|

Kuran'da İsmi Geçen Peygamberler
HZ. ADEM KISSASI
Hz. Adem'in Yaratılışı
Şüphesiz, Allah katında İsa'nın durumu, Adem'in
durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle
o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi, 59)
Allah'ın Hz. Adem'e İsimleri Öğretmesi
Hani Rabbin, Meleklere: "Muhakkak Ben, yeryüzünde
bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz seni şükrünle yüceltir
ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar
akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin
bilmediğinizi Ben bilirim" dedi. Ve Adem'e isimlerin hepsini öğretti.
Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları
Bana isimleriyle haber verin" dedi. (Bakara Suresi, 30-31)
Meleklerin Allah'a Olan İtaatleri
Dediler ki: "Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka
bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve
hikmet sahibi olansın." (Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle
haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de
dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben
bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim."
(Bakara Suresi, 32-33)
"Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde
hemen ona secde ederek (yere) kapanın." Böylece meleklerin tümü,
topluca secde etti. Ancak iblis, secde edenlerle birlikte olmaktan
kaçınıp-dayattı. (Hicr Suresi, 29-31)
İblis'in (Şeytanın) İsyanı
Hani, meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik.
iblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: "Bir çamur
olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?" Demişti ki: "şu
bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe
kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime
bağlı kılacağım. (İsra Suresi, 61-62)
Dedi ki: "Ey iblis, sana ne oluyor, secde edenlerle
birlikte olmadın?" Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş
bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim." Dedi
ki: "Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın."
"Ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir." (Hicr Suresi,
32-35)
(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten
alıkoyan neydi?" (iblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten
yarattın, onu ise çamurdan yarattın." (Allah:) "Öyleyse oradan in,
orada büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen,
küçük düşenlerdensin." (Araf Suresi, 12-13)
Şeytanın İsyanda Israrı
Dedi ki: "Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne
kadar bana süre tanı." Dedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın."
"Bilinen günün vaktine kadar." (Hicr Suresi, 36-38)
O da: "(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni
gözle(yip ertele.)" dedi. (Araf Suresi, 14)
Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete
erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiç bir günahkar, bir
başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir elçi gönderinceye kadar
(hiçbir topluma) azap edecek değiliz. (İsra Suresi, 15)
Demişti ki: "Şu bana karşı yücelttiğine bir bak;
andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu
-pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım. (İsra Suresi,
62)
Şeytanın Yemini
Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı
onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda
(pusu kurup) oturacağım." "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından,
sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici
bulmayacaksın." (Araf Suresi, 16-17)
Şeytanın Etkisi
Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık,
andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (Sana başkaldırmayı ve dünya
tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka
kışkırtıp-saptıracağım." "Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna."
(Allah) Dedi ki: "İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur." (Hicr
Suresi, 39-41)
"Benim kullarım; senin onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı
gücün (hakimiyetin) yoktur." Vekil olarak Rabbin yeter. (İsra Suresi,
65)
"Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar
dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur.
"Ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir." (Hicr
Suresi, 42-43)
Şeytanın Kovulması
Demişti ki: "Git, onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz
sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza." "Onlardan güç yetirdiklerini
sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne
yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara
çeşitli vaadlerde bulun." Şeytan, onlara aldatmadan başka birşey
vadetmez. (İsra Suresi, 63-64)
(Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş
olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi
sizlerle dolduracağım." (Araf Suresi, 18)
Hz. Adem'in İmtihanı
Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz
dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden
olursunuz. (Araf Suresi, 19)
Ve dedik ki: "Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş.
İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca
yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz." (Bakara Suresi, 35)
Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten
sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın,
sonra mutsuz olursun." Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman
orada (cennette kalmana bağlı)dır. "Ve gerçekten sen burada susamayacaksın
ve güneş altında yanmayacaksın da." (Taha Suresi, 117-119)
Andolsun, Biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik,
fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık. (Taha Suresi,
115)
Şeytana Uyma ve Karşılığı
Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin
yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki:
"Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek
olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir." Ve: "Gerçekten
ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin de etti. Böylece onları
aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine
beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar.
(O zaman) Rableri kendilerine seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş
miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu
söylememiş miydim?" (Araf Suresi, 20-22)
Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana
sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?"
Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine
açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar.
Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı. (Taha Suresi,
120-121)
HZ. NUH KISSASI
Hz. Nuh'un, Kavmine Peygamber Olarak Gönderilmesi
Andolsun Biz Nuh'u kendi kavmine (toplumuna) gönderdik.
Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız
yoktur. Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım."
(Araf Suresi, 59)
Hz. Nuh'un, Kavmini Tevhide Çağrısı
Andolsun, Biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara:)
"Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum." "Allah'tan
başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün
azabından korkarım" (dedi). (Hud Suresi, 25-26)
Şüphesiz, Biz Nuh'u; "Kavmini, onlara acı bir azap
gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine (Peygamber olarak) gönderdik.
(Nuh Suresi, 1)
Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak)
gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin.
Onun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız?"
(Müminun Suresi, 23)
Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak)
gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı.
Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.
(Ankebut Suresi, 14)
Nuh kavmi de gönderilen (Peygamber)leri yalanladı.
Hani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti. "Gerçek
şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim." "Artık Allah'tan
korkup-sakının ve bana itaat edin." "Buna karşılık ben sizden bir
ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir." "Artık
Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. (Şuara Suresi, 105-110)
Hz.Nuh'a Karşı İnkarcıların Tavrı
Dediler ki: "Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken
inanır mıyız?" Dedi ki: "Onların yapmakta oldukları hakkında benim
bilgim yoktur." "Onların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız
(anlarsınız.)" "Ve ben mümin olanları kovacak değilim." "Ben, yalnızca
apaçık bir uyarıcıyım." (Şuara Suresi, 111-115)
Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmış önde gelenler
dediler ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir.
Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini)
dilemiş olsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmiş atalarımızdan
da bunu işitmiş değiliz." "O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan
başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin." (Müminun Suresi,
24-25)
Hz. Nuh'un Tebliğe Devam Etmesi
O da dedi ki: "Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size
(gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk edin, O'ndan
korkun ve bana itaat edin. Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı
konulmuş bir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği
zaman, o ertelenmez. Bir bilmiş olsaydınız." Dedi ki: "Rabbim, gerçekten
kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum. Fakat davet etmem, bir
kaçıştan başkasını arttırmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için
her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini
başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler.
Sonra onları açıktan açığa davet ettim. Daha sonra (davamı) onlara
açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim.
Bundan böyle" dedim. "Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten
O, çok bağışlayandır. (Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak
(bol miktarda yağmur) yağdırsın. Size mallar ve çocuklarla yardımda
bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da
versin. Size ne oluyor ki, Allah'tan bir vakarı ummuyorsunuz? Oysa
O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır. Görmüyor musunuz; Allah,
yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?
Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı)
bir kandil yapmıştır. Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi.
Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla
diriltip-çıkaracaktır. Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı. Öyle
ki, onun içinde geniş yollarında gezip-dolaşırsınız, diye." (Nuh
Suresi, 2-20)
Hz. Nuh'un, Kavmine Karşı Tavrı
Kavminden, ileri gelen inkârcılar: "Biz seni yalnızca
bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan
en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize
bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz"
dedi. Dedi ki: "Ey Kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? Eğer ben Rabbimden
apaçık bir belge üzerinde isem ve Rabbim bana kendi katından bir
rahmet vermiş de (bu,) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz
bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız? Ey Kavmim, ben
sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca
Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar gerçekten
Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir
kavim görüyorum. Ey kavmim, ben onları kovarsam, Allah'tan (gelecek
azaba karşı) bana kim yardım edecek? Hiç düşünmez misiniz? Ben size
Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek
olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, Allah
kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde olanı Allah
daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman
zalimlerdenim (demek)dir." (Hud Suresi, 27-31)
Kavmimin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça
bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler. O: "Ey
kavmim, bende bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' yoktur; ama ben alemlerin
Rabbinden bir elçiyim." dedi. "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum.
(Ayrıca) Size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah'tan
biliyorum. Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp
korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir (Kitap) gelmesine mi
şaştınız?" (Araf Suresi, 60-63)
Dediler ki: "Ey Nuh, bizimle çekişip-durdun, bu
çekişmede ileri de gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bize vadettiğini
getir (görelim.)" Dedi ki: "Eğer dilerse, onu size Allah getirir
ve siz (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz. Eğer Allah sizi azdırmayı
dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdümün size yararı
olmaz. O sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz." (Hud Suresi,
32-34)
Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti
ki: "Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım
eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim.
Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın
da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra
hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. (Yunus Suresi,
71)
Dediler ki: "Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek
olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın." (Şuara Suresi, 116)
Nuh'a vahyedildi: "Gerçekten iman edenlerin dışında,
kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların işlemekte olduklarından
dolayı üzülme." (Hud Suresi, 36)
Nuh Kavminin Helak Olması: Geminin İnşa Edilmesi
Böylelikle Biz ona: "Gözetimimiz altında ve vahyimizle
gemi yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun
içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine
söz geçmiş (azap gerekmiş) onlar dışında olan aileni de alıp koy;
zulmedenler konusunda Bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır"
diye vahyettik. (Müminun Suresi, 27)
"Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi
imal et. Zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma. Çünkü onlar
suda- boğulacaklardır. Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri
kendisine her uğradığında onunla alay ediyordu. O: "Eğer bizimle
alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz"
dedi. "Artık, ileride bileceksiniz. Aşağılatıcı azap kime gelecek
ve sürekli azap kimin üstüne çökecek." (Hud Suresi, 37-39)
Müminlerin Gemiye Binmesi
Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği
zaman, dedik ki: "Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde
söz geçmiş olanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle."
Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti. Dedi ki:
"Ona binin. Onun yüzmesi de, demir atması (durması) da Allah'ın
adıyladır. Şüphesiz, benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir."
(Hud Suresi, 40-41)
Tufanın Başlaması
Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile
göğün kapılarını açtık. Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık.
Derken su, takdir edilmiş bir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek
üzere) birleşti. Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmiş gemi)
üzerinde taşıdık; Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve
getirdikleri) inkâr edilmiş-nankörlük edilmiş olan (Nuh)a bir mükafaat
olmak üzere. (Kamer Suresi, 11-14)
Hz. Nuh'un, Oğluyla Konuşması
(Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken
Nuh, bir kenara çekilmiş olan oğluna seslendi: "Ey oğlum, bizimle
birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma." (Oğlu) Dedi ki: "Ben
bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur." Dedi ki: "Bugün Allah'ın
emrinden, esirgeyen olan (Allah)tan başka bir koruyucu yoktur."
Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu.
(Hud Suresi, 42-43)
Allah'ın Hz. Nuh'a Öğüdü
Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: "Rabbim, şüphesiz
benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin
hakimisin. Dedi ki: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir.
Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin
olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten Ben, cahillerden olmayasın
diye sana öğüt veriyorum. "Dedi ki: "Rabbim, bilgim olmayan şeyi
Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni
esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum." (Hud Suresi, 45-47)
Tufanın Sona Ermesi
Denildi ki: "Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen
de tut." Su çekildi, iş bitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı) üstünde
durdu ve zalimler topluluğuna da: "Uzak olsunlar" denildi. (Hud
Suresi, 44)
Gemideki Müminlerin Kurtulması
"Ey Nuh" denildi. "Sana ve seninle birlikte olan
ümmetler üzerine Bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden
türeyecek diğer kâfir) Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara
Bizden acı bir azap dokunacaktır." (Hud Suresi, 48)
Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları
(insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık. (Şuara Suresi,
119)
Böylece Biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu
alemlere bir ayet (kendisinden ders çıkarılacak bir olay) kılmış
olduk. (Ankebut Suresi, 15)
Nuh'un kavmi de, elçileri yalanlandıklarında onları
suda boğduk ve insanlar için bir ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı
bir azab hazırladık. (Furkan Suresi, 37)
Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne
güzel icabet etmiştik. Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık.
Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık. Sonra gelenler
arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. Alemler içinde
selam olsun Nuh'a. (Saffat Suresi, 75-79)
Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat
öğüt alıp-düşünen var mı? (Kamer Suresi, 15)
Ve de ki: "Rabbim, beni kutlu bir konakta indir,
Sen konuklayanların en hayırlısısın." Hiç şüphesiz bunda ayetler
vardır ve Biz gerçekten denemeden geçiririz. Sonra onların ardından
bir başka insan-nesli yaratıp-inşa ettik. (Müminun Suresi, 29-31)
HZ. HUD KISSASI
Hz. Hud'un, Ad Kavmini Allah'a Çağırması
Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi
ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız
yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz.
(Hud Suresi, 50)
Ad (toplumuna da) kardeşleri Hud'u (gönderdik.)
(Hud, kavmine:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka
ilahınız yoktur. Hala korkup-sakınmayacak mısınız?" dedi. (Araf
Suresi, 65)
Hani onlara kardeşleri Hud: "Sakınmaz mısınız?"
demişti. Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık
ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine
aittir. (Şuara Suresi, 124-127)
Kavminin Hz. Hud'a Cevabı
Kavminin önde gelenlerinden inkâr edenler dediler
ki: "Gerçekte biz seni 'aklî bir yetersizlik' içinde görüyoruz ve
doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz." (Hud:) "Ey
kavmim" dedi. "Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben gerçekten
alemlerin Rabbinden bir elçiyim" dedi. "Size Rabbimin risaletini
tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm. Sizi uyarmak
için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikr'in
gelmesine mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler
kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını (veya üstün
kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini hatırlayın,
ki kurtuluş bulasınız." (Araf Suresi, 66-69)
Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra
O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler)
yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin."Ey
Hud" dediler. "Sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmiş değilsin
ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terk etmeyiz. Sana iman edecek
de değiliz. Biz: 'Bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır' (demekten)
başka birşey söylemeyiz." Dedi ki: "Allah'ı şahid tutarım, siz de
şahidler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım.
O'nun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz
tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın. Ben gerçekten, benim de
Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından
yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim,
dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.)"
"Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle gönderildiğim
şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir.
Siz O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim,
herşeyi gözetleyip-koruyandır." (Hud Suresi, 52-57)
Ad Kavminin İnkar Etmede Israrı
Dediler ki: "Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz
ve atalarımızın tapmakta olduklarınızı bırakmamız için mi geldin?
Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım."
"Andolsun" dedi. "Rabbinizden üzerinize iğrenç bir azap ve gazap
gerekli kılındı. Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği
ve sizin ile babalarınızın isimlendirdiği (düzüp uydurduğu) birtakım
isimler (düzme tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mücadele ediyorsunuz?
Öyleyse bekleyedurun; şüphesiz, ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim."
(Araf Suresi, 70-71)
Dediler ki: "Bizim için fark etmez; öğüt versen
de, öğüt verenlerden olmasan da." "Bu, geçmiştekilerin 'geleneksel
tutumundan başkası değildir. Ve biz azap görecek de değiliz." (Şuara
Suresi, 136-138)
Kendi kavminden, inkâr edip ahirete kavuşmayı yalanlayan
ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi
ki: "Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi
de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir.
Eğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun,
siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz. O, öldüğünüz, toprak
ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip)
çıkarılacağınızı mı va'dediyor? Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat...O
(bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan
ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz. O ise,
yalnızca bir adam (insan)dır, Allah'a karşı yalan uydurmaktadır,
bizler de ona inanacak değiliz." (Müminün Suresi, 33-38)
Hz. Hud'un, Allah'tan Kavminin Helakını İstemesi
(Peygamber) Dedi ki: "Rabbim, beni yalanlamalarına
karşı bana yardım et." (Allah) Dedi ki: "Az bir süre (bekle), onlar
gerçekten pişman olacaklar." (Müminün Suresi, 39-40)
Ad Kavminin Helakı
Derken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere,
o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları bir süprüntü
kılıverdik. Zulmeden kavim için yıkım olsun. (Müminun Suresi, 41)
Böylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma
uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman
etmiş değildirler. (Şuara Suresi, 139)
Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka
çürütüp-kül gibi dağıtıyordu. (Zariyat Suresi, 42)
Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın
bir kasırga ile helak edildiler. (Hakka Suresi, 6)
(Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin
üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof
hurma kütükleriymiş gibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün. Şimdi
onlardan hiç arta kalan (birşey) görüyor musun? (Hakka Suresi, 7-8)
Sonra onların ardından başka nesiller yaratıp-inşa
ettik. (Mümimün Suresi, 42)
Böylece onu ve onunla birlikte olanları katımızdan
bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak inanmamış olanların
kökünü kuruttuk. (Araf Suresi, 72)
İşte Ad (halkı) Rablerinin ayetlerini tanımayıp
reddettiler. O'nun elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın
emri ardınca yürüdüler. Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete
tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine
(karşı) inkâr ettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a (Allah'ın
rahmetinden) uzaklık (verildi). (Hud Suresi, 59-60)
HZ. SALİH KISSASI
Hz. Salih'in Semud Kavmine PeygamberOlarak
Gönderilmesi
Andolsun, Biz Semud (kavmine de) kardeşleri Salih'i:
"Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye (demek üzere) gönderdik. Bir
de ne görsün, onlar birbirlerine düşman kesilmiş iki gruptur. (Neml
Suresi, 45)
Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik)...
(Araf Suresi, 73)
Tevhide Çağrısı
Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik.
Salih:) "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız
yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın
bu dişi devesi size bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında
otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar"
dedi. (Araf Suresi, 73)
Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik).
Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız
yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler
kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin.
Şüphesiz benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir."
(Hud Suresi, 61)
"(Allah'ın) Ad (kavminden) sonra sizi halifeler
kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve servetle) yerleştirdiğini hatırlayın.
Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz.
Şu halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular
olarak karışıklık çıkarmayın." (Araf Suresi, 74)
Hani onlara kardeşleri Salih: "Sakınmaz mısınız?
demişti. "Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık
ben sizden bir ücret istemiyorum; siz burada güvenlik içinde mi
bırakılacaksınız? Bahçelerin, pınarların içinde, ekinler ve yumuşak
tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında? Dağlardan ustalıkla zevkli
evler yontuyorsunuz. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin."
(Şuara Suresi, 142-150)
Semud Kavminin Hz. Salih'e Karşı Gelişi
Semud (halkı) azgınlığı dolayısıyla yalanladı;
(Şems Suresi, 11)
Dediler ki: "Ey Salih, bundan önce sen içimizde
kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın
taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu biz,
senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz."
(Hud Suresi, 62)
Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar
(müstekbirler), içlerinden iman edip de onlarca zayıf bırakılanlara
(müstaz'aflara) dediler ki: "Salih'in gerçekten Rabbi tarafından
gönderildiğini biliyor musunuz?" Onlar: "Biz gerçekten onunla gönderilene
inananlarız." dediler. Büyüklük taslayanlar (müstekbirler de şöyle)
dedi: "Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız." (Araf
Suresi, 75-76)
Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı. Dediler ki:
"Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz
bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz. Zikr (vahy)
içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini
beğenmiş bir şımarıktır." Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen,
kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir. (Kamer
Suresi, 23-26)
Hz. Salih'in Kavminin Dişi Deve İle Denenmesi
Dedi ki: "Ey kavmim, görüşünüz nedir söyler misiniz?
Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve bana tarafından
bir rahmet vermişse, bu durumda O'na isyan edecek olursam Allah'a
karşı bana kim yardım edecektir? Şu halde kaybımı arttırmaktan başka
bana (hiçbir yarar) sağlamayacaksınız. Ey kavmim, size işte bir
ayet olarak Allah'ın devesi; onu serbest bırakın, Allah'ın arzında
yesin. Ona kötülük (vermek niyeti)yle dokunmayın. Yoksa sizi yakın
bir azap sarıverir." (Hud Suresi, 63-64)
Dedi ki: "İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı
(bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir. Ona bir
kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.
(Şuara Suresi, 155-156)
Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme
konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen
onları gözleyip-bekle ve sabret. "Ve onlara, suyun aralarında kesin
olarak pay edildiğini haber ver. Su alış sırası (kiminse, o) hazır
bulunsun." Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp
'hayvanı ayağından biçip yere devirdi.' (Kamer Suresi, 27-29)
En 'zorlu bedbahtları' ayaklandığında, Allah'ın
elçisi onlara dedi ki: "Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine
ve onun su içme-sırasına dikkat edin." (Şems Suresi, 12-13)
Kavmin Deveyi Öldürmesi
Fakat, onu yalanladılar, deveyi yere yıkıp öldürdüler.
Rableri de günahları dolayısıyla 'onları yerle bir etti, kırıp geçirdi';
orasını da dümdüz etti. (Şems Suresi, 14)
Fakat onu öldürdüler. (Salih) Dedi ki: "Yurdunuzda
üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmayacak bir vaaddir." (Hud Suresi,
65)
"Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular."
(Şuara Suresi, 157)
Dedi ki: "Ey kavmim, neden iyilikten önce kötülük
konusunda acele davranıyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dilemeniz
gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz." Dediler ki: "Senin ve seninle
birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık." Dedi ki: "Sizin
uğursuzluğunuz (başınıza gelenler) Allah katında (yazılı)dır. Hayır,
siz denenmekte olan bir kavimsiniz." (Neml Suresi, 46-47)
Kavmin Fesat ve Fitne Çıkarması
Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun
çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı. Kendi aralarında
Allah adına and içerek, dediler ki: "Gece mutlaka ona ve ailesine
bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz
şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim."
(Neml Suresi, 48-49)
Böylelikle dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin
emrine karşı çıkıp (Salih'e de şöyle) dediler: "Ey Salih, eğer gerçekten
gönderilenlerden (bir Peygamber) isen, vadettiğin şeyi getir, bakalım.
Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında
diz üstü çöke kaldılar. O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi:
"Ey kavmim, andolsun size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size
öğüt verdim. Ama siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz." (Araf Suresi,
77-79)
Semud Kavminin Helak Olması
Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını
kapıp 'hayvanı ayağından biçip yere devirdi. 'Şu halde Benim azabım
ve uyarmam nasılmış? Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik.
Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler.
(Kamer Suresi, 29-31)
Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle
Salih'i ve O'nunla birlikte iman edenleri o günün aşağılatıcı azabından
kurtardık. Doğrusu senin Rabbin, güçlü olandır, aziz olandır. O
zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü
çökmüş olarak sabahladılar. Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar
gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkı) gerçekten Rablerine (karşı)
inkâr etmişlerdi. Haberiniz olsun; Semud (halkına Allah'ın rahmetinden)
uzaklık (verildi.) (Hud Suresi, 66-68)
Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık
yakalayıverdi. (Hicr Suresi, 83)
Böylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda
bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler. (Şuara
Suresi, 158)
Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı
sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik.
İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş ıpıssız evleri. Şüphesiz
bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır. (Neml Suresi, 51-52)
Buna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları
sondan kurtulmak için) onlara yetmedi. (Hicr Suresi, 84)
Fakat, onu yalanladılar, deveyi yere yıkıp öldürdüler.
Rableri de günahları dolayısıyla 'onları yerle bir etti, kırıp geçirdi';
orasını da dümdüz etti. (Şems Suresi, 14)
İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüş
ıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır.
İman edenleri ve sakınanları da kurtardık. (Neml Suresi, 52-53)

|