|

Akıl Hakkında...
Akıl hakkında bugüne kadar sayısız tanım yapılmıştır. Ancak bunların
hiçbiri aklın gerçek anlamı hakkında insanlara tam bir fikir vermeye
yeterli olamamıştır. Çünkü bu çıkarımları yapan kimseler aklı tanımlarken
doğru bir kaynağa başvurmamış, aklı sadece kendi mantıklarıyla değerlendirmeye
çalışmışlardır. Oysa önceki bölümde belirttiğimiz gibi, aklın ne
olduğu konusunda bize bilgi verebilecek kaynak sonsuz akıl sahibi
olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.
Allah'tan korkan ve samimiyetle Kuran'a uyan her insan akıllıdır.
Ancak insanların çoğu böylesine büyük bir nimeti kolaylıkla elde
etme imkanına sahip olduklarından habersizdirler. Aklın, insanların
doğuştan kazandıkları zihinsel bir yetenek olduğunu sandıkları için,
sahip olduklarının ötesinde bir kavrayış kazanabileceklerine ihtimal
vermezler.
Bir örnekle açıklayacak olursak bu, küçük bir çocuğun, dünyanın
sadece kendi evi, sınıfı, öğretmeni ve oyuncakları ile sınırlı olduğunu
sanması gibidir. Kuşkusuz küçük bir çocuğun kendi çevresinin dışına
çıkıp da dünyaya yetişkin bir insan gözüyle bakması mümkün olmaz.
Bu nedenle de tüm idealleri, tüm tasaları ve tüm faaliyetleri kendi
dünyası ile sınırlı kalır. Oysa çocuğun yaşamını izleyen yetişkin
bir insan onun aslında ne kadar kısıtlı bir dünyada yaşadığını çok
açık bir şekilde görür. Çünkü yetişkin bir insan dünyanın bir ev,
bir sınıf ve birkaç oyuncakla sınırlı olmadığını kavrayabilecek
bir tecrübeye ve bilgiye sahiptir.
İşte akıl için de buna benzer bir durum söz konusudur. Akılsız
bir insan herşeyin en doğrusunu kendisinin bildiğini, en akıllı
kişinin kendisi olduğunu, en güzel hayatı kendisinin yaşadığını,
dolayısıyla da en doğru yolda olanın kendisi olduğunu sanır. Daha
mükemmel bir hayat şeklinin, zihin yapısının varlığına ihtimal vermediği
için kıyas yapması ve aradaki farkı tespit edebilmesi mümkün olmaz.
Oysa Kuran'da insanlara, çok üstün bir hayat tarzı, çok ileri bir
kavrayış ve düşünme yeteneği sunan "akıl" gibi büyük bir nimetin
varlığından bahsedilmiştir. İşte bu kitapta anlatılacak olanlar,
Kuran ayetleri doğrultusunda aklı tanımlayacak, aklın insana keskin
bir şuur açıklığı ve kavrayış yeteneği kazandırdığını ortaya koyacaktır.
Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
İşte bu (Kuran) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten
O'nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri
iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır.
(İbrahim Suresi, 52)
GERÇEK AKIL NEDİR?
Kitabın başında da belirttiğimiz gibi, "akıl" kelimesi toplumda
genellikle insanların zeka düzeyini ifade etmek amacıyla kullanılır.
Oysa akıl, zekanın çok üstünde ve çok daha derin bir kavrayış şeklidir.
Zeka, en bilinen anlamıyla insanın düşünme, gerçekleri algılama,
yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamıdır. İlk kez karşılaşılan
ya da ani olarak gelişen olaylara uyum sağlayabilme, anlama, öğrenme,
analiz yeteneği, beş duyunun, dikkatin ve düşüncenin yoğunlaştırılması,
ayrıntılara dikkat edilmesi hep zeka sayesinde gerçekleştirilir.
Örneğin zeki bir profesör olayların fiziksel işleyişini çok seri
olarak kavrayabilir, bunları formülleştirebilir. Ya da hafızası
güçlü olan zeki bir insan olaylardaki girift noktaları ve detay
sayılabilecek pek çok konuyu anımsayabilir. Pratik zeka sahibi biri
ise, karşılaştığı olaylara pratik ve kolaylaştırıcı çözümler getirebilir.
Akıllı bir insan ise, zekanın sağladığı tüm bu avantajları kullanmasının
yanında, zeki bir insanın sahip olmadığı bir kavrayış ve yeteneğe
de sahiptir.
Zeki bir insan, ancak belirli bir konuda çalışarak ya da kendisini
eğiterek, edindiği bilgi ve birikimlerle bir şeyler başarabilir.
Ancak tüm bunlar sadece öğrenmeye, ezbere ve tecrübelere dayalı
becerilerdir. Dolayısıyla bu insan, belirli bir noktada tıkanıp
kalma, çözüm bulamama, giriştiği bir işi sonuçlandıramama gibi durumlarla
karşılaşabilir.
Akıllı bir insan ise eğitim almadığı, tecrübeli olmadığı, hatta
ilk kez karşılaştığı bir konuda dahi, yıllarca o konuda eğitim almış
bir kimseden daha keskin ve daha isabetli sonuçlar elde edebilir.
Çünkü akıllı kişi, bir konuda kendi teknik bilgisi olmasa da hemen
en pratik çözümü bulur, gerekirse o konudaki en tecrübeli kişiyi
tespit eder ve yapılması gereken işi ona yaptırarak sonuca ulaştırır.
Kısacası akıl, insana zekanın çok üstünde bir anlayış kazandıran,
derin düşünebilme, doğruyu bulabilme ve her konuda çözüm getirebilme
yeteneğidir. Dahası akıl, hayatın her alanına hakim olan ve pek
çok konuda başarı sağlayan bir yetenektir.
İnsana bu yeteneği kazandıran yegane özellik ise imandır. Allah,
iman edip Kendisinden korkup sakınmalarına karşılık insanlara katından
özel bir anlayış verir. Kuran'da Allah korkusunun insana kazandırdığı
bu anlayış şöyle ifade edilmiştir:
Ey iman edenler, Allah'tan korkup-sakınırsanız,
size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir,
kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.
(Enfal Suresi, 29)
Görüldüğü gibi akıl, Allah'ın iman eden kimselere vicdanlarını
kullanmaları sonucunda an an doğruyu ilham etmesiyle ortaya çıkmaktadır.
İmanın kazandırdığı bu özellik, kişinin doğruyu yanlıştan ayırabilmesini
ve böylece yaşamın her safhasında en doğru şekilde düşünebilmesini,
en sağlıklı değerlendirmeleri yapabilmesini ve en isabetli kararları
alabilmesini sağlamaktadır. Akıl sahibi bir insan, karşılaştığı
olaylarda pek çok insanın göremediği detayları görebilir, ince teşhisler
yapabilir ve olaylardan en doğru ve en hikmetli sonuçları çıkarabilir.
İleriye yönelik projelerde çok aşamalı düşünebilir, karşılaşılabilecek
durumları önceden tespit edebilir ve kusursuz planlamalar yapabilir.
Aynı şekilde geçmişteki tecrübelerini de en iyi şekilde değerlendirerek,
bunları en gerekli yerlerde en akılcı şekilde kullanabilir. Olayları
berrak bir akılla değerlendirebildiği için yaptığı her iş hayırlı,
konuştuğu her söz hikmetli ve gösterdiği her tavır olabilecek en
ideal niteliktedir.
Tüm bunların yanında akıl aynı zamanda da kişinin ruhunda, güzelliklerden
çok fazla zevk alabilmesini sağlayan bir derinlik oluşturur. Bu
nedenle çoğu insanın sıradan karşıladığı ve büyük bir alışkanlıkla
baktığı pek çok şeyin ardında gizlenen güzellikleri, akıl sahibi
insanlar hemen görebilirler.
Ancak aklın tanımını bu kadarla kısıtlamak elbette ki mümkün değildir.
Zira akıl, insanın hayatının her alanında kendini belli eden bir
ayrıcalık ve üstünlüktür. İlerleyen satırlarda verilecek olan bilgiler
imanın kazandırdığı aklın ne kadar büyük bir nimet olduğunun çok
daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
AKLIN GERÇEK SAHİBİ ALLAH'TIR
İnsan yaratılmış bir varlıktır. Dolayısıyla insanda görülen akıl
müstakil bir yetenek değildir; ona verilmiştir. Aklın gerçek sahibi
ise insanı yaratan Allah'tır. Allah, sonsuz ve sınırsız bir aklın
sahibidir ve dilediği an dilediği kimseye, imanı ölçüsünde bu nimeti
vermektedir.
Kendilerine böyle bir nimet verilen kişiler ise, içinde bulundukları
dünyayı çok daha ince yönleriyle değerlendirebilirler. Evrenin hangi
köşesine dönüp baksalar karşılaştıkları her detayın Allah'ın sonsuz
aklının örnekleriyle dolu olduğunu görürler. Kuran'da Allah'ın bu
üstün aklı ve sanatı karşısında insanın nasıl aciz kaldığı şöyle
bir örnekle anlatılmıştır:
O, biri diğeriyle 'tam bir uyum' (mutabakat) içinde
yedi gök yaratmış olandır. Rahman (olan Allah)ın yaratmasında hiçbir
'çelişki ve uygunsuzluk' (tefavüt) göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir;
herhangi bir çatlaklık (bozukluk ve çarpıklık) görüyor musun? Sonra
gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz (uyumsuzluk bulmaktan)
umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi,
3-4)
Ayette belirtildiği gibi, Allah'ın yaratmasında en ufak bir eksiklik
yoktur. Çünkü Allah'ın sonsuz aklı, insanın sınırlı aklı ile kıyaslanmayacak
kadar üstün ve eşsizdir. Evrendeki her sistemde karşılaşılan kusursuz
tasarım, bu üstün aklın bir göstergesidir. Allah'ın, insanlara böylesine
kusursuz sistemler göstermesinin bir sebebi de, insanın aklın gerçek
sahibinin Allah olduğunu bilmesi, Rabbimizin büyüklüğünü kavraması
ve O'na teslim olup iman etmesidir.
Kuran'da geçen "... Sen yücesin, bize öğrettiğinden
başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm
ve hikmet sahibi olansın." (Bakara Suresi, 32) ifadesi akıllı
insanların, aklın asıl sahibinin Allah olduğunu takdir edebildiklerine
dikkat çekmektedir.
AKIL VE VİCDAN
Önceki bölümlerde de belirttiğimiz gibi, vicdanına uyan her insan
kolaylıkla doğruyu ve yanlışı görür. Ancak kimi insanlar vicdanlarının
sesini duydukları ve doğruyu söylediğini bildikleri halde onu bastırmaya
çalışırlar. İşte böyle bir durumda da vicdanlarını örten bu kimseler
doğrunun ve yanlışın ne olduğunu ayırt edemeyecek hale gelirler.
Allah'ın büyüklüğünü ve bunun karşılığında kendi acizliklerini düşünmez,
Allah'ın verdiği özellikleri kendi kendilerine elde ettikleri bir
üstünlük sanır ve kendilerini büyük görmeye başlarlar.
Sözgelimi Allah'ın kendisine verdiği zeka ve beceri ile uzayın
ya da insan vücudunun bilinmeyen sırlarını keşfeden bir bilim adamı
düşünelim. Eğer bu kişi aklını kullanmıyorsa, evrendeki kusursuz
düzeni ya da insan vücudunun kim tarafından yaratıldığını düşünmüyorsa,
gereken vicdana ve kavrayışa da sahip olamaz. Keşfettiği şeyin mükemmelliği
karşısında hayranlık duyup, onu yaratan Allah'a yönelerek O'nu övüp
yücelteceği yerde, bulduğu şeyden dolayı gururlanır ve kendisinin
övülmesini ister. Allah Kuran'da böyle kişilerin kendi hevalarını
ilah edindiklerinden ve bu nedenle de kalplerinin mühürlendiğinden
şöyle bahsetmiştir:
Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın
bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği
ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan
sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor
musunuz? (Casiye Suresi, 23)
Ayette de belirtildiği gibi, kendisini ilahlaştırarak büyüklenen
kişi artık gördüklerini ve duyduklarını kavrayamaz. Bunun sonucu
olarak da akıl gibi büyük bir nimetten de yoksun kalmış olur.
Başka bir örnek olarak da doğadaki benzersiz tasarımları keşfeden
ve pek çok canlının sahip olduğu kusursuz sistemler hakkında geniş
bilgiye sahip olan bir araştırmacı düşünelim. Eğer bu kişi şahit
olduğu bu tasarımların tesadüfen oluştuğunu söylerse büyük bir yanılgıya
düşmüş olur. Ve böyle bir insanın akıllı olduğunu söylemek mümkün
değildir. Çünkü akıl, insanın gördüğü canlılardaki ve sistemlerdeki
mükemmelliği Allah'ın yarattığını kavrayabilmesidir.
Zekalarıyla ön plana çıkan bu kimseler yaptıkları buluşlarla, bilgileri
ve becerileriyle insanların beğenisini kazanabilir, hayranlık verici
konuşmalar yapabilir ve hatta bu görünümleriyle dinden uzak toplumlarda
bir üstünlük elde edebilirler. Ancak bu, olayın sadece dışarıdan
görünüşüdür; işin aslında ise bu kimseler gerçek akla dair bir alamet
gösteremezler.
Ancak şu da önemlidir; bu kişiler, içerisinde bulundukları durumun
farkında değildirler. Zekanın kendilerini insanlar arasında en üstün
konuma getirdiğini zanneder ve gururlanırlar. Akıllı bir insan ise
bu kimselerin, akıldan tamamen yoksun olduklarını çok açık bir biçimde
görebilir. Ve bu insanların, kendi zannettiklerinin aksine, aslında
ne kadar aciz bir durumda olduklarını anlayabilir. Nitekim Allah
Kuran'da "akledemeyen" insanların içinde bulundukları bu aciz durumu
şöyle bir örnekle açıklamıştır:
İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka
bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen
ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler. (Bakara
Suresi, 171)
AKIL ARTAR MI?
Akıl ile zekanın çok önemli bir farkı daha vardır. Akıl, sabit
değil, aksine insanın hayatının sonuna kadar artabilen ve gelişebilen
bir yetenektir. Aklın bu özelliği ise tamamen Allah korkusu ve vicdan
ile bağlantılıdır. Allah bir ayetinde "Öyleyse
güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının, dinleyin ve
itaat edin…" (Teğabün Suresi, 16) hükmüyle inananlara güçlerinin
yettiği oranda Kendisinden korkup sakınmalarını emretmiştir. İnsan
bu nedenle hiçbir zaman Allah korkusunu yeterli görmemelidir. Sürekli
olarak kendisini Allah'a daha da yakınlaştıracak yollar aramalı
ve bu amaçla vicdanını sonuna kadar kullanmalıdır.
Böyle bir durumda Allah, samimiyetleri ve Kendi rızasını kazanmak
için gösterdikleri ciddi çaba oranında bu kimselere verdiği anlayışı
artırabilir ve sahip oldukları "doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyetini"
geliştirebilir. Bu, Allah'ın iman edenlere olan bir desteği ve Kuran'ın
önemli bir sırrıdır. İnsan elindeki bu imkanı en iyi şekilde kullanarak,
aklın dünyada ve ahirette sağladığı nimetleri kazanma imkanını elde
etmiş olur.
AKIL TAKLİT EDİLEBİLİR Mİ?
Zeka sahibi bir insan, akıllı bir insanla karşılaştığı zaman ondaki
üstünlüğü fark eder ve ona karşı gizli veya açık bir hayranlık duyar.
Ona benzemek ve aynı üstünlüğü elde etmek için bu kimseyi taklit
etmeye çalışır. Ancak ona bu farklılığı kazandıranın akıl olduğunu
kavrayamadığı için çözümü çok yanlış yollarda arar. Özendiği bu
kimsenin tüm tavırlarını, konuşmalarını, üslubunu gözlemlemeye ve
kendi üzerinde uygulamaya çalışır. Bilgisini, görgüsünü, becerisini
artırır, belki kütüphaneler dolusu kitap okur ama yine de bu kimsenin
çevresinde oluşturduğu hayranlık ve takdir uyandıran tavrı elde
edemez. Çünkü aklın kaynağı ne bilgi, ne beceri, ne kültür, ne de
eğitimdir. Elbette akıllı insan bu özelliklere de sahiptir ve bunları
en isabetli şekilde kullanır. Ama aklın asıl kaynağı imandır; bu
nedenle bir insan Allah'a samimi bir kalp ile iman etmediği sürece
her ne yaparsa yapsın, ne taklitle ne de başka bir yolla aklın getirdiği
üstünlüğü elde edemez.
Ayrıca akıl sadece belirli zamanlarda uygulanan birtakım tavırlar
ile sınırlı değildir. Aksine duruma, şartlara ve ortama göre değişen
bir tavır mükemmelliğidir. İman sahibi insan, her zaman karşılaştığı
durumlarda olduğu gibi hiç beklemediği ve hatta ilk kez karşılaştığı
olaylarda da keskin bir akıl gösterir.
Akılsız bir insanın böyle bir tavır mükemmelliğini taklit edebilmesi
ise söz konusu değildir. Bu kimseler ilk kez karşılaştıkları bir
durumda genellikle paniğe kapılır, ne yapacaklarını bilemez, doğru
olanı bulamaz ve çoğunlukla da çözümsüz kalırlar. Aklın insana kazandırdığı
hız, kıvraklık, çözüm kabiliyeti ve canlılık gibi özellikler bu
kimselerde bulunmaz.
Kuran'da iman etmedikleri halde kendilerini dindar tanıtmaya çalışarak
müminler arasında yer edinmek isteyen kimselerden bahsedilmiştir.
Allah'ın münafık olarak adlandırdığı bu kimseler müminlerin bazı
özelliklerini taklit edebilirler. Örneğin Allah'ın emrettiği şekilde
namaz kılabilir, mallarından sadaka verebilir ya da dini konularda
konuşmalar yapabilirler. Allah, onların gösteriş amaçlı yaptıkları
bu tavırları ayetlerinde şöyle haber vermiştir:
Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye
infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar… (Nisa Suresi,
38)
Gerçek şu ki, münafıklar (sözde), Allah'ı aldatmaktadırlar.
Oysa O, onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman, isteksizce
kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı ancak çok az anarlar.
(Nisa Suresi, 142)
Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini
kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki
onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler… (Münafikun
Suresi, 4)
Görüldüğü gibi bu kimseler dinin bazı hükümlerini gösteriş amaçlı
olarak yerine getirebilmektedirler. Ama şu kesin bir gerçektir ki,
bu kişiler akıllı bir insanda ortaya çıkan alametleri tam olarak
taklit edemezler. Bu nedenle de bu insanların çoğu, yaptıkları konuşmalarla,
olaylar karşısında gösterdikleri tepkilerle kendilerini ele verir
ve samimi Müslümanlardan olmadıklarını istemeden de olsa belli etmiş
olurlar. Dolayısıyla akıl, iman edenler ile gerçekten inanmadıkları
halde kendilerine dindar imajı vermek isteyenleri ayırt eden önemli
bir özelliktir.
AKIL GERÇEĞE ULAŞTIRIR
Akıl, imanı kavramamış pek çok insanın hayatlarında hiç yaşamadıkları
"üst bir şuur boyutu"dur. Bu şuurda insanın zihni çok berraktır.
Ancak bu berraklığı sağlayan etken ne beynin kapasitesi, ne kişinin
zeka düzeyi, ne de yetenekleridir. Bu zihin berraklığının sebebi
kişinin Allah'a ve Kuran'a olan imanıdır. Kuran'ı kendine rehber
edinen insan, yanlış bildiği her türlü bilgiden arınmış ve bunların
yerine sadece doğru bilgiler yerleştirmiş demektir.
Bu bilgilerin en başında, dünya hayatının gerçek yüzü gelir. Berrak
akla sahip bir insan Kuran sayesinde Allah'ın dünya hayatını insanları
denemek için geçici olarak yarattığını bilir. Dünyanın özel olarak
çekici kılındığını ve süslendiğini, insanların bir kısmının kendilerini
bu süslere kaptırarak asıl hayatları olan ahireti unuttuklarını
açıkça görür. Ancak kendisi, Kuran sayesinde her olayın gerçek bilgisine
ulaştığı için, ahiret hayatına yönelik hazırlık yapar.
İnsanın aklı sayesinde gerçek bilgisine ulaştığı bir başka konu
da ölüm gerçeğidir. Akıl sahibi kişi, dünyanın en zengin, en güzel,
en itibarlı insanı da olsa, bunların kendisine yarar sağlamayacağının
ve bir gün mutlaka öleceğinin farkındadır. Ancak ölümün bir son
değil, aksine bir başlangıç olduğunu, Allah'ın rızasına uygun bir
hayat sürenlerin cennete, dünya hayatına kapılıp Allah'a karşı olan
sorumluluklarını unutanların ise cehenneme gideceğini bilir. Dahası
altmış yetmiş seneyi aşmayan, üstelik pek çok eksiklikle dolu olan
dünya hayatının yanında cennetin sonsuz ve kusursuz güzellikte olduğunun
da bilincindedir. Bu nedenle de ölümü üzüntüyle karşılanacak bir
yokoluş olarak değil, aksine Allah'ın rahmetine kavuşacağı sonsuz
bir hayatın başlangıcı olarak görür. Bu bilinç onun ahiret gerçeğini
de tam olarak kavramasını sağlar.
Bu kimselerin yine aklın getirdiği şuur açıklığı neticesinde kavradıkları
bir başka konu da kader gerçeğidir. Onlar, sonsuz akıl sahibi olan
Allah'ın yeryüzünde gerçekleşen büyük küçük her olayı belirli bir
amaç ve hikmet üzerine yarattığını bilirler. Karşılarına ilk bakışta
ters gidiyor gibi görünen bir olay çıksa bile, bunun ardında kendileri
için yine bir hayır gizli olduğunu ve Allah'ın kendilerini denemekte
olduğunu unutmazlar. Bu gerçeği kavradıkları için de Allah'a tam
bir teslimiyetle teslim olur, O'na büyük bir güvenle bağlanır ve
kendileri için yarattığı kadere hoşnutlukla razı olurlar.
AKIL DOĞRU DÜŞÜNMEYİ SAĞLAR
Düşünmek, insanın en önemli özelliklerinden biridir. Ancak birçok
insan bu özelliğini gerçekten hikmetli ve fayda verecek bir konu
yerine, kendine ve çevresine hiçbir yarar sağlamayacak konular için
kullanır. Kimi zaman saatlerce hatta günlerce düşünür ama harcadığı
uzun vaktin ardından ortaya hiçbir sonuç çıkaramaz. Oysaki bir insanın
faydalı düşündüğünü iddia edebilmesi için gördüğü, duyduğu, algıladığı
ya da aklından geçirdiği bilgileri yarar getirecek bir sonuca bağlaması
gerekir.
İşte akıl sahibi insanların farklılığı bu noktada kendini gösterir.
Akıllı bir insan sadece düşünmüş olmak için değil, sonuç elde edebilmek,
fayda sağlayabilmek, doğruyu bulabilmek ve güzel bir şeyler üretebilmek
için düşünür. Düşüneceği konularıysa yine aklıyla belirler; hiçbir
zaman için kendisine vakit kaybettirecek, sonuca ulaştırmayacak
konulara dalıp, aklını boş şeylerle meşgul etmez. Örneğin, boş kuruntulara
kapılmaz, şeytanın vesveseleriyle uğraşmaz, geleceğe yönelik endişe
dolu düşüncelerle vaktini harcamaz…
Bu konuda kendisine Kuran'ı rehber edinir ve Allah'ın insanları
üzerinde düşünmeye teşvik ettiği konuları kendine esas alır. Bu
konuların en başında ise kendisi dahil, tanıdığı, gördüğü, bildiği
herşeyi yaratan Allah'ın büyüklüğünü düşünmek gelir. Akıl sahibi
bir insan hayatının her anında Allah'ın zamandan ve mekandan münezzeh
olduğunu, varlığının herşeyi sarıp kuşattığını, tüm varlıklar O'na
muhtaç iken O'nun hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını, evrenin hakimi
ve sahibi olduğunu, her an her saniye tüm insanları gözlemekte olduğunu,
onların akıllarından geçirdikleri ya da söyledikleri her sözü bildiğini,
yaptıkları her tavrı gördüğünü ve ezelden ebede kadar herşeyin bilgisini
katında sakladığını aklından çıkarmaz.
Akıllı bir insanın en çok düşündüğü konulardan biri de Allah'ın
sevgisini ve rızasını nasıl kazanabileceğidir. Çünkü bu kişi, dünyadaki
herkesten ve herşeyden çok kendisini yaratan Allah'a karşı sorumlu
olduğunu bilir. Yaşadığı her an, karşılaştığı her olayda kendisini
Allah'a yakınlaştıracak en güzel tavrın hangisi olduğunu düşünür.
Aklını sürekli hayırlı ve güzel işler yapma konusunda çalıştırır,
çevresindeki insanlara karşı hep en güzel tavrı göstermeye, en güzel
sözü söylemeye ve Allah'ın istediği en güzel ahlakı yaşamaya çalışır.
Kuran'da bildirilen emir ve yasakları titizlikle uygulayarak Allah'ın
en sevdiği kullarından olabilmek için elinden gelen tüm gayreti
sarf eder.
Kuran'da akıllarını kullanarak düşünen bu kimselerin, Rabbimizin
büyüklüğünü görerek en doğru olana ve gerçeğe ulaştıkları şöyle
ifade edilmiştir:
Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı
zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler.
(Ve derler ki:) "Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin,
bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)
Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılmasında, gece
ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyler ile denizde
yüzen gemilerde, Allah'ın yağdırdığı ve kendisiyle yeryüzünü ölümünden
sonra dirilttiği suda, her canlıyı orada üretip-yaymasında, rüzgarları
estirmesinde, gökle yer arasında boyun eğdirilmiş bulutları evirip
çevirmesinde düşünen bir topluluk için gerçekten ayetler vardır.
(Bakara Suresi, 164)
Böyle yarar getirecek konuları düşünmek ise kişinin aklının daha
da artmasını ve böylece çok daha isabetli tavırlar ortaya koymasını
sağlar. Aklını kullanan bir insan dünyada ve ahirette kendisine
büyük bir kazanç sağladığı gibi çevresindeki insanları da her zaman
için doğru ve güzel olanı uygulamaya teşvik eder.
KURAN'A GÖRE İNSAN HANGİ KONULARDA AKLINI KULLANMALIDIR?
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda
kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır. Gece ile gündüzün
art arda gelişinde (veya aykırılığında), Allah'ın gökten rızık indirip
ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir
düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler
vardır. (Casiye Suresi, 4-5)
Allah gökten su indirdi, ölümünden sonra yeri onunla
diriltti; işitebilen bir topluluk için bunda gerçekten bir ayet
vardır. Sizin için hayvanlarda da elbette ibretler vardır, size
onların karınlarındaki fers (yarı sindirilmiş gıdalar) ile kan arasından,
içenlerin boğazından kolaylıkla kayan dupduru bir süt içirmekteyiz.
Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden kurdukları çardaklarda
hem sarhoşluk verici içki, hem güzel bir rızık edinmektesiniz. Şüphesiz
aklını kullanabilen bir topluluk için, gerçekten bunda bir ayet
vardır. (Nahl Suresi, 65-67)
Yeryüzünde birbirine yakın komşu kıtalar vardır;
üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar da vardır
ki, bunlar aynı su ile sulanır; ama ürünlerinde (ki verimde ve lezzette)
bazısını bazısına üstün kılıyoruz. Şüphesiz, bunlarda aklını kullanan
bir topluluk için gerçekten ayetler vardır. (Rad Suresi, 4)
Size bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği
göstermesi ile gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeri
onunla diriltmesi de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını
kullanabilecek bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (Rum Suresi,
24)
Sizin için gökten su indiren O'dur; içecek ondan,
ağaç ondandır (ki) hayvanlarınızı onda otlatmaktasınız. Onunla sizin
için ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler ve meyvelerin her türlüsünden
bitirir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir topluluk için ayetler vardır.
Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi; yıldızlar da
O'nun emriyle emre hazır kılınmıştır. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilen
bir topluluk için ayetler vardır. (Nahl Suresi, 10-12)
O, sizi yeryüzünde yaratıp-türetendir ve hepiniz
yalnızca O'na (döndürülüp) toplanacaksınız. O, yaşatan ve öldürendir;
gece ile gündüzün aykırılığı (veya art arda gelişi) da O'nun (kanunu)dur.
Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız? (Mü'minun Suresi, 79-80)
Göklerin ve yerin yaratılması ile dillerinizin
ve renklerinizin ayrı olması, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda,
alimler için gerçekten ayetler vardır. Geceleyin ve gündüzün uyumanız
ile O'nun fazlından (geçiminizi temin için rızkınızı) aramanız,
O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz işitebilen bir kavim için gerçekten
ayetler vardır. Size bir korku ve umut (unsuru) olarak şimşeği göstermesi
ile gökten su indirmek suretiyle ölümünden sonra yeri onunla diriltmesi
de, O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, aklını kullanabilecek
bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (Rum Suresi, 22-24)
Size kendi nefislerinizden bir örnek verdi: "Size
rızık olarak verdiğimiz şeylerde, sağ ellerinizin malik olduklarınızdan,
sizinle eşit olup kendi kendinizden korktuğunuz gibi kendilerinden
de korktuğunuz (veya çekinip saygı duyduğunuz) ortaklar var mıdır?
"İşte Biz, aklını kullanabilen bir kavim için ayetleri böyle birer
birer açıklarız. (Rum Suresi, 28)
"Ey Adem oğulları, Ben size and vermedim mi ki:
Şeytana kulluk etmeyin, çünkü, o, sizin için apaçık bir düşmandır;"
"Bana kulluk edin, doğru yol budur." Andolsun o, sizden birçok insan-neslini
saptırmıştı. Yine de aklınızı kullanmıyor muydunuz? (Yasin Suresi,
60-62)
O'dur ki, sizi topraktan, sonra bir damla sudan,
sonra bir alak'tan (embriyo) yarattı; sonra sizi bir bebek olarak
çıkarmakta, sonra güçlü (erginlik) çağınıza erişmeniz, sonra da
yaşlanmanız için size (belli bir ömür vermektedir). Sizden kiminin
daha önce hayatına son verilmektedir; adı konulmuş bir ecele erişmeniz
ve belki aklınızı kullanmanız için (Allah sizi böyle yaşatır). (Mü'min
Suresi, 67)
Rablerine icabet edenlere daha güzeli vardır. O'na
icabet etmeyenler ise, yeryüzündekilerin tümü ve bununla birlikte
bir katı daha onların olsa mutlaka (kurtulmak için) bunu fidye olarak
verirlerdi. Sorgulamanın en kötüsü onlar içindir. Onların barınma
yerleri cehennemdir, ne kötü bir yaratıktır o!.. Peki, sana Rabbinden
indirilenin gerçekten hak olduğunu bilen kişi, o görmeyen (a'ma)
gibi midir? Ancak temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünebilirler.
(Rad Suresi, 18-19)
Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve
kıyama durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve
Rabbinin rahmetini umut eden (gibi) midir? De ki: "Hiç bilenlerle
bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler."
(Zümer Suresi, 9)
Görmüyor musun; gerçekten Allah, gökyüzünden su
indirdi de onu yerin içindeki kaynaklara yürütüp-geçirdi. Sonra
onunla çeşitli renklerde ekinler çıkarıyor. Sonra kurumaya başlar,
böylece onu sararmış görürsün. Sonra da onu kurumuş kırıntılar kılıyor.
Şüphesiz bunda, temiz akıl sahipleri için gerçekten öğüt alınacak
bir ders (zikr) vardır. (Zümer Suresi, 21)
Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine
hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden
başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara Suresi, 269)
Sana Kitabı indiren O'dur. O'ndan, Kitabın anası
(temeli) olan bir kısım ayetler muhkem'dir; diğerleri ise müteşabihtir.
Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını
yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar. Oysa onun tevilini
Allah'tan başkası bilmez. İlimde derinleşenler ise: "Biz ona inandık,
tümü Rabbimizin katındandır" derler. Temiz akıl sahiplerinden başkası
öğüt alıp-düşünmez. (Al-i İmran Suresi, 7)
Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin.
Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı
verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından
dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür.
Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. (Al-i İmran
Suresi, 118)
De ki: "Gelin size Rabbinizin neleri haram kıldığını
okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin,
yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların
da rızıklarını biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli
olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın (öldürülmesini)
haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size tavsiye (emr)
etti; umulur ki akıl erdirirsiniz." (Enam Suresi, 151)
Biz senden önce, şehirler halkına kendilerine vahyettiğimiz
kimseler dışında (başkalarını elçi olarak) göndermedik. Hiç yeryüzünde
dolaşmıyorlar mı, ki kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını
görmüş olsunlar? Korkup-sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha
hayırlıdır. Siz yine de akıl erdirmeyecek misiniz? (Yusuf Suresi,
109)
Elçilerimiz Lut'a geldikleri zaman o, bunlar dolayısıyla
kötüleşti ve içi daraldı. Dediler ki: "Korkuya düşme ve hüzne kapılma.
Karın dışında, seni ve aileni muhakak kurtaracağız. O ise, arkada
kalacaktır." "Şüphesiz biz, fasıklık yapmalarından dolayı, bu ülke
halkının üstüne gökten iğrenç bir azap indireceğiz." Andolsun, biz
akledebilecek bir kavim için orada apaçık bir ayet bırakmışızdır.
(Ankebut Suresi, 33-35)

|