|

Allah Kolay Olanı Emretmiştir
İnsanların birçoğunun din hakkındaki bilgileri, küçüklüklerinden
itibaren çevrelerinden edindikleri kulaktan dolma bilgilere dayalıdır.
Dini, gerçek kaynağından yani Kuran'dan öğrenmedikleri için de,
din adı altında birçok hurafeye, asılsız inanca kapılırlar. Bu inançların
en tehlikelilerinden biri ise dini yaşamanın zor olduğu şeklindeki
gerçek dışı inançtır.
Tarih boyunca, dini özünden saptırmayı amaçlayan ve dinin yaşanmasını
engellemek için türlü yöntemler deneyen kişiler, dine birçok zorlaştırıcı
uygulama ve hurafe katmaya çalışmışlardır. Kendi türettikleri uygulamalar
yüzünden bilerek veya bilmeyerek insanların dinden uzaklaşmalarına
sebep olmuşlardır. Oysa, Allah'ın Kuran'da bildirdikleri ve Peygamber
Efendimizin sünneti bize dinin yaşanmasının samimi insanlar için
son derece kolay olduğunu öğretmektedir.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki; Allah evrendeki herşey gibi
insanı da yoktan var etmiştir. İnsanı en iyi tanıyan, ona şah damarından
daha yakın olan Allah, dini de insanın yaratılışına uygun yaratmıştır.
Allah bir ayetinde insanın din ile fıtratına (yaratılışına) en uygun
olana çağrıldığını şöyle haber verir:
Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif)
olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine
yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte
dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.
(Rum Suresi, 30)
Rabbimizin şefkat ve merhametinin bir sonucu olarak çağlar boyu
gönderilmiş olan bütün hak dinler her zaman çok kolay uygulanabilir
hükümlere sahip olmuşlardır. Çünkü Allah insanlar için daima kolaylık
dilemiştir ve "... Allah, size kolaylık diler,
zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayetiyle de bu gerçeği
haber vermiştir. Allah'ın sınırlarına uyan bir insan aynı zamanda,
yaratılışına en uygun olan son derece güzel bir hayatı yaşayan insandır.
Bu gerçeği bilmeyen birtakım insanlar ise dinin sınırları kalktığı
takdirde daha rahat yaşayacaklarını; örneğin ahlaki değerlere önem
vermedikleri zaman özgür olacaklarını düşünürler. Ya da dinin yaşamlarını
zorlaştıracak birtakım kısıtlamalar getireceğini zannederler. Halbuki
bütün bunlar insanların kapıldıkları çok büyük yanılgılar ve şeytanın
aldatmacalarıdır. Çünkü Allah'ın dinini yaşamak, insanlara emrettiklerini
yerine getirmek son derece kolaydır. Asıl zor olan, Allah'ın bildirdiği
sınırları tanımayan insanlardan oluşan bir toplumda yaşamaktır.
Böyle bir yaşantı son derece kötü sonuçları da beraberinde getirir.
Öncelikle dinden uzak yaşayan toplumlarda veya dinsiz insanların
hayatlarında daima kaos, kargaşa, huzursuzluk, korku, mutsuzluk
ve stres vardır. Allah'tan korkmayan bir insan her türlü ahlaksızlığı
yapar, hiçbir konuda sınır tanımaz ve dejenere bir hayat sürer.
Böyle bir hayatta insanlar birbirlerine karşı fedakarlık göstermez,
sevgi, saygı bilmez, maddi ve manevi destek vermezler. Bu yüzden
de böyle bir yaşam hiçbir zaman, hiçbir insana mutluluk getirmez.
Dinin sınırları kalktığı zaman insanın huzur bulacağı ortamın tam
tersi meydana gelir ve tamamıyla şeytanın istediği gibi cehenneme
benzer bir ortam oluşur.
Örneğin günümüzde sıkça örneklerine rastladığımız olaylardan uyuşturucu
kullanımının ve ticaretinin yaygınlaşması, fuhşun, rüşvetin, sahtekarlığın
önlenemez bir hal alması gibi durumlar tamamıyla dinden ve dolayısıyla
manevi her türlü değerden ve güzellikten uzaklaşılmasıyla ilgilidir.
Böyle ortamlarda insanlar kendilerince özgür ve diledikleri gibi
davranma lüksüne sahip olduklarını zannederler. Oysa, bu sınır tanımaz
yaşantılarının kendilerine getirdiği maddi ve manevi yıkım, özgürlük
zannettikleri hislerden çok daha büyüktür. Düşünün ki, fuhuştan,
uyuşturucudan veya alkolden sağlığı bozulmuş, bedeni yaşına göre
çok daha hızlı yaşlanmış, saçları, cildi parlaklığını ve canlılığını
yitirmiş, bitkin, sefil bir hayat süren insanların kazancı ne olabilir?
Gerçekten de sınır tanımazlık, ahlakı hiçe saymak, amacı olmayan
ve sonunun yokluk olduğu sanılan bir yaşamı sürdürmek, istisnasız
her insanda fiziksel ve ruhsal olarak çok büyük tahribatlar meydana
getirir. Üstelik bu sonuçlar herkesin görebileceği, asla inkar edemeyeceği
kadar açık ve kesindir.
Burada verilen örneklerin çok uç örnekler olduğunu düşünenler olabilir.
Ancak şu bir gerçektir ki, insan dinden ne kadar uzak yaşarsa, Allah'ın
sınırlarını ne kadar tanımazsa o kadar mutsuz ve zor bir hayat yaşar.
Bir insanın burada verilen örneklerdeki kadar uç bir hayat yaşamıyor
olması ise, onun kolay ve mutlu bir hayatı olduğu anlamına gelmez.
Belki yukarıda söz ettiğimiz insanlara göre biraz daha rahat bir
hayat yaşar. Ama gerçek mutluluğu ve huzuru asla bulamaz. Üstelik
sonuç olarak da bu insan, Allah'ın emirlerinden uzaklaştığı için
büyük bir pişmanlık duyacağı, zorlukların ve acıların en büyüklerini
yaşayacağı ahiret hayatı ile karşılaşır.
Allah'tan korkan ve dinin hükümlerini eksiksiz olarak yerine getiren
insanlar ise hem dünyada hem de ahirette büyük bir kazanç içindedirler.
Herşeyden önce, Allah'a itaat etmenin manevi hazzını ve vicdani
rahatlığını yaşarlar. Onlar için daima bir müjde ve güzellik vardır.
Allah, rızasına uyanları ve sınırlarını koruyanları bir ayetinde
şöyle müjdelemektedir:
Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam
uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler,
kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen
(bütün) mü'minleri müjdele. (Tevbe Suresi, 112)
Vicdanına ters düşerek, Allah'ın sınırlarını korumak konusunda
gevşek davrananlar veya imanı çirkin görerek, imansızlığı güzel
görenler ise, dünyada da ahirette de zorluk ve sıkıntılarla karşılaşacaklardır.
Allah bir ayetinde şöyle bildirir:
... Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın
sınırlarını çiğnerse, gerçekte o, kendi nefsine zulmetmiş olur...
(Talak Suresi, 1)
Dini yaşamanın zor olduğunu zanneden insanların yanı sıra yukarıda
söz ettiğimiz gibi dini yaşamayı zor gösteren insanların durumu
vardır. Dinin özünü kavrayamayan bazı kişiler din konusunda aşırıya
kaçmaya müsaitlerdir. Nasıl ki bazı insanlar güya özgürlük adı altında
sınırları tanımazlarsa, bazı kimseler de takva adı altında Allah'ın
koyduğu sınırları değiştirme, zorlaştırma cüretini gösterirler.
Bu, aslında şeytanın insanlara bir tuzağıdır. Allah'ın haram kılmadığını,
haram gibi gösterip, daha çok yasak oluşturmayı bu insanlar bir
üstünlük zannederler. Dahası, kendi koydukları bu kurallara da gereği
gibi riayet etmez ve bir de bunun vicdani çöküntüsünü yaşarlar.
Allah, bir ayetinde, Hz. İsa'dan sonra İseviliği saptıran Hıristiyanları
bu konuya bir örnek olarak vermektedir:
Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri
ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik;
ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve
merhamet kıldık. (Bir bid'at olarak) Türettikleri ruhbanlığı ise,
Biz onlara yazmadık (emretmedik). Ancak Allah'ın rızasını aramak
için (türettiler) ama buna da gerektiği gibi uymadılar. Bununla
birlikte onlardan iman edenlere ecirlerini verdik, onlardan birçoğu
da fasık olanlardır. (Hadid Suresi, 27)
Bu sebeple Allah inananları bu tehlikeye karşı uyarmış ve dinde
aşırılığa gidenlerin doğru yoldan saptıklarını Kuran'da bildirmiştir:
De ki: "Ey kitap ehli, haksız yere dininiz konusunda
aşırı gitmeyin ve daha önce sapmış, birçoğunu saptırmış ve dümdüz
yoldan kaymış bir topluluğun heva (istek ve tutku)larına uymayın."
(Maide Suresi, 77)
İnsanın tek yapması gereken Kuran'da Allah'ın insanlara emrettiklerini
yerine getirmek ve yasakladıklarından da kaçınmaktır. Allah herşeyi
insanlar için kolay kılarken dini zorlaştırmaya çalışanlar, ahirette
bunun sorumluluğunu yüklenmiş olarak hesap verirler. Herşeyde olduğu
gibi bu konuda da Peygamberimizin hayatı ve uygulamaları bize en
güzel örnektir. Bir hadisinde Peygamberimiz Allah'ın sınırlarından
ayrılmamayı ve aynı zamanda sınırları aşmamayı müminlere hatırlatmış
ve dinin kolay olduğunu belirtmiştir:
"Din kolaydır. Kimse dine karşı şedid olamaz. Zira
dine mağlub düşer. (Yani dinin kolaylığına intibak etmeli. Sıkı
tutayım diyen aciz kalır.) Hattı hareketinizi doğrultun, (hududa)
yakın olun." (RamuzEl-Hadis, 1. Cilt, s.98)
İnsanların dini, Peygamber Efendimizin yukarıdaki hadisiyle bildirdiği
şekilde değerlendirmeleri gerekir. Yani Allah'ın açık ve anlaşılır
kıldığı, kolaylıkla uygulanabilecek hükümleri anlaşılmaz ve zor
göstermeleri büyük bir hatadır. Nitekim Allah Kuran'da bildirdiği
hükümleri her şart ve ortamda, her insanın rahatlıkla uygulayabileceği
şekilde kolaylaştırmıştır. İlerleyen bölümlerde, Allah'ın hükümlerinde,
helal ve haram sınırlarında insanlara tanıdığı kolaylıklardan bazılarına
yer verilecektir.
Yiyecekler konusunda tanınan kolaylıklar
Allah rızık olarak insanlara çok fazla nimet vermiştir. Renk renk
meyveler, çeşit çeşit yiyecekler, sebzeler, etler, içecekler, yemişler…
Her biri insanların hizmetine sunulmuştur. Ve Allah "Sana, kendilerine
neyin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Bütün
temiz şeyler size helal kılındı." (Maide Suresi, 4) ayetiyle,
insanlara bütün temiz yiyeceklerin helal kılındığını bildirmiştir.
Allah'ın insanlara haram kıldığını bildirdiği yiyecekler ise, ölü
eti, kan, domuz eti gibi, zaten insanlar için zararlı ve temiz olmayan
yiyeceklerdir. Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin
yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu gerçekten
murdardır- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk dışında,
haram kılınmış bir şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir ihtiyaçla
karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak şartıyla- (bu
sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin Rabbin
bağışlayandır, esirgeyendir. (Enam Suresi, 145)
Ayette haram olan yiyecekler için geçen "murdar" (pis) ifadesinin
pek çok hikmeti vardır. Çünkü domuz eti gerçekten insan vücuduna
zarar verecek özelliklere sahiptir.
Örneğin domuz eti çok yağlıdır, yenildiği takdirde bu yağ kana
geçer. Kandaki bu fazla miktardaki yağ atar damarların sertleşmesine,
tansiyon yükselmesine ve kalp enfarktüsüne sebep olur. Ayrıca domuz
yağı içerisinde "sutoksin" denilen zehirli maddenin dışarı atılması
için, lenf bezlerinin normale göre daha fazla çalışması gerekir.
Bu durum özellikle çocuklarda lenf düğümlerinin iltihaplanması ve
şişmesi şeklinde kendini gösterir. Bunların dışında domuz eti bol
miktarda kükürt içerir. Vücuda fazla miktarda alınan kükürt; kıkırdak,
kas ve sinirlere oturarak eklemlerde iltihaplanma, kireçlenme ve
bel fıtığı gibi çeşitli hastalıklara yol açar. Bütün bunların yanında
çeşitli deri hastalıkları ve trişin gibi (trişin sadece domuz yoluyla
geçer ve insanlarda öldürücü bir durum meydana getirir) ciddi hastalıklara
da sebep olmaktadır. (Burada domuz etinin yalnızca bilinen genel
birkaç zararına dikkat çekilmiştir.)
Görüldüğü gibi, insana zarar verecek olan yiyeceklerin haram kılınması
da insanlara sunulmuş bir kolaylık ve korumadır.
Ancak burada bir noktaya daha dikkat çekmekte yarar vardır: Elbette
bir şeyin haram ya da helal olması tamamiyle Rabbimizin emriyledir.
Ve insan sadece Allah'ın emrine göre hareket etmekten sorumludur.
Allah bir yiyeceğin haram olmasının hikmetlerini dilerse insanlara
gösterir, dilemezse göstermez. Ama Allah insanlara bir kolaylık
olması, kalplerinin tam olarak tatmin bulması için, yukarıda verdiğimiz
örnekten anlaşıldığı gibi bu hikmetleri insanlara birçok vesile
ile göstermektedir.
Allah Kuran'da yasaklanan yiyeceklerden bahsederken insanın başına
gelebilecek her türlü durumda nasıl davranması gerektiğini de açıklamıştır.
Böylece insanların beklenmedik durumlarda tereddüt yaşamaları engellenmiştir.
Bu konudaki bazı ayetler şöyledir:
Öyleyse Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden
helal (ve) temiz olanlarını yiyin; eğer O'na kulluk ediyorsanız
Allah'ın nimetine şükredin. O, size ancak ölüyü, kanı, domuz etini
ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olan (hayvan)ı haram kıldı.
Fakat kim mecbur kalırsa, saldırmamak ve sınırı aşmamak üzere (yiyebilir).
Çünkü gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir." (Nahl Suresi,
114-115)
Bu ayetin ardından Allah'ın bağışlayan ve esirgeyen olduğunun hatırlatılması
da müminlere rahatlık veren ve onları müjdeleyen bir ayettir. Çünkü
insan zayıf yaratılmıştır. Hata yapabilir, unutabilir, dalabilir,
iradesiz davranabilir. Ancak, Allah, samimi olarak tevbe ettiğinde
kendisini bağışlayacak ve esirgeyecektir.
Allah'ın namaz kılanlara verdiği kolaylıklar
Namaz kılmak Müslümanın bütün hayatı boyunca, aksatmadan yapacağı,
Allah'ın belirlediği vakitlerde farz olan bir ibadettir. İbadetlerini
yerine getirmeyen insanlar, namaz kılmayı da genellikle yaşlılık
dönemlerine bırakırlar. Halbuki namaz da tüm diğer ibadetler gibi
son derece kolay yerine getirilebilecek bir ibadettir.
Şunu belirtmek gerekir ki, Allah bir insan için neyi farz kılmışsa,
o insan kulluk vazifesi olarak onu yapmakla yükümlüdür. Bunun karşılığında
ise Allah'ın rızasını, rahmetini ve cennetini kazanmayı umabilir.
Allah'ın insanlara farz kıldığı ibadetlerde kolaylık kılması ise
Allah'ın merhametinin ve şefkatinin bir göstergesidir. Buna rağmen,
Allah'ın emirlerine uymayanların ise ahirette, güçlerinin yetmediğine
veya zor geldiği için yapamadıklarına dair hiçbir mazeretleri olmayacaktır.
(Allah'ın Kuran'da bildirdiği ve bir sorumluluk yüklemediğini belirttiği
insanlar hariç olmak üzere)
Örneğin, abdest almak son derece kolay kılınmıştır. Hatta, bir
insanın abdest almak için su bulamaması durumuna karşın Allah "teyemmüm
etme"yi yol olarak göstermiştir ki, teyemmüm her koşulda kolaylıkla
yerine getirilebilir. Allah su bulamayanların nasıl teyemmüm edeceklerini
bir ayetinde şöyle bildirir:
"... Eğer cünüpseniz temizlenin (gusül edin); eğer
hasta veya yolculukta iseniz ya da biriniz ayak yolundan (hacet
yerinden) gelmişse yahut kadınlara dokunmuşsanız da su bulamamışsanız,
bu durumda, temiz bir toprakla teyemmüm edin (hafifçe) yüzlerinize
ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, ama
sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimeti tamamlamak ister. Umulur
ki şükredersiniz." (Maide Suresi, 6)
Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi, Allah insanlara güçlük çıkarmak
istemez. Kuran'da bildirilen her konuda Allah insanlar için kolaylıklar
vermiştir. Allah'ın insanlar için emrettiği ibadetler iman edenler
için son derece kolaydır. Allah, sonsuz rahmeti ve merhameti ile
insanlar için en kolay ve en güzel olan ibadetleri ve yaşam şeklini
bildirmiş ve bunlara uyanları ise, rızası, rahmeti ve cenneti ile
müjdelemiştir.
Savaşta namazın kısaltılması
Kuran'da belirli dönemler için bildirilmiş kolaylıklar da vardır.
Örneğin Hz. Muhammed döneminde inkarcı topluluğu ile sıcak savaş
içerisinde olan müminlerin, o esnada ibadetlerini yerine getirebilmeleri
için Allah bir kolaylık göstermiştir. Savaş esnasında müminlerin
namazı zaruri durumlarda kısaltabileceklerini şöyle açıklamıştır:
Yeryüzünde adım attığınızda (yolculuğa ya da savaşa
çıktığınızda), kafirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız,
namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Şüphesiz kafirler,
sizin apaçık düşmanlarınızdır. (Nisa Suresi, 101)
Bu ayetten de anlaşıldığı gibi, Allah'ın her hükmü ve her emri
müminlerin her biri için ayrı ayrı hikmet ve hayırlarla doludur.
Allah kulları için zorluk istemez. Allah, müminlerin gerçek dostu
ve tek vekilidir.
Oruç için sağlanan kolaylık
Allah Müslümanlara Ramazan ayı içerisinde oruç tutmalarını emretmiştir.
Ancak Allah ayetleriyle istisnai durumları yani hastalık, yolculuk
hali durumlarını da açıklayarak insanlar için zorluk dilemediğini
kolaylık dilediğini bir kez daha bildirmiştir:
"Ramazan ayı... İnsanlar için hidayet olan ve doğru
yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan)
Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa
artık onu tutsun. Kim hasta ya da yolculukta olursa, tutmadığı günler
sayısınca diğer günlerde (tutsun). Allah, size kolaylık diler, zorluk
dilemez. (Bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi doğru yola (hidayete)
ulaştırmasına karşılık Allah'ı büyük tanımanız içindir. Umulur ki
şükredersiniz. (Bakara Suresi, 185)
Allah'ın hükümleriyle ilgili ayetlerinde, insanlar için kolaylık
dilediğini bildirmesi, dinin kolaylığının düşünülerek anlaşılması
gerektiğini de göstermektedir. Zorluk yaşayacaklarını zannederek,
ibadetlerini yerine getirmekten kaçınanlar büyük bir yanılgı içindedirler
ve dini yanlış tanımaktadırlar.
Allah'ın sorumluluk yüklemedikleri
Allah'ın merhametinin başka bir tecellisi olarak, güç yetiremeyecek
olanlara diğer insanlara yüklenen sorumluluklar yüklenmemiştir.
Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirir:
Kör olana güçlük (sorumluluk) yoktur, topal olana
güçlük yoktur, hasta olana da güçlük yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü'ne
itaat ederse, (Allah) onu, altından ırmaklar akan cennetlere sokar.
Kim de sırt çevirirse, onu acı bir azab ile azablandırır. (Fetih
Suresi, 17)
Allah sakatlığı olan insanların ibadet sorumluluklarını kaldırırken
rahmetini ve sonsuz şefkatinin bir kanıtını daha insanlara göstermektedir.
Bir ayette Allah'ın insanlara güçlük çıkarmadığı ve bunun O'nun
şefkatinin ve merhametinin bir göstergesi olduğu şöyle ifade edilmektedir:
… Eğer Allah dileseydi size güçlük çıkarırdı. Şüphesiz
Allah güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir." (Bakara
Suresi, 220)
Rastgele söylenen yeminlerde gösterilen kolaylık
Yemin etmek, genelde insanlar arasında ağız alışkanlığı olarak
yapılan yaygın bir davranıştır. Özellikle birine söz verirken insan
alışkanlıkla yemin edebilir. Yeminlere sadakat, verilen sözde durmak
ise Allah'ın Kuran'da emrettiği bir mümin özelliğidir. Ancak insan,
unutkan bir varlıktır, bazı durumlarda dalgınlıkla yapacağı işi
veya verdiği sözü unutabilir. Bu, çok doğal, insani zayıflıklardan
meydana gelen bir hatadır. İşte bu durumda Allah, rastgele, ağız
alışkanlığı ile, dikkatini tam vermeden edilen yeminlerden insanları
sorumlu tutmayarak, müminlerin üzerinden bu sorumluluğu almıştır.
Edilen yeminlere sadakat ahirette sorulacaktır, ancak Allah'ın Kuran'da
istisna kıldıkları, rastgele ve amaçsızca söylenen yeminlerdir.
Allah bunu bir ayetinde şöyle bildirir:
Allah sizi, yeminlerinizdeki 'rastgele söylemelerinizden,
boş, amaçsız sözler'den dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin
kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak
davranandır. (Bakara Suresi, 225)
Allah'ın yemin konusunda kıldığı bir başka kolaylık daha vardır.
Bir amaç üzerine, bilinçli olarak Allah adına yemin eden, sonra
da bu yeminini bozmak isteyenler için, Allah bir kolaylık yolu göstermiştir.
Bu da yeminlerin kefaretle çözülmesidir:
Allah, yeminlerinizin (kefaretle) çözülmesini size
farz (veya meşru) kıldı… (Tahrim Suresi, 2)
… ancak yeminlerinizle bağladığınız sözlerden dolayı
sizi sorumlu tutar. Onun (yeminin) kefareti, ailenizdekilere yedirdiklerinizin
ortalamasından on yoksulu doyurmak ya da onları giydirmek veya bir
köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. (Bunlara imkan) Bulamayan (için)
üç gün oruç (vardır.) Bu, yemin ettiğinizde (bozduğunuz) yeminlerinizin
kefaretidir. Yeminlerinizi koruyunuz. Allah, size ayetlerini böyle
açıklar, umulur ki şükredersiniz. (Maide Suresi, 89)
Ayetlerden anlaşıldığı gibi Allah her iki durumda da insanların
dine uygun hareket etmeleri için kolaylık göstermektedir. Güzel
ve doğru olan elbette yeminlerin korunmasıdır. Ancak bir insan verdiği
sözü unutabilir veya söz verdiği dönemdeki koşullar değişebilir
ve o kişi sözünü tutamayacak bir duruma gelebilir. Allah, insanlar
için kolaylık dileyerek, yeminlere kefaret olacak durumları bildirmiş
ve her insan için bir yol göstermiştir.
Ayrıca yemini bozma konusunda kefaret gibi bir şartın emredilmesi,
insanın vicdanının sesini dinlemesi için de bir kolaylıktır. Yeminini
bozan kişi, kefaret ödemek durumunda olacağı için, yeminini gerçekten
bozması gerekli mi yoksa sözünü hala yerine getirebilir mi, diye
bir kez daha düşünecek bunun sonucunda en vicdanlı ve en doğru kararı
verecektir.
Buraya kadar anlatılanlardan anlaşıldığı gibi, Allah dinini son
derece kolay kılmıştır. İslam dini, her zaman için ve her konuda
kolaylık dinidir. İnsan samimi dindar olmaya, Rabbimizin nimetleri
karşısında şükredici bir kul olmaya niyet ettiğinde, dini yaşama
konusunda hiçbir zorlukla karşılaşmayacaktır.
|