|

İnkarcıların Müslümanlara Yönelik
Alay Dolu İftiraları
Daha önce de söz ettiğimiz gibi, inkarcılar, iman edenlerin Allah'ın
dinini anlatmalarını ve insanların onların tebliğ ettikleri gerçekleri
dinlemelerini engellemek için türlü yollar denerler; iftira da bu
yollardan biridir. Önceki sayfalarda tarih boyunca Allah'ın elçilerine
ve salih müminlere atılan iftiralarla ilgili Kuran'da bildirilen
kıssalardan bazı örnekler verdik. İlerleyen sayfalarda ise, "…
sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşmakta olanlardan
elbette çok eziyet verici (sözler) işiteceksiniz…" (Al-i İmran Suresi,
186) ayetinin bir tecellisi olarak, inkarcıların iman edenleri
kendilerince aşağılamak için söyledikleri bazı yalanlardan söz edeceğiz.
Allah'a ve dine düşman olan insanların, müminleri incitmek ve onları
diğer insanların gözünde küçük düşürmek kastıyla, hakaret tarzında
sözler sarf ettiklerini; ancak bu çabalarının asla başarıya ulaşamadığını
anlatacağız.
ŞIMARIKLIK VE KENDİNİ BEĞENMİŞLİK YALANI
Müslümanlara en çok yöneltilen suçlamalardan biri, şımarıklık ve
kendini beğenmişlik iddiasıdır. Her toplumda kötü bilinen bu özelliklerin
de müminler için kullanılmasının nedeni yine aynıdır; halkın müminlerin
ahlakına tabi olmalarını engellemek… İnsanlar doğal olarak şımarık
ve kendini beğenmiş kişilere karşı antipati duyarlar ve onlarla
beraber olmak, onlara benzemek istemezler. İnkarcılar da insanların
bu psikolojilerinden yararlanabilmek için, müminleri kibirle, şımarıklıkla
suçlarlar.
Bu yönde haksız bir kötülemeye maruz kalan elçilerden biri Hz.
Salih'tir:
Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı. Dediler ki:
"Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz
bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmış oluruz." "Zikr
(vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen,
kendini beğenmiş bir şımarıktır." Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen,
kendini beğenmiş bir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir. (Kamer
Suresi, 23-26)
Bu ayetlerde görüldüğü gibi Hz. Salih'in kavmi, içlerinden bir
insana Allah'ın lütufta bulunmasını, ona elçilik görevi vermesini
çekememişlerdir. Bundan dolayı iman sahibi, tevazulu, ihlaslı ve
güzel ahlaklı bir peygambere, kendilerini hak dine, güzel ahlaka,
doğru yola davet ettiği için kin duymuşlar, aleyhinde yalanlar uydurmuşlardır.
Allah'ın salih kullarına böyle ağır ve incitici sözler söylemek,
onlara ve çevrelerindeki insanlara sıkıntı vermeye çalışmak, inkarcılara
kolay görünüyor olabilir. Ancak bu insanlar unutmamalıdırlar ki,
her kim böyle bir kötülük işlediyse, karşılığını hem dünyada hem
de ahirette misliyle almıştır. Geçmişte yaşayıp, peygamberlere ve
elçilere sözleriyle zarar vermeye çalışan hiç kimse dünyadaki ve
ahiretteki azaptan kurtulamamıştır. Allah, Hz. Salih'e zorluk çıkaran
Semud kavminin sonunu şöyle bildirir:
Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış? Çünkü
Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki
çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler. (Kamer Suresi, 30-31)
DELİLİK İFTİRASI
Daha önce de belirtildiği gibi, inkarcılar Allah'ın elçilerine
olan düşmanlıklarını ve kinlerini tarih boyunca hep benzer yöntemlerle
fiiliyata dökmüşlerdir. Hz. Yusuf, Hz. Meryem ve Peygamberimiz (sav)
döneminde sahabelere iffetleri ile ilgili iftira atılması, bunun
inkarcıların klasik bir yöntemi olduğunu gösterir. Her dönemde inkarcıların
sıklıkla başvurdukları başka bir yöntem ise elçileri deli olmakla
itham etmeleridir. Hz. Muhammed de dahil olmak üzere birçok elçi,
Allah'a ve dine olan bağlılıkları nedeni ile aynı iftira ile karşılaşmışlardır.
Allah ayetlerinde, elçilerin delilikle itham edilmelerinin nedenini
şöyle bildirir:
Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi
onu inkar ediyorlar? Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar?
Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı
çirkin karşılıyorlar. Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına
uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan
herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. Hayır, Biz onlara kendi şan
ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden
yüz çeviriyorlar. (Müminun Suresi, 69-71)
İnkar edenlerin elçilere karşı tutumlarının nedeni, yukarıdaki
ayetlerde de belirtildiği gibi, elçilerin getirdikleri gerçeklerin
bu insanların dünyevi istek ve çıkarları ile çatışmasıdır. Allah'ın
elçileri, bu insanlardan hiçbir karşılık beklememelerine rağmen,
sanki onları büyük bir borç altına sokuyorlarmış gibi elçileri susturmaya
veya ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Oysa, inkarcı topluluğun
kendilerine gelen elçiyi konuşturmamaları veya onu dinlememeleri,
inkarcıların ahiret hayatında karşılaşacakları sonu değiştirmeyecektir.
Allah yukarıdaki ayetlerin devamında şöyle bildirir:
Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun? İşte Rabbinin
haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin
en hayırlısıdır. Gerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun.
Ancak ahirete inanmayanlar, şüphesiz yoldan sapanlardır. (Müminun
Suresi, 72-74)
İnkarcıların Allah'ın gönderdiği elçileri delilikle itham etmeleri,
adeta bir miras gibi nesilden nesile, kavimden kavime aktarılmıştır.
Her dönemde peygamberler ve onların ardından hak dini tebliğ eden
Müslümanlar benzer iftiralarla karşılaşmışlardır. Ancak dini inkar
edenlerin tüm çabalarına rağmen bu salih insanların, Allah'ın hak
yolundan dönmedikleri Kuran'da bildirilmiştir. Kuran'da delilik
suçlaması ile karşılaştıkları haber verilen diğer elçilerle ilgili
bazı ayetler şöyledir:
HZ. MUHAMMED(sav)
Onlar: "Ey kendisine kitap indirilen (Muhammed).
Gerçekten sen cinlenmiş (bir deli)sin," dediler. (Hicr Suresi, 6)
O inkar edenler, zikri (Kur'an'ı) işittikleri
zaman, seni neredeyse gözleriyle devireceklerdi. "O, gerçekten bir
delidir" diyorlar. (Kalem Suresi, 51)
Sonra, ondan yüz çevirdiler ve dediler ki: "(Bu,)
Öğretilmiştir, bir delidir." (Duhan Suresi, 14)
HZ. HUD
Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler dediler
ki: "Gerçekte biz seni 'aklî bir yetersizlik' içinde görüyoruz ve
doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz." (Hud:) "Ey
kavmim" dedi. "Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben gerçekten
alemlerin Rabbinden bir elçiyim" dedi. "Size Rabbimin risaletini
tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm." (Araf
Suresi, 66-68)
HZ. NUH
"O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası
değildir, onu belli bir süre gözetleyin." Rabbim" dedi (Nuh). "Beni
yalanlamalarına karşılık, bana yardım et." (Müminun Suresi, 25-26)
Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanlamıştı; böylece
kulumuz (Nuh)u yalanladılar ve: "Delidir" dediler. O 'baskı altına
alınıp engellenmişti.' (Kamer Suresi, 9)
HZ. MUSA
(Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan
elçiniz, gerçekten bir delidir." (Şuara Suresi, 27)
Yukarıda yer verdiğimiz ayetlerde de görüldüğü gibi inkarcılar
Allah'ın gönderdiği peygamberleri delilik, akli yetersizlik, cinlenmiş
olmak gibi sıfatlarla küçük düşürmeye çalışmışlardır. Buradaki amaçları
yine her zamanki gibi doğru olanı, hak dini inkar edebilmek, dünyada
kendi istek ve tutkularına göre yaşayabilmek, kendilerini başıboş
kabul edebilmek için, elçilerin anlattıklarını yalanlamak istemeleridir.
İnsanların akli bir yetersizlik içinde gördükleri kişilere uymayacaklarını
bildikleri için böyle bir yola başvurmuşlardır.
Ancak elçileri delilikle itham edenlerin ve onlara dilleriyle sıkıntı
ve zorluk yaşatmaya çalışanların uğradıkları son da, daima iftiraları
gibi birbiriyle benzer olmuştur. Allah, Hz. Musa'yı büyücü veya
deli olmakla suçlayan Firavun'un sonunu Kuran'da şöyle bildirir:
Fakat o, 'bütün kişisel ve askeri gücüyle' yüz
çevirdi ve: "(Bu,) Ya bir büyücü veya bir delidir" dedi. Bunun üzerine,
Biz onu ve ordularını yakalayıp denize attık; (ki o,) 'kınanacak
işler yapıyordu.' (Zariyat Suresi, 39-40)
SAPKINLIK İFTİRASI
Kuran'da birçok elçinin "sapkın" olmakla suçlandığı da bildirilir.
İnkarcılar, Allah'a ve ahiret gününe iman etmemelerine rağmen, elçilere
karşı geldiklerinde, halka karşı dindar bir görünüm sergilemeye
çalışırlar. Elçileri ise eski dinlerini bozmaya çalışan, dine sapkın
uygulamalar getiren insanlar gibi göstermek isterler. Bundaki amaçları
ise yine elçileri halkın gözünde güvenilmez ve "din kisvesi altında
çıkar arayan" insanlar olarak göstermeye çalışmaktır. Firavun ve
çevresindekiler de, Hz. Musa ve Hz. Harun için benzer bir yönteme
başvurmuşlardır:
Dediler ki: "Bunlar her halde iki sihirbazdır,
sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz
yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler." "Bundan ötürü, tuzaklarınızı
biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan,
gerçekten kurtuluşu bulmuştur." (Taha Suresi, 63-64)
Bir başka ayette ise Firavun'un tüm dinsizliğine ve zalimliğine
rağmen şöyle dediği bildirilmektedir:
Firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa'yı öldüreyim
de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarsın. Çünkü ben, sizin dininizi
değiştirmesinden ya da yeryüzünde fesat çıkarmasından korkuyorum."
(Mümin Suresi, 26)
Firavun'un bu sözlerinde samimi olmadığı, ancak bunu halkın gözünü
boyamak için söylediği açıktır. Çünkü asıl dini ortadan kaldırmak
isteyen, yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkaran, insanlara zulmeden
kendisidir.
Hz. Musa dışında da pek çok elçi sapkın olmakla suçlanmışlardır.
Hz. Nuh da kavmi tarafından sapkınlıkla ve şaşırmışlıkla suçlanan
elçilerdendir:
Kavminin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça
bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler. O: "Ey
kavmim, bende bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' yoktur; ama ben alemlerin
Rabbinden bir elçiyim." dedi. (Araf Suresi, 60-61)
Kavimleri tarafından mevcut dini saptırmakla suçlanan elçilerden
ve salih Müslümanlardan bazıları ise Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
Dediler ki: "Ey Salih, bundan önce sen içimizde
kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın
taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu biz,
senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz."
(Hud Suresi, 62)
Doğrusu, 'suç ve günah işleyenler,' kimi iman edenlere
gülüp-geçerlerdi. Yanlarına vardıkları zaman, birbirlerine kaş-göz
ederlerdi. Kendi yakınlarına döndükleri zaman neşeyle dönerlerdi.
Onları gördükleri zaman ise: "Bunlar elbette şaşkın-sapıklardır"
derlerdi. (Mutaffifin Suresi, 29-32)
Elbette asıl şaşkınlık ve sapkınlık içinde olanlar, Allah'ın elçilerine
karşı çıkan, Allah'ın varlığını ve ahireti inkar eden, tertemiz,
imanlı, dürüst ve samimi insanlara iftiralar atarak zulmedenlerdir.
Allah asıl dünya hayatına dalan, burada ahireti unutarak kendisine
anlatılanları duymazlıktan, gösterilen delilleri görmezlikten gelen
inkarcıların "şaşkın bir sapık" olduğunu Kuran'da şöyle buyurmuştur:
Kim bunda (dünyada) kör ise, O, ahirette de kördür
ve yol bakımından daha 'şaşkın bir sapıktır.' (İsra Suresi, 72)
BÜYÜCÜLÜK İFTİRASI
Geçmişte elçilere en çok yöneltilen iftiralardan bir diğeri de
-önceki sayfalarda Hz. Musa'nın hayatında da gördüğümüz gibi- büyücülük
suçlamasıydı. İlginçtir ki, farklı dönemlerde ve farklı toplumlarda
yaşamış olmalarına rağmen, birçok elçiye aynı suçlama yapılmıştır.
Allah bir ayetinde inkar edenlerin iman edenlere yönelttikleri büyücülük
suçlamasını alışkanlık haline getirdiklerini şöyle bildirir:
İşte böyle; onlardan öncekiler de bir elçi gelmeyiversin,
mutlaka: "Büyücü ve cinlenmiş" demişlerdir. Onlar bunu (tarih boyunca)
birbirlerine vasiyet mi ettiler? Hayır; onlar, 'azgın ve taşkın
(tağiy)' bir kavimdirler. (Zariyat Suresi, 52-53)
İçlerinden çıkan bir insanın kendilerine Allah'ın dinini anlatmasını
bir türlü kabullenemeyen inkarcılar, büyücülük suçlamasıyla, insanların
elçiden çekinerek ondan uzak durmalarını sağlamak isterler. Bir
amaçları da, elçinin insanları bir büyücü gibi etkisi altına aldığı
şayiasını yaymaktır. Çünkü elçilerin samimi ve hikmetli konuşmalarını
dinleyen, onların Allah'a ve dine bağlılıklarını gören ve güzel
ahlaklarına şahit olan vicdanlı ve akıllı insanlar, elçilere bağlanmışlar
ve onlara biat etmişlerdir. İnkar edenler bu salih insanların güçlü
bağlılıklarını önemsiz ve değersiz göstermek, diğer insanların da
elçilere bağlanmalarını engellemek için, onları büyücü olmakla suçlamışlardır.
Kuran'da Hz. Muhammed de dahil olmak üzere birçok elçi için söylenen
büyücülük iftiraları şöyle bildirilir:
İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere,
muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek bir makam' olduğunu
müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar
edenler: "Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" dediler. (Yunus Suresi,
2)
İçlerinden kendilerine bir uyarıcının gelmesine
şaştılar. Kafirler dedi ki: "Bu, yalan söyleyen bir büyücüdür. İlahları
bir tek ilah mı yaptı? Doğrusu bu, şaşırtıcı bir şey." (Sad Suresi,
4-5)
İnkar edenler, elçilere büyücü diye iftira atmalarının dışında,
elçinin kendisinin de büyülenmiş olduğunu iddia etmişlerdir. Bundaki
amaçları ise elçinin akıl ve vicdan dışında, içinde bulunduğu büyünün
etkisi ile bunları söylediği imajını oluşturmaktır. Elçilere "büyülenmiş"
iftirasının atıldığını bildiren ayetlerden bazıları şöyledir:
Biz onların seni dinlediklerinde ne için dinlediklerini,
gizli konuşmalarında da o zalimlerin: "Siz büyülenmiş bir adamdan
başkasına uymuyorsunuz" dediklerini çok iyi biliriz. (İsra Suresi,
47)
Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin. Sen
yalnızca bizim benzerimiz olan bir beşerden başkası değilsin; eğer
doğru sözlü isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim." (Şuara
Suresi, 153-154)
… Zulmedenler dedi ki: "Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş
bir adama uyuyorsunuz." (Furkan Suresi, 8)
Yukarıdaki ayetlerin devamında Allah'ın, elçileri büyücülükle ve
büyülenmiş olmak yalanıyla karalamaya çalışan insanlara verdiği
cevap ise şöyledir:
Sana nasıl örnekler vererek saptıklarına bir bak,
artık onların bir yola güçleri yetmemektedir. (İsra Suresi, 48)
Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de
böylece saptılar. Artık onlar hiçbir yol bulamazlar. (Furkan Suresi,
9)
İNKARCILARIN ALAY VE KİN DOLU SÖZLERİ
Allah'ın elçilerine ve onlara uyan müminlere karşı büyük bir kin
duyan, Allah'ın onlara verdiği maddi ve manevi zenginliklere, güzelliklere
haset eden inkarcılar, müminlere en incitici, en hakaret dolu sözleri
söylemişlerdir. İnkarcıların müminlere yönelttikleri bu tür sözlerden
bazıları bir ayette şöyle bildirilmiştir:
Kavminden, ileri gelen inkarcılar: "Biz seni yalnızca
bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan
en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize
bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz"
dedi. (Hud Suresi, 27)
Firavun'un Hz. Musa'ya karşı kullandığı seviyesiz ve saldırgan
üslup da, inkarcıların içlerinde besledikleri kinin bir dışavurumudur:
Firavun, kendi kavmi içinde bağırdı; dedi ki: "Ey
kavmim, Mısır'ın mülkü ve şu altımda akmakta olan nehirler benim
değil mi? Yine de görmeyecek misiniz?" "Yoksa ben, şundan daha hayırlı
değil miyim ki o, aşağı (sınıftan) bir zavallı ve neredeyse (sözü)
açıklamadan yoksun olan (biri)dir." (Zuhruf Suresi, 51-52)
Firavun, yukarıdaki ayetlerde de belirtildiği gibi, Allah'ın elçisi
olan Hz. Musa'ya karşı son derece seviyesiz sözler kullanmıştır.
Tek kıstası dünyevi ve maddi değerler olan Firavun, bir insanın
üstünlüğünün, sahip olduğu mallarda, mevki ve makamda olamayacağını
anlayamayacak kadar akılsız ve vicdansızdır. Sözlerinden, Firavun'un
insanları kabilelerine ve zenginliklerine göre sınıflandıran, onların
bazı fiziksel eksiklikleri ile alay edebilen, son derece alçak karakterli
bir insan olduğu açıkça belli olmaktadır.
İşte tarih boyunca inkarcılar Firavun'un Hz. Musa'ya yönelttiği
tarzda iftiralarla, hakaret dolu sözlerle, yalanlarla müminleri
üzebileceklerini, onları yılgınlığa ve ümitsizliğe sürükleyebileceklerini
zannetmişlerdir. Oysa müminler için inkarcıların en ağır sözleri
dahi, ahirette kendilerine sevap olarak dönecek, sabır gösterilmesi
gereken birer tavırdır. İnkarcılar bu sözleri inananlara zarar vermek
için sarf ederler ama aslında büyük bir gaflet içinde inananların
ahiretteki derecesini artırmaktadırlar.
Müminler bu sözlere gösterdikleri sabırla, asla inkarcıların seviyesine
inmeyerek sürdürdükleri güzel tavırlarla, güzel sözlerle eğitilmekte
ve cennete layık bir manevi olgunluğa erişmektedirler. Ayrıca inkarcıların
bu tarz saldırılarına muhatap olmaları, müminlerin samimiyetlerinin,
güçlü imanlarının bir göstergesidir; nasıl kendilerinden önce yaşamış
salih müminler böyle suçlamalara maruz kaldılarsa, onlar da Allah'ın
bir kanunu olarak benzer imtihanları yaşamaktadırlar. Bu açıdan
bakıldığında inkarcıların hakaretleri, iftiraları ya da yalanlarıyla
suçlanmak ve bunlara sabır göstermek müminler için büyük bir şereftir.
Firavun gibi, dünyadaki zenginliklerine ve güçlerine güvenen, ahireti
unutan insanlar ise, bu gerçekleri asla göremezler. Onlar da ancak
Firavun gibi öleceklerini anladıkları vakit, kibirlerini bir kenara
bırakıp, pişmanlığa kapılırlar. Ancak insanın ölüm anındaki pişmanlığı
ve geri dönüşü insana ahirette hiçbir fayda getirmez. Bu nedenle
Firavun gibilerin sonları her insana ibret olmalıdır. Dünyada sahip
olunan maddi-manevi herşey geçicidir ve insana ahirette hiçbir fayda
sağlamaz. Kalıcı ve karlı olan ise insanın takvası ve güzel ahlakıdır.
Allah dünyada sahip olduklarıyla büyüklenen ve Allah'ın gönderdiği
elçiyi yalanlayan, ona hakaret dolu sözler sarf eden Firavun'un
ve ona tabi olanların ibret verici sonunu Kuran'da şöyle bildirir:
Böylelikle kendi kavmini küçümsedi, onlar da ona
boyun eğdiler. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdi. Sonunda
bizi öfkelendirince, biz de onlardan intikam aldık, böylece onları
toplu olarak suda boğduk. Bu suretle onları, sonradan gelecekler
için bir selef ve bir örnek kıldık. (Zuhruf Suresi, 54-56)
Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi, Allah'ın sevdiği ve dost
edindiği kullarına yapılan her kötülük ve aleyhlerindeki her söz,
Allah katında bir azap sebebidir. Kötülüğü yapanlar, bunların kendi
yanlarında kar kaldığını zannederler, ama Allah sonsuz adalet sahibidir.
İftiracılar ve zalimler, ahirette, dünyada sarf ettikleri her kelimenin
hesabını verecekler ve cezasını çekeceklerdir.
Allah dünyadayken iman edenlere karşı çirkin sözler kullanan, onları
alay konusu edinen zalim insanların cehennemde karşılaşacakları
şaşkınlığı şöyle haber vermiştir:
Ve derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir
(kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz." Biz onları bir alay
konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?" Bu, cehennem
halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir. (Sad Suresi,
62-64)

|