|

İNKARCILARIN VE MÜMİNLERİN ÖLÜM
ŞEKİLLERİ BİRBİRİNDEN FARKLIDIR
Ölümle ilgili pek çok insanın bilmediği bir sırrı Allah Kuran'da
haber verir. Bu sır, insanın gerçek ölüm şeklinin, yani ölüm anında
gördüklerinin, dışarıdan diğer insanların gördükleri ile aynı olmadığıdır.
Allah, ölüm anındaki insanın çevresindekilerin şahit olduklarından
farklı olayları yaşadığını ayetlerde şöyle bildirir:
Hele can boğaza gelip dayandığında, ki o sırada
siz (sadece) bakıp-durursunuz. Biz ona sizden daha yakınız; ancak
görmezsiniz. (Vakıa Suresi, 83-85)
Allah'ın ölüm anıyla ilgili bildirdiği bir başka sır ise insanların
göremedikleri bu anlarda inkarcıların çok büyük bir korku ve ızdırap
yaşadıklarıdır. Allah bunu ayetlerinde şöyle bildirir:
Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya
kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken "Bana da vahy geldi" diyen
ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim" diyenden
daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün 'şiddetli sarsıntıları'
sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu
kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı
söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz)
dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde)
bir görsen... (Enam Suresi, 93)
Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin;
Allah bunlarla, ancak onları dünyada azaplandırmak ve canlarının
onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor. (Tevbe Suresi,
85)
Allah'ın Kuran'da bildirdiği bu sırra göre, inkar eden bir insan
yatağında huzur içinde ölmüş gibi görünebilir. Ölümü sırasında hiçbir
acı çekmediği, zorluk yaşamadığı, yavaşça gözlerini kapattığı zannedilebilir.
Oysa Allah inkarcının ölümünün büyük ızdıraplar ve zorluklar içinde
olduğunu bildirmektedir. Ölüm meleklerinin inkarcıların canlarını
alış şekilleri ise ayetlerde şöyle bildirilir:
Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura
vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? İşte böyle; çünkü gerçekten
onlar, Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri
çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı.
(Muhammed Suresi, 27-28)
Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak:
"Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin.
Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz
Allah kullara zulmedici değildir. (Enfal Suresi, 50-51)
İnkarcıların bu zorlu ölümlerinin aksine müminlerin ölümleri çok
kolaydır. Örneğin inkarcıların tam aksine, peygamberle birlikte
savaşa çıkan ve savaşta hançerlenerek öldürülen bir mümin, aslında
çok huzurlu ve korku duymadığı bir ölüm anı yaşar. Allah'ın ayetinde
bildirdiği gibi, onların canları yumuşakça çekilip alınacaktır ve
onlar melekler tarafından selam ve müjde ile karşılanacaklardır.
Allah müminlerin ölümlerinin nasıl olacağını ayetlerinde şöyle bildirmiştir:
Ki melekler, güzellikle canlarını aldıklarında:
"Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete
girin." (Nahl Suresi, 32)
NAMAZ KILMAK
İNSANLARIN KÖTÜLÜK YAPMALARINI ENGELLER
Beş vakit namaz, Allah'ın Kuran'da farz kıldığı önemli bir ibadettir.
Allah namazlarında sürekli olanlara ve titiz davrananlara ecir vereceğini
bildirir. Allah Kuran'da namaz kılanların sahip olacakları bir kazancın
daha olduğunu şöyle bildirmiştir:
Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru
kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden
alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah,
yaptıklarınızı bilir. (Ankebut Suresi, 45)
Allah'ın ayetinde bildirdiği gibi, namaz kılanlar çirkin utanmazlıklardan
ve kötülüklerden uzak dururlar. Allah, onların kalbine bu tür kötülüklerden
uzak durmalarını ilham eder.
Kuran'da bildirilen namaz ibadetini titizlikle yerine getiren insan,
Allah'tan korkan insandır. Her gün Rabbimizin huzurunda 5 vakit
kıyam eden, secde ve rüku eden insan içinde duyduğu saygı dolu korku
nedeniyle elbette kötülüklere de yaklaşamaz. Vicdanı, Allah'ın izni
ve ilhamı ile bu insanın kötülüğe, çirkin bir utanmazlığa yönelmesine
engel olur. Böyle bir insan bir anlık kötülükte dahi bulunsa, Rabbimizin
huzurunda dua ederken, O'nun sonsuz kudretini düşünürken hemen yaptığı
kötülüğü görür ve tevbe ederek bunlardan bir daha dönmemek üzere
uzaklaşır.
ALLAH YOLUNDA ÖLDÜRÜLENLER ÖLÜ
DEĞİLDİRLER
İman edenlere Kuran'da bildirilen sırlardan biri de Allah yolunda
ölenlerin aslında "ölü" olarak kabul edilmeyecekleridir. Allah söz
konusu kişilerin Kendi katında diri olarak bulunduklarını bildirmektedir.
Bu gerçeği haber veren ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın.
Hayır, onlar, Rableri katında diridirler, rızıklanmaktadırlar. Allah'ın
kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara
arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara
hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir. Onlar, Allah'tan
bir nimeti, bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin
ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler. (Al-i İmran Suresi,
169-171)
Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin;
hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz. (Bakara
Suresi, 154)
Allah yolunda öldürülenlerle ilgili olarak Allah'ın Kuran'da bildirdiği
bir başka konu ise, şehitlerin Allah katında hidayetlerinin tamamlandığı
ve cennete kabul edilerek kurtuluşa erenlerden olduklarıdır.
Nitekim Rableri onlara (dualarını kabul ederek)
cevab verdi: "Şüphesiz Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden bir
işte bulunanın işini boşa çıkarmam. Sizin kiminiz kiminizdendir.
İşte, hicret edenlerin, yurtlarından sürülüp-çıkarılanların ve yolumda
işkence görenlerin, çarpışıp öldürülenlerin, mutlaka kötülüklerini
örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacağım.
(Bu,) Allah katından bir karşılık (sevap)tır. (O) Allah, karşılığın
(sevabın) en güzeli O'nun katındadır." (Al-i İmran Suresi, 195)
Allah yolunda hicret edip öldürülen veya ölenlere
gelince muhakkak Allah, onları güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır.
Şüphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır. Onları, kendisinden
gerçekten hoşnut kalacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah,
bilendir, halimdir. (Hac Suresi, 58-59)
İşte bu ayetlerde Allah yolunda öldürülen insanlarla ilgili bildirilen
bu gerçekler de, Kuran'ın halk arasında pek bilinmeyen ve konuşulmayan
sırlarından biridir.
İZZET ALLAH KATINDAN VERİLİR
Ahirete inanmayan ve tek hayatının dünya hayatı olduğunu zanneden
insanların büyük bir kısmı, dünyada güç, kudret ve üstünlük bulmaya
çalışırlar. Hayatları boyunca bunun hırsı ile çabalarlar. Kendileri
için gücün, üstünlüğün ve onurlu olmanın ölçüleri ve değerleri vardır.
Buna göre zengin olmak, yönetici olmak, sözü geçen olmak, ün sahibi
olmak gerekir. Bunlardan birini kaybettiklerinde ise tüm itibarlarının,
onur ve izzetlerinin yerle bir olduğunu düşünürler. Oysa bu çok
büyük bir yanılgıdır ve Allah onların bu yanılgılarını Kuran'da
şöyle açıklar:
Kendilerine güç (izzet) sağlasınlar diye, Allah'tan
başka ilahlar edindiler. Hayır; (o yalancı ilahlar) onların tapınışlarını
inkar edecekler ve onlara karşı çelişkiye düşecekler." (Meryem Suresi,
81-82)
Tek güç ve izzet sahibi olan Allah'tır ve Allah gücü ve izzeti
dilediğine verir. Dolayısıyla, güç ve üstünlük sağlamak için Allah'tan
istemek dışında sebepler ve aracılar arayanlar, bunları Allah'a
ortak koşmuş olurlar. Çünkü ne malın, ne itibarın, ne de mevkinin
insana güç sağlamaya yetecek bir iradesi yoktur. Ayrıca, Allah her
insandan tüm bunları bir anda çekip alabilir. Örneğin en üst mevkideki
bir insan bir anda mevkisiz, malsız ve itibarsız kalabilir. Çünkü
herşeyin tek ve gerçek sahibi olan Allah'tır.
Allah, izzet ve onuru, Kendisine dost olan, gönülden bağlı, Kuran'a
uyan kullarına verir. Kuran'a uyan bir insan, hiçbir zaman kendisini
ahirette Allah'ın karşısında küçük düşürecek, onu utandırıp, pişmanlığa
sevk edecek bir ahlaka ve tavra yaklaşmaz. Hiçbir insandan korkup
çekinmez, kimseye yaranmaz, kimsenin güç ya da zalimliğinden korkup
çekinmez. Sadece Allah'ı razı etmek ister ve sadece Allah'tan korkup
sakınır. Bu nedenle hiçbir zayıflığı, insanlar karşısında ezikliği
yoktur. Mala, zenginliğe, makam ve mevkiye sahip olmasa dahi Allah
onu Kendi katından yardımıyla güç ve şeref sahibi yapar. Böyle bir
insan aynı zamanda Kuran ahlakını yaşamanın ve imanın getirdiği
üstünlüğü ve şerefi üzerinde taşır. Allah bunu bir ayetinde şöyle
bildirir:
... Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın,
O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir... (Münafikun Suresi, 8)
DOĞRU YOLU BULMANIN SIRLARI
Yeryüzündeki hemen her insanın kendisine göre doğru ve yanlışları
bulunur. Her birinin doğrularını tespit etmedeki kaynağı ise farklıdır.
Kimi okuduğu bir kitabı, kimi çevresinde gördüğü bir insanı, kimi
bir politikacıyı, kimi ise bir felsefeciyi kendisine rehber edinir.
Oysa en doğru ve insanı kurtuluşa kavuşturacak tek yol Allah'ın
insanlar için belirlediği dindir. Ve bu yolda insanın tek hedefi
Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve cennetini kazanmaktır. Diğer
yollar, insanlara ne kadar süslü, çekici gibi görünse de, bu aldatıcıdır.
Hepsi insanları dünyada ve ahirette sonsuza kadar devam edecek bir
yıkıma, ümitsizliğe, mutsuzluğa ve acı bir azaba sürükler.
Kimlerin doğru yola iletildikleri ise Kuran'da bildirilen sırlardır.
Bunlara uyanlar, Allah'ın doğru yoluna ileterek, cennetinde ağırladığı
kullardır.
Kesin bilgi ile iman etmek
Herşeyden önce kişinin doğru yola iletilmesi için iman etmesi gerekir.
Eğer bir insan göklerin yerin ve ikisi arasındakilerin tek sahibi
ve yaratıcısının Allah olduğuna ve dünyada var olma amacının Allah'a
kulluk etmek olduğuna iman edip, hayatı boyunca Allah'ın rızasını
ararsa, Allah onu doğru yola iletir. Allah'a, ahirete ve Kuran'a
imanın ise kesin bir iman olması gerekir. Bazı insanlar, her ne
kadar iman ettiklerini söyleseler de, imanlarında şüphe veya zayıflık
olabilmektedir. Böyle insanlar, inkarcılarla birlikte olduklarında
onların etkisine girip din ahlakını yaşamakta kolaylıkla zayıflık
gösterebilmekte, Allah'a ve dine karşı bir tutum sergileyebilmektedirler.
Oysa, Allah'ın doğru yola ilettiği kullarının imanı kesin ve şüphesizdir:
(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kur'an'ın)
hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için;
böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak
bağlansın. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola yöneltir.
(Hac Suresi, 54)
Tam bir teslimiyetle Allah'a yönelmek
İman edenlerin tam bir teslimiyetle Allah'a yönelmeleri, Allah'a
kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlanmaları da doğru yola iletilmenin
sırrıdır. Allah'a iman eden ve ahiretten korkan bir müminin dünyaya
yönelik bir hırsı yoktur. Tek amacı Allah'ı razı etmektir. Bu sebeple,
bir mümin her tutum ve davranışında Allah'a yönelir, Allah'ın kendisini
denediğini bilerek, her olayda Allah'ın kendisi için yazdığı kadere
tabi olur. Allah Kendisine teslim olanların doğru yola iletileceğini
şu şekilde bildirmiştir:
Allah'ın ayetleri size okunuyorken ve O'nun elçisi
içinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz? Kim Allah'a sımsıkı
tutunursa, artık elbette o, dosdoğru olan bir yola iletilmiştir.
(Al-i İmran Suresi, 101)
O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa
düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi,
İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri'
etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere
ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten Kendisine yöneleni
hidayete erdirir. (Şura Suresi, 13)
Verilen öğütleri yerine getirmek
Allah'ın doğru yola iletilmek isteyen kullarına bir diğer emri
ise şu şekildedir:
... Onlar, kendilerine verilen öğüdü yerine getirselerdi,
bu şüphesiz onlar için hayırlı ve daha sağlam olurdu. Biz de onlara,
o zaman yanımızdan büyük bir ecir verirdik. Ve onları mutlaka dosdoğru
yola yöneltip-iletirdik. (Nisa Suresi, 66-68)
Allah'tan korkan müminler sürekli olarak hatalarından arınmak ve
Allah'ın en çok razı olacağı ahlaka ulaşmak için çalışırlar. Ancak,
elbette hatalardan hızla arınmak ve doğru yola iletilmek için kişinin
tevazulu olması gerekir. Tevazulu ve arınmayı isteyen bir insan
başta Allah'ın emirlerini tam olarak yerine getirir. Ayrıca salih
müminler birbirlerinin velileridir. Birbirlerine iyiliği emreder,
kötülükten men ederler. Bu sebeple, müminlerin birbirlerinin verdiği
öğütlere karşı da tevazulu olması, bir hatayı mümin bir kardeşinin
kendisine söylemesinin ahireti için büyük bir nimet olduğunu bilerek
söz dinlemesi gerekir. Kendisine verilen öğütleri tutan bir insan
hızla hatalarından arınacak ve Allah'ın ayette bildirdiği gibi,
doğru yola ulaşacaktır. Allah, şeytana uymaktan kaçınan, kendisini
Kuran'a ve güzel ahlaka çağıran kişilere tabi olan kullarına şöyle
müjde vermektedir:
Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten
yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde
ver. Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar,
Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz
akıl sahipleridir. (Zümer Suresi, 17-18)
NEFİS İNSANA VARGÜCÜYLE KÖTÜLÜĞÜ
EMREDER
Hem her türlü kötülüğü hem de ondan sakınmayı bilen nefs insanın
içindeki emredici güçtür. Yani bir insana bir eylemi yaptıran, bir
kararı verdiren manevi güç nefistir. Allah, Kuran'da nefsin bu iki
özelliğini şöyle bildirmiştir.
Nefse ve ona bir düzen içinde biçim verene; sonra
ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı
ilham edene (andolsun). Onu arındırıp temizleyen gerçekten felah
bulmuştur." (Şems Suresi, 7-9)
Ayetlerde insanların ahlaksızlıklarından, yaptıkları kötülüklerden
söz edilirken bu tavırlarının kaynağı olarak nefisleri gösterilmektedir.
Nefs bu yönü ile insanın en büyük düşmanlarından birisidir. Nefs
kibirli, cimri ve bencildir, sürekli olarak kendi heva ve hevesini,
kendi gururunu tatmin etmek ister, kendi rahatını, kendi menfaatini,
kendi hoşnutluğunu düşünür. İsteklerine her zaman meşru yollardan
kavuşamayacağı için de insana vargücüyle kötülüğü emreder. Bu gerçek
Kuran'da Hz. Yusuf'un sözleri ile şöyle açıklanır:
(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten
nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü
emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Yusuf Suresi, 53)
Nefsin insana vargücüyle kötülüğü emrediyor olması Allah'tan korkan
müminler için çok önemli bir sırdır. Bu, nefsin oyunlarının bir
an bile bitmeyeceğini, sürekli olarak insana kötülüğü emrederek
bütün gücüyle onu Allah'ın yolundan alıkoymaya çalışacağını gösterir.
Bu sırra göre nefs hiçbir zaman susmayacak, her konuda kendini haklı
görecek, bütün insanlardan daha çok sevecek, büyüklenecek kendini
her türlü nimetin kendisinin olmasını isteyecek, rahatına düşkün
olacak, kısaca Allah'ın beğendiği ahlakın tam tersini insana yaşatabilmek
için her yolu uygulayacaktır.
Nitekim, inkar edenlerin, Kuran ahlakına uymayanların tavırları
ve ahlakları tamamen nefisleri tarafından şekillenir. Onlar Allah'tan
korkmadıkları için vicdanlarının emrettiğine uyacak iradeyi gösteremez,
sadece nefislerinin emrettiklerine uyarlar. Din ahlakından uzak
yaşayan toplumlarda yaşanan kavgaların, menfaat çatışmalarının,
mutsuzlukların kökeninde herkesin nefsine uyarak sadece kendi menfaatini
düşünmesi, gerçek sevgi, saygı, fedakarlık gibi insani özelliklerini
tamamen kaybetmesi vardır.
Bu nedenle, Allah'ın bildirdiği bu sır çok önemlidir. Eğer insan
bu sırrı unutmazsa nefsine karşı önlem alabilir. Ona göre bir ahlak
ve tavır gösterebilir. Nefs tembelliği emrederse onu kat kat çalıştırarak,
nefs bencilliği emrederse daha fedakar olarak, nefs cimriliği emrederse
daha cömert olarak, nefsin emrettiği her türlü kötülükte aksi olan
en iyi tavrı yerine getirerek onu eğitebilir. Allah, Şems Suresi'deki
ayetlerde, nefse kötülüklerin yanı sıra bu kötülüklerden sakınmanın
da ilham edildiği bildirilmiştir. Yani insanın nefsinde kötülükleri
ve ahlaksızlıkları emreden, bunları kolay ve güzel gösteren bir
sesin yanında, iyi ve güzel olanı seçmesini de emreden vicdanı vardır.
Her insan içindeki bu sesleri bilir ve hangisinin iyi, hangisinin
kötü olduğunu tanır. Ancak, sadece Allah'tan korkup sakınınlar vicdanlarına
uyarlar.
İNSANLARA BOLLUK VE ZENGİNLİK
VERİLMESİNİN SIRLARI
Tüm evren, içindeki canlı ve cansız varlıkların tamamı ile birlikte
Allah'a aittir. Ve Allah, sahip olduklarından dilediklerini dilediği
insanların emrine verir. İnsanlara rızık veren, onları zenginleştiren,
bol bol ürünler veren, nimetlendiren Allah'tır. Allah'ın ayetlerinde
bildirdiği gibi, Allah dileği insana rızkını genişletip yayar, dilediğinin
ise rızkını kısıp daraltır ve bunların hepsini hayırla ve bir hikmet
üzerine diler. Rızkı bollaşan da, azalan da bunlarla denenmektedir.
Allah'ın verdiği nimetlerle azıp şımarmayan, hepsi için Allah'a
şükredici olanlar, ellerindeki nimetler alındığında ise, Allah'a
tevekkül ederek, sabır gösterenler Allah'ın hoşnut olduğu kullardır.
Kuran'da bildirilen Hz. Süleyman'ın sözleri, Allah'ın nimetlerinin
insanlar için bir deneme olduğunu açıklamaktadır:
Kendi yanında kitaptan ilmi olan biri dedi ki:
"Ben, (gözünü açıp kapamadan) onu sana getirebilirim." Derken (Süleyman)
onu kendi yanında durur vaziyette görünce dedi ki: "Bu Rabbimin
fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim
diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti).
Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük
ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı
olmayan)dır, Kerim olandır." (Neml Suresi, 40)
Hz. Süleyman'ın Kuran'da haber verilen, "Bu
Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek
miyim diye beni denemekte olduğu için (bu olağanüstü olay gerçekleşti)"
şeklindeki sözleri, nimetlerin insanlara veriliş nedenlerinden birini
açıklamaktadır.
Allah, Kuran'da dünya hayatının süsü olarak tanımladığı malları,
oğulları, eşleri, akrabaları, makamı, itibarı, zekayı, güzelliği,
sağlığı, kar getiren ticareti, başarıyı kısacası her türlü nimeti
insanı denemek için verir.
İnkarcılara bolluk verilmesinin sırları
Dünya üzerinde, Allah'a inanmadığı halde bolluk ve nimet içinde
yaşayan, bereketli topraklar, sağlıklı çocuklar sahibi olan, uzun
ömür sürmüş ve halen de sürmekte bulunan birçok insan vardır. Bu
insanlar sahip olduklarıyla Allah'ı razı etmek yerine şımarmakta,
bunlarla Rabbimizin rızasını aramak yerine, Allah'tan uzaklaşmaktadırlar.
Her geçen gün küfürleri artan ve durmadan günah toplayan bu insanlar,
sahip olduklarının kendileri için hayır olduğunu zannederler. Oysa
Allah Kuran'da bu insanlara verdiği nimetlerin ve tanıdığı sürenin
hikmetini ve sırlarını şu ayetlerle açıklamaktadır:
Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin;
Allah bunlarla, ancak onları dünyada azablandırmak ve canlarının
onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor. (Tevbe Suresi,
85)
O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi
sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, Biz onlara, ancak günahları
daha da artsın diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir
azab vardır. (Al-i İmran Suresi, 178)
Artık sen onları, belli bir süreye kadar kendi
gafletleri içinde bırak. Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz
mal ve çocuklarla Biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım
ediyoruz)? Hayır, onlar şuurunda değiller. (Mü'minun Suresi, 54-56)
Ayetlerde açıklandığı gibi söz konusu insanların sahip oldukları
nimetler onlar için hayır değildir. Onlara tanınan süre günahlarının
daha da artması içindir. Vakitleri dolduğunda ise ne malları, ne
çocukları, ne makamları onları acı bir azaptan kurtaramaz. Nitekim,
Allah Meryem Suresi'nde daha önceki insan nesillerinde de varlık
ve bolluk içinde yaşayan, ancak bu nimetlerin kendilerini azaptan
kurtaramadığı kavimlerin durumunu bildirmiştir:
Onlardan önce nice insan- nesillerini yıkıma uğrattık,
onlar mal (giyim, kuşam ve tefriş) bakımından da, gösteriş bakımından
da daha güzeldiler. (Meryem Suresi, 74)
Aynı ayetin devamında ise, bu insanlara süre tanınmasının sırrı
şöyle açıklanmıştır:
De ki: "Kim sapıklık içindeyse, Rahman (olan Allah),
ona süre tanıdıkça tanır; kendilerine va'dedileni -ya azabı veya
kıyamet saatini- gördükleri zaman artık kimin yeri (makam, mevki)
daha kötü, kimin askeri- gücü daha zayıfmış, öğreneceklerdir. (Meryem
Suresi, 75)
Allah, sonsuz adaletli ve merhametlidir. Herşeyi bir hikmet ve
hayır ile yaratır ve her insan yaptığının karşılığını eksiksiz olarak
alır. Bunu bilen müminler, çevrelerinde gerçekleşen her olaya Allah'ın
yarattığı hikmet ve hayrı görmek niyetiyle bakarlar. Aksi takdirde,
insanlar gerçeklerden uzak, aldatıcı bir dünya yaşarlar.
ALLAH'IN İNKAR EDENLERE HEMEN
AZAP VERMEMESİNİN SIRRI
İnsanların yaptıkları kötülüklerin karşılığını hemen almadıkları,
her karşılığın belli bir vakte kadar ertelenmesi Kuran'da bildirilen
sırlardan biridir. Allah bunu ayetlerinde şöyle bildirir:
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları
(azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir
canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar
ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah
kendi kullarını görendir. (Fatır Suresi, 45)
Senin Rabbin rahmet sahibi (ve) bağışlayıcıdır.
Eğer, kazandıklarından dolayı onları (azabla) yakalasaydı, şüphesiz
onlara azabı (bir an önce) çabuklaştırırdı. Hayır, onlar için bir
buluşma zamanı vardır, onun dışında asla başka bir sığınak bulamayacaklardır.
(Kehf Suresi, 58)
Birçok insan yaptığı kötülüğün karşılığını hemen almayınca, kötülüklerin
karşılıksız kalabileceğini zanneder. Hatta bu nedenden dolayı tevbe
etmez, pişmanlık duymaz ve tavrını düzeltmez, karşılıksız kalacağını
sandığı için azgınlığını daha da artırır. Akılsız olduğu için, bunun
gelecek olan azabını daha da dayanılmaz yapacağını hesap edemez.
Allah, bu konuda şöyle hükmetmektedir:
O küfre sapanlar, kendilerine tanıdığımız süreyi
sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar, biz onlara, ancak günahları
daha da artsın, diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir
azab vardır. (Al-i İmran Suresi, 178)
Bu, Allah'ın insanları denemek için yarattığı bir ertelemedir.
Oysa, her insanın yaptıklarının karşılığını alması için Allah katında
belirlenmiş bir süre vardır. O süre geldiğinde ne bir an öne alınır,
ne bir an ertelenir. Allah, herkesin karşılığını mutlaka alacağını
ayetlerinde şöyle açıklar:
Eğer Rabbinden geçmiş bir söz ve adı konulmuş (belirlenmiş)
bir süre (ecel) olmasaydı, muhakkak (yıkım azabı) kaçınılmaz olurdu.
(Taha Suresi, 129)
Onlara bir süre tanıyorum. Hiç şüphesiz Benim
düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır. (Araf Suresi, 183)
Sonuç
Samimi bir niyetle Kuran'ı okuyan, tüm yaşantısına, çevresinde
meydana gelen olaylara Allah'a dost bir iman gözüyle bakan her insan,
Kuran'da bildirilen sırları kendi hayatında görebilir. En küçüğünden
en büyüğüne kadar hiçbir olay rastgele insanın karşısına çıkmaz;
hiçbiri bir tesadüf eseri değildir. Her birinde Allah'ın yarattığı
bir sır, bir hayır ve hikmet gizlidir. İnsan eğer samimi davranır
ve hep Allah'a yönelirse bu sır ve hikmetleri görebilir.
Kuran'ın sırlarını kavrayan insanın Allah'a olan yakınlığı ve dostluğu
daha da artar. Göklerin ve yerin yaratıcısı olan Allah'ı daha iyi
tanıyabilir, O'nun gücünü, aklını ve ilmini daha iyi takdir edebilir.
Allah'tan başka bir dost ve vekil olmadığını görür. Her an Allah'ın
yarattığı bir hikmeti ve sırrı görmenin ve anlamanın heyecan ve
neşesini yaşar. Allah böyle insanlara yaratışındaki sırları daha
da açar. O insanın hayatı belki sıradan görünse bile, Allah aslında
her an o kişi için bir olağanüstülük yaratır. Allah'ın hikmetlerini
ve yaratışındaki sırları görmek isteyen, bu isteğinde samimi olan
herkese Allah bunları gösterecektir. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için bunda
(Kur'an'da) 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.
(Enbiya Suresi, 106)
... Sen yücesin, bize öğrettiğinden
başka bizim hiçbir bilgimiz yok.
Gerçekten Sen, herşeyi bilen,hüküm ve hikmet sahibi olansın.
(Bakara Suresi, 32)

|