|

ŞEYTANIN
HİLESİ ZAYIFTIR
Hz. Adem'den beri insanın dünya üzerindeki en büyük düşmanı şeytandır.
Şeytan, Hz. Adem yaratıldığında, Allah'a itaat etmemiş ve tüm insanları
Allah'ın yolundan saptırmaya söz vermiştir. Allah, Kuran'da şeytanın
insanları doğru yoldan ayırmak için türlü yollar denediğini, onlara
tuzaklar kurduğunu, dünya hayatını süslü ve çekici göstermeye çalıştığını
bildirir. Allah'ın şeytan hakkında bildirdiği bir başka bilgi ise,
onun hilesinin zayıf olduğu ve insanlar üzerinde hiçbir zorlayıcı
etkisinin olmadığıdır:
İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler
ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın.
Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır. (Nisa Suresi,
76)
Andolsun, İblis, kendileri hakkında zannını doğrulamış
oldu, böylelikle iman eden bir grup dışında, ona uymuş oldular.
Oysa onun, kendilerine karşı hiçbir zorlayıcı-gücü yoktu; ancak
Biz ahirete iman edeni, ondan kuşku içinde olandan ayırt etmek için
(ona bu imkanı verdik). Senin Rabbin, herşeyin üzerinde gözetici-koruyucudur.
(Sebe Suresi, 20-21)
Aslında şeytanın hilesinin zayıf olması ve zorlayıcı bir gücünün
bulunmaması, Allah'ın insanlar için yarattığı bir kolaylıktır. Çünkü
din ahlakını yaşayan bir insanın karşısında dine karşı negatif bir
güç olarak şeytan vardır. Onun zayıf ve güçsüz olması ise, müminlerin
Kuran ahlakını yaşama konusunda bir güçlük yaşamayacaklarının bir
göstergesidir. Ancak, bunun için samimi bir iman gerekir. Kuran'da
da salih olanların şeytanın hilelerinden etkilenmeyeceği bildirilmektedir:
Dedi ki: "Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık,
andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (sana başkaldırmayı ve dünya
tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka
kışkırtıp-saptıracağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna."
(Hicr Suresi, 39-40)
Allah başka ayetlerde ise, şeytanın iman edenlerin ve tevekkül
edenlerin üzerinde hiçbir etkisinin olmayacağını şöyle bildirmiştir:
Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül
edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun
zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla O'na (Allah'a)
ortak koşanlar üzerindedir. (Nahl Suresi, 99-100)
Kuşkulardan ve vesveseden kurtulabilmenin
sırrı
İman eden kulların üzerinde şeytanın bir etkisi olmamakla birlikte,
kimi zaman şeytan iman edenlere de yaptıkları bir işte, işledikleri
bir amelde vesvese vermeye çalışabilir.
Allah'ın Kuran'da bildirdiği önemli bir sır da insanın kendisine
gelen vesveseden nasıl kurtulacağıdır. Bu, Allah'tan korkan ve cenneti
umut eden müminler için çok önemli bir konudur. Çünkü vesvese şeytanın
insanları Allah'ın yolundan uzaklaştırmak, onları boş ve amaçsız
işlerle uğraştırarak vakitlerini almak amacıyla fısıldadığı yanıltıcı
sözlerdir. Şeytan bu yolla insanlara, hüzün, korku sıkıntı vermeye,
aralarını açmaya, Allah, Kuran ya da din hakkında kuşkuya düşürmeye
çalışır. Hak olmayan konularda insanları uzun ve olmadık kuruntulara
düşürür. Kuran'da şeytanın vesvese verme özelliğini anlatan ayetlerden
bazıları şöyledir:
"Onları -ne olursa olsun- şaşırtıp-saptıracağım,
en olmadık kuruntulara düşüreceğim ve onlara kesin olarak davarların
kulaklarını kesmelerini emredeceğim ve Allah'ın yarattıklarını değiştirmelerini
emredeceğim." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı dost (veli) edinirse,
kuşkusuz o, apaçık bir hüsrana uğramıştır."
(Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık
kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka
bir şey va'detmez. (Nisa Suresi, 119-120)
Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir. (içlerine
kuşku, kuruntu fısıldar) (Nas Suresi, 5)
Şeytanın müminlere fısıldadığı kuruntular ne olursa olsun, Allah'ın
gösterdiği yola uyduklarında, şeytan onları oyalayamayacaktır. Allah,
şeytana karşı müminlere şunu hatırlatır:
Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese
veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.
(Allah'tan) Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce)
iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın
ki görüp bilmişlerdir. (Araf Suresi, 200-201)
Ayette görüldüğü gibi, müminler şeytandan gelen vesveselere karşı
çok dikkatlidir. Uzun uzun oturup ondan gelen vesveseleri düşünerek
vakit kaybetmez, söz konusu vesveselerle Allah'ın razı olmayacağı,
bir mümine yakışmayacak sıkıntılı, hüzünlü korkulu bir ruh haline
girmezler. Bir sıkıntı, Kuran'a uygun olamayan bir düşünce hissettiklerinde
hemen düşünürler. Bunun Allah'ın hoşnut olmayacağı şeytandan gelen
bir vesvese olduğunu anlarlar. Hemen Allah'ı ve Kuran ayetlerini
düşünerek şeytanın fısıldamalarından kurtulurlar.
ÇOĞUNLUĞA UYMAK İNSANI DOĞRU
YOLDAN SAPTIRIR
Çoğu insanın sahip olduğu ortak yanılgılarından biri, insanların
çoğunluğunun uyduğu veya inandığı şeyin doğru olduğudur. Hatta çoğu
insan, yaptığı bir tavrın veya inancının nedeni sorulduğunda, insanların
çoğunun böyle yaptığını referans olarak gösterir. Oysa Allah Kuran'da
çoğunluğa uymanın saptırıcı olduğunu bildirir:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan,
seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar
ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler. (En'am Suresi,
116)
Allah bir başka ayetinde ise insanların çoğunun iman etmeyeceğini
bildirir:
Sen şiddetle arzu etsen bile, insanların çoğu iman
edecek değildir. (Yusuf Suresi, 103)
Maide Suresi'nde ise "murdar" olanların çok olacağı bildirilmiş,
akıl sahibi insanlara ise bunlardan sakınmaları şöyle emredilmiştir.
De ki: "Murdar ile temiz -murdarın çokluğu hoşuna
gitse de- bir olmaz. Ey temiz akıl sahipleri, Allah'tan korkup-sakının.
Umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Maide Suresi, 100)
Dolayısıyla çoğunluğun ne yaptığı, neye inandığı, neyi savunduğu
bir insan için hiçbir zaman güvenilir bir kaynak ve ölçü olamaz.
İnsanlar, "sürü psikolojisi" ile çoğunluğun yaptığını yapma eğilimindedirler.
Ancak Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu sırra uyan müminler, çoğunluğa
değil, sadece Allah'ın emirlerine ve dinine uyarlar. Tek başlarına
dahi kalsalar, inançlarından ve yollarından asla şüpheye düşmezler.
NİMETİN VERİLMESİNDEKİ VE ALINMASINDAKİ
SIRLAR
İnsanlara nimetler verilmesinin ya da bu nimetlerin onlardan geri
alınmasının bir sebebini Allah Kuran ayetlerinde şöyle bildirir:
Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye
kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir.
Allah şüphesiz işitendir, bilendir. (Enfal Suresi, 53)
Onun (insanın) önünden ve arkasından izleyenleri
vardır, onu Allah'ın emriyle gözetip-korumaktadırlar. Gerçekten
Allah, kendi nefis (öz)lerinde olanı değiştirip bozuncaya kadar,
bir toplulukta olanı değiştirip-bozmaz. Allah bir topluluğa kötülük
istedi mi, artık onu geri çevirmeye hiçbir (biçimde imkan) yoktur;
onlar için O'ndan başka bir veli yoktur. (Rad Suresi, 11)
Bu ayetlerde bildirilenler, insanların çoğu zaman habersiz olduğu
veya gözardı ettiği çok önemli sırlardır. Allah, insanlara güzel
ahlakları karşılığında çeşitli nimetlerini arttırırken, kötü ahlak
gösteren insanlara verilen nimetleri ise kısacağını, kişilerin tavırlarındaki
ve samimiyetlerindeki değişikliklere göre, üzerlerindeki nimetlerde
de değişiklik olacağını bildirmektedir.
Allah'ın bu sırrını bilen müminler, her karşılaştıkları olayda
Allah'ın yarattığı hikmetleri araştırdıkları gibi, bu konuya da
dikkat ederler. Asla kendilerini yeterli görmez, daima Kuran ahlakını
daha fazlasıyla yaşamaya, eksiklerini, kusurlarını düzeltmeye gayret
ederler. Hiçbir zaman durağan, oldukları hali kabul eden, kendilerini
yeterli görüp güzel ahlaklarından taviz veren bir anlayış benimsemezler.
ELÇİYE İTAAT ALLAH'A İTAATTİR
Müminlere Kuran'da bildirilen en önemli ibadetlerden biri de Allah'ın
elçilerine itaattir. Allah, elçilerini, kendilerine itaat edilmeleri
için gönderdiğini bildirmiştir ve her dönemde iman edenler elçiye
itaat etmekle denenmişlerdir. Elçiler Allah'ın sözünü, emirlerini
insanlara ileten, insanları Allah'ın ayetleri ve ahiret günü ile
uyarıp korkutan, Allah'ın insanlar arasından seçerek diğerlerine
göre üstün kıldığı, insanlara takvaları, tavırları ve ahlakları
ile en güzel örnek olan, samimi, Allah'ın dostu ve yakını olan mübarek
insanlardır. Elçilere itaat Allah'ın ayetinde de bildirdiği gibi
gerçekte Allah'a olan itaatin bir göstergesidir.
Kim Resûl'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat
etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu
göndermedik. (Nisa Suresi, 80)
Elçiye itaatsizlik ise, o insanın Allah'a ve dine karşı olduğunu,
Müslüman olduğunu söylemesine rağmen inancında samimi olmadığını
gösterir. Bu Allah'ın Kuran'da bildirdiği önemli sırlardan biridir.
Allah bir ayetinde elçiye itaat edenlerle etmeyenlerin durumlarını
şöyle bildirmiştir:
Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve elçisine
itaat ederse, onu altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları
cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. Kim Allah'a
ve elçisine isyan eder ve onun sınırlarını aşarsa, onu da içinde
ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır.
(Nisa Suresi, 13-14)
Allah Kuran'da elçiye olan itaat ile ilgili birçok detay bildirmiştir
ve bu detaylar ile gerçek itaat ve teslimiyet ruhunun nasıl olması
gerektiğini, hangi itaatin Allah katında kabul göreceğini insanlara
göstermiştir. Bu ayetlerden de görüleceği gibi, bir insanın dinin
tüm hükümlerine uyuyor, din için çok fazla hizmet ediyor gibi görünmesi
yeterli değildir. Eğer bu insan, elçiye itaat konusunda Allah'ın
bildirdiği ahlak ve tutuma uymuyor, elçiye itaatte Kuran'a göre
kusur işliyorsa, Allah onun bütün yaptıklarını geçersiz kılabilir.
Bu konuyla ilgili ayetlerden bazıları şöyledir:
Elçiye tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça
iman etmiş olmazlar
Allah, Nisa Suresi'nde insanlara çok önemli bir sırrı bildirir.
Bu ayet şöyledir:
Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında
çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme,
içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim
olmadıkça, iman etmiş olmazlar. (Nisa Suresi, 65)
Bu ayet, bize peygambere olan itaatin nasıl olması gerektiği konusunda
önemli bir sır vermektedir. İnsanların birçoğu itaat kavramını tanır
ve bilir. Ancak, elçiye itaat, insanın bildiği tüm itaat şekillerinden
farklıdır. Allah'ın bu ayetinde de bildirdiği gibi, bir mümin elçiye,
gönülden, içinde hiçbir kuşku veya tereddüt olmadan itaat etmelidir.
Eğer bir insan elçinin söylediklerine karşı içinde bir kuşku duyuyorsa,
kendi aklını daha çok beğenip, kendi fikrinin daha doğru ve iyi
olduğunu zannediyorsa, bu o insanın Allah'ın ayetinde bildirdiği
gibi iman etmediğini gösterir.
Gerçek imanda ve teslimiyette, müminler elçinin her söylediğinin
kendileri için en hayırlısı ve en güzeli olduğunu bilirler. Söylenenler
çıkarları ile çatışsa dahi bunları büyük bir şevk ve istekle kabul
ederek uygularlar. Bu ahlak, gerçek imanın bir göstergesidir ve
Allah, bu şekilde teslimiyetle itaat edenlerin kurtuluşa ereceklerini
müjdeler. Allah'ın bu müjdeyi verdiği ayetlerden bazıları şöyledir:
Kim Allah'a ve Resul'e itaat ederse, işte onlar
Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberler, doğrular (ve doğrulayanlar),
şehidler ve salihlerle beraberdir. Ne iyi arkadaştır onlar? (Nisa
Suresi, 69)
Kim Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederse ve Allah'tan
korkup O'ndan sakınırsa, işte 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.
(Nur Suresi, 52)
De ki: "Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin.
Eğer yine yüz çevirirseniz, artık onun (peygamberin) sorumluluğu
kendisine yüklenen, sizin sorumluluğunuz da size yüklenendir. Eğer
ona itaat ederseniz, hidayet bulmuş olursunuz. Elçiye düşen, apaçık
bir tebliğden başkası değildir." (Nur Suresi, 54)
Allah'ın yukarıdaki ayette de bildirdiği gibi, elçiye itaat edenler
hidayet bulacaklardır. Tarih boyunca tüm insanlar Allah'ın elçilerine
uyup uymamaları ile denenmişlerdir. Allah elçilerini hep insanların
arasından seçmiştir. Bazı sığ görüşlü ve akılsız kimseler ise kendi
aralarından çıkan veya malca diğerlerine göre fazla zengin olmayan
bir insana itaat etmeyi kavrayamamışlardır. Oysa, Allah elçilerini
seçmiş, Kendi katından her yönüyle güçlendirmiş, onlara ilim ve
kuvvet vermiştir. Bu insanların kavrayamadıkları mühim gerçekse,
seçimin Allah'a ait olduğudur. Samimi bir mümin, Allah'ın seçtiği
insana gönülden itaat eder, ona gönülden bağlanır ve saygı duyar.
Elçinin sözüne her uyduğunda ise, aslında Allah'a uyarak itaat ettiğini
bilir. Allah'a ve dine teslim olanlar, Allah'ın elçisine de tam
bir teslimiyetle teslim olurlar. Allah Kendisine teslim olanlar
içinse ayette şöyle bildirir:
Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak
kendisini Allah'a teslim ederse, artık onun Rabbi katında ecri vardır.
Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır. (Bakara
Suresi, 112)
Sesini peygamberin sesinin üzerinde yükseltenlerin
amelleri boşa gider
Allah Kuran'da şöyle buyurur:
Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde
yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp-söylemeyin;
yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider. Şüphesiz, Allah'ın
Resûlü'nün yanında seslerini alçak tutanlar; işte onlar, Allah kalplerini
takva için imtihan etmiştir. Onlar için bir mağfiret ve büyük bir
ecir vardır. (Hucurat Suresi, 2-3)
Allah'ın elçisi, her zaman müminleri hak yola, en doğru ve en güzel
olana çağırır. Elçilerin bu çağrıları elbette ki, çevrelerindeki
insanların nefisleri ile zaman zaman çatışır, ancak mümin olanlar
ve elçiye itaat edenler, en zor koşullarda dahi nefislerine değil,
Allah'ın, elçisinin ve Kuran'ın sözüne uyarlar. İmanı zayıf veya
nefsine hakim olamayan insanlar ise, elçinin hakka olan çağrısı
karşısında itaatsiz veya zayıf davranışlar gösterebilirler. Ayette
de bildirildiği gibi, ses tonları, konuşma üslupları, seçtikleri
kelimeler, onların kalplerindeki hastalığı, itaatteki zayıflıklarını
ortaya çıkartacak şekilde olabilir. Saygısızca, peygamberin söylediğine
muhalefet ederek, seslerini yükseltme akılsızlığını gösterebilirler.
İşte, Allah bu insanların amellerinin boşa gideceğini bildirmektedir.
Bu insan, daha önce de söz ettiğimiz gibi, gece gündüz din ahlakının
yayılması için çalışıyor olsa da, itaatsizliği nedeniyle Allah onun
bu çalışmalarının boşa gideceğini bildirmiştir.
Bu, Kuran'da pek çok ayetle bildirilen çok önemli bir sırdır. Allah
insanlara hayırlı amellerde bulunmalarını, İslam'ın menfaati için
kararlı bir şevk ve hizmet içinde olmalarını, güzel ahlak göstermelerini,
fedakar, sabırlı, hoşgörülü, doğru sözlü, sadık insanlar olmalarını
emretmiştir. Kuşkusuz bunların tümü insana ahireti için fayda sağlayacak
çok önemli ibadetlerdir. Ancak yukarıda belirttiğimiz Hucurat Suresi'ndeki
ayette görüldüğü gibi, insanın tüm amelleri Allah'ın elçisine karşı
gösterdiği saygıdan uzak bir hareketle boşa çıkabilmektedir. Kuşkusuz
bu da, Allah'ın elçilerine gösterilen itaat ve saygının ne kadar
önemli olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.
Allah, elçiye itaat etmeyenlerin güçlerini
alır
Allah'ın Kuran'da haberini bildirdiği Talut ve ordusu ile ilgili
olay, Allah'ın elçisine itaatin önemini gösteren hatırlatmalardan
bir diğeridir. Kuran'da bildirildiğine göre, Allah'ın elçisi olan
Talut, ordusu ile birlikte düşman ordusuna doğru yol alırken, ordusundakileri
uyarmış ve ileride karşılaşacakları ırmaktan su içmemelerini söylemiştir.
Konu ile ilgili ayet şöyledir.
Talut, orduyla birlikte ayrıldığında dedi ki: "Doğrusu
Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim bundan içerse, artık
o benden değildir ve kim de -eliyle bir avuç alanlar hariç- onu
tadmazsa bendendir. Küçük bir kısmı hariç (hepsi sudan) içti. O,
kendisiyle beraber iman edenlerle (ırmağı) geçince onlar (geride
kalanlar): "Bugün bizim Calut'a ve ordusuna karşı (koyacak) gücümüz
yok" dediler. (O zaman) Muhakkak Allah'a kavuşacaklarını umanlar
(şöyle) dediler: "Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa
Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir."
(Bakara Suresi, 249)
Ayettede görüldüğü gibi, Talut'un emrine uymayanlar güçsüz kalmışlardır.
Talut'a uyanlar ise güç kazanmışlar ve Allah'ın izniyle sayıları
çok az kalmasına rağmen galip gelmişlerdir. Bunlar Allah'ın Kuran'da
bildirdiği sırlardır. İnsanların sandığı gibi güç, zafer ve üstünlük,
maddi imkanlarda, sayıca üstünlükte, mevki-makamda ya da fiziksel
özelliklerde değildir. Kim Allah'ın sınırlarına uyar, Allah'a ve
elçisine itaat ederse, Allah o insanı tüm insanların üzerinde güçlü
kılar, o insanı akıl, sağlık, güzellik, rızık, zenginlik gibi sayısız
nimetle ödüllendirir. Onlar için ahirette ise çok daha güzel ve
ihtişamlı sonsuz bir hayat hazırlanmıştır.
AZ SAYIDA MÜMİN,ÇOK SAYIDA İNKARCIYA
ÜSTÜN GELEBİLİR
İman edenler için Allah'ın yarattığı mucizelerden biri de, iman
edenlerin az sayıda olmalarına rağmen, Allah'ın izniyle daima üstün
gelmeleridir. Bu, Allah'ın birçok ayetiyle bildirdiği önemli bir
sırdır ve inkar edenlerin aldanmasına neden olan bir özelliktir.
Önceki sayfalarda Talut kıssasında da görüldüğü gibi, Allah, iman
edenleri itaatlerinden dolayı, az sayıda olmalarına rağmen üstün
konuma getirmiş onlara zafer vermiştir. Allah'ın Talut kıssasının
sonunda hatırlattığı ayet şöyledir:
Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa
Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir."
(Bakara Suresi, 249)
Sabretmek müminlere büyük bir güç kazandırır
Bu kitapta da sık sık üzerinde durulduğu gibi, Allah'ın Kuran'da
bildirdiği birçok ayette sırlar gizlidir. Bunlardan biri de sabırla
ilgilidir. Allah, sabredenlerin güçlerinin artacağını müjdeler.
Unutmamak gerekir ki, dünyadaki gücün ve imkanların tamamı Allah'a
aittir. Allah'a karşı olan bir insanın gücü dahi aslında Allah'ın
gücüdür. Allah o insanı ve diğerlerini denemek için, o insanda güç
yaratır, dilediğinde de o gücü alır. Bu nedenle, Allah dilediğine
dilediği zaman güç ve zafer verir. Allah, ayetinde sabredenlerin
güçlü olacağını, yani o insanlara güç kazandıracağını bildirmektedir.
Bununla ilgili ayetlerden biri şöyledir:
Evet, eğer sabrederseniz, sakınırsanız ve onlar
da aniden üstünüze çullanıverirlerse, Rabbiniz size meleklerden
nişanlı beş bin kişiyle yardım ulaştıracaktır. (Al-i İmran Suresi,
125)
Yukarıdaki ayette de bildirildiği gibi, Allah insanları dilerse
görülmez ve sezilmez yollarla destekleyerek zafere ulaştırabilir.
Örneğin bir insan Allah'ın dinini savunurken, Allah onu görülmez
yollarla destekleyip, en güzel ve en hikmetli şekilde konuşturabilir,
insanların kalbinde o insanın konuşmasına karşı bir etki ve duyarlılık
yaratabilir. Sonuçta hiçbir başarı, zafer veya etki, bir insana
ait olamaz. İnsana düşen, Allah'ın emirlerine uymak, O'nun sınırlarını
korumaktır. Tüm zaferlerin, başarıların ve kalplerdeki etkinin sahibi
Allah'tır. Allah başka bir ayetinde ise, müminlere, aslında çok
önemli bir güce sahip olmanın yollarını bildirmektedir:
Ey peygamber, mü'minleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik
et. Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi)
mağlub edebilirler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa,
kafirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur.
Şimdi, Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde
bir za'f olduğunu bildi. Sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların)
iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah'ın
izniyle (onların) iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir.
(Enfal Suresi, 65-66)
Allah'ın bu ayetlerinde de bildirildiği gibi, eğer müminler kendi
içlerinde bir zaaf taşımazlarsa, sabır ve takvada güçlü olurlarsa
bir müminin gücü, 10 kişiye bedel olabilir. Bu güç fiziksel güç
olarak düşünülebileceği gibi, daha birçok anlamda da düşünülebilir.
Örneğin bir müminin insanlara din ahlakını anlatma, onları Allah'ın
yoluna çağırma konusundaki çabası, on kişinin anlatmasına bedel
olabilir. Bir müminin ilmi, on kişinin ilmine bedel olabilir. Bir
müminin Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yapacağı bir hayır işi,
on kişinin biraraya gelip yapacağı bir işe bedel olabilir. Bir mümin,
on kafirin saptırdığı kadar insanı Allah'ın doğru yoluna çağırıp,
ıslah olmalarına vesile olabilir. Bir mümin, on inkarcının anlattığı
inkarı bozup yerine hakkı getirebilir.
Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu sır son derece önemlidir. Çünkü
her Müslüman, Allah'ın izniyle, eğer takvada ve güzel ahlakta üstünlük
yarışında olursa, sayıları ne kadar az olursa olsun fark etmez,
Allah onları her giriştikleri işte üstün duruma getirecektir. Örneğin
karşılarında inkar eden bir dünya dolusu insan, üniversiteler dolusu
profesör olsa ve bunlar yine şehirler, kıtalar dolusu insanı inkara
sürüklese de, Allah çok az sayıda Müslümanı, tüm bu insanlara hakkı
ve gerçeği gösterecek kadar güçlü, yetenekli, akıllı kılar, küfrün
işlerini zorlaştırırken, onların işlerini kolaylaştırıp çabuklaştırır.
Bu sırrı bilen müminler, "benim çabamdan veya benim küçük bir katkımdan
ne olur ki" dememeli, sadece Allah'ın hoşnutluğu için samimi olarak
yaptıkları her amelin etkisinin çok fazla olacağından emin olmalıdırlar.
Belki Allah'ın varlığını anlatan samimi bir yazı, Allah'a çağıran
bir söz ya da güzel ahlaklı bir tavır birçok insanın kurtuluşuna
ve Allah'ı sevip O'ndan korkup sakınmalarına vesile olabilir. Hiç
unutmamak gerekir ki, dünya hayatında geçerli olan kurallar ve sebepler
sadece Allah'ın Kuran'da bildirdikleridir. Sadece Kuran'a göre düşünen
her insan, Allah'ın yaratışındaki bu sırları kavrayarak, Allah'ın
izniyle, tüm insanların üzerinde bir güce ve akla sahip olabilir.
Allah, gerçekten iman edenleri gevşeklik göstermedikleri sürece
üstün geleceklerini bir ayetinde şöyle müjdeler:
Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz
en üstün olan sizlersiniz. (Al-i İmran Suresi, 139)
Ayetlerde görüldüğü gibi, Allah üstünlük ve zafer sağlamak ve dünyada
ve ahirette kazançta olmak için sadece samimi imanı şart koşmuştur.
Allah'ın bunun için bildirdiği sırlardan biri de Allah'a şirk koşmadan
iman etmektir.
 
|