|

Münafıklar Şeytanın Fırkasıdır
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara
Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, Şeytanın fırkasıdır.
Dikkat edin; şüphesiz Şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta
kendileridir. (Mücadele, 19)
Yeryüzünde iki topluluk vardır: Allah'ın fırkası ve şeytanın fırkası.
Şeytanın fırkası, kendilerini yaratan Allah'ı unutan ve yoldan
saparak şeytanın 'adımlarını izleyen' bir topluluktur. Bu topluluğu
kendi içinde müşrikler, kafirler, münafıklar diye çeşitli gruplara
ayırabiliriz. Ancak bu gruplar içinde, Allah'ın ahirette en aşağılık
azap ile cezalandırılacaklarını haber verdiği, MÜNAFIKLARDIR. Münafıklar,
şeytana ait tüm özellikleri üzerlerinde barındıran bir topluluktur.
Bunu incelemeden önce, şeytanın bu garip mantıklarına göz atmakta
fayda vardır:
İlk olarak şeytanın en anlaşılmaz tavrı, yani 'esrarengiz isyanı'
üzerinde durmak gerekir. Araf Suresi'nde şöyle haber verilmektedir:
Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı
onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda
(pusu kurup) oturacağım." "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından,
sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici
bulmayacaksın." (Araf Suresi, 16-17)
Şeytanın en büyük amacı, ayetlerde görüldüğü gibi insanların Allah'a
karşı isyan etmelerini sağlamaktır. Bu amacına ulaşmak için elinden
gelen herşeyi yapar, sürekli bir çaba harcar. Fakat bu yoğun çabasının
yanında anlaşılmaz bir mantığı daha vardır. Bu mantığı haber veren
ayet şöyledir:
Ancak Şeytanın durumu gibi; çünkü insana "İnkar
et" dedi, inkar edince de: "Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu
ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" dedi. (Haşr Suresi,
16)
Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi şeytan, insanlara isyan etmelerini
emrettiği halde, kendisi Allah'tan korktuğunu söyler. Bu ifadeleri,
taşıdığı 'çarpık mantığı' gözler önüne serer. Hem Allah'a karşı
isyan etmekte ve insanları da isyana teşvik etmekte, hem de Allah'tan
korktuğunu iddia etmektedir. Elbette bu ifadeler şeytanın akli yönden
dengesiz bir varlık olduğunu göstermektedir.
İşte münafıkların da şeytan ile benzerlik gösteren en belirgin
vasıfları bu 'esrarengiz isyan'dır. Münafıklar, bir yandan Allah'a
karşı büyüklenmekte ve fitne çıkarmakta çaba harcarken, bir yandan
da Allah'a, ahirete iman ettiklerini, Allah'ın dinine ve elçisine
itaat gösterdiklerini iddia ederler. Nitekim Allah münafıkların
bu tavırları hakkında müminleri çeşitli ayetlerle uyarmıştır. Bir
ayettte şöyle buyrulmaktadır:
Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını
öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un önünde muhakeme olmayı
istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan
da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister. (Nisa Suresi, 60)
Kuran'da, şeytanla münafıklar arasındaki bu en belirgin ortak yönün
dışında da çeşitli benzerliklerden ve ilişkilerden bahsedilir. Şimdi
bunları inceleyelim.
MÜNAFIKLAR ŞEYTANI DOST EDİNİRLER
Allah'a inananlar, "Sizin dostunuz (veliniz),
ancak Allah, O'nun elçisi, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı
veren mü'minlerdir." (Maide Suresi, 55) ayeti gereği, yalnızca
Allah'ı ve kendileri gibi inananları dost edinerek önemli bir ibadeti
yerine getirirler. Güçlerinin en önemli nedeni budur.
Müminler nasıl Allah'ı dost ediniyor ve her işlerinde O'na yöneliyorlarsa,
münafıklar da şeytanı dost ve veli edinirler. Şeytanı veli edinenlerin
durumu ayetlerde şöyle bildirilir:
... Çünkü o ve taraftarları, (kendilerinin göremeyeceğiniz
yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların
dostları kıldık. (Araf Suresi, 27)
Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı haketti.
Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten
onları doğru yolda saymaktadırlar. (Araf Suresi, 30)
Kim Rahman (olan Allah)ın zikrini görmezlikten
gelirse, biz bir şeytana onun 'üzerini kabukla bağlattırırız'; artık
bu, onun bir yakın dostudur. (Zuhruf Suresi, 36)
Zuhruf Suresi'nde geçen bu ayette de bildirildiği gibi münafıkların
en belirgin özelliklerinden biri de Allah'ı zikretmemeleri, manen
Allah'tan uzak olmalarıdır. Bu durumda olmalarını teşvik eden ise
yine şeytandır.
ŞEYTAN ONLARA ALLAH'I UNUTTURUR
Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara
Allah'ın zikrini unutturmuştur... (Mücadele Suresi, 19)
Kişinin "münafık" olması için, öncelikle mümin topluluğunun içinde
bulunması ve onlara gizli veya açık zarar vermeye çalışması gerekir.
Münafık, müminlerin içine kadar gelmiş, -bir süre de olsa onların
yaşam tarzına uyum sağlamış olmasından da anlaşıldığı gibi- müminlerle
birlikte Allah'ı anmış, O'nun ayetlerini okuyup öğrenmiştir. Bütün
bunlara rağmen, imanından sonra inkara sapmıştır. Münafıkların bu
durumları bir ayette şöyle bildirilir:
Bu, onların iman etmeleri sonra inkar etmeleri
dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir,
artık onlar kavrayamazlar. (Münafıkun Suresi, 3)
Peki nasıl olur da, Allah'ın varlığını ve birliğini kabul edip,
Kuran'a itaat eden imanlı bir insan 'bir anda' Allah'a isyan edip
sapar?
Bu elbette ki bir anda olmaz. Münafıkların kalpleri, imandan ziyade
inkara yatkındır. Bu zayıf imanlı kişileri ayartmak ise, tabii ki
yine şeytanın işidir. Onları etkilemek, doğru yoldan alıkoyup kendi
yoluna çekmek için çeşitli tuzaklar kurar. Bunların en büyüğü de
Allah'ı unutturmaya yönelik olanıdır.
Allah'ı unutturmak isteyen şeytan, belli oyunlarla münafığa yaklaşır.
Oysa münafık kastedilen oyunları Kuran ayetlerinden çok iyi bilmektedir.
Dolayısıyla şeytanın tuzağına 'bile bile' düşer; bu da kalbinde
-Kuran'da haber verildiği üzere- "hastalık" barındırması nedeniyledir.
Bu hastalık 'isyankarlık'tır. Münafıkların bu durumları bir ayette
şöyle haber verilir:
Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını
artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı
bir azap vardır. (Bakara Suresi, 10)
Yalnız bu noktada unutulmaması gereken şey, şeytanın ancak zayıf
imanlılara etki edebileceği; gerçek, samimi müminleri ise hiçbir
şekilde tuzağa düşüremeyeceğidir. Sapkın insanlarla hakiki müminler
arasındaki fark bir ayette şöyle haber verilir:
Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar
dışında, senin benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur.
(Hicr Suresi, 42)
Münafığı tevekkülsüzlüğe, büyüklenmeye ve samimiyetsizliğe sürüklemeye
çalışan şeytan, kısa zamanda başarılı olur. Sahip olduğu zayıf inanç
sebebiyle akıl almaz bir süratle ona ayak uyduran münafık, mümin
tavrını taklit etmeyi artık bir kenara bırakıp, şeytani davranışlar
sergilemeye başlar. Müminlere o güne kadar hiç göstermediği olumsuz
tavırlarını göstermeye başlar. Örneğin aniden öfkelenir, paniğe
kapılır, müminlere zarar vereceğini düşündüğü davranışlarda bulunur...
Özellikle zorluk anlarında veya kendisine gelen bir zarar karşısında
şeytanın etkisi iyice belirginleşir. Beklemediği şekilde zorlukla
karşılaşan münafık bir anda başına gelen olayın Allah'ın kontrolünde
gerçekleştiğini, tevekkül etmesi gerektiğini, Allah'ın duasına icabet
edeceğini düşünemez ve bir müminin zorluk karşısında göstereceği
tüm tavırların tersini göstermeye başlar. İmanının sınandığı bir
zorluk anıyla karşılaşan münafık, o ana kadar görülmemiş bir yüzle
ortaya çıkar. İşte Allah'ı unutmuş ve şeytana teslim olmuş bu yüz,
münafığın gerçek yüzüdür.
Açıkça anlaşılıyor ki münafığı doğru yoldan çıkarmak, şeytan için
hiç de zor olmamaktadır. Nitekim şeytan yalnızca kötü yola çağırır;
onun peşinden sürüklenip giden, sonra da tevbe etmeyen ve bütün
bunları tamamen kendi arzusuyla yapan, münafığın kendisidir:
Oysa onun, kendilerine karşı hiçbir zorlayıcı gücü
yoktu; ancak biz ahirete iman edeni, ondan kuşku içinde olandan
ayırdetmek için (ona bu imkanı verdik). Senin Rabbin, herşeyin üzerinde
gözetici-koruyucudur. (Sebe Suresi, 21)
Şeytan ahirette, peşinden sürüklediği kimselere itiraflarda bulunur
ve onları zorlamadığını, ardından gelenlerin kendi arzularıyla onu
izlediğini bir kez daha açıkça söyler:
İş hükme bağlanıp bitince Şeytan der ki: 'Doğrusu
Allah, size gerçek olan va'di va'detti, ben de size vaadde bulundum,
fakat size yalan söyledim. Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm
yoktu, yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse
beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim,
siz de beni kurtaracak değilsiniz. Doğrusu daha önce beni ortak
koşmanızı da tanımamıştım. Gerçekten şu ki, zalimlere acı bir azap
vardır. (İbrahim Suresi, 22)
ŞEYTAN ONLARI KURUNTULARA DÜŞÜRÜR
Allah'a kesin bilgiyle inanan kişi imanında bir an bile kuşkuya
kapılmaz; böyle bir suçtan Allah'a sığınır. Münafık ise iman konusunda
şüphededir. Bu şüpheyi kalbine düşüren ise tabii ki yine dost edindiği,
peşinden sürüklenip gittiği şeytandır.
Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım,
en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların
kulaklarını kesmelerini emredeceğim.' Kim Allah'ı bırakıp da Şeytanı
dost (veli) edinirse, kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır.
(Nisa Suresi, 119)
Ayette belirtildiği gibi, şeytanın insanları düşürmeye çalıştığı
kuruntular, hiç olmayacak tarzda boş ve saçmadır. Ancak zayıf imanlı
kişiler, bunları olağanüstü önemli görmekte ve kolayca benimsemektedirler.
Kuran'dan uzak oldukları için, "Eğer sana
Şeytandan yana bir kışkırma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a
sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir" (Araf Suresi, 200) ayetiyle,
Kuran'da böyle bir durumda uygulanması tavsiye edilen tavrı da sergilemezler.
Dolayısıyla müminler şeytana karşı başarı kazanırken münafıklar,
kaçınılmaz olarak ona yenik düşerler.
ŞEYTAN ONLARI VAATLERİYLE ALDATIR
(Şeytan) Onlara vaatler ediyor, onları en olmadık
kuruntulara düşürüyor. Oysa Şeytan, onlara aldanıştan başka bir
şey va'detmez. (Nisa Suresi, 120)
Şeytan insana sadece boş vaatlerde bulunur. Bu vaatlerin hepsi,
geçici dünya hayatına yöneliktir. Müminlere verilmiş bir nimet olan
akla sahip olmamasına rağmen oldukça zeki olan şeytan, herkese zayıf
yönlerinden ulaşmaya çalışır. Bu zayıf yönler, kişinin Allah'ın
rızasının yerine tercih ettiği 'put'lardır.
'Put' denince, akla yalnızca insanların önlerinde secde ettikleri
taşlar gelmemelidir. Put, dinin yerine tercih edilen herhangi bir
kavram ya da bir insan olabilir. Hepsi de dünya hayatının geçici
süsleri olan makam, mevki, zenginlik, şöhret, güzellik, gözde büyütülen
bir insan veya insanlar da 'put' olabilirler. Şeytanın vaatleri
daha da çeşitlendirilebilir fakat hepsi de boş bir aldatmacadan
başkası değildir. Zira hepsi geçicidir ve insan toprak olup da yeniden
diriltileceği gün, dünyada değer verip bel bağladığı hiçbir değeri
veya hiçbir insanı yanında bulamayacaktır.
Ancak 'derin' bir kavrayıştan uzak olan münafıkların bu boş vaatlere
aldanmaları hiç de zor olmaz. Dünyaya körü körüne bağlı olan münafıklar,
şeytanın vaadlerinin mutlaka gerçekleşeceğini, ona uymakla kar elde
edeceklerini zannederler. Oysa şeytanın vaatleri, yalnızca insanı
cehenneme sürüklemek içindir. Dünyada ve özellikle de ahirette ona
hiçbir fayda sağlamayacaktır. Haşr Suresi'nde şöyle buyrulur:
Şeytanın durumu gibi; çünkü insana 'İnkar et' dedi,
inkar edince de: 'Gerçek şu ki, ben senden uzağım. Doğrusu ben,
alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım' dedi." Sonunda onların
akibetleri, şüphesiz ateşin içinde ikisinin de süresiz olarak kalıcı
olmalarıdır. İşte zalim olanların cezası budur. (Haşr Suresi, 16-17)
Şeytana uymayan, vaatlerine aldanmayan tek topluluk müminlerdir.
Onlar, insanlara durmaksızın kötülüğü fısıldayan şeytanın aldatmacalarına,
vermek istediği vesveselere açık değildirler. Her olayı 'akıl ve
vicdan' çerçevesinde değerlendirdiklerinden, bu asılsız vaatlere
hiçbir şekilde inanmazlar.
GERÇEK YÜZLERİNİ ŞEYTANA GÖSTERİRLER
Münafıklar, müminlere kendilerini 'samimi' tanıtmak için yoğun
çaba harcarlar. -Amaçlarını daha sonra detaylarıyla ele alacağımız-
bu samimiyetsizliklerini menfaatleri zarar görene kadar ısrarla
sürdürürler.
Müminlerden ayrıldıkları süreye kadar kendilerini gizleyen münafıklar,
bu süre zarfında gerçek yüzlerini de yalnızca şeytana gösterirler.
Allah bir ayette münafıkların bu durumlarını şöyle haber vermektedir:
İman edenlerle karşılaştıkları zaman: 'İman ettik'
derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki: 'şüphesiz,
sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz. (Bakara
Suresi, 14)
Burada önemli bir konuya dikkat etmek gerekir. Şeytan münafıkların
karşısına elbette ki, cismen çıkmaz. Onun çeşitli kabiliyetleri
vardır; insanların karşısına onlardan biri gibi, yani 'insan suretinde'
çıkabilmesi de bunlardan biridir.
'İnsan suretinde' çıkmasını biraz daha açıklamakta fayda var. 'Şeytan
gibi' sözü halk arasında da kullanılan bir benzetmedir. Peki nasıl
'şeytan gibi' olunur? Bir insan şeytanın özelliklerini üzerinde
taşıyorsa o insana 'şeytan gibi' demek çok yerindedir.
Münafıklar da, daha önce bahsedildiği gibi şeytanın tüm özelliklerini
üzerlerinde taşıdıkları için, tam yerinde bir benzetme ile 'şeytan
gibi'dirler. Üstelik kendileri gibi olan insanları da rahatlıkla
teşhis edebilme yeteneğine sahiptirler. Karşılarındaki kişide kendileri
ile ortak bir yön görüyorlarsa bu kişiye karşı da gerçek yüzlerini
gösterebilirler.
İşte bu noktada münafıklar, müminlerin yanından ayrılıp kendilerine
benzer kişilerin yanına gittiklerinde, 'şeytanlarıyla başbaşa kalmış'
olurlar. Ve kendi aralarında, ileride de bahsedileceği gibi, gizli
toplantılar yaparak, gizli fısıldaşmalarda bulunarak peygambere
düşmanlık, isyan gibi çeşitli sinsi planlar hazırlarlar.

|