|

Kuran'da Yemin
İNSANLAR HANGİ YEMİNLERİNDEN SORUMLU TUTULACAKLAR
Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden,
boş, amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin
kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak
davranandır. (Bakara Suresi, 225)
RASTGELE SÖYLENEN YEMİNLER
Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden,
boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız
sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti, ailenizdekilere
yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları
giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan)
Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz)
yeminlerinizin keffaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size
ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz. (Maide Suresi,
89)
VASİYET VE ŞAHİTLİKTE YEMİN
Anne-babanın ve yakınların geride bıraktıklarından
ve her birine mirasçılar kıldık. Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı
kimselere de kendi paylarını verin. Şüphesiz, Allah, herşeye şahid
olandır. (Nisa Suresi, 33)
Ey iman edenler, sizden birinize ölüm gelip çattığı
zaman, vasiyet hazırlanışında, aranızda içinizden adaletli iki kişiyi
(şahid tutun.) Veya yolculukta olup size ölüm musibeti gelip çatarsa,
sizden olmayan başka iki kişiyi (şahid tutun. İkisini) Şayet kuşkulanacak
olursanız namazdan sonra alıkoyarsınız, onlar da (size): "Akraba
dahi olsa onu (yeminimizi) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz ve Allah'ın
şahidliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz elbette günahkarlardan
oluruz." diye Allah adına yemin etsinler. Eğer o ikisi aleyhinde
kesin olarak günahı hak ettiklerine ilişkin bilgi sahibi olunursa,
bu durumda haksızlığa uğrayanlardan iki kişi -ki bunlar buna daha
hak sahibidirler- öbürlerinin yerine geçerler ve: "Bizim şehadetimiz
o ikisinin şehadetinden şüphesiz daha doğrudur. Biz haddi aşmadık,
yoksa gerçekten zulmedenlerden oluruz" diye Allah'a yemin ederler.
Bu, gerektiği gibi şahidliği yapmalarına veya yeminlerinden sonra
yeminlerin reddedilmesinden korkmalarına daha yakındır. Allah'tan
korkup-sakının ve dinleyin. Allah, fasıklar topluluğunu hidayete
erdirmez. (Maide Suresi, 106-108)
Kendi eşlerine (zina suçu) atan ve kendileri dışında
şahidleri bulunmayanlar ise, onlardan da her birinin şahidliği,
Allah adına dört (kere yemin) ile kendisinin hiç şüphesiz doğru
söyleyenlerden olduğuna şahidlik etmektir. (Nur Suresi, 6)
YEMİNLERİNİ BAHANE EDEREK İYİLİK YAPMAYA ENGEL
KILANLAR
Bir de yeminlerinizi bahane ederek; iyilik yapmanız,
sakınmanız ve insanların arasını düzeltmenize Allah'ı engel kılmayın.
Allah işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 224)
YEMİNLERİNİ BİR BOZGUNCULUK UNSURU YAPARAK KULLANANLAR
Bir ümmet diğer bir ümmetten (sayıca ve malca)
daha gelişkindir diye, yeminlerinizi kendi aranızda bir bozuculuk
unsuru yaparak, ipini kuvvetle eğirdikten sonra bozup-çözen (kadın)
gibi olmayın. Şüphesiz Allah, sizi bununla imtihan etmektedir. Kıyamet
günü hakkında ihtilafa düştüğünüz şeyi size muhakkak açıklayacaktır.
(Nahl Suresi, 92)
Yeminlerinizi kendi aranızda, bir bozuculuk unsuru
edinmeyin; sonra sapasağlam basan ayak kayar ve Allah'ın yolundan
alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız. (Ayrıca) Büyük azab da sizin
içindir. (Nahl Suresi, 94)
YEMİNLERİNİ SİPER EDİNENLER
Onlar, yeminlerini bir siper edindiler, böylece
Allah'ın yolundan alıkoydular. Artık onlar için alçaltıcı bir azab
vardır. (Mücadele Suresi, 16)
Onlar, yeminlerini bir siper edinip Allah'ın yolundan
alıkoydular. Doğrusu ne kötü şey yapıyorlar. (Münafikun Suresi,
2)
YEMİNLERİNİ AZ BİR DEĞERE KARŞI SATANLARIN DURUMU
Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık
satanlar... İşte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet
gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz.
Ve onlar için acı bir azab vardır. (Al-i İmran Suresi, 77)
YEMİNLERİNİ BOZANLAR
Ve eğer antlaşmalardan sonra, yine yeminlerini
bozarlarsa ve dininize hınç besleyip-saldırırlarsa, bu durumda küfrün
önderleriyle çarpışın. Çünkü onlar, yeminleri olmayan kimselerdir;
belki cayarlar. Yeminlerini bozan, elçiyi (yurdundan) sürmeye çabalayan
ve sizinle ilk defa (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız?
Korkuyor musunuz onlardan? Eğer inanıyorsanız, kendisinden korkmanıza
Allah daha layıktır. (Tevbe Suresi, 12-13)
Ahidleştiğiniz zaman, Allah'ın ahdini yerine getirin,
pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın; çünkü Allah'ı üzerinize
kefil kılmışsınızdır. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızı bilir. Bir
ümmet diğer bir ümmetten (sayıca ve malca) daha gelişkindir diye
yeminlerinizi kendi aranızda bir bozuculuk unsuru yaparak ipini
kuvvetle eğirdikten sonra bozup-çözen (kadın) gibi olmayın. Şüphesiz
Allah sizi bununla imtihan etmektedir. Kıyamet günü hakkında ihtilafa
düştüğünüz şeyi size muhakkak açıklayacaktır. (Nahl Suresi, 91-92)
YALAN YERE YEMİN EDENLER
Öyleyse, nasıl olur da, kendi ellerinin sundukları
sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek: "Kuşkusuz,
biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik" diye Allah'a
yemin ederler? (Nisa Suresi, 62)
İman edenler: "Olanca yeminleriyle elbette sizlerle
birlik olduklarına ilişkin Allah'a yemin edenler bunlar mıdır? Onların
bütün yapıp-ettikleri boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar
olmuşlardır." derler. (Maide Suresi, 53)
(Şeytan)Ve: "Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim"
diye yemin de etti. (Araf Suresi, 21)
Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı,
onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi. "Eğer
güç yetirseydik muhakkak seninle birlikte (savaşa) çıkardık." diye
sana Allah adına yemin edecekler. Kendi nefislerini helaka sürüklüyorlar.
Allah onların gerçekten yalan söylediklerini biliyor. (Tevbe Suresi,
42)
Sizi hoşnut kılmak için Allah'a yemin ederler;
oysa mü'min iseler, hoşnut kılınmaya Allah ve elçisi daha layıktır.
(Tevbe Suresi, 62)
Onlara geri döndüğünüzde kendilerinden vazgeçmeniz
için Allah'a and içecekler. Artık siz onlara sırt çevirin. Onlar
gerçekten pistirler. Kazanmakta olduklarının bir cezası olarak,
barınma yerleri cehennemdir. Kendilerinden hoşnut olmanız için size
yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız bile şüphesiz Allah,
fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz. (Tevbe Suresi, 95-96)
Dediler ki: "Andolsun, biz, birbirini kollayan
bir topluluk iken, kurt onu yerse, bu durumda şüphesiz kayba uğrayan
(aciz) kimseler oluruz." (Yusuf Suresi, 14)
Yeminlerinin olanca gücüyle Allah'a and içtiler;
eğer sen onlara emredersen (savaşa) çıkacaklar diye. De ki: "And
içmeyin, bu bilinen (örf üzere) bir itaattır. Allah, yaptıklarınızdan
haberdârdır." (Nur Suresi, 53)
Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir
uyarıcı-korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka
daha doğru olacaklarına dair, Allah'a and içtiler. Ancak onlara
bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde (bu,) nefretlerinden başkasını
artırmadı. (Fatır Suresi, 42)
Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi
veli (dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi? Onlar, ne sizdendirler,
ne onlardan. Kendileri de (açıkça gerçeği) bildikleri halde, yalan
üzere yemin ediyorlar. (Mücadele Suresi, 14)
Onların tümünü Allah'ın dirilteceği gün, sizlere
yemin ettikleri gibi O'na da yemin edeceklerdir ve kendilerinin
bir şey üzerine olduklarını sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten
onlar, yalan söyleyenlerin ta kendileridir. (Mücadele Suresi, 18)
Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran,
aşağılık, (Kalem Suresi,10)
İNKARCILARIN GEÇERSİZ YEMİNLERİ
Kendilerine Allah'ın bir rahmet eriştirmeyeceğine
yemin ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere de) Girin
cennete. Sizin için korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız." (Araf
Suresi, 49)
Yoksa sizin için üzerimizde kıyamete kadar sürüp
gidecek bir yemin mi var ki siz ne hüküm verirseniz o, mutlaka sizin
kalacak, diye. (Kalem Suresi, 39)
Olanca yeminleriyle: "Öleni Allah diriltmez" diye
yemin ettiler. Hayır; bu, O'nun üzerinde hak olan bir vaattir, ancak
insanların çoğu bilmezler. (Nahl Suresi, 38)
"Andolsun, bu tehdit, bize ve bizden önceki atalarımıza
yapılmıştı; bu, geçmişlerin uydurma masallarından başka birşey değildir."
(Müminun Suresi, 83)
ŞEYTANIN İNSANLARI SAPTIRMAYA ANT İÇMESİ
Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık,
andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya
tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka
kışkırtıp-saptıracağım." (Hicr Suresi, 39)
İNANMADIKLARI HALDE MÜMİN OLDUKLARINA DAİR YALAN
YERE YEMİN EDENLER
Allah'ın kendilerine karşı gazablandığı bir kavmi
veli (dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi? Onlar, ne sizdendirler,
ne onlardan. Kendileri de (açıkça gerçeği) bildikleri halde, yalan
üzere yemin ediyorlar. (Mücadele Suresi, 14)
Olanca yeminleriyle, eğer kendilerine bir ayet
gelse, kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler.
De ki: "Ayetler, ancak Allah katındadır; onlara (mucizeler) gelse
de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz? (En'am Suresi,
109)
Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin
ederler. Oysa onlar sizden değildirler. Ancak onlar ödleri kopan
bir topluluktur. (Tevbe Suresi, 56)
Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek), mü'minlerin
arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı
gözlemek için mescid edinenler ve: "Biz iyilikten başka birşey istemedik"
diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına
şahidlik etmektedir. (Tevbe Suresi, 107)
Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir
uyarıcı-korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka
daha doğru olacaklarına dair, Allah'a ant içtiler. Ancak onlara
bir uyarıcı-korkutucu geldiğinde (bu,) nefretlerinden başkasını
artırmadı. (Fatır Suresi, 42)
KADINLARA ZİHARDA BULUNMAK İÇİN YAPILAN YEMİNİN
HÜKMÜ
Sizden kadınlarına "zıhar"da bulunanlar (bilsinler
ki, kadınları) onların anneleri değildir. Anneleri, yalnızca kendilerini
doğuranlardır. Şüphesiz onlar, çirkin ve yalan söylemektedirler.
Gerçekten Allah, çok affeden, çok bağışlayandır. Kadınlarına "zıhar"da
bulunanlar, sonra söylediklerinden geri dönenlerin, birbirleriyle
temas etmeden önce bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaları gerekir.
İşte size bununla öğüt verilmektedir. Allah, yaptıklarınızı haber
alandır. (Mücadele Suresi, 2-3)
Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde
iki kalp kılmadı ve kendilerini annelerinize benzeterek yemin konusu
yaptığınız (zıharda bulunduğunuz) eşlerinizi sizin anneleriniz yapmadı,
evlatlıklarınızı da sizin (öz) çocuklarınız saymadı. Bu, sizin (yalnızca)
ağzınızla söylemenizdir. Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan)
yola yöneltip-iletir. (Azhab Suresi, 4)
EŞLERİNDEN UZAKLAŞMAYA YEMİN EDENLERİN HÜKMÜ
Kadınlarından uzaklaşmaya yemin edenler için dört
ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde eşlerine) dönerlerse,
şüphesiz Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. (Bakara Suresi, 226)
YEMİNİN KEFARETİ
Allah, yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini
size farz (veya meşru) kıldı. Allah, sizin mevlanız (sahibiniz,
yardımcınız)dır. O, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tahrim
Suresi, 2)
Allah sizi yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden
boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz ancak yeminlerinizle bağladığınız
sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) keffareti ailenizdekilere
yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları
giydirmek veya bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan)
Bulamayan (için) üç gün oruç (vardır.) Bu yemin ettiğinizde (bozduğunuz)
yeminlerinizin keffaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah size
ayetlerini böyle açıklar umulur ki şükredersiniz. (Maide Suresi,
89)
ALLAH'IN ÜZERİNE YEMİN ETTİĞİ ŞEYLER
Rabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız.
(Hicr Suresi, 92)
Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı
senin göğsünün daraldığını biliyoruz. (Hicr Suresi, 97)
Andolsun hikmetli Kur'an'a, (Yasin Suresi, 2)
Saflar halinde dizilenlere andolsun, haykırıp sürükleyenlere,
zikir okuyanlara, (Saffat Suresi, 1-3)
Sad, Zikir dolu Kur'an'a andolsun; (Sad Suresi,
1)
Apaçık Kitab'a andolsun; (Zuhruf Suresi, 2)
Tozu dumana katıp savuran (rüzgar)lara, derken,
ağır yük taşıyan (bulut)lara. Sonra kolaylıkla akıp gidenlere, Sonra
iş(ler)i taksim edenlere andolsun. (Zariyat Suresi, 1-4)
'Özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış'
göğe andolsun; (Zariyat Suresi, 7)
İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz,
o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette
kesin bir gerçektir. (Zariyat Suresi, 23)
Tur'a andolsun. Satır (satır) dizili kitaba, yayılmış
ince deri üzerine; ma'mur eve, yükseltilmiş tavana, kabarıp, tutuşan
denize, (Tur Suresi, 1-6)
Battığı zaman yıldıza andolsun; (Necm Suresi, 1)
Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim.
Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir. (Vakıa
Suresi, 75-76)
Nun. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun.
(Kalem Suresi, 1)
Hayır; gördüklerinize yemin ederim, görmediklerinize
de. (Hakka Suresi, 38-39)
Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim;
Biz gerçekten güç yetireniz; (Mearic Suresi, 40)
Hayır; aya andolsun, dönüp gittiği zaman geceye,
ağardığı zaman sabaha, (Müddessir Suresi, 32-34)
Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim. Ve yine
hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim. (Kıyamet Suresi,
1-2)
Birbiri ardınca gönderilenlere andolsun; derken
kökünden koparıp savuranlara. Yaydıkça yayanlara. Böylece ayırdıkça
ayıranlara, zikr (vahy, öğüt) bırakanlara; (Mürselat Suresi, 1-5)
Ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlara
andolsun. Yumuşacık çekip alanlara, yüzdükçe yüzerek gidenlere,
öncü olarak yarışıp geçenlere, derken işi bir düzen içinde evirip
çevirenlere, (Nazi'at Suresi, 1-5)
Artık hayır; yemin ederim (gündüz) sinip (gece)
dönen (gezegen)lere, bir akış içinde yerini alanlara; kararmaya
ilk başladığı zaman, geceye andolsun, ve nefes almaya başladığı
zaman, sabaha; (Tekvir Suresi, 15-18)
Yoo, şafak-vaktine yemin ederim, geceye ve toplayıp-taşıdığı
şeylere, ondördüne girdiği zaman aya; (İnşikak Suresi, 16-18)
Burçları olan göğe andolsun, o vadedilen güne,
şahid olana (görene) ve şahit olunana (görülene). (Büruc Suresi,
1-3)
Göğe ve Tarık'a andolsun, Tarık'ın ne olduğunu
sana bildiren nedir? (Karanlığı) Delen yıldızdır. (Tarık Suresi,
1-3)
Dönüşlü olan göğe andolsun. Yarılan yere de. (Tarık
Suresi, 11-12)
Fecre andolsun, on geceye, çifte ve tek'e, akıp-gittiği
zaman geceye, bunlarda, akıl sahibi olan için bir yemin var, değil
mi? (Fecr Suresi, 1-5)
Hayır; bu şehre yemin ederim, ki sen, bu şehirde
oturmakta iken, babaya ve doğan-çocuğa da. (Beled Suresi, 1-3)
Güneşe ve onun parıltısına andolsun, onu izlediği
zaman aya, onu (güneş) parıldattığı zaman gündüze, onu sarıp-örttüğü
zaman geceye, göğe ve onu bina edene, yere ve onu yayıp döşeyene,
nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene', sonra ona fücurunu
(sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene
(andolsun). (Şems Suresi, 1-8)
Sarıp-örttüğü zaman geceye andolsun, parıldayıp-aydınlandığı
zaman gündüze, erkeği ve dişiyi yaratana; gerçekten sizin çabalarınız
(çelişkili, parça parça) darmadağınıktır. (Leyl Suresi, 1-4)
Kuşluk vaktine andolsun, 'karanlığı iyice çöktüğü'
zaman geceye, (Duha Suresi, 1-2)
İncire ve zeytine andolsun, sina dağına, ve şu
emin beldeye (güvenilir şehre). (Tin Suresi, 1-3)
Soluk soluğa koşan (at)lara andolsun, (tırnaklarıyla)
ateş saçanlara, sabah vakti baskın yapanlara. Derken, orada tozu
dumana katanlara, bununla bir (düşman) topluluğun orta yerine kadar
dalanlara. (Adiyat Suresi, 1-5)
Asra andolsun; (Asr Suresi, 1)

|