunları vicdanlı ve samimi bir biçimde tefekkür etmek
insanın Allah korkusunu artırarak şuurunun açılmasına, gafletten
kurtularak Allah'ın rızasını aramasına vesile olur.
Sonsuzluğu kavramak
İnsanların bir kısmı sonsuzluk kavramını düşünmek konusunda da
genelde tembellik ederler. Sonsuzluğun asla bitmeyecek, sonu gelmeyecek,
tükenmeyecek bir zamanı ifade ettiğini, gereği gibi düşünüp anlamaya
çalışmazlar. Sonsuzluğu, yalnızca çok uzun yılları, asırları ifade
eden bir kavram gibi kabul ederler.
Oysa "sonsuzluk" çok farklı bir kavramdır. Sonsuzluk, bir insanın
ömrü kadar süre değildir. Birkaç insan nesli kadar bir süre de değildir.
Sonsuzluk bin yıl değil, on bin yıl değil, yüz bin yıl değil, milyon
veya milyar yıl değil, hatta trilyon yıl da değildir. Sonsuzluk
bunların tamamının dışında, hiçbir sona ulaşmayan, asla bitip tükenmeyen
bir zamanı ifade eder.
İşte bu gerçeği düşünen insan sonsuz yaşamını cehennemde geçirme
tehlikesini asla göze alamaz. Dünyada bir an bile dayanamadığı kadar
şiddetli azapları, bitip tükenmesi olmayan zamanlar boyunca hissetmeyi
tercih edemez. Dolayısıyla sonsuzluğu düşünmek gafil olan insanı
uyandırır, kendine getirir ve Allah'ın razı olacağı işler yapma
konusunda harekete geçirir. Sonsuz cehennem hayatından korkan imanlı
bir insan, aynı zamanda sonsuz cennet nimetleri içinde yaşama imkanı
olduğunu da düşünür ve dünyadaki kısa süren yaşamı bir an bile sonsuz
ahiret hayatına tercih etmez.
Cennetin güzelliğini bilmek
Cennet, geçici olan dünya hayatında yapılan salih amellerin, Allah'tan
korkmanın, Allah'ın rızasını kazanmanın karşılığıdır. Allah Kuran'da
insana bu vaadini şöyle bildirmektedir:
İman edip salih amellerde bulunanlar, Biz onları
altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız.
Bu, Allah'ın gerçek olan vaadidir. Allah'tan daha doğru sözlü kim
vardır? (Nisa Suresi, 122)
Cennette sadece güzel bahçelerin yer aldığını düşünmek son derece
yanlış bir bakış açısı olur. Herşeyden önce, insan orada en güzel
biçimde yeni bir yaratılışla yaratılmıştır ve sonsuz nimetler içerisindedir.
Ayrıca, cennet bütün duyuların çok daha keskin olduğu, herşeyden
çok fazla zevk alınan bir ortamdır. Dünyada çok kısa süren zevkler
orada sonsuzdur. Allah dünyadaki nimetleri bir örnek olarak yaratmıştır.
Asılları ise cennettedir. Oradaki nimetlere kavuşunca, insan dünyadaki
nimetlerle benzerliklerini fark edecektir ama artık bu nimetler
çok daha mükemmel ve tükenmez bir haldedir. Bunların yanı sıra,
bedensel kusurların hiçbiri cennette yaratılmaz. Herkes çok güzeldir.
Çok güzel bir şekilde yaratılmış olan insanın artık fiziksel yönden
eksiklikleri de yoktur. Örneğin terlemez, kötü kokmaz, tuvalet ihtiyacı
olmaz, hastalanmaz. Acıktığı ya da vücudunun ihtiyacı olduğu için
değil, sadece zevk için yer. Bu nimetler için çalışması gerekmez.
Orada arzuladığı ve aklına hayaline gelmeyecek her tür eğlence,
muhteşem bir mimari ve teknoloji, mükemmel ve kusursuz bir düzen
vardır.
Dünyada eksik olan ve özlemi duyulan bütün hareket ve tavırlar
cennette tamdır. Allah'ın emrettiği güzel ahlak orada tam olarak
yaşanır. Orada gıybet, iftira, çekiştirme, küfür, yalan, riya, haset,
kibir, sadakatsizlik ve kin yoktur. Selam, esenlik ve Allah'ın rızası
vardır. Kuran'da cennetin tarif edildiği ayetlerden bazıları şöyledir:
Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler,
orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların
elbiseleri ipek(ten)dir. (Fatır Suresi, 33)
Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, 'sevinç
ve mutluluk dolu' bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri,
gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. Orada taptaze-meyveler
onların ve istek duydukları herşey onlarındır. Çok esirgeyen Rabb'dan
onlara bir de sözlü "Selam" (vardır). (Yasin Suresi, 55-58)
Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.
Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar). Kaynaktan (doldurulmuş)
kadehlerle çevrelerinde dolaşılır. Bembeyaz; içenlere lezzet (veren
bir içki). Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip,
akılları çelinir. Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş
iri gözlü kadınlar vardır. Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı
ve pürüzsüz). (Saffat Suresi, 43-49)
Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle
dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk)
aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız. (Zuhruf Suresi,
71)
Ayetlerde de tarif edildiği gibi cennet, insanın hayal bile edemeyeceği
güzelliklerin ve nefsin arzu ettiği herşeyin mükemmel bir şekilde
yaratıldığı, sonsuz esenlik yurdudur. Ancak, yine Kuran'da bildirildiği
gibi cennet sadece iman edip, salih amellerde bulunanlar için hazırlanmıştır.
Bunun açıkça bildirildiği ayetlerden bazıları şöyledir:
İman edip salih amellerde bulunanları, altından
ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetlere sokacağız. Onda
onlar için tertemiz kılınmış eşler vardır. Ve onları, 'ne sıcak-ne
soğuk, tam kararında gölgeliğe' sokacağız. (Nisa Suresi, 57)
İman edip salih amellerde bulunanlar ve 'Rablerine
kalbleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar', işte bunlar da cennetin
halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır. (Hud Suresi, 23)
Kuran ayetlerindeki cennet tasvirlerini bilip tefekkür etmek gafletin
dağılması ve dünya hırsının yok olması açısından son derece etkilidir.
Samimi bir şekilde yapılacak ciddi bir tefekkür, cennetin dünyadaki
hiçbir mükemmellikle kıyaslanamayacağını anlamak için yeterlidir.
Bunu anlayan insan, cennet arzusu ve özlemiyle orayı hak edebilmek
için çalışmaya başlayacak, kendisini cennetten uzaklaştıracak ve
ebediyen mahrum bırakacak olan gaflet halinden ise, bütün gücüyle
sakınacaktır.

|