|

Allah'a Şirk Koşmadan İman
Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni
gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? (Furkan Suresi,
43)
Şirk, Arapçada "ortak koşmak" anlamına gelir ve Kuran'daki manası
da Allah ile birlikte başka bir ilah edinmektir. Bu, çok geniş anlamdaki
tarif, tabii ki sadece totemleri ve cansız varlıkları put edinenler
için değildir. İnsan, kendisini yaratan Allah'a kul olmak ve sadece
O'nun rızasını gözetmekle sorumlu olduğu için, hayatını bir başka
amaca göre yaşaması da şirk olur. Örneğin, yapılan işlerin karşılığında
Allah'ın değil de insanların rızasını gözetmek bir şirktir. Aynı
şekilde bir insanın hayattaki amacının Allah'ın rızasını kazanmak
değil de, kendi istek ve tutkularını tatmin etmek olması da şirktir.
Pek çok insan bu şekilde paralarını, makam ve mevkilerini, yükselme
hırslarını, mal ve mülklerini Allah'a şirk koşar. Kuran'da, Allah'a
şirk koşan ve Allah'ın yarattığı ekin ve hayvanların bir kısmını
putlarına ayıran müşriklerden şöyle söz edilmektedir:
O'nun üretip-türettiği ekin ve hayvanlardan Allah
için bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır,
bu da ortaklarımızındır" dediler. Kendi ortakları için olan (pay),
Allah tarafına geçmez, ama Allah'a ait olan kendi ortaklarının tarafına
(payına) geçer. Ne kötü hüküm veriyorlar? (Enam Suresi, 136)
Görüldüğü gibi, müşrikler ellerindeki varlıkların bir kısmını Allah'a
bir kısmını ise putlarına adamakta, ancak sonra Allah'a adadıklarından
da tekrar kendi putlarına pay almaktadırlar. Bu, müşriklerin samimiyetsiz
karakterlerinin bir örneğidir.
İnsanların başka bir varlığı Allah'tan daha çok sevmeleri veya
Allah'ı sever gibi sevmeleri de, Allah'a ortak koşmaktır. Aynı şekilde
herhangi bir varlıktan veya güçten, Allah'tan korkar gibi korkan
kişi, o varlığı veya gücü Allah'a ortak koşuyor, onun Allah'tan
bağımsız bir güce sahip olduğunu zannediyor demektir.
İnananların iman ettikleri gerçek ise, herşeyi Allah'ın yarattığı,
bütün işleri O'nun düzenlediği, sebeplerin hiçbir gücü olmadığı,
her olayı Allah'ın bir kadere göre yarattığı, planın, iradenin ve
takdirin Rabbimize ait olduğudur. Allah'ın, Kuran'da bize öğrettiği
gerçek iman budur. Bu gerçeğin dışında bir çizgide inançlara sahip
olmak, herşeyin kendiliğinden, tesadüfler sonucu olduğuna inanmak,
sebeplerin yapma, yaratma gücü olduğunu sanmak da Allah'a şirk koşmaktır.
Allah, şirk koşanları bağışlamayacağını bir ayette şöyle bildirmektedir:
Hiç şüphesiz, Allah, Kendisine şirk koşanları bağışlamaz.
Bunun dışında kalanlar ise, (onlardan) dilediğini bağışlar. Kim
Allah'a şirk koşarsa elbette o uzak bir sapıklıkla sapmıştır. (Nisa
Suresi, 116)
ALLAH'IN BÜYÜKLÜĞÜNÜ TAKDİR EDEBİLMEK
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler.
Şüphesiz Allah, güç sahibidir, Azizdir. (Hac Suresi, 74)
Allah sonsuz kudretini ve ilmini mevcut olan her varlıkta gösterir.
İnsan vücudunun her detayındaki mükemmellikte, çiçeklerin görünümlerindeki,
renk ve kokularındaki güzellikte, gökyüzünün ve kainatın ihtişamında,
gezegenlerin yörünge düzeninde, denizlerin derinliklerindeki balıklarda
ve aklınıza gelecek herşeyde açıkça görülen tasarım, düzen ve mükemmellik,
Allah'ın varlığının ve sonsuz gücünün çok açık delillerindendir.
İnanmayanların bir kısmı, Allah'ın varlığını ve kudretinin sonsuzluğunu
fark etmelerine rağmen, kibirlerinden dolayı inkar ederler. Allah'ın
büyüklüğünü tanımaya yanaşmazlar. Akıl sahibi olmadıkları için Allah'ın
varlığının ve büyüklüğünün, tüm varlıklarda görülen açık delillerini
göremezler. Bir ayette, insanların içinde bulundukları bu gaflet
şöyle bildirilmektedir:
Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden
geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler. (Yusuf Suresi, 105)
Bu delilleri ancak, çevrelerindeki varlıkların amacı ve işaret
ettikleri üzerinde düşünen, muhakeme yeteneği açık, aklını ve vicdanını
kullanabilen insanlar görebilmektedirler. Bunlar da iman edenlerdir.
Müminlerin en önemli özelliklerinden biri, derin düşünebilmeleridir.
Samimi bir yaklaşımla, hür bir akılla ve yüzeysel olmayan bir şekilde
düşünebilme özelliğine sahip olan müminler, bu sayede, Allah'ın
yaratışındaki sanatını ve gücünü görerek, O'nun büyüklüğünü ve kudretini
takdir ederler. Bir ayette, aklını kullanan insanların Allah'ın
ayetlerini her yerde görebilecekleri şöyle açıklanmaktadır:
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece
ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde
yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden
sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları
estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
(Bakara Suresi, 164)
Bunu kavrayan insan, baktığı herşeyde Allah'ın varlığının delillerini
görür, O'nun kudretinin izlerini seyreder. İnsanların çoğu bu gerçekleri
hiç düşünmeden, tamamen boş bir akılla yaşarken, mümin sürekli olarak
Allah'ı tefekkür eder. Bir ayette örnek Müslüman tavrı şöyle anlatılmaktadır:
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı
zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler.
(Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin,
bizi ateşin azabından koru. (Al-i İmran Suresi, 191)
ALLAH'IN SONSUZ BÜYÜKLÜĞÜ VE KUDRETİ
Allah, insanların Kendi büyüklüğünü kavrayabilmeleri için evrendeki
düzeni sayısız detaylarla birlikte yaratmıştır. Kuran'da Allah'ın
var ettiği bu düzenden bahsedilirken, "...
sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın
ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz öğrenmeniz için" (Talak Suresi,
12) denilmektedir. Bu düzen öylesine detaylar içerir ki insan
düşünmeye nereden başlayacağını şaşırır. Zira Allah'ın aklı, ilmi
ve kudreti sonsuzdur.
Allah öyle büyük bir ilme sahiptir ki insana göre "sonsuz" olan,
Allah'ın katında bitmiş durumdadır. Zamanın ilk yaratıldığı andan
sonsuzluk anına kadar geçecek olan her olay, her düşünce, vakitleri
ve şekilleri ile Allah'ın ilmiyle belirlenmiş ve bitmiştir. (Bkz.
Zamansızlık ve Kader Gerçeği, Harun Yahya) Bu gerçek Kuran'da şöyle
bildirilir:
Hiç şüphesiz, biz herşeyi kader ile yarattık. Bizim
emrimiz, bir göz kırpma gibi yalnızca 'bir keredir.' Andolsun Biz
sizin benzerlerinizi yıkıma uğrattık. Fakat öğüt alıp-düşünen var
mı? Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır. Küçük,
büyük herşey satır satır (yazılı)dır. (Kamer Suresi, 49-53)
İnsan Allah'ın ilminin büyüklüğünü gücünün yettiğinin en fazlasıyla
kavrayabilmek için ciddi olarak çaba harcamalı ve düşünmelidir.
İnsanlık tarihinin başından bugüne kadar çok sayıda insan yaşamıştır.
Yani Allah milyarlarca çift göz, milyarlarca değişik parmak izi,
milyarlarca farklı göz dokusu, milyarlarca değişik insan tipi yaratmıştır
ve eğer dilerse bu kişilerden sonsuz sayıda daha yaratabilir. Çünkü
ayetin de ifadesiyle; "... O, yaratmada dilediğini
arttırır. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir." (Fatır Suresi,
1)
Allah, insanın hiç bilmediği ve sahip olduğu sınırlı akılla anlamakta
güçlük çekeceği daha birçok şey yaratmaya kadirdir. Dünyada biz
kullarına verdiği ucu bucağı belli olmayan herşeyin hazineleri Allah'ın
katındadır. Bize sadece dilediği kadarını, dilediği miktar ile indirmiştir.
Bir ayette şöyle buyrulur:
Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim katımızda
olmasın; ancak onu belirlenmiş bir miktar olarak indiririz. (Hicr
Suresi, 21)
Allah'ın üstün yaratmasındaki bu gerçek, bizim bildiğimiz ve bilmediğimiz
tüm kavramlar için geçerlidir. Nitekim "…
ve daha sizlerin bilmediğiniz neleri yaratmaktadır?" (Nahl Suresi,
8) ayetiyle de Allah'ın bilmediğimiz nice şeyler yarattığına
dikkat çekilmiştir.
Allah bizim görmediğimiz birçok alemi ve varlığı da yaratmıştır.
Diğer alemlerin varlığını daha iyi anlayabilmek için şöyle düşünebiliriz:
Nasıl ki bir resme baktığımızda yalnızca en ve boy olmak üzere iki
boyut görüyorsak, içinde yaşadığımız dünyaya baktığımızda da en,
boy ve derinlik olmak üzere üç (zamanı da katarsak dört) boyut kavrayabiliriz.
Bundan fazlasını ise algılayamayız. Oysa Allah katında bildiklerimizden
başka boyutlar da yaratılmıştır. Örneğin melekler farklı boyutlardan
birinde yaşayan varlıklardır.
Kuran'da bildirildiği gibi, melekler bulundukları boyut ve mekandan
bizleri görebilmekte ve duyabilmektedirler. Hatta iki yanımızdaki
yazıcı melekler her anımıza şahittirler. Her konuştuğumuzu, her
yaptığımızı yazmaktadırlar. Ancak biz onları göremeyiz. Allah'ın
Kuran'da varlıklarını bildirdiği cinler de yine ayrı bir boyuta
ait varlıklardır. Onlar da aynı insanlar gibi yaşamları boyunca
denenmektedirler ve sorumlu oldukları kitap Kuran'dır. Ancak sahip
oldukları özellikler insanlardan çok farklıdır. İnsanların bağlı
oldukları sebep sonuç ilişkilerinden çok daha farklı sebeplere bağımlı
olarak yaratılmışlardır.
Bunlar Allah'ın yaratmadaki benzersizliğinin kavranabilmesi için
üzerinde düşünülmesi gereken gerçeklerdir. Allah sonsuz sayıda evren,
sonsuz sayıda varlık, sonsuz sayıda mekan yaratmaya güç yetirendir.
Dahası her birini birbirinden çok daha farklı özelliklerle yaratabilir.
Nitekim Allah ahirette cenneti ve cehhennemi yaratacaktır. Cennet
ve cehennem bizim dünyada alışık olduğumuzdan çok daha farklı bir
yaratılışta olacaktır. Örneğin dünyada daima bozulma, yaşlanma,
çürüme, eskime ve tükenme vardır. Oysa cennette sonsuza kadar sürecek
zaman içerisinde hiçbir şey bozulmayacaktır; Allah'ın Kuran'da bildirdiği
"tadı değişmeyen sütten ırmaklar" cennetin bu özelliğine dikkat
çeken örneklerden biridir. Cennette insan bedeni de yıpranmayacak;
yaşlanma asla olmayacaktır. Allah Kuran'da cennette herkesin yaşıt
olduğunu bildirmektedir ve cennet insanları sonsuza kadar en güzel
halleriyle, hiç yaşlanmadan, birbirleriyle yaşıt olarak yaşayacaklardır.
Allah yine Kuran'da tükenmeyen kaynaklardan içecekler olduğunu bildirmektedir.
Cehennemdeki yaratılış da bambaşkadır. Allah cehennemde, benzeri
görülmemiş azap çeşitlerini yaratacaktır. Hiçbir insan yaşamadan,
oradaki azabın nasıl olacağını tahmin edemez.
Allah dünyadaki herşeyde bir sınır yaratmıştır. Her işin bir sonu
vardır. Bu nedenle "sonsuz" kavramını ve Allah'ın sonsuz kudretini
anlayabilmek için üzerinde düşünmek ve bilinen bazı ölçülerle kıyas
yapmak gerekir. Bizim sahip olduğumuz bilgi sadece Allah'ın izin
verdiği kadarıdır. Allah katındaki bilgi ise sonsuzdur. Örneğin
Allah dünyada insan için yedi ana renk var etmiştir. Biz sekizinci
bir rengi zihnimizde canlandıramayız. (Bu, doğuştan kör olan birine
kırmızıyı tarif etmeye benzer. Ne dersek diyelim yine de kırmızı
rengi tam olarak ifade edemeyiz.) Oysa Allah çok daha fazla sayıda
ana renk yaratabilir, ama biz Allah'ın bize gösterdikleri dışındakileri
kavrayamayız.
Tüm bunlar, Allah'ın bize dünyada öğrettiği bilgiler doğrultusunda
geliştirilen fikirlerdir. Ancak burada unutulmaması gereken önemli
bir nokta vardır; Allah'ın gücü ve büyüklüğü sınırsız olduğu için
anlatılanların hepsinin Allah'ın dilemesiyle istediği anda gerçekleşmesi
mümkündür. Allah, ilminin sonsuzluğunu Kuran'da şöyle bir örnekle
açıklar:
Eğer yeryüzündeki ağaçların tümü kalem ve deniz
de -onun ardından yedi deniz daha eklenerek- (mürekkep) olsa, yine
de Allah'ın kelimeleri (yazmakla) tükenmez. Şüphesiz Allah, üstün
ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Lokman Suresi, 27)
Görüldüğü gibi biz ne kadar uğraşırsak uğraşalım Allah'ın ilmini
kavramaya güç yetiremeyiz, çünkü Allah'ın ilmi sonsuzdur. Biz ancak
Allah'ın bize izin verdiği kadarını kavramaya güç yetirebiliriz:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kâimdir.
O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur.
İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında,
O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü,
bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na
güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
ALLAH SEVGİSİ VE ALLAH KORKUSU
Allah dedi ki: "İki ilah edinmeyin: O, ancak tek
bir ilahtır. Öyleyse Benden, yalnızca Benden korkun. (Nahl Suresi,
51)
Allah korkusu, bir müminin en temel vasıflarından biridir. Çünkü
insanın, Allah'a olan yakınlığının ve imanının artması, her an ihlaslı
davranması, güzel ahlak gösterebilmesi ve bunda istikrarlı olması
sadece Allah korkusuyla mümkün olur.
Bazı insanlar Allah korkusunun anlamını bilmedikleri için, bunu
diğer bazı dünyevi korkularla karıştırırlar. Oysa arada çok büyük
bir fark vardır.
Kuran'ın Arapça orijinal metninde Allah korkusu için ''haşyet''
kelimesi kullanılır. Bu kelime, çok derin bir saygıyı ifade eder.
Öte yandan Kuran'da dünyevi korkular için kullanılan kelime "havf"tır.
Bu kelime, bir insanın yırtıcı bir hayvandan korkması gibi basit
bir korkuyu ifade etmektedir.
Kuran'da kelimelerle ayrılan bu iki korkuyu, Allah'ın sıfatlarını
düşündüğümüzde daha iyi anlayabiliriz. İnsanların sahip oldukları
dünyevi korkular, genellikle zalim insanlardan kaynaklanan korkulardır.
Örneğin insan bir caninin kendisini öldürmesinden korkar. Oysa Allah
korkusu farklıdır. Allah sonsuz şefkat, merhamet ve adalet sahibidir.
Dolayısıyla Allah korkusu, sonsuz şefkat, merhamet ve adalet sahibi
olan Allah'a karşı içli bir saygı, O'nun rızasına aykırı gelmekten
çekinme ve O'na isyan edip azabına müstahak olmaktan imtina etmektir.
Bu farkı, Allah korkusunun insanda sebep olduğu etkilerden ve neticelerinden
de anlayabiliriz. Dünyevi korkuların neticesinde, örneğin hayati
bir tehlikeyle karşılaşıp korkuya kapılan birisi, ilk olarak paniğe
kapılır, ne yapması gerektiğiyle ilgili doğru karar veremeyecek
duruma girer, akıl gösteremez, çözüm üretemez, ümitsizliğe kapılır
ve çaresiz duruma düşer. Oysa Allah korkusu, insanın aklını ve vicdanını
harekete geçirir. İnsan, Allah korkusu sayesinde, kötülüklerden
ve yanlışlardan uzak durur, kendisini maddi veya manevi olarak yaralayacak
tehlikelerden kurtulur. Allah korkusu, insana akıl ve basiret (olayların
içyüzünü görme gücü) kazandırır.
Bir Kuran ayetinde, insanların Allah korkusu sayesinde akıl ve
anlayış kazandıkları şöyle bildirilmektedir:
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız,
size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir,
kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.
(Enfal Suresi, 29)
Dünyevi korkular, insana acı verir. Allah korkusu ise manen çok
büyük bir kuvvet kazandırmakla birlikte, ona büyük bir zevk verir.
İnsan, Allah korkusu sayesinde, kendisine Allah'ın sevgisini kaybettirecek
kötülüklerden sakınmış olur. Örneğin bir ayette, "Allah,
her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez" (Nisa Suresi, 36)
şeklinde buyrulmaktadır. Allah korkusu olan insan, büyüklük taslayıp
böbürlenmekten şiddetle kaçınır. Böylece Allah'ın sevgisini kazanacağını
umduğu bir hareket yapmış olur. İşte bu nedenle, Allah korkusu ve
Allah sevgisi birbirinden ayrılmaz.
Aslında Allah korkusu, insanın Allah'a yakınlaşmasının ve O'nun
sevgisini kazanmasının önündeki engelleri kaldırmaktadır. Bu engellerin
başında da insanın kendi nefsi gelir. Kuran'da Allah'ın bize bildirdiğine
göre, insanın nefsinde hem kötülük hem de ondan sakınma duyguları
vardır. Bunu haber veren ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Nefse ve ona 'bir düzen içinde biçim verene',
Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü)
ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen
gerçekten felah bulmuştur. Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla)
örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır. (Şems Suresi, 7-10)
İşte insana nefsindeki bu kötülükle mücadele etmesi, ona teslim
olmaması için manevi bir kuvvet gereklidir. Bu kuvvet, Allah korkusudur.
Allah'tan korkan insan, nefsinin bencil tutkularına esir olmaz.
Allah'a karşı olan derin saygısı sayesinde, O'nun rızasına aykırı
düşüncelerden ve işlerden uzaklaşır. Bir ayette, ancak Allah korkusuna
sahip olan insanların, kendilerine din konusunda yapılan uyarılardan
istifade edebilecekleri şöyle bildirilmektedir:
Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman
olana içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini,
bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele. (Yasin Suresi, 11)
İnsanın çabası, Allah korkusunu artırmaya yönelik olmalıdır. Bunun
için, Allah'ın yarattıkları üzerinde derin düşünerek, onların detaylarına
kadar inen benzersiz sanatı ve kudreti görmeli ve Allah'ın büyüklüğünü
her düşündüğünde daha da fazla kavrayarak, O'na karşı duyduğu saygı
dolu korkuyu, gücü ne derece yetiyorsa, o kadar artırmalıdır. Nitekim
Allah bizlere Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkup-sakınmak
gerekiyorsa öylece korkup-sakının ve siz, ancak Müslüman olmaktan
başka ölmeyin. (Al-i İmran Suresi, 102)
Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının,
dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır olmak üzere infakta
bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından korunursa; işte onlar,
felah (kurtuluş) bulanlardır. (Teğabün Suresi, 16)
Allah korkusu arttıkça, müminin sevgi konusundaki duyarlılığı da
artar. Allah'ın yarattığı varlıklardaki güzellikleri daha iyi fark
eder. İnsanlara, doğaya, hayvanlara ve herşeydeki estetiğe Allah'ın
güzel vasıflarının bir yansıması olarak bakma kabiliyeti kazanır.
Bu, etrafındaki herşeyin kendisi için birer nimet olarak yaratıldığını
daha iyi görmesini sağlar. Dolayısıyla hem bu nimetlere karşı, hem
de bu nimetleri yaratan Allah'a karşı sevgisi aynı oranda artar.
Bu sırrı kavrayan insan, Allah sevgisini de kavramıştır. Herşeyden
çok Allah'ı sever ve sevdiği diğer varlıkların da Allah'ın birer
tecellisi olduğunu bilir. Onları da Allah rızasına uygun olarak
sever; Allah'a itaatli olan müminleri sever, Allah'a karşı düşman
olanlara ise kalben soğukluk duyar.
İnsanı mutlu eden, ona neşe ve huzur veren gerçek sevgi, bu anlattığımız
Allah sevgisidir. Bunun dışında kalan ve Allah'tan başka varlıklara
yöneltilen sevgiler, Kuran'daki ifadeyle Allah'a şirk koşanların
sevgisidir ki, insanlara her zaman için acı, hüzün, melankoli ve
huzursuzluk verir. Bir Kuran ayetinde müşriklerin bu sevgisi ile
müminlerin Allah sevgisi şöyle karşılaştırılır:
İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak'
tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler.
İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür... (Bakara
Suresi, 165)

|