|

Ölüm İle Başlayan
Asıl Hayat
Ortalama 60-70 sene kadar kısa bir ömrü İslam'ın hükümlerini koruyarak
geçiren müminler ile tutkularının peşi sıra koşarak, Allah'ı ve
din gününü unutan kafirlerin alacağı karşılık çok farklıdır. Bu
farklılık ilk olarak ölüm anında ortaya çıkar. Melekler müminlerin
canlarını güzellikle alırken, kafirlerin canını zorluk içinde çıkarırlar.
Melekler müminlere selam verip, onları cennetle müjdelerler. Ayetlerde
bildirildiğine göre, ruhları bedenlerinden yumuşakça çekilip alınır.
İnanan her kişi, kaçınılmaz olduğunu bildiği ve bu yüzden yaşamı
süresince hazırlık yaptığı sonsuz hayatın giriş kapısı olan ölümle
artık karşılaşmıştır.
İnkarcılar ise hayatı boyunca kendisinden kaçıp durdukları, varlığını
bildikleri halde gözardı etmeye çalıştıkları ölümle, şiddetli sarsıntılar
içinde karşılaşırlar. Zebaniler ellerini onlara doğru uzatır, yüzlerine
ve sırtlarına vurarak ruhlarını en derinden acıyla sökerler ve onları
alçaltıcı, yakıcı bir azaba gönderirler. Bir ayette şöyle buyrulur:
Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak:
"Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin.
(Enfal Suresi, 50)
Müminler hayatları boyunca bu gün için hazırlanmışlar ve Allah'a
din gününde kendilerini küçük düşürmemesi için dua etmişlerdir.
Al-i İmran Suresi'nin 194. ayetinde müminlerin bu duaları şöyle
haber verilmektedir:
Rabbimiz, elçilerine va'dettiklerini bize ver,
kıyamet gününde de bizi 'hor ve aşağılık kılma. Şüphesiz Sen, va'dine
muhalefet etmeyensin. (Al-i İmran Suresi, 194)
Din gününde yaşanacaklar, müminlerin Allah'a karşı korkularını
artırmaktadır. Ancak Allah, müminleri o zorlu günün şerrinden koruduğunu
ayetinde şöyle bildirmektedir:
Çünkü biz, asık suratlı, zorlu bir gün nedeniyle
Rabbimizden korkuyoruz. Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden
korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir.
(İnsan Suresi, 10-11)
Ayette de görüldüğü gibi Allah'tan korkan ve ahiret günü için hazırlık
yapan müminler, yaptıkları hazırlığın bir karşılığı olarak din günü
yaşanacak zorluklara karşı korunacaklardır. Zorlu azap ise inkarcıları
beklemektedir.
Din Gününde Müminlerin Durumu Fiziki Durumları
O gün, mü'min erkekler ile mü'min kadınları, nurları
önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. "Bugün sizin müjdeniz,
içinde ebedi kalıcılar (olduğunuz), altından ırmaklar akan cennetlerdir."
İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur. (Hadid Suresi, 12)
Din gününün korkusuna karşılık büyük bir güven içinde olan müminlerin
yüzleri bekledikleri karşılığı almanın güveni ve sevinci ile nurludur;
onlar mutluluk içindedirler. (Abese Suresi, 39) Kuran'da müminler
ile kafirlerin yüz ifadeleri arasındaki fark şu şekilde anlatılmaktadır:
Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır.
Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar
cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. Kötülükler kazanmış
olanlar ise; her bir kötülüğün karşılığı, kendi misliyledir. Bunları
bir zillet sarıp kaplar. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiçbir koruyucu
yok. Onların yüzleri, sanki bir karanlık gecenin parçalarına bürünmüş
gibidir. İşte bunlar ateşin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.
(Yunus Suresi, 26-27)
İnkarcılar ise iman edenlere yalvarmaktadırlar. Dünya hayatında
mücadele halinde oldukları müminlerin nurlarından istemektedirler.
Bu nurun anlamı bir aydınlık, güven ve bir sevinçtir. Sadece cenneti
hak eden insanlar üzerinde var olan bu nurdan, inkarcılar ne kadar
isteseler de faydalanamayacaklardır. Bu nurun kaynağı dünyada yapılan
iyi işler olduğundan, arkalarında hiçbir salih davranışı olmayan
inkarcının buna sahip olması imkansızdır. Bu yüzden müminler tarafından
onlara "Dünyaya dönün de bir nur arayıp bulmaya çalışın" cevabı
verilir. Konu ile ilgili olarak Kuran'da geçen ayet şu şekildedir:
O gün, münafık erkekler ile münafık kadınlar, iman
edenlere derler ki: " (Ne olur) Bize bir bakın, sizin nurunuzdan
birazcık alıp-yararlanalım." Onlara: "Arkanıza (dünyaya) dönün de
bir nur arayıp-bulmaya çalışın" denilir. Derken aralarında kapısı
olan bir sur çekilmiştir; onun iç yanında rahmet, dış yanında o
yönden azab vardır. (Hadid Suresi, 13)
Müminler, dünyada Allah rızası için gösterdikleri
çabaların karşılığını almışlardır. Bu çabadan dolayı da hoşnutturlar.
(Gaşiye Suresi, 9) Allah kendilerine tüm yaptıklarının en güzeliyle
karşılık vermiştir. Zaten beklentileri ve umut ettikleri de budur.
Bundan dolayı Allah'a şükrederler. "Bize olan va'dinde sadık kalan
ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz
yerde konaklayabiliriz" (Zümer Suresi, 74) derler.
Müminlerin Alacağı Karşılık
İnkar edenlere dünya hayatı çekici kılındı (süslendi).
Onlar, iman edenlerden kimileriyle alay ederler. Oysa korkup sakınanlar,
kıyamet günü onların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık
verir. (Bakara Suresi, 212)
Ayette de görüldüğü gibi görmedikleri halde Rabbimizden yana korku
içinde olan ve kıyamet saatini içleri titreyerek bekleyen müminler
o gün Allah'ın koruması altında olacaklardır. Müminlerin din gününde
güvenlik içinde olacaklarını müjdeleyen bir diğer ayet şu şekildedir:
... O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte
iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında
koşar-parıldar. Derler ki: "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla.
Şüphesiz Sen, herşeye güç yetirensin." (Tahrim Suresi, 8)
İnkar edenler benzeri görülmemiş bir aşağılanma içindeyken, müminler
din gününde hiçbir korku yaşamazlar. Allah'ın kendilerine vaat ettiğine
kavuşmanın sevinç ve neşesi içindedirler. Sağ ellerinden defterlerini
alıp, huzur içinde cennete sevk edilecekleri anı beklerler. Allah
onlara dünyada ve ahirette hiçbir nimeti yasaklamamış, tam tersine
sonsuz nimetlerle cevap vermiş, canlarını güzellikle almış ve din
gününde de onları korumuştur. Araf Suresi'nin 7. ayetinde Allah'ın
tüm nimetleri müminlere bahşettiği şöyle bildirilir:
De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti
ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında
iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen
bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Araf Suresi,
32)
Hesap anı bitip ateşi çılgınca kızıştırılmış olan cehennem kendilerine
gösterildikten sonra müminler cennete sevk olunurlar:
Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete bölük
bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı
ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: "Selam üzerinizde olsun,
hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin." (Zümer
Suresi, 73)
Kuran'da müminlerin sonsuz ahiret hayatında alacakları mükafatlar
ayrıntılı olarak anlatılmaktadır. Tur Suresi'nde ebedi yurdun nimetleri
şöyle sayılmaktadır:
Hiç şüphesiz muttakiler, cennetlerde ve nimet içindedirler;
Rablerinin verdikleriyle 'sevinçli ve mutludurlar'. Rableri, kendilerini
'çılgınca yanan cehennemin' azabından korumuştur. Yaptıklarınızdan
dolayı afiyetle yiyin ve için." Özenle dizilmiş tahtlar üzerinde
yaslanmışlardır. Ve Biz onları iri-ceylan gözlü hurilerle evlendirmişiz.
İman edenler ve soyları kendilerini imanda izleyenler; Biz onların
soylarını da kendilerine katıp-ekledik. Onların amellerinden hiçbir
şeyi eksiltmedik. Her kişi kendi kazandığına karşılık bir rehindir.
Onlara, istek duyup-arzuladıkları meyvelerden ve etten bol bol verdik.
Orada bir kadeh kapışır-çekişirler ki, onda ne 'boş ve saçma bir
söz', ne günaha sokma yoktur. Kendileri için (hizmet eden) civanlar,
etrafında dönüp dolaşırlar; sanki (her biri) 'sedefte saklı inci
gibi tertemiz, pırıl pırıl.' Kimi kimine dönüp sorarlar Dediler
ki: Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın akrabalarımız) içinde
endişe edip-korkardık. Şimdi Allah, bize lütufta bulundu ve 'hücrelere
kadar işleyen kavurucu' azabdan korudu. Şüphesiz, biz bundan önce
O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği bol, esirgemesi
çok olanın ta kendisidir. (Tur Suresi, 17-28)
Kafirler Zor, Müminler Kolay Bir Hesaba Çekilirler
Dünyadaki yaşamlarını Allah'ın gösterdiği yolu bırakarak, kendi
istek ve tutkularına uyan ya da içinde bulundukları toplumun çarpık
değer ve inançlarına göre yaşayan inkarcıların hesabı çok zorlu
olacaktır. O gün onlara karşı ne bir acıma, ne bir şefkat vardır,
ne de azabı üstlerinden hafifletecek bir güç... Bunun en büyük sebebi
kendilerine dünyada Allah'ın varlığına dair hatırlatıcılar gelmesine
rağmen Allah'ın sınırlarını korumamaları ve dünyaya tekrar gönderilseler
de korumayacak olmalarıdır. Bu, Kuran ayetleri ile haber verilmiş
kesin bir gerçektir:
Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen;
derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin
ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık. Hayır, önceden
saklı tuttukları kendilerine açıklandı. Şayet (dünyaya) geri çevrilseler
bile, kendisinden sakındırıldıkları şeylere şüphesiz yine döneceklerdir.
Çünkü onlar, gerçekten kafirlerdir. (En'am Suresi, 27, 28)
Hesaplarını verirken bir yandan kızıştırılan cehennem onları bekler.
Hiçbir yaptıkları gözardı edilmeden yaptıklarının karşılığını görmek
üzere cehenneme yollanırlar. Bir ayette o büyük hesap şöyle anlatılır:
Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman, Gök,
sıyrılıp-yüzüldüğü zaman, Cehennem ateşi çılgınca kızıştırıldığı
zaman, Cennet de yakınlaştırıldığı zaman (Artık her) Nefis, neyi
hazırladığını bilip-öğrenmiştir. (Tekvir Suresi, 10-14)
Müminler için ise oldukça kolay bir hesap olacağı, İnşikak Suresi'nde
bildirilmiştir:
Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine
doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O'na varacaksın. Artık
kimin kitabı sağ yanından verilirse, O, kolay bir hesap (sorgu)
ile sorguya çekilecek, Ve kendi yakınlarına sevinç içinde dönmüş
olacaktır. (İnşikak Suresi, 6-9)
Müminler dünyadaki yaşamlarını, kendilerini yaratan ve doğruya
yönelten Rabbimizin istediği şekilde sürdürmüşlerdir. Günahlarını
ise sonsuz rahmet sahibi olan Allah affedecektir. Allah pek çok
ayette iman edip salih amellerde bulunanların, günahlarını iyiliklere
çevirip bağışlayacağını bildirmiştir. O gün Rabbimizin vaat ettiklerine
kavuşan müminlere Allah şu şekilde seslenir:
Ey mutmain (tatmin bulmuş) nefis, Rabbine, hoşnut
edici ve hoşnut edilmiş olarak dön. Artık kullarımın arasına gir.
Cennetime gir. (Fecr Suresi, 27-30)
Böylece müminler Allah'ın kendilerine olan fazlı ve ihsanı sayesinde
sonsuz ateş azabından kurtulur ve Rabbimizin sınırsız nimetleriyle
dolu olan cennete kavuşurlar. Kendisine "Cennete gir" denilen müminin
cevabı Kuran'da şu şekilde haber verilmektedir:
(Onlar da) Dediler ki: "Bize olan va'dinde sadık
kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamd olsun ki, cennetten
dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların
ecri ne güzeldir. (Zümer Suresi, 74)
Din Gününde İnkar Edenlerin Durumları Fiziksel
durumları
Din gününde insanlar yeni bir yaratılışa sahip olurlar. Buna göre
müminlerin yüzü imanın nuru ve güzelliğini taşırken kafirler "çirkinleştirilmişlerdir":
Bu dünya hayatında onların arkasına lanet düşürdük;
kıyamet gününde ise, onlar çirkinleştirilmiş olanlardır. (Kasas
Suresi, 42)
Yine pek çok ayette o gün inkar edenlerin yüzlerini toz, zillet
ve karartının kapladığı, simsiyah olduğu bildirilmiştir:
Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz
bürümüştür. Bir karartı sarıp-kaplamıştır. İşte onlar da, kafir,
facir olanlardır. ( Abese Suresi, 40-42)
Kıyamet günü, Allah'a karşı yalan söyleyenlerin
yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Büyüklenenler için cehennemde
bir konaklama yeri mi yok? (Zümer Suresi, 60)
Yüzlerdeki bu fiziksel çirkinleşme metafizik bir durumdur. Allah'ın
istediği gibi yaşayıp, haysiyetli bir yaşamı tercih etmeyen bu insanlar
nefislerine uyarken aslında küçük düşmeyi göze almışlardır. Nefse
uymanın, vicdana karşı gelmenin çirkinliği ve onursuzluğu üzerlerindedir.
İşte bundan dolayı "küçük düşürülmüşler" olarak cehenneme sürülmüşlerdir:
Eğer biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik.
Ama o yere meyletti (veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu,
üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini
sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan
topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki
düşünsünler. (Araf Suresi, 176)
Nefsin küçük oyunlarına yenik düşen bu insanlar dünyada büyüklenmenin
karşılığını ahirette aşağılanma olarak görürler. Gaşiye Suresi'nin
2. ayetinde yalnızca fiziksel çirkinliklerinden değil, aynı zamanda
aşağılanmış olduklarından da bahsedilir:
O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde aşağılanmıştır.
(Gaşiye Suresi, 2)
Tehditlere rağmen ayetleri dikkate almamış, uygulamaya yanaşmamış
ve durumlarını düzeltmemiş olan inkarcılar, o anda hiç beklemedikleri
kadar aşağılık ve çaresiz bir duruma düşmüş olmanın şaşkınlığını
yaşarlar. Allah'ın ayetlerini reddedip kendi tutkularına göre keyfi
bir yaşamı seçenler, Kuran'da belirtilen azabı bu tavırları ile
hak etmektedirler. Bu kişilerin hesap gününde düşecekleri durum
oldukça zordur. Allah hiç şüphesiz hak ile hükmetmesi ve adaleti
dolayısıyla, vaatlerini gerçekleştirecektir. Ayetlerde şöyle buyrulur:
... Kıyamet günü, biz onları yüzükoyun körler,
dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Onların barınma yerleri
cehennemdir, ateşi sükün buldukça çılgın alevini onlara arttırırız.
(İsra Suresi, 97)
O da (şöyle) demiş olur: "Ben görmekte olan biriyken,
beni niye kör olarak haşrettin Rabbim? (Allah da) Der ki: "İşte
böyle sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün
de sen işte böyle unutulmaktasın. (Ta-ha Suresi, 125-126)
Kuran'da kafirlerin gözlerinin o gün zilletten düşük olacağı da
şöyle bildirilmektedir:
Gözleri 'zillet ve dehşetten düşmüş olarak', sanki
'yayılan' çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar. (Kamer Suresi,
7)
Kafirlerin kör ve zilletten düşmüş olan gözleri de görünümlerindeki
korkunçluğu ve iğrençliği arttırır. Gözdeki ifade ve dehşet verici
görünüm o gün inkarcılara verilmiş bir özelliktir. Allah Taha Suresi'nde
bu kişileri şöyle tarif eder:
Sur'a üfürüleceği gün, biz suçlu-günahkarları o
gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak' toplayacağız.
(Ta-ha Suresi, 102)
Yine Kuran'da, Allah'ın gönderdiği elçilere ve ayetlerine karşı
büyüklenen bu insanların din günü de burunları üzerine damga vurulacağı
bildirilmiştir:
Yakında biz onun hortumu (burnu) üzerine damga
vuracağız. (Kalem Suresi, 16)
Bu durum dünyadayken haksız bir büyüklenme içinde olan insanlar
için önemli bir aşağılanma sebebidir. Burunların hortum olarak tarif
edilmesi ve hortumların üzerine iğrençliklerini arttıran damgaların
vurulması, inkarcıların ahiretteki çirkinlikleri ve düştükleri aşağılık
durum hakkında fikir vermek için yeterlidir. Ahirette son derece
rahat ortamlarda yaşayacak olan müminlerin aksine inkarcılar sürekli
aşağılanacakları bir hayata başlamaktadırlar artık. Müminler ve
inkarcılar arasındaki bu fark ayetlerde şöyle bildirilir:
O gün yüzler ışıl ışıl parlar. Rablerine bakıp-durur.
O gün, öyle yüzler vardır ki kararmış-ekşimiştir. Kendisine, beli
büken işlerin yapılacağını anlamaktadır. (Kıyamet Suresi, 22-25)
Ne kaçma ne saklanma ihtimalleri vardır. Allah Kuran'da görünümleriyle
hemen tanınan kafirlerin, alınlarından ve ayaklarından yakalanarak
cehenneme atıldığını şöyle bildirmiştir:
(Çünkü o gün) Suçlu-günahkarlar, simalarından tanınır
da alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar. (Rahman Suresi, 41)
Konuşmalarına İzin Verilmez
İnkar edenler o gün hayatlarına ait unuttukları her hareketin karşılarına
çıkmasını tarifsiz bir şaşkınlık ve pişmanlıkla karşılarlar. Kuran'da
bahsedilen "keşke" veya "eyvah" şeklindeki haykırışları taşıdıkları
pişmanlığın aslında bir faydası olmadığının farkında olduklarını
gösterir. "Eyvahlar bize, keşke Allah'a itaat
etseydik ve elçiye itaat etseydik." (Ahzap Suresi, 66) diyerek
hayıflanan bu insanların yakınma ve özürlerinin artık hiçbir geçerliliği
yoktur. Yalvarışlarına, ağlamalarına, acı dolu haykırışlarına ve
yardım çağrılarına Allah'tan gelen karşılık Kuran'da şu şekilde
anlatılmıştır:
Denildi ki: 'Bugününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz
gibi, Biz de sizi bugün unutuyoruz." (Casiye Suresi, 34)
Bunlara rağmen söz konusu insanlar Allah'tan istekte bulunmaya
devam ederler. Bir kısmı Allah'tan yok olmayı ister. Bir kısmı karşılaştığı
azaptan kurtulmak için sahip olduklarını fidye olarak vermek ister,
bir kısmı dünyaya geri dönüp yaptıklarını telafi etmek ister. Kuran'da
bu insanların salih amellerde bulunmak için dünyaya geri çevrilme
istekleri şu şekilde anlatılır:
Suçlu-günahkarları, Rableri huzurunda başları öne
eğilmiş olarak: "Rabbimiz, gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere
daha dünyaya) geri çevir, salih bir amelde bulunalım, artık biz
gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı)
bir görsen. (Secde Suresi, 12)
Bu yalvarışları, kendilerini saran korkunç azaptan kurtulabilmek
içindir. Oysa dünyaya geri döndürülseler bile inkarcıların eski
tutumlarının asla değişmeyeceğini Allah bildirmiştir. Bu insanlar
için artık hiçbir şekilde kurtuluş yoktur. Kafirler kendilerini
yaratan ve yaşatan Allah'a isyan etmekle olabilecek en büyük suçu
işlemişlerdir. Bu yüzden hesap günü kendilerini savunmalarına dahi
izin verilmez. Allah bu gerçeği ayetlerde şöyle bildirir:
O gün, yalanlayanların vay haline. Bu, onların
konuşamayacakları bir gündür. Ve onlara özür beyan etmeleri için
izin verilmez. O gün, yalanlayanların vay haline. (Mürselat Suresi,
34-37)
Nitekim Kuran'da Allah'ın, inkarcıların yaptıklarına karşılık olmak
üzere din gününde bu insanlarla konuşmayacağı onları gözetmeyeceği
ve arındırmayacağı bildirilmiştir. Konu ile ilgili ayetlerden bazıları
şu şekildedir:
Allah'ın indirdiği Kitaptan bir şeyi gözardı edip
saklayanlar ve onunla değeri az (bir şeyi) satın alanlar; onların
yedikleri, karınlarında ateşten başkası değildir. Allah kıyamet
günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir
azab vardır. (Bakara Suresi, 174)
Allah'ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık
satanlar... İşte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet
gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz.
Ve onlar için acı bir azab vardır. (Al-i İmran Suresi, 77)
Der ki: "Onun içine sinin ve benimle söyleşmeyin.
(Mü'minun Suresi, 108)
İnsanların öfkesi, Allah'ın küfredenlere olan öfkesiyle kıyaslanamaz
bile. İnsan ne kadar hiddetlense de bunun sonucunda verebileceği
ceza sınırlıdır. Oysa Allah'ın gazabı tasavvur edilemeyecek kadar
büyüktür. Akla hayale gelmeyecek dehşette bir karşılık vardır bu
gazabın sonunda. Gazabın boyutları insan aklının ve hayal gücünün
ulaşabileceği sınırların çok ötesindedir. Kuran'da bu gerçek şöyle
ifade edilir:
Şüphesiz küfredenlere de (şöyle) seslenilir: "Allah'ın
gazablanması, elbette sizin kendi nefislerinize gazablanmanızdan
daha büyüktür. Çünkü siz, imana çağrıldığınız zaman inkar ediyordunuz."
(Mü'min Suresi, 10)
Korku İçinde Olmaları
İnkarcıların sonsuza kadar sürecek olan korku ve pişmanlıkları
ölüm meleklerinin canlarını almaya gelmesi ile başlar. Meleklere
yakalandıktan sonra hiçbir inkarcı kaçmaya yeltenemez. Çünkü bu
son yakalanıştır ve ölümle birlikte sonsuz hayatın kapısından giriş
yapılmıştır. İşte o anda tarif edilemez bir korku tüm benliklerini
sarar ve dünyada kendilerine bildirilen azap gerçeğinin ilk anlarının
başladığını anlarlar. Allah Enam Suresi'nde şöyle buyurmaktadır:
... Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları'
sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu
kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı
söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz)
dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde)
bir görsen... (Enam Suresi, 93)
Dünyada elde ettikleri tüm zenginlikleri arkalarında bırakmışlardır.
O gün sahip oldukları hiçbir şeyin anlamı yoktur. Ne kazandıkları
ne de güvendikleri, kimseye bir fayda sağlamamaktadır. Ayette bildirildiği
üzere Allah'ın huzurunda "yapayalnızdırlar":
Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün
de) 'teker teker, yapayalnız ve yalın (bir tarzda)' bize geldiniz
ve size lutfettiklerimizi arkanızda bıraktınız. İçinizden, gerçekten
ortaklar olduklarını sandığınız şefaatçilerinizi şimdi yanınızda
görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki (bağlar) parçalanıp-koparılmıştır
ve haklarında zanlar besledikleriniz sizlerden uzaklaşmıştır. (Enam
Suresi, 94)
İnkarcıların elleri ayakları bağlanmış gibidir adeta. Dünyada o
çok sevdikleri, istenen herşeyi yaptırdıklarını zannettikleri, kendi
istekleri doğrultusunda kullandıkları bedenlerine söz geçiremezler,
sahip çıkamazlar. Yapmak istediklerini bir türlü yapamazlar. Nitekim
Kuran'da bu insanların o gün secdeye davet edilecekleri, fakat secde
etmeye bile güçlerinin yetmeyeceği bildirilmiştir:
Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların
secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler. Gözleri 'korkudan
ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp-kuşatmış. Oysa
onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi. (Kalem
Suresi, 42-43)
Herşeyin sahibi Allah'tır ve herşey O'nun dilemesi ile oluşur.
İnkarcıların secdeye çağrılmalarının sebebi, dünya hayatları boyunca
yapmayıp ertelediklerinden dolayı bir sıkıntı ve pişmanlık duymalarını
sağlamaktır. Daha önce büyüklenerek Allah'a secde etmeyi reddeden
bu insanlar, o gün istedikleri halde bunu başaramayacaklardır. Artık
tutuklanıp sorgulanır ve cehenneme yollanırlar.
Pişmanlık
Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar, doğrusu hüsrana
uğramışlardır. Öyle ki, saat (kıyamet günü) apansız onlara geliverince,
günahlarını sırtlarına yüklenerek: "Onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan
dolayı yazıklar olsun bize" derler. Dikkat edin, o işleyip-yüklendikleri
ne kötüdür. (En'am Suresi, 31)
İnsan yaşamı boyunca sık sık pişmanlık duygusunu yaşar. Yaptıklarını
telafi imkanı da vardır. Ama nedense kibirinden dolayı düzeltmeye
hiç yeltenmez, doğruya hiçbir zaman yönelmez. Çünkü kendisinin en
doğruyu bildiğini zannetmekte, bu yüzden de her öğüte kulaklarını
tıkamaktadırlar. Ama o gün insan, dünyada yaptığı bu tavrından dolayı
ciddi bir pişmanlık duyar. Ancak duyulan bu pişmanlığın bir geri
dönüşü yoktur artık. İnkar edenler o gün yaptıklarını telafi edebilmek
için dayanılmaz bir istek duyarlar. Allah'a kendilerini dünyaya
geri döndürmesi için yalvarırlar. Dünyada sahip olunan malların,
oğulların, eşlerin, geleneklerin, bir temeli olmadan savunulan fikirlerin
ne derece anlamsız ve yararsız olduğunu, sadece Allah için yapılan
işlerin bir değeri olduğunu tam olarak idrak ederler. Ancak bu idrakın
kendilerine artık bir faydası yoktur.
İçlerinden bir kısmı ise gururları nedeniyle böylesine dehşetli
bir anda bile pişmanlıklarını gizlemeye çalışırlar. Bunu haber veren
ayette şöyle buyrulmaktadır:
Zulmeden her nefis, yeryüzündekilerin tümüne sahip
olsa bunu (azaba karşılık) mutlaka fidye olarak verirdi. Onlar azabı
görünce pişmanlıklarını gizlerler, oysa onlar haksızlığa uğratılmadan
aralarında adaletle hükmedilmiştir. (Yunus Suresi, 54)
Suçlarını bilmelerine rağmen bunu belli etmezler. Oysa gördükleri
karşılık tam da hak ettikleri gibidir ve Allah'ın adaletinin bir
sonucudur. Allah o gün iman edenlerle inkar edenleri kesin olarak
birbirinden ayırır. İnkar edenlerin cehenneme girene dek karşılaştıkları
her olay şeytanın yolunu doğru yola tercih etmelerinden dolayıdır.
Bu ürkütücü karşılamayı gerçekten de hak etmektedirler:
Kim bir kötülükle gelirse, artık onlar da ateşe
yüzükoyun atılır (ve onlara:) "Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?
(denir)." (Neml Suresi, 90)
Pişmanlığı getiren çok fazla sebep vardır. Azapla karşılık görmüşlerdir,
yapayalnızdırlar, kendi derileri dahi aleyhlerinde şahitlik etmektedir,
çirkinleştirilmişlerdir ve sonsuz azabın dehşetini hissetmektedirler.
Cehennemi görmüşler ve nasıl bir dehşetle karşılaşacaklarını sonunda
anlamışlardır. Kendisine dünyada körü körüne bağlandıkları ve güvendikleri
sahte ilahları artık bir rüyanın bitişi gibi yok olmuşlardır. Yolundan
büyük bir sebatla gittikleri şeytan da onları yapayalnız bırakmıştır.
Şeytanın sözleri Kuran'da şöyle haber verilir:
İş hükme bağlanıp-bitince, şeytan der ki: "Doğrusu,
Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum,
fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm
yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse
beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtacak değilim,
siz de beni kurtacak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı
da tanımamıştım. Gerçek şu ki, zalimlere acı bir azap vardır. (İbrahim
Suresi, 22)
O gün müminler inkarcıların düştüğü bu çaresiz durumu seyredeceklerdir,
yaşadıkları aşağılanmanın sonucunda başları önlerine düşmüş olan
kafirler ise utanç ve pişmanlıktan dolayı ancak göz ucuyla müminlere
bakabileceklerdir. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilir:
Onları görürsün; zilletten başları önlerine düşmüş
bir halde, ona (ateşe) sunulurlarken göz ucuyla sezdirmeden bakarlar.
İman edenler de: "Gerçekten hüsrana uğrayanlar, kıyamet günü hem
kendi nefislerini, hem yakın akraba (veya yandaş)larını da hüsrana
uğratmışlardır" dediler. Haberiniz olsun; gerçekten zalimler, kalıcı
bir azab içindedirler. (Şura Suresi, 45)
Ahiretteki pişmanlık kuşkusuz dünyadaki örnekleriyle bir kıyasa
meydan vermeyecek şekilde büyüktür. Geri dönüş imkanı ve çaresi
olamayan bir pişmanlıktır yaşanan. Artık hiçbir şekilde değiştirilemeyecek
bir sonun çöküntüsünü; bunun ağır yükünü tüm omuzlarında hissederler.
Bu çöküntü ve pişmanlık, büyük bir yanılgının sonucudur. Bu insanlar
kendilerini yaratan ve neredeyse dünyayı tüm nimetleriyle emirlerine
veren Allah'ı inkar etme cesaretinde bulunmuşlardır. Seçtikleri
bu inkar yolu ahirette konaklayacakları yeri belirlemiştir: Bu mekan
cehennemdir. Akıllarına bile getirmek istemedikleri her türlü üzüntünün,
acının, kaygının sonsuza kadar yaşandığı yerdir orası. Allah'ın
gazabının sonuçları tüm azameti ile karşılarındadır artık.
Kendi Aralarındaki Çekişmeleri
Orada birbirleriyle çekişip tartışarak derler ki:
Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapıklık içindeymişiz,
Çünkü sizi (yalancı olanları) alemlerin Rabbiyle eşit tutuyorduk.
Bizi suçlu-günahkarlardan başka saptıran olmadı. Artık bizim için
ne bir şefaatçi var, Ne de candan-yakın bir dost." Bizim bir kere
daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik."
Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değildirler.
(Şuara Suresi, 96-103)
İnkar edenler o gün hiç ummadıkları kadar büyük bir azap ile karşılaşırlar.
İçinde bulundukları durumdan dolayı hem kendilerine hem de kendilerini
Allah'ın yolundan uzaklaştıran insanlara karşı büyük bir kızgınlık
içindedirler. Dünyada iken en önemli hedeflerden biri olan makam
ve mevkilerinin o gün hiçbir anlamı kalmamıştır. İnkarcılar o gün
kendilerini doğru yoldan saptıran liderlerine karşı büyük bir kızgınlık
duyarlar. Dünyadayken peşinden koştukları bu kişilerden kaçarak
uzaklaşmaya çalışırlar. Kendilerine tabi olunan insanlar ile tabi
olanların o günkü çekişmeleri ise ayetlerde şu şekilde anlatılır:
Öyle ki (o gün) kendilerine tabi olunanlar, kendilerine
tabi olanlardan uzaklaşıp-kaçmışlardır. (Artık) Onlar azabı görmüşlerdir
ve aralarındaki bütün bağlar (ve ilişkiler) de parçalanıp-kopmuştur.
(O zaman, yönetilip) Uyanlar derler ki: "Eğer bize bir kere (daha
dünyaya dönme) fırsatı verilse(ydi) muhakkak (şimdi) onların bizden
uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşır (onları yüzüstü bırakır)dık."
Böylece Allah, onlara bütün yaptıklarını onulmaz hasretlerle gösterecektir.
Ve onlar ateşten çıkacak değildirler. (Bakara Suresi, 166-167)
Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler
ki: "Eyvahlar bize, keşke Allah'a itaat etseydik ve Resûl'e itaat
etseydik." Ve dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize
ve büyüklerimize itaat ettik, böylece onlar bizi yoldan saptırmış
oldular. Rabbimiz, onlara azabtan iki katını ver ve büyük bir lanet
ile lanet et." (Ahzap Suresi, 66-68 )
Allah Kuran'da, dünyada insanları yanlış yönlendiren ve Allah inancından
uzaklaştıran etkenler arasında "önde gelenlerin" etkisine de işaret
etmiştir. Allah'ın belirlediği ölçülere göre değil de insanların
belirlediklerine göre "üstün" kabul edilen bu insanların kendilerine
tabi olanlar üzerinde etkileri çok büyük olmuştur. Bu tabiyet sonucunda
insanların düşüncesizce bağlandıkları liderler kendilerine dünyanın
geçici değerleri için yaşamanın makbuliyetini öğretmekte ve boş
uğraşılarla onları oyalamaktadır. Ancak ne kendileri, ne de tabi
olanlar, dünya üzerinde yaptıkları hatanın farkına varabilmişlerdir.
Allah'a karşı gelip birbirlerini desteklemişler, kendi doğrularına
uymuşlardır. Bu büyük yanılgının ortaya çıktığı gün, birbirlerini
suçlamaya başlarlar. Bu suçlamalara rağmen her iki taraf da cehennemden
çıkarılmayacaktır.
Allah, Kendisine uyanları doğru yoldan saptıran bu liderleri Kuran'da
şu şekilde tarif etmektedir:
Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık kıyamet
günü yardım görmezler. Bu dünya hayatında onların arkasına lanet
düşürdük... (Kasas Suresi, 41-42)
O, kıyamet günü kavminin önderliğine geçer, böylece
onları ateşe götürmüş olur. Sonunda vardıkları yer, ne kötü bir
yerdir. (Hud Suresi, 98)
O gün inkar edenler dünyada büyük bir sebatla bağlılık gösterdikleri
liderle aralarında doğu ve batı uzaklığı olmasını isteyeceklerdir.
Bu gerçek Zuhruf Suresi'nde şöyle haber verilmektedir:
Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten
gelirse, biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık
bu, onun bir yakın dostudur. Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları
yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette
olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiği zaman, der ki: "Keşke
benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı.
Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen)." (Bu söylenmeleriniz,) Bugün
size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz
azabta da ortaksınız. (Zuhruf Suresi, 36-39)
O gün insanlar, dünyada çok sevdikleri, güvendikleri, büyük bir
şehvetle bağlandıkları, kişilerin bir kısmını tanımayacak, bir kısmını
da inkar edecek, hatta onlara lanet edeceklerdir. Ayette şöyle buyrulur:
(İbrahim) Dedi ki: "Siz gerçekten, Allah'ı bırakıp
dünya hayatında aranızda bir sevgi-bağı olarak putları (ilahlar)
edindiniz. Sonra kıyamet günü, kiminiz kiminizi inkar edip-tanımayacak
ve kiminiz kiminize lanet edeceksiniz. Sizin barınma yeriniz ateştir
ve hiçbir yardımcınız yoktur. (Ankebut Suresi, 25)
Kuran'da, Allah'ı unutup O'ndan başkasını razı etmeye çalışarak
ömrünü geçiren bu kişilerin Allah'ın huzurunda birbirleriyle olan
çekişmeleri şu şekilde anlatılır:
Siz ikiniz (ey melekler), her inatçı nankörü atın
cehennemin içine, Hayra engel olan, saldırgan şüpheciyi, Ki o, Allah'la
beraber başka bir ilah edinmişti. Artık ikiniz, onu en şiddetli
olan azabın içine atın. Onun yakın-dostu (saptırıcı) dedi ki: "Rabbimiz,
ben onu kışkırtıp-azdırdım. Ancak kendisi (haktan) uzak bir sapıklık
içindeydi." (Allah buyurur:) "Benim huzurumda çekişip-durmayın.
Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim." Huzurumda söz
değişikliğe uğratılmaz ve Ben kullara zulmedici değilim." (Kaf Suresi,
24-29)
Müminleri ve onların gittiği dosdoğru yolu beğenmeyen bu insanlar
din gününde müminleri kendi yanlarında göremeyince oldukça şaşırırlar.
Şaşkınlıkları ise ayetlerde şu şekilde haber verilmektedir:
Ve derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini
şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz." Biz onları
bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?" Bu,
cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir. (Sad
Suresi, 62-64)
Dünyada aralarındaki anlaşmazlıklar hiçbir zaman son bulmamış,
kendi yaşamlarını kendi elleriyle karartmışlardır. Birbirlerine
yaptıkları bu zulmün aslında farkındadırlar. Yaşadıkları ortamda
hatta yakınları arasında dahi rahat etmemişlerdir. Buna rağmen aralarındaki
münakaşalardan bir türlü vazgeçmezler. Müminler dünyada ve ahirette
hep huzur içinde olmalarına rağmen, onlar hep bir huzursuzluk ve
sıkıntı ortamında yaşarlar. Kuşkusuz bu durum yaşadıkları ve daimi
olarak yaşayacakları azap çeşitlerinden biridir. Hem dört bir koldan
acıyı tadacaklar, hem de yakınları sandıkları kişilerle çekişme
halinde olacaklardır.
Aşağılanırlar
Allah'a karşı büyüklenmenin sonucu aşağılanmaktır. Ahiretin varlığına
inanmayan insan, Allah'ın apaçık varlığını inkar edip umursuzca
yaşamasının karşılığını oldukça pahalı ödeyecektir. Oysa onun dünyadaki
yaşamında içine düştüğü; Allah'ın azabına ihtimal vermemesi, bunu
bir an dahi düşünmemesidir. Dünyada şeytanın askeri olmuş, onun
oyalama yöntemlerine kapılmış ve imtihandan ibaret olan bir yaşamı
boş bir amaç uğruna harcamıştır. Hatta Allah'a karşı büyüklenme
hırsı onu yapmaması gereken daha başka hatalara götürmüştür. Allah'a
karşı mücadeleye girişmiş, Allah'ı inkar için yöntemler aramıştır.
Bu kuşkusuz büyük bir hatadır ve sonucu ahirette korkunç bir azap
ve büyük bir aşağılanmadır.
İnkarcılar elbette haksız bir tutum içindedirler. Nimetlere, rızıklara
nasıl sahip olduklarını sorgulamadan, kendi üzerlerinde birtakım
zevkleri tatma hakkı görürler. Ancak ahirette bu haksız büyüklenmenin
karşılığı oldukça büyük olacaktır. Ayette bu gerçek şöyle ifade
edilmektedir:
İnkar edenler ateşe sunulacakları gün, (onlara
şöyle denir:) "Siz dünya hayatınızda bütün 'güzellikleriniz ve zevklerinizi
tüketip-yok ettiniz, onlarla yaşayıp-zevk sürdünüz. İşte yeryüzünde
haksız yere büyüklenmeniz (istikbarınız) ve fasıklıkta bulunmanızdan
dolayı, bugün alçaltıcı bir azab ile cezalandırılacaksınız. (Ahkaf
Suresi, 20)
Dünyaya yönelik bir çaba içerisinde ömrünü geçiren ve ahireti asla
düşünmeyen bu insanlar kıyamet gününde ve sonrasında aşağılanacaklardır.
Allah bu gerçeği ayetlerde şu şekilde belirtilmiştir:
(Her yanı yaygın olarak kuşatacak olan) Kıyametin
haberi sana geldi mi? O gün, öyle yüzler vardır ki, 'zillet içinde
aşağılanmıştır.' Çalışmış, boşuna yorulmuştur. (Gaşiye Suresi, 1-3)
Sonra (Allah) kıyamet günü onları aşağılık kılacak
ve diyecek ki: "Haklarında (mü'minlere karşı) düşman kesildiğiniz
ortaklarım hani nerede?" Kendilerine ilim verilenler, dediler ki:
"Bugün, gerçekten aşağılanma ve kötülük kafirlerin üstünedir. (Nahl
Suresi, 27)
Kıyamet günü, azab ona kat kat arttırılır ve içinde
aşağılanmış olarak temelli kalır. (Furkan Suresi, 69)
Allah'a karşı mücadelelerini çirkin bir cesaretle sürdüren insanlar,
hesap gününü önemsememişlerdir. Allah'ın kendileri için hazırlamış
olduğu tuzaktan habersiz yaşamışlardır. Oysa bu tuzak eşi benzeri
görülmemiş bir tuzaktır. Tüm inkarcı toplumlara elçiler vasıtası
ile yapılan öğütler, çok az bir grup dışında, etkili olmamıştır.
Hatta bir kısmının inkarını daha da arttıran bu uyarılar, aslında
onların sorumluluğunu da arttırmıştır. En nihayet Allah, dünyada
kendilerine hatırlatılan ahiret gerçeğini kıyamet günü en gösterişli
şekli ile insanların tümüne göstermektedir. Allah'ın vaadinin sonuçlarının
ne olduğunu inkarcılar o gün açık bir şekilde anlayacaklardır. Yaşamları
sürekli değildir ve dünya hayatı tüketilmiştir. Artık zevk ve isteklerin
bir hükmü yoktur, geçerli olan yegane gerçek Allah'ın hükmüdür.
Allah'a karşı zulüm içinde olan bu insanlara yaptıklarının karşılığı
verilmiştir; Allah'ın hükmüne göre azap ve sıkıntı içinde sonsuza
dek yaşayacaklardır. İnananların da hakettikleri sonsuz hayat, tüm
ihtişamı ve güzellikleriyle din gününde tüm insanlığa gösterilecektir.
SONUÇ
Kıyamet saati ve sonrasındaki sonsuz yaşam, insanları bekleyen
en önemli gerçeklerdir. Bu nedenle de kitap boyunca dünya hayatının
geçici olmasına dair anlatılanlar çok büyük önem taşımaktadır. Dünyadaki
hiçbir şey, ne kariyeriniz, ne evliliğiniz, ne de malınız-mülkünüz,
uğruna sonsuz yaşamınızı harcayacağınız kadar önemli ve vazgeçilmez
değildir. Uğrunda yaşanması ve çaba harcanması gereken tek şey "Allah
rızasıdır". Allah, sonsuz hayatın başlangıcını son derece büyük
ve ihtişamlı olaylarla gerçekleştirecektir. Bu günle karşılaşan
herkes, dünya hayatının artık tamamen sona erdiğini anlayacak ve
artık ahiretin varlığını kesin bir bilgiyle kavrayacaktır.
Tüm insanların böyle bir gün ile karşılaşmadan evvel, daha önce
belki de hiç düşünmemiş olduğu kıyamet saatini ve onun beraberinde
getireceklerini hatırlamaları gerekmektedir.
Bu kitapta yazılanlar günlük uğraşlardan ve gelip geçici isteklerden
bir an için olsun sıyrılmanızı sağlayıp, yaşamın var olmasındaki
asıl amacı görmenizi sağlamaktadır. Bu büyük ve zorlu gün gelip
çatmadan evvel sizleri, "kesin bir gerçek olarak" karşılaşacağınız
kıyamet gününe karşı uyarmak amaçlanmıştır. Bu uyarı önemli bir
uyarıdır. Çünkü böyle bir günün ve sonrasının varlığından gaflet
içinde yaşayan her kişinin kıyamet günü şahit olacağı olaylar dayanılmaz
olacak ve bu kişiler ahirette sonsuza kadar zorluklarla karşılaşacaktır.
Kuran'da detaylı bir şekilde tasvir edilen kıyamet günü ile mutlaka
karşılaşacaksınız. O gün, tüm sahip olduklarınızın, hatta kendi
bedeninizin bile sizden uzaklaştığını görecek ve yepyeni bir diriliş
ile dirileceksiniz. Sizi bekleyen sonsuz hayatta, bu dünyadaki ile
karşılaştırılmayacak bir nimet, rahatlık ve huzur elde etmek için,
Allah'ın sizlere henüz dünyada iken vermiş olduğu fırsatı değerlendirmelisiniz.
Bunun için yapılması gereken tek şey, Allah'a iman etmek, O'nun
karşılıksız olarak vermiş olduğu nimetlere şükretmek ve ahiret gününün
kesin bir gerçek olduğuna inanmaktır. Bunun tam tersi ahirette büyük
bir pişmanlık olacaktır. Allah bir ayette bunu şöyle haber vermektedir:
Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar, doğrusu hüsrana
uğramışlardır. Öyle ki, saat (kıyamet günü) apansız onlara geliverince,
günahlarını sırtlarına yüklenerek: "Onda (dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan
dolayı yazıklar olsun bize…" derler. Dikkat edin, o işleyip-yüklendikleri
ne kötüdür. (Enam Suresi, 31)
İşte bu nedenle ahiretin kesin bir gerçek olduğunu düşünmeli, bu
büyük gün için hazırlık yapmalısınız. Ancak o zaman bu dünya üzerinde
yaptıklarınızın bir değeri olacak dünyada ve ahirette benzersiz
bir karşılık alabileceksiniz. Bu karşılık kuşkusuz ahirette, nefsinizin
dilediği herşeye sahip olabileceğiniz bir mekanda, yani cennette
ağırlanma olacaktır. Şu unutulmamalıdır ki, hesap günü her insan
Allah'ın huzurunda yapayalnız ve tek başına sorguya çekilecektir.
O halde ölüm ve sonrası için ciddi bir çaba göstermek ve bir hazırlık
yapmak gerekir. Çünkü her insan ahirette dünyada yapıp ettiklerinin
karşılığını, haksızlığa uğratılmadan, tam olarak alacaktır. Ancak
herşeyin üzerinde insanın en büyük kazancı kuşkusuz Allah'ın rızasıdır.
Haşr Suresi'nde Allah bu gerçeği şu şekilde haber verir:
Ey iman edenler, Allah'tan korkun. Herkes yarın
için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz
Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Kendileri Allah'ı unutmuş,
böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın.
İşte onlar, fasık olanların ta kendileridir. (Haşr Suresi, 18-19)
|