|

Dinde Zorlama Olmaması ve
Din Ahlakına
Hikmetle, Güzel Öğütle Davet Etmek
Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır
ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin
yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. (Nahl Suresi,
125)
İslam dininin özelliği, kişinin sadece içinden gelerek ve gönülden
kabul ederek yaşamasıyla Allah katında kabul gören bir inanç sistemi
olmasıdır. Allah dinin bu özelliğini Kuran'ın birçok ayetinde açıklamıştır.
Örneğin namaz kılan bir insan namazını Allah için isteyerek ve severek
kılmalıdır. Ya da malından infak eden bir kişinin bu ibadetinin
Allah katında geçerli olması, verdiği bu sadakayı isteyerek ve sevinerek
vermiş olmasına bağlıdır.
Bir insanın Müslüman olabilmesi için dini ve Allah'ı aklıyla kavraması
ve kalben de tasdik etmesi gerekir. Ve yaptığı hizmetleri neden
yaptığının şuurunda olması gerekir. Müslümanın dine olan bağlılığı,
Allah'ın varlığına olan inancından kaynaklanır. Bu nedenle de, dinin
gereklerini isteyerek ve severek yerine getirir. Dolayısıyla İslam
ancak kişinin kendi rızası olduğu takdirde gerçek anlamda yaşanabilecek
bir sistemdir.
Bu nedenle dinde zorlama yoktur. Allah Müslümanların dine karşı
isteksiz olan insanlara İslam'ı zorla kabul ettirmek için gayret
sarf etmemelerini emretmiştir. Çünkü Allah dini, insan zoruyla değil,
kalpten gelerek yaşanabilecek şekilde var etmiştir. Kalben kabul
etmeyip insanlar baskı uyguladığı için yaşanan bir dinin Allah katında
geçerliliği olmayabilir ve dolayısıyla kişinin böyle bir ruh haliyle
din ahlakını yaşaması veya yaşamaması arasında bir fark da olmayacaktır.
Müslümanların din ahlakını anlatmaları, sadece güzel sözlü bir
davet niteliğindedir. İsteyenlerin ve Allah'ı sevenlerin din ahlakını
yaşamasına yönelik bir davettir. Dinde zorlama olmadığı ile ilgili
olarak bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk
(rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp
Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması
yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)
Ayetin emri gereği Müslümanlar, İslam'ı anlatırken ve imanı sevdirirken
sözün en güzelini kullanırlar. Karşılarındaki insanı incitmeyecek,
Müslümanlara karşı kalbinde sevgi uyandıracak bir üslupla din ahlakını
anlatırlar. Çünkü Müslümanlara karşı kalbinde sevgi oluşan bir insanın,
onları bu derece güzel ahlaklı hale getiren inanç sistemine karşı
da içinde bir merak ve sevgi oluşacaktır. Dolayısıyla güzel söz,
onun kalbini İslam'a ısındıran önemli bir sebep olacaktır.
BİR ŞEY UNUTULDUĞUNDA ALLAH'I ZİKRETMEK
İnsan birçok eksiği ve kusuru olan bir varlıktır. Çünkü yaratılmıştır
ve yaratılmışlara özgü bir acizlik içerisindedir. Eksiklikten ve
kusurdan münezzeh olan ise sadece Allah'tır. İnsanın Allah karşısında
ne kadar aciz ve çaresiz bir durumda olduğunu anlayabileceği eksikliklerinden
bir tanesi de unutkanlıktır.
Unutkanlık, bunu yapan kişi dünyanın en zeki insanı bile olsa,
oluşmasına kesinlikle engel olamadığı bir acizliktir. İnsanların
Allah'a ne kadar muhtaç olduğunu anlayabilmesi için sadece bu acizliğini
düşünmesi yeterlidir. Çünkü insan bir bakıma, hafızasıyla birlikte
bir anlam taşır. Nerede doğduğunu, kim olduğunu, nerede yetiştiğini,
inançlarını, yaptıklarını, nasıl bir hayat yaşadığını, zevklerini,
alışkanlıklarını tüm bilgiler hafızasında olduğu için bilir. Ancak
ağzından çıkan cümlesinin sonunu bir anda insana unutturan Allah,
tek bir anda geçmişiyle ilgili herşeyi de unutturabilir. İnsan,
kendisine malik olabilmesi için Allah'ın her an hafızasında canlı
tuttuğu bilgilere muhtaçtır. Allah onlardan tek bir tane bile eksiltme
yaptığında insanın bu bilgiyi geri getirmek için yapacak hiçbir
şeyi yoktur. İşte Kuran'da böyle bir acizlik durumunda, insanların
Allah'a sığınmaları ve Allah'tan yardım dilemeleri emredilir:
... Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur
ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir."
(Kehf Suresi, 24)
İnsanın unuttuğu şeyi hatırlayabilmesi ve herhangi bir konuda başarı
sahibi olabilmesi sadece Allah'ın dilemesiyle mümkündür. Bu nedenle
insanın bu tip bir acizlik karşısında yapabileceği tek şey Allah'ın
kendisini daha yakın bir başarıya iletmesini dilemektir.
ALLAH'IN RAHMETİNDEN UNUT KESMEMEK
(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak
üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin.
Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır,
esirgeyendir." (Zümer Suresi, 53)
Ayette belirtildiği gibi insanlar zaman zaman bilerek veya bilmeyerek
hatalar yapabilmektedirler. Bu konuyla ilgili ayetin hitabından
da anlaşıldığı gibi burada, Allah'tan rahmet uman insanlara seslenilmektedir.
Yani ayette geçen kendi aleyhlerine olmak üzere haddi aşan kimseler,
Allah'a iman eden insanlardır. Bu nedenle böyle bir durum Müslümanlar
için de geçerlidir.
Allah birçok ayette Müslümanların hatta çok takva sahibi olan Müslümanların
da hata yapabileceğini vurgulamıştır. Bu açıklamalar inananların
kalbine ferahlık verir. Aksi takdirde isteyerek veya istemeyerek
herhangi bir hata yapan bir Müslüman, büyük bir sıkıntı ve vicdani
baskı altına girebilirdi. Ancak Müslümanların Allah'a karşı bir
kusur içinde olmama konusunda büyük bir hassasiyet içinde olduğunu
bilen Allah, Kuran'da övgüyle bahsedilen Peygamberlerden de örnekler
vererek istisnasız her insanın büyük ya da küçük birçok hatası olabileceğine
dikkat çekmiştir. Böylece ayetlerdeki bu şevklendirici ve kalp ferahlatıcı
açıklamalar, Müslümanların herhangi bir hata sonrası ümitsizliğe
kapılmalarını engellemiştir. Hatta Allah insanlarda hata çeşitliliğini
o kadar geniş tutmuştur ki, insanların yaptıktan sonra pişmanlık
duyup tevbe ettikleri istisnasız her hatanın bağışlanacağını bildirmiştir.
Ancak Kuran'daki kalp ferahlatan, insanlara umut veren türlü açıklamalara
rağmen, kusurlu olmayı kabullenemeyen birçok insan da bulunmaktadır.
Ayetlerdeki açıklamalarıa rağmen hata yaptıktan sonra ümitsizliğe
kapılmak, üzüntü ve sıkıntı içine girmek, hatasızlık iddiasında
bulunan insanlara özgü bir tavırdır. Hata yapmayı kibirinden ve
büyüklenmesinden dolayı bir türlü kabullenmek istemeyen bir insan,
yaptıkları nedeniyle büyük bir üzüntüye kapılır. Kolaylıkla hata
yapabilen, yanlış kararlar alabilen, yanlış davranabilen ya da yanlış
konuşabilen bir varlık olduğunu kabullenmekte zorluk çeker. Kusursuzluğun
ve hatasızlığın Allah'a özgü bir vasıf olduğunu düşünemez. Kendisi
de kusursuz olmak ister. Ancak bunu bir türlü başaramaması ve istemeyerek
de olsa birçok hatalı tavrının olması onu ümitsizliğe sürükler.
Müslümanlar ise Allah'ın karşısındaki eksikliklerini ve acizliklerini
kabullenmenin verdiği rahatlık içinde yaşar ve hiçbir zaman hatasızlık
iddiasında bulunmazlar.
Şunu unutmamak gerekir ki insanların, çok imanlı da olsalar kusurlu
ve kolaylıkla hata yapabilecekleri gibi yaratılmaları, Allah'ın
kusursuzluk vasfını kavrayabilmeleri içindir. Çünkü insan kusursuzluğu
ancak kusur ve eksik görerek anlayabilir. Bu nedenle kendi acizliğini
görmesi, Allah'ın mükemmelliğini daha iyi anlayabilmesine sebep
olacaktır.
YALAN SÖYLEMEMEK
İnsanlar karşılarındaki kişiyi kendi istedikleri doğrultuda yönlendirebilmek
için sık sık yalana başvururlar. Yalanın ardında kimi zaman kişinin
gururunu kurtarma telaşı, kimi zaman samimiyetsiz bir tavra zemin
hazırlama kimi zaman da üstünlük elde etme arzusu vardır. Ancak
sebebi ne olursa olsun yalan, Kuran'da haram kılınan fiillerdendir.
Allah'ın yalanı insanlara haram kıldığı Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden,
boş sözlerden' dolayı sorumlu tutmaz, ancak yeminlerinizle bağladığınız
sözlerden dolayı sizi sorumlu tutar... Yeminlerinizi koruyunuz.
Allah, size ayetlerini böyle açıklar, umulur ki şükredersiniz. (Maide
Suresi, 89)
Karşı tarafı bilerek ve isteyerek yanlış yönlendirmek için söylenen,
doğru olmayan her söz, yalan hükmündedir. Nitekim Allah yalanda,
kişinin kalbindeki niyetin önemli olduğunu belirtmektedir. Bir kişinin
ağzından düşünmeden bir söz çıkabilir ya da o an için boş bulunup
doğru bir söz söylemeyebilir. Bunları kasti olarak karşı tarafı
yanıltarak çıkar elde etmek için söylememiş olan bir kişi, bunu
hemen telafi eder. Ancak yalanda bir niyet bozukluğu vardır. Kişi
karşı tarafı yanlış yönlendirerek ufak ya da büyük herhangi bir
çıkar elde etme peşindedir. İşte Allah, bu tip bir niyetle söylenen
herhangi bir sözden kişiyi ahirette sorumlu tutacaktır. Bu nedenle
Müslümanlar aşağıdaki ayetin gereği olarak her zaman sözün doğru
olanını söylemelidirler:
Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sözü doğru
söyleyin. (Ahzap Suresi, 70)
Bir Müslüman boş bulunduğu bir anda ağzından aslı olmayan bir söz
çıksa bile bunu hemen telafi eder. Ancak ahirette hesabını veremeyeceği
şekilde bir insanı kasti olarak yanıltmaya kesinlikle yanaşmaz.
Çünkü bu, hem ahirette hem de dünyada bir kınanma konusudur.
SÖZÜNE İTİMAT EDİLMEYECEK OLAN KİŞİLER...
Doğruyu bulabilmek için, kişinin kendi aklının, bilgisinin veya
tecrübelerinin yetersiz kaldığı durumlarda, bir başkasının öğüdüyle
hareket etmesi Kuran'da tavsiye edilen bir ahlaktır. İnsanlar çoğu
zaman, hata yapacaklarını düşündükleri konularda, doğru olanı bulabilmek
ve yanlış bir tavır içerisine girmemek için karşılarındaki kişilere
danışırlar. Yani öğüt almada amaç doğruyu bulabilmektir.
Ancak her insan, her olay karşısında doğru olan seçeneği bulabilecek
bir akla ve şuura sahip değildir. En azından doğru olanı görebilse
bile kendi çıkarlarını gözardı ederek bu doğruyu karşı tarafa açıklama
ahlakına sahip değildir. Bu nedenle yol göstermesi için fikir danışılacak
kişilerde, belirli özelliklerin olması gerekmektedir. Bu özelliklerin
başında bu insanın Allah'a iman ediyor olması gelir. Çünkü bir insanın
doğruyu hemen teşhis edebilmesi ve kendi menfaatlerinin aleyhine
bile olsa bunu karşı tarafa açıklaması ancak vicdanını kullanmasıyla
olur. Bir insanın vicdanını hiçbir engel tanımadan kullanmasını
sağlayan tek güç de Allah korkusu ve Allah sevgisidir.
Ahlakında bozukluk olan yani vicdanını kullanmayan bir insan, ne
kendisi doğruyu görebilme gücüne sahip olabilir ne de karşısındaki
insanı doğruya yönlendirebilme meziyetine. Dolayısıyla insanların
fikir danışacağı ve verdiği fikre itimat edeceği kişileri iyi seçmesi
gerekmektedir. Bu nedenle Allah Kuran'da, insanlara bu konuda yol
gösterecek çok ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştur. Ayetlerde fikrine
itimat edilmemesi gereken kişilerin ahlak özellikleri bildirilmiş
ve bu kişilerin gösterdiği yola tabi olmak yasaklanmıştır. Ayetlerde
şöyle buyrulmaktadır:
Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran,
aşağılık,
Alabildiğine ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren
(gizlilik içinde söz ve haber taşıyan),
Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince
günahkar,
Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik;
Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye,
Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar)
Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen.. (Kalem Suresi, 10-15)
Ayrıca başka bir ayette de sözü dinlenmemesi gereken kişilerin
özelliklerinden iki tanesine dikkat çekilmiştir.
Öyleyse, Rabbinin hükmüne sabır göster. Onlardan
günahkar veya nankör olana itaat etme. (İnsan Suresi, 24)
Ayetler çok açık ve anlaşılır bir şekilde kimlerin sözlerine itimat
edilmemesi yani gösterdiği yola, öğüdüne güvenilmemesi gerektiğini
sıralamaktadır. Bu açıklamaya göre bir Müslüman kendisine maddi
ya da manevi bir tavsiyede bulunan yalancı, dedikoducu, saldırgan,
tartışmacı, Allah'ın sınırlarını rahatlıkla çiğneyebilen, sinsi
veya alaycı bir insanın tavsiyeleri doğrultusunda hareket etmemelidir.
|