|

Kuran Okunduğu Zaman Susup
Dinlemek
Kuran okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun.
Umulur ki esirgenmiş olursunuz. (Araf Suresi, 204)
Ayetteki kesin ifadeden de anlaşılacağı gibi Kuran okunurken susup
dinlemek, yalnızca güzel bir davranış şekli değil, aynı zamanda
da Allah'ın farz kıldığı bir tavırdır. Ayetin devamındaki ifadeden
de bu emre titizlik göstermenin müminlerin esirgenmesine vesile
olacağı anlaşılmaktadır.
Kuran Allah'ın sözüdür. Bu nedenle, Allah'ın zatına gösterilmesi
gereken haşyet dolu saygının aynı şekilde Allah'ın sözüne karşı
da gösterilmesi gerekir. Bu saygının ilk aşaması ise Allah'ın sözünü
işittiğinde, susup o söze kulak vermektir. Kuran'a, Arapça olsun,
Türkçe meali olsun ya da farklı bir dilde okunduğunda aynı saygının
gösterilmesi şarttır.
Herkesin farklı işlerle uğraştığı bir ortamda haber vermeden Allah'ın
ayetlerini okumak, insanların dalgınlıkla istemeden bu ayetin hükmüne
girmesine sebep olabilir. Bu nedenle, gerekli saygı ortamını sağlamadan
Allah'ın kelamını okumak uygun bir tavır olmaz.
Bazı cahil ve mutaassıp çevrelerde, herkes başka işlerle uğraşırken
ve kimse dinlemediği halde arka planda, kasetten ya da radyodan
sürekli Kuran okunması önemli bir ibadet ve takva alameti olarak
görülür. Oysaki Kuran saygıyla, her kelimesi can kulağıyla dinlenilmesi,
akılda tutulması, üzerinde düşünülüp öğüt alınması ve uyulması gereken
"üstün ve şerefli" bir sözdür.
KURAN OKURKEN ŞEYTANDAN ALLAH'A SIĞINMAK
Allah, bir deneme vasıtası olması için şeytanı, insanların zihinlerine
gizlice telkin verebilecek özellikte yaratmıştır. Bu telkinin etkisi
de insanların iman derecelerine göre değişir. Şeytanın inkar edenlere
karşı her istediğini yaptırabilecek bir gücü varken, ihlaslı müminlerin
imanına zarar verebilecek hiçbir gücü ve etkisi yoktur. (Hicr Suresi,
39-40) Ancak, her ne kadar Allah'ın halis kullarını saptırma gücü
olmasa da onların dikkatlerini dağıtma, unutkanlık verme, konsantrasyonlarını
bozma gibi rahatsızlıklar vermeye çalışabilir. Hiç şüphesiz şeytanın
etkisiyle hareket eden kişiler sözleri, konuşmaları, tavır ve hareketleriyle
müminleri rahatsız ederler. Bunun gibi, şeytan da aynı rahatsızlığı
kendi görünmez boyutundan vermeye çalışır. Bu şekilde zihinleri
meşgul edip, dikkatleri dağıtarak müminlerin yaptığı hayırlı işleri
engellemeyi amaçlar.
Şeytanın bahsettiğimiz bu yöntemle ulaşmayı istediği konulardan
birisi, müminin Allah'ın sözlerini içeren Kuran'ı okuyup anlaması
ve ondan en güzel şekilde istifade etmesini engellemeye çalışmaktır.
Çünkü müminler Kuran'la en doğru yola iletilirler, şeytanın yegane
amacı ise müminlerin doğru yoldan şaşırıp sapmalarıdır. Bu nedenle,
onların Kuran'ı anlayamamalarını, yanlış anlamalarını, hatta mümkünse
Kuran'dan uzaklaşıp onu terk etmelerini arzu eder.
Allah şeytanın bu çabasına karşılık olarak müminin Kendisine sığınmasını
bildirmiş ve bunu bir hüküm olarak müminlere farz kılmıştır:
Öyleyse Kuran okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan
Allah'a sığın. (Nahl Suresi, 98)
Allah'a inanıp, O'na güvenerek, böyle davrananlara şeytanın hiçbir
zarar veremeyeceği bir sonraki ayette şöyle haber verilmektedir:
Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül
edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. (Nahl
Suresi, 99)
KISKANÇLIK VE HASETTEN KAÇINMAK
İnsan iman etmekle diğer insanlardan çok daha üstün bir tavır içerisine
girer. Fakat bu, onun imtihanının sona erdiği anlamına gelmez. Mümin
de tüm insanlar gibi bir nefse sahiptir.
Allah, imtihan ortamının bir gereği olarak, nefse fücurunu (kötü
huylarını) ve ondan sakınmayı ilham ettiğini Kuran'da belirtmiştir.
(Şems Suresi, 8) Kıskançlık, haset gibi negatif ahlak özellikleri
de bu "fücurlar" arasında yer alır ve bütün insanların nefslerinde
vardır:
... Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara'
hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız,
şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa Suresi,
128)
Kıskançlık, başkasında olan bir şeyin kendisinde olmamasından,
başkasının başardığı bir işi kendisinin başaramamasından, başkasının
aldığı takdir ve övgüyü kendisinin almamasından ve buna benzer durumlardan
kaynaklanan olumsuz bir duygudur. Mal, mülk, güzellik, zenginlik,
dünyevi ya da uhrevi makamlar ve bunlara benzer Allah'ın kulları
arasında dağıtmakta olduğu her türlü maddi ve manevi nimet kıskançlık
nedeni olabilir.
Yoksa onlar, Allah'ın kendi fazlından insanlara
verdiklerini mi kıskanıyorlar? Doğrusu biz, İbrahim ailesine Kitabı
ve hikmeti verdik; onlara büyük bir mülk de verdik. (Nisa Suresi,
54)
Müminler, nefislerine imtihan maksadıyla ilham olunan bu tür kötü
huylardan sakınmak için sürekli mücadele eder, nefislerini arındırıp
temizlerler. Mümin, kıskançlık hissine sebep olacak her türlü olay
karşısında Kuran'a uygun bir tutum ve davranış sergiler. Yani, herşeyin
Allah'a ait olduğunu, herşeyin Allah'ın dilemesi ile gerçekleştiğini,
Allah'ın dilediğini seçtiğini, dilediğine dilediği nimeti verdiğini,
seçimin ve kararın yalnızca O'na ait olduğunu bilir. Rabbimizin
herşeyi en güzel ve en hayırlı şekilde yarattığını, dünyada verilen
her türlü nimetin insanlar için bir deneme vesilesi olduğunu, varılacak
gerçek yurdun ahiret olduğunu, Allah katında değer ölçüsünün takva
ile olduğunu kalbine yerleştirmiş bir biçimde hareket eder.
Kıskançlık, kibir ve enaniyetin, nefse ilahlık vermenin doğal bir
sonucudur. Bu yüzden şeytanın en karakteristik özelliğidir. İblis'in,
Allah'a isyan edip inkarcılardan olmasının altında yatan sebep de,
enaniyeti yüzünden Hz. Adem'in üstünlüğünü kıskanmasıdır.
Şeytanın bu vasfı, onun izinden giden müşrikler ve münafıklar üzerinde
de çok yoğun bir şekilde tecelli eder. Kıskançlık müşriklerde günden
güne artarak daha ileri bir safha olan hasete dönüşür. Bütün hareket
ve davranışlarına nüfuz eder. Şeytanın insanlar arasındaki temsilcisi
haline gelir. Bu yüzden Allah hasetçilerin kötülüklerinden korunmaları
için müminlerin Kendisine sığınmalarını söyler:
De ki: Sabahın Rabbine sığınırım... Hased ettiği
zaman, hasetçinin şerrinden. (Felak Suresi, 1-5)
SELAM VERİLDİĞİNDE AYNISIYLA
VEYA DAHA FAZLASIYLA KARŞILIK VERMEK
Selam vermek müminlerin birbirlerine en güzel dilek ve temennilerini
sunma şekillerinden biridir. Cennete girerken müminler selamla karşılanırlar,
cennette de birbirleriyle selamlaşırlar. Selam verilen bir kişinin
o selama daha güzeliyle veya en azından aynısıyla karşılık vermesi
farzdır:
Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle
selam verin ya da aynıyla karşılık verin. Şüphesiz, Allah herşeyin
hesabını tam olarak yapandır. (Nisa Suresi, 86)
Cahiliyenin kötü ahlak modelinde, verilen bir selamı almamak, duymazdan
gelmek gibi tavırlar karşı tarafa bir üstünlük gösterisi olarak
yapılır. Sosyal statü olarak kendinden daha küçük gördüğü kimseleri
ezmek, haddini bildirmek gibi çirkin niyetlerle bu tarz davranışlara
sık sık başvurulur. İslam'da ise müminler arasında bu tarz bir üstünlük
anlayışı, değerlendirme modeli kesinlikle yoktur. Konumu ne olursa
olsun, kendisine verilen bir selamı almak her mümin için Kuran'da
bildirilen bir emirdir.
EVLERE GİRİLDİĞİNDE SELAM VERMEK
Kuran'da, hayatın her anında, en küçüğünden en büyüğüne kadar her
olayda Allah ile kesintisiz bir bağlantı içerisinde olmaya ve sürekli
olarak ahireti anmaya yönelik bir iman anlayışı tarif edilir. Yine
Kuran'da, Peygamberlerden örnek verilirken birçok yerde onların
her durumda Allah'a yönelip dönen ve ahiret yurdunu anan önder kimseler
olduklarından bahsedilir. Önemli, olağandışı olaylarda Allah'ı ve
ahireti hatırlayıp da, günlük hayatta her gün karşılaşılan olaylarda
gaflet içinde bulunmak gibi bir anlayış Kuran'ın ruhuna tamamen
aykırıdır. Müminin her anı, içinde bulunduğu her durum, yaptığı
her iş, yaşadığı her olay, onun Allah'a yakınlaşması, ahlakını güzelleştirmesi,
ecrini arttırması için verilmiş bir fırsattır. Kuran'da müminin
hayatının her anında bunu nasıl gerçekleştirebileceğine dair pek
çok örnek verilmiştir. İşte bunlardan biri de müminlerin evlere
girerken selam vererek güzel ahlak göstermesidir:
... Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu,
güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah,
size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız. (Nur
Suresi, 61)
Ayetin ifadesiyle akıl kullanılır ve bu sözün anlamı tefekkür edilirse
verilen selamla şunlar gerçekleşmiş olur: En önemlisi Allah'ın ayetle
farz kıldığı bir hüküm yerine getirilmiş olur. Bununla birlikte
Allah'ın barış ve esenlik veren anlamındaki "Selam" ismi anılır.
Müminler böyle bir vesileyle sık sık birbirlerine en güzel dilekte
bulunup karşılıklı sevgi ve bağlılıklarını pekiştirirler. Birlikte
Allah'ı anmış olurlar ve bir cennet tavrı olan selamlaşmayla ahirete
duydukları özlemi ifade ederler. Selam sözü, aralarındaki güvenilirlik
ve esenliğin de bir ifadesi olur.
YABANCI EVLERE İZİNSİZ GİRMEMEK
Kuran'da müminlerin haklarını koruyacak, maddi ve manevi rahatlarını,
huzurlarını sağlayacak, onların taciz ve tedirgin olmalarını önleyecek
her türlü tedbir alınmıştır. Örneğin tanımadığı birinin evine, ne
niyetle olursa olsun izinsiz ve habersiz girmek Kuran'da kesinlikle
yasaklanan bir tavırdır:
Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık
kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu
sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz. (Nur
Suresi, 27)
Kötü bir niyetle olmasa dahi ayette belirtilenin aksine davranmak,
şaibeye ve güvensizliğe neden olabilecek, ev sahibinin can, mal,
namus gibi değerlerine karşı tehlike oluşturulabilecek bir hareket
tarzı olur.

|