|

Aklın Kazandırdıkları
Akıl sahibi kimseleri Allah Kuran'da, "Ki
onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın
kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl
sahipleridir." (Zümer Suresi, 18) şeklinde tanımlar. Bu kimseler
Allah'ın kendilerine gösterdiği yola tam olarak uydukları, Kuran'ın
tavsiyelerini titizlikle yerine getirdikleri ve vicdanlarına kesin
olarak tabi oldukları için, Allah onları akıl gibi büyük bir nimetle
ödüllendirmiştir.
Akıl, beraberinde insana pek çok nimetin daha kapısını aralayan
son derece önemli bir özelliktir. Akıllı bir insan bulunduğu her
ortamda, yaptığı her hareket ve söylediği her söz ile farklılığını
hissettirir ve çevresinde büyük bir saygı ve hayranlık uyandırır.
Akıl öylesine değerli bir özelliktir ki, insana hayatının sonuna
kadar sürekli olarak yeni üstünlükler kazandırır.
İşte ilerleyen sayfalarda aklın insana kazandırdığı bu üstünlüklerden
bazılarına değinerek, aklın ne kadar büyük bir nimet olduğu hatırlatılacaktır.
GÜZEL AHLAK
Akıl sahibi bir insanın kazandığı özelliklerin başında, insana
dünyada ve ahirette pek çok güzelliğin yolunu açan Kuran ahlakı
gelir. Akıllı bir insan, Allah'ın Kuran'da bildirdiği üstün ahlakı
en titiz şekilde uygulayan insandır. Kuran'da insanlara dürüstlük,
candanlık, samimiyet, alçak gönüllülük, yumuşakbaşlılık, merhamet,
adalet, hoşgörü ve bağışlayıcı olmak ve daha pek çok ahlak güzelliği
tavsiye edilir. Akıl sahibi bir insan da aklını kullanarak, karşılaştığı
her olayda bu tavırları en güzel şekliyle uygulamayı başarır. Kuran
ahlakını ne kadar titizlikle uygularsa, ahirette Allah'tan o kadar
güzel bir karşılık görebileceğini bilir.
Bu yüzden akıllı bir insan günlük yaşantısı içinde karşılaştığı
her olayda vicdanına uygun davranır. Örneğin yardıma muhtaç bir
kimseye yardım eder ve bu sorumluluğu başkalarına bırakmaz. Allah'ın
razı olacağını bildiği güzelliklerin hiçbirini kaçırmadan uygular.
Ya da tek başına ağır bir eşyayı taşımaya çalışan bir insanı yapacak
hiçbir işi olmadığı halde oturarak seyretmez. Hasta ya da yaşlı
birini gördüğü zaman ona yerini verip kendisi ayakta kalmayı tercih
eder. Aksi takdirde umursuz bir tavır göstermiş olacağını ve Allah'ın
bundan razı olmayacağını bilir. Gerçekten öfkelenilecek bir tavırla
karşılaştığında bile, Allah'ın yumuşakbaşlı bir tavırdan razı olacağını
düşünerek öfkesini yener ve karşısındakine güzel söz söyler. Kendi
aleyhine olacağını bilse dahi her zaman için dürüst davranır.
Aklı sayesinde tüm bu tavırları hayatının sonuna kadar en güzel
şekilde uygulayan bir insan ise hem dünyada güzel bir hayat yaşar,
hem de Allah'ın rızasını hedefleyerek gösterdiği bu güzel tavırlarından
dolayı cennetle mükafatlandırılır. Allah ayetlerinde şöyle buyurmaktadır:
Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise;
Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.
Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın
bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan
yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar.
(Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek. (Kehf Suresi, 30-31)
FERASET-BASİRET
Feraset bir insanın sahip olduğu çabuk anlama ve kavrama yeteneğidir.
Basiret ise kişinin, bir konunun özünü kavrama gücü, gerçeği tüm
detaylarıyla görebilme kabiliyeti ve ileri görüşlülüğüdür. Her iki
özelliği de insana kazandıran kaynak ise "akıl"dır.
Allah bir ayetinde, "Kör olanla (basiretle)
gören bir olmaz; iman edip salih amellerde bulunanlarla kötülük
yapan da. Ne az öğüt alıp-düşünüyorsunuz." (Mümin Suresi, 58) hükmüyle
basiretin önemine dikkat çekmiş ve bu özellikten yoksun olan kimseleri
de "kör" olarak nitelendirmiştir.
Kuran'ın bir başka ayetinde ise, aklın kazandırdığı bu büyük nimete
sahip olan kişiler ile görüş ve kavrayış gücü kapalı olan insanların
durumlarının ne kadar farklı olduğuna şöyle dikkat çekilmiştir:
Peki, sana Rabbinden indirilenin gerçekten hak
olduğunu bilen kişi, o görmeyen (a'ma) gibi midir? Ancak temiz akıl
sahipleri öğüt alıp-düşünebilirler. (Rad Suresi,19)
Feraset ve basiret sahibi bir insan, karşılaştığı bir olayı, bir
tavrı ya da bir sözü en doğru şekilde analiz edebilme yeteneğine
sahiptir. Geçmişte edindiği tecrübelerden en akılcı sonuçları çıkarır
ve bu bilgileri ilerisi için en isabetli şekilde kullanmayı bilir.
İçerisinde bulunduğu ortamı, şartları ve imkanları akılcı bir bakış
açısıyla değerlendirir ve bu şartları olabilecek en iyi seviyeye
getirmeyi ve elindeki imkanları en iyi şekilde kullanmayı başarır.
Bir işe atılacağı zaman mutlaka bu konuda gerekli olabilecek her
türlü tedbiri alır, olası aksaklıkları tespit eder ve bu doğrultuda
hareket eder. Her konuşması isabetli, her tavrı itidalli ve her
düşüncesi keskin bir aklın ve kavrayışın ürünüdür.
Akıl sahibi kişilerin bu özelliklere sahip olmaları ise, tüm hayatlarını
Allah'ın rızasını kazanmaya adayan ve ahireti hedefleyen ihlaslı
kimseler olmalarından kaynaklanmaktadır. Kuran'da peygamberlerin
katıksızca ahirete yöneldikleri hatırlatılmış ve onların gösterdikleri
bu ahlakla bağlantılı olarak aynı zamanda da güç ve basiret sahibi
kimseler olduklarına dikkat çekilmiştir:
Güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrahim'I,
İshak'ı ve Yakub'u hatırla. Gerçekten Biz onları katıksızca (ahiretteki
asıl) yurdu düşünüp anan ihlas sahipleri kıldık. Ve gerçekten onlar,
Bizim katımızda seçkinlerden ve hayırlı olanlardandır. (Sad Suresi,
45-47)
HİKMET, ANLATIM ÇARPICILIĞI VE HİTABET KABİLİYETİ
Aklın, çoğu insanın bilmediği bir başka yönü de, insanın tüm tavırlarına
ve konuşmalarına "hikmet" kazandırmasıdır. Ancak insanların büyük
çoğunluğu hikmetli tavır ve konuşmaların kaynağının akıl olduğunu
bilmez. Aksine hikmetin eğitim ve tecrübe ile elde edilebilecek
bir özellik olduğunu düşünürler. Öyle ki çoğu insan güzel ve etkili
konuşabilmek için çözümü yalnızca dersler almakta ya da etkili konuşma
sanatı gibi kitaplar okuyarak insanları etkileyecek konuşma kurallarını
ezberlemekte arar. Bu kitaplarda etkili bir konuşma yapabilmek için
insanların ne zaman konuşmaya başlayacağı, ne zaman susacağı, ne
zaman güleceği gibi her türlü detay çeşitli kurallara bağlanmıştır.
Bu kurallara ne kadar titizlikle uyulursa konuşmanın o derece başarılı
olacağına inanılır.
Oysa güzel ve etkili konuşmayı herhangi bir kurala bağlayabilmek
kesinlikle mümkün değildir. Aksine asıl etkili olan konuşma hiçbir
kurala bağlanmamış, ezberlenmemiş, kişinin içinden geldiği gibi,
hiç zorlanmadan, suni bir tavra gerek görmeden yaptığı "samimi konuşma"dır
ki, bunu da eksiksiz olarak ancak hikmet sahibi kimselerde görebilmek
mümkündür. Hikmetli konuşan kişi, samimi sözleriyle insanların kalplerinde
derin bir etki uyandırır.
Dinden uzak bir insan da uzmanlaştığı bir konuda, oldukça güzel
vurgulamalarla, konuşma kurallarına bağlı kalarak iyi bir anlatım
yapabilir. Ancak unutmamak gerekir ki, sayılan özelliklerden hiçbiri
yapılan bu konuşmanın hikmetli bir konuşma olduğunu göstermez. Bir
konuşmanın hikmetli olduğundan bahsedebilmek için bu konuşmanın
samimi ve amaçlanan konuda karşı tarafın kalbinde etki bırakacak
nitelikte olması gerekir. Hikmet sahibi bir insan anlatmak istediği
bir şeyi olabilecek en özlü şekilde, en çarpıcı örneklerle ve olabilecek
en samimi şekilde ifade edebilen kimsedir. Allah bir ayetinde Hz.
Davud'a bu özelliği verdiğini bildirerek hikmetin önemine dikkat
çekmiştir:
Onun mülkünü güçlendirmiştik. Ona hikmet ve anlatım
çarpıcılığını vermiştik. (Sad Suresi, 20)
Ayette görüldüğü gibi, Allah hikmetle birlikte verilen bir nimet
olarak "anlatım çarpıcılığı"ndan bahsetmiştir. Böyle bir nimete
kavuşabilmek için ise özel bir kabiliyete sahip olmaya veya olağanüstü
bir çaba harcamaya gerek yoktur. Bu, Allah'ın iman eden ve samimi
olan kullarına verdiği bir özelliktir.
Ancak hikmet, kendisini sadece konuşmada belli eden bir özellik
değildir. Hikmet sahibi bir insanın tüm tavırlarında, aldığı tüm
kararlarda, yaptığı tüm teşhislerde aynı isabetli yapıyı görebilmek
mümkündür. Kuran'da bu önemli özelliğin peygamberlerin pek çoğuna
verildiğinden bahsedilmektedir:
Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik
verdiklerimizdir... (Enam Suresi, 89)
Böylece onları, Allah'ın izniyle yenilgiye uğrattılar.
Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona mülk ve hikmet verdi; ona dilediğinden
öğretti... (Bakara Suresi, 251)
(Çocuğun doğup büyümesinden sonra ona dedik ki:)
"Ey Yahya, Kitabı kuvvetle tut." Daha çocuk iken ona hikmet verdik.
(Meryem Suresi, 12)
Kuran'ın başka ayetlerinde ise Allah'ın hikmeti dilediği her kuluna
verebileceği bildirilmiş ve hikmetin önemine şöyle dikkat çekilmiştir:
Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine
hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden
başkası öğüt alıp düşünmez. (Bakara Suresi, 269)
(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için
'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir. (Kaf Suresi, 8)
Tüm bu ayetlerden anlıyoruz ki, akıllı bir insana verilen bu büyük
nimet, beraberinde etkili bir "hitabet gücü" ve "ikna kabiliyeti"
de kazandırır. Mümin, aklın kendisine kazandırdığı bu hikmet, anlatım
çarpıcılığı ve hitap kabiliyeti gibi özellikler sayesinde Allah'ın
"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle
çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et..." (Nahl Suresi,
125) ayetiyle bildirdiği gibi, hak dini ve Kuran ahlakını
en güzel şekilde anlatabilme imkanını da kazanmış olur.
ÜSTÜN BİR TEŞHİS KABİLİYETİ
Aklın insana kazandırdığı bir başka önemli özellik de "teşhis kabiliyeti"dir.
Her insan her konu hakkında teşhis yapabilir, fikir beyan edebilir.
Ancak akıl sahiplerinin bu konudaki farklılığı, onların teşhislerinin
her zaman için isabetli olması ve çoğu insanın fark edemediği detayları
rahatlıkla görebiliyor olmalarıdır. Bu isabetliliğin ve ince teşhis
kabiliyetinin sırrı ise, müminin Kuran'ı rehber edinerek, aklını
bu doğrultuda kullanmasıdır. Kuran, Allah'ın hak kitabıdır. Dolayısıyla
Kuran'a uyan kimseler kesin olarak en doğru olana ulaşacaklardır.
Akıl sahiplerinin bu özelliği onlara hayatın her alanında büyük
bir üstünlük ve kolaylık sağlar. Herşeyden önce karşılaştıkları
her insanın karakterini çok iyi ve çok ayrıntılı bir biçimde analiz
edebildikleri için, dostlarını ve düşmanlarını rahatlıkla tespit
edebilirler. Allah'ın Kuran'da tanıttığı insan karakterlerinden
yola çıkarak, karşılaştıkları her insanın yapısını çok kısa bir
sürede kavrayabilirler. Yine aynı şekilde lehlerinde ya da aleyhlerinde
gelişen bir olayı henüz başlangıcında iken fark edebilmeleri ve
buna karşı tedbir alabilmeleri de yine onların kazançlı çıkmalarını
sağlar. Ayrıca çevrelerinde bulunan insanlardaki güzel vasıfları,
çoğu kimsenin fark edemediği incelikleri, akıl alametlerini görebilenler
de yine ancak akıl sahipleridir.
Bu konuda akıllı insanlarda dikkat çeken bir başka özellik ise,
bu teşhisleri yapabilmek için uzun uzun incelemeler yapmalarına
ya da detaylı bilgi toplamalarına gerek olmamasıdır. Akıl sahibi
bir insanın özelliği, en az delil ile ve en kısa zamanda, en doğru
teşhisleri yapabilmesidir.
Söz gelimi akıllı bir insan, bir kimsenin yalan söylediğini o anki
üslubundan, sözlerindeki tutarsızlıktan, olayı aşırı derecede detaylandırmaya
çalışmasından, üzerindeki tedirginlikten ve duruma göre değişebilecek
daha pek çok tavrından teşhis edebilir. Akılsız bir insan ise, yalan
söylemekte olan bu kimsenin sözlerine tümüyle itimat edebilir, hatta
bu kişinin ne kadar dürüst bir insan olduğundan bahsedebilir. Bu
nedenle de o kişiyle maddi ya da manevi ortaklıklara girişerek zarara
uğrayabilir.
Aynı şartlar altında bir olaydan yanlış sonuçlar çıkarıp, yanlış
teşhisler yapan akılsız kimselerin bu yanılgılarının sebebi ise
Kuran'a tabi olmamalarından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Allah,
Kuran'da verdiği örnekleri ancak akıl sahiplerinin görüp anlayabileceğine
dikkat çekmiş ve bilenlerle bilmeyenlerin bir olmadığını hatırlatmıştır:
İşte bu örnekler; Biz bunları insanlara vermekteyiz.
Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez. (Ankebut Suresi,
43)
Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve
kıyama durarak gönülden itaat (ibadet) eden, ahiretten sakınan ve
Rabbinin rahmetini umud eden (gibi) midir? De ki: "Hiç bilenlerle
bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz, temiz akıl sahipleri öğüt alıp-düşünürler."
(Zümer Suresi, 9)
DİKKAT VE ŞUUR AÇIKLIĞI
Allah Kuran ayetleriyle insanlara "dikkatli olmalarını" hatırlatmış
ve bu dikkati hangi yönde sarf edeceklerini de şöyle açıklamıştır:
Dikkatli olun; göklerde ve yerde olanların hepsi
Allah'ındır. O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir. Ve O'na
döndürülecekleri gün, yaptıklarını kendilerine haber verecektir.
Allah, herşeyi bilendir. (Nur Suresi, 64)
Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan
yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, herşeyi
sarıp-kuşatandır. (Fussilet Suresi, 54)
Ayetlerde hatırlatılan konulardan da anlaşılacağı gibi Allah, insanlara
dikkatlerini, doğru düşünebilmek, olayları doğru değerlendirebilmek
ve böylece gerçekleri görebilmek için kullanmalarını öğütlemiştir.
Ancak unutmamak gerekir ki, Allah'ın Kuran'da bildirdiği şekilde
bir dikkat ancak akıl sahiplerinin gösterebileceği bir özelliktir.
Çünkü Kuran'da Allah'ın ayetlerinden ancak akıl sahiplerinin düşünüp
öğüt alabilecekleri bildirilmiştir:
… Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez.
(Al-i İmran Suresi, 7)
(Bu Kuran,) Ayetlerini, iyiden iyiye düşünsünler
ve temiz akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek
bir kitaptır. (Sad Suresi, 29)
İşte dikkatini Kuran'da bildirildiği şekilde kullanan akıl sahipleri
bu yolla tüm gerçekleri görebilirler; öncelikle Allah'tan başka
bir Yaratıcı olmadığını, Allah'ın tüm evrenin sahibi olduğunu ve
ahiretin kesin bir gerçek olduğunu kavrarlar.
Önceki bölümlerde üzerinde durduğumuz gibi, açık bir şuur ve dikkat,
akıllı bir insanın günlük hayatının her anında kendini belli eder.
Bu kişiler, Allah'ın herşeyi bir amaçla yarattığını, yaşadıkları
her olayın, şahit oldukları her konuşmanın kendileri için yaratılan
imtihanın bir parçası olduğunu ve karşılarına çıkarılan herşeyden
sorumlu olduklarını bilmenin verdiği bir dikkat açıklığı kazanırlar.
Bu sayede bulundukları ortamda gelişen bir tehlikeyi hemen fark
eder ve gerekli müdahaleyi herkesten önce yaparlar. Aynı şekilde
olumlu gelişme gösteren olayları da dikkatleri sayesinde hemen tespit
edebilirler.
Zekanın da insanlara belirli bir oranda dikkat yeteneği kazandırdığı
doğrudur. Ancak aklın buradaki farkı, insana zekanın gösteremediği
detayları fark ettirebilmesi ve her konuda önceden teşhis yapma,
tedbir alma, karar verme kabiliyeti kazandırmasıdır. Bu durumu şöyle
bir örnekle açıklayabiliriz: Söz gelimi zeki bir insan dikkati sayesinde
evinin alt katından gelen sesleri duyarak evine giren hırsızı fark
edebilir. Akıllı bir insan ise olay bu aşamaya hiçbir şekilde gelmeden,
hırsızlık ihtimaline karşı keskin tedbirler alabilen ve kalıcı çözümler
getirebilen insandır. Hırsıza imkan sağlayabilecek tüm alternatifleri
önceden değerlendirmiş ve bu doğrultuda detaylı bir çalışma yapmıştır.
Örneğin eve yabancı birinin girişini kesin olarak engelleyecek çok
detaylı bir güvenlik sistemi oluşturmuştur.
İşte olması gereken makbul dikkat şekli de budur. Akıllı insan,
bir tehlikeyi gerçekleşirken fark etmez. Aksine henüz bu tehlike
oluşmadan, böyle bir olayla karşı karşıya gelmeden önce dikkatli
davranır ve açık noktaları önceden tespit eder. Ardından da tespit
ettiği bu tehlikelerle karşılaşmamaya yönelik kesin önlemler alır.
GÜÇLÜ BİR KİŞİLİK
Akıllı bir insan, canlı cansız tüm varlıkların Allah'a boyun eğdiğini
ve O'nun izni olmadan yeryüzünde hiçbir olayın gerçekleşemeyeceğini
bilir. Allah'a karşı duyduğu teslimiyet ve güven, onun Allah'tan
başka hiçbir şeyden ve hiç kimseden korkmamasını ve böylece güçlü
bir kişilik geliştirmesini sağlar. Herşeyi Allah'ın kontrol ettiğini
bildiği için, kişilere, olaylara ya da şartlara göre tavrı değişmez.
İnsanların beğenisine göre değil, Allah'ın sevgisini kazanmaya yönelik
hareket ettiği için hiçbir çıkar uğruna kişiliğinden, tavrından
ve ahlakından ödün vermez.
Ancak şunu da hatırlatmak gerekir ki, akıl sahibi bir insanın "güçlü
kişilik" kavramı, cahiliye toplumlarında bilinen anlamından çok
farklıdır. Dinden uzak toplumlarda insanlar, şahsiyetli olmanın,
ancak kibir, resmiyet ve ciddiyet ile elde edilebileceğine inanırlar.
Kişi, çevresindeki insanlara, kendi farklılığını ve üstünlüğünü
ne kadar hissettirebilirse, onun o kadar şahsiyetli bir tavır gösterdiğini
düşünürler. Oysa bu şahsiyet çoğu zaman, içte yaşanan güçlü bir
kişilik değil, daha ziyade göz boyamaya ve etrafta şahsiyetli bir
insan "imajı" oluşturmaya yönelik göstermelik bir tavırdır.
Gerçek şahsiyetin ne kibirle, ne ciddiyet ve resmiyetle, ne de
dış görünüşle hiçbir ilgisi yoktur. Kuran'a göre güçlü bir kişilik,
insanın Allah'tan çok korkması ve bu nedenle de Kuran ahlakını yaşamakta
kararlılık göstermesidir. Hiçbir koşulda ya da hiçbir dünyevi çıkar
için Allah'ın kendisine bildirdiği doğrulardan taviz vermemesi,
basit ve çirkin tavırlara tenezzül etmemesidir. İşte insana kişilik
kazandıran asıl özellikler bunlardır ve bu konuda kararlılık gösterebilen
kimseler de ancak akıl sahipleridir. Kuran'da doğru yoldan asla
sapmayan akıl sahibi kişiler bu tavırlarından dolayı şöyle müjdelenmişlerdir:
Şüphesiz: "Bizim Rabbimiz Allah'tır" deyip sonra
dosdoğru bir istikamet tutturanlar (yok mu); onların üzerine melekler
iner (ve der ki:) "Korkmayın ve hüzne kapılmayın, size vadolunan
cennetle sevinin." (Fussilet Suresi, 30)
ALLAH'IN YARDIMI VE DESTEĞİ
Allah Kuran'da, "Ey iman edenler, üzerinizdeki
(yükümlülük) kendi nefislerinizdir. Siz doğru yola erişirseniz,
sapan size zarar veremez. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O, size yaptıklarınızı
haber verecektir" (Maide Suresi, 105) hükmüyle inanan kimselere
önemli bir gerçeği haber vermiştir: İnkarcılar, doğru yolda olan
kimselere zarar veremezler.
Doğru yol ise ancak iman eden ve Kuran'a uyan akıl sahiplerinin
ulaşabildiği yoldur. Bu kişiler, her konuda sadece Kuran'da kendilerine
bildirilen doğruları rehber edinip, hayatlarını bu doğrulara göre
düzenledikleri için her zaman Allah'ın desteği ve yardımıyla karşılık
görürler. Allah iman edenlerin yardımcısıdır ve dinine yardım edenlere
yardım vaat etmiştir. Ayette şöyle buyrulmaktadır:
… Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak
yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır. (Hac Suresi,
40)
Allah, Kendisine samimi bir kalple iman etmelerine karşılık inananları
koruyup destekleyeceğini, onlara her işlerinde kolaylık sağlayıp
yollarını açacağını bir başka ayetinde şöyle bildirmiştir:
Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost (veli)
edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.
(Maide Suresi, 56)
Nitekim Enbiya Suresi'nde Allah, her zaman için hak ve doğru olanın,
batıl olana üstün geleceğine dikkat çekmiştir. İşte haktan yana
hareket eden akıllı insanların, her zaman batılın arkasına sığınan
akılsız insanlara üstün gelmelerinin sebebi de budur. Allah bu gerçeği
şöyle bildirmiştir:
Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da
onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir…
(Enbiya Suresi, 18)

|