|

HASİB
Hesap Gören
Ki onlar (o peygamberler) Allah'ın risaletini tebliğ
edenler, O'ndan içleri titreyerek-korkanlar ve Allah'ın dışında
hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görücü olarak Allah yeter. (Ahzab
Suresi, 39)
Allah insanı yaratır ve henüz o anne karnındayken ona suret verir.
Her insanı özenle ve bambaşka bir yaratılışla dünyaya getirir. Daha
hiçbir şeyin şuurunda değilken onu korur, beslenmesini ve gelişmesini
sağlar. Anne karnında geçen dokuz aylık süre insan için karanlık
bir devredir. Hiç kimse bu dönemi ve dokuz ay içinde Allah'ın kendisi
için nasıl inanılmaz mucizeler gerçekleştirdiğini bilmez. Fakat
Allah, daha insan tek bir hücreyken bile onun ilk haline şahittir.
Çocukluk dönemi de aynı şekildedir. İnsanın hafızasında çocukluğuyla
da ilgili yalnızca birkaç anı kalır. Ama Allah, o bilmezken bile
her an yanındadır, her yaptığına şahittir.
Allah'ın şahit olduğu yalnızca insanın amel olarak yaptıkları değil,
aynı zamanda içinden geçirdikleridir de. Çünkü Allah insanın hem
içine hem dışına kısaca ruhuna tam anlamıyla hakimdir. O, nefsini
koruyarak neyi, ne için yaptığını bilmezken Allah onun her hareketini
ne amaçla yaptığını bilir. İnsan gizlenmiş tek bir hücre halindeyken
de, ölmek üzere son nefesini verirken de Allah onun yaptıklarına
şahittir. Dünyada yaşadığı süre boyunca otururken, konuşurken, yemek
yerken, uyurken, gece gündüz her saniye işlediklerini tüm ayrıntılarıyla
bilir, ağzından çıkan her konuşmayı, her lafı işitir, aklından geçirdiği
her düşünceyi tespit eder. Hiçbir şey O'ndan gizli kalmaz.
Oysa insan hayatı boyunca yaptığı işleri, söylediği sözleri unutur.
Yıllar geçtikçe zihnindeki anılar bulanıklaşır. Geçmişte yaşadıklarını
saymaya kalksa ancak çok az şey sayabilir. On yıl önce yaşadığı
bir olay kendisine hatırlatılıp o an ne düşündüğü sorulsa hiçbir
şey hatırlayamaz. Sanki bütün yaşadıkları zihninden silinmiş gibidir,
geriye çok az bir kalıntı kalmıştır. Allah ise bütün insanların
hayatları boyunca yaptıklarını, her saniye kafalarından neler geçtiğini
bilir. Hesap günü herkesin önüne kötülüklerini, iyiliklerini, salih
amellerini ve günahlarını eksiksiz getirir. Bu yüzden insanın yapması
gereken, Allah'ın kendisine şahit olduğunu asla unutmamasıdır. Allah'ın
Hasib sıfatı ayetlerde şöyle haber verilmektedir:
Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle
selam verin ya da aynıyla karşılık verin. Şüphesiz, Allah herşeyin
hesabını tam olarak yapandır. (Nisa Suresi, 86)
Yetimleri, nikaha erişecekleri çağa kadar deneyin;
şayet kendilerinde bir (rüşd) olgunlaşma gördünüz mü, hemen onlara
mallarını verin. Büyüyecekler diye israf ile çarçabuk yemeyin. Zengin
olan iffetli olmaya çalışsın, yoksul olan da artık maruf (ihtiyaca
ve örfe uygun) bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz
zaman, onlara karşı şahid bulundurun. Hesap görücü olarak Allah
yeter. (Nisa Suresi, 6)
HAYY
Diri, herşeyi bilen ve herşeye gücü yeten.
O, Hayy (diri) olandır. O'ndan başka ilah yoktur;
öyleyse dini yalnızca kendisine halis kılanlar olarak O'na dua edin.
Alemlerin Rabbine hamdolsun. (Mümin Suresi, 65)
İnsan acizdir ve çok az şeye güç yetirebilir. Dünyaya geldiği andan
itibaren hayatının 5-10 senesi yarı şuurlu olarak geçer. Bu dönem
boyunca sürekli bir ilgiye ve bakıma muhtaçtır. Bundan sonra yaşadığı
hayatın ise büyük bir bölümü kendi bedenine bakmakla, temizlenmekle
geçer. Eğer bu sayılanları yapmak istemese ve ertelese kısa süre
içinde bakılamayacak bir görünüme girer.
Ayrıca insanın bedenen ihtiyaç duyduğu büyük bir eksikliği daha
vardır: Uyku. İnsanın ömrünün neredeyse üçte biri uykuyla geçer.
Ancak ne kadar istemese de, uykuya ayıracağı zamanlarda başka şeyler
yapmayı tercih etse de, buna bir iki günden fazla dayanması mümkün
değildir. Hatta 24 saat uyumayan bir insanın şuurunda bir bulanıklık,
idrakinde bir yavaşlık görülür. Her zaman doğal olarak yapabildiği
şeyleri yapamamaya, karşılaştığı olayları sağlıklı muhakeme edememeye,
hatta konuşma güçlüğü çekmeye, bildiği şeyleri unutmaya başlar.
Elbette insan ve insan gibi yaratılmış olan diğer canlılar aciz
varlıklardır. Canlı ve cansız tüm kainatın yaratıcısı olan Allah
ise Hayy'dır. Daima diridir, her an herşeye hakimdir, herşeyi bilir,
herşeye güç yetirir, O'nu uyku ve uyuklama tutmaz, her türlü acizlikten
de münezzehtir. O, yarattıklarına çeşitli acizlikler vermiş ve bu
eksiklikleri fark ederek yalnızca Kendisine kulluk etmelerini, herşeyi
Kendisinden istemelerini emretmiştir. İnsana düşen de, Allah dilemedikçe
hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini, tek bir saniye bile hayatını devam
ettiremeyeceğini bilerek Rabbimize yönelip dönmesidir. Allah'ın
Hayy sıfatının haber verildiği ayetlerden bazıları şunlardır:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir.
(Al-i İmran Suresi, 2)
Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül
et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar
olması yeter. (Furkan Suresi, 58)
(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde
eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir. (Taha Suresi,
111)
KABID
Sıkan, daraltan
Allah'a karşılığını çok artırma ile kat kat artıracağı
güzel bir borcu verecek olan kimdir? Allah, daraltır ve genişletir
ve siz O'na döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 245)
Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların yaratıcısı olan
Allah, evrendeki herşeyin tek sahibidir. O, tüm varlıkları yaratmış
ve dünyayı da insanın yaşayabileceği nimetlerle donatmıştır. Kullarının
sahip olduğu her türlü zenginlik Allah'a aittir; mülkün tek sahibi
O'dur. Allah dünyadayken dilediği insanları zengin, dilediğini de
fakir kılar. Ama mal-mülk sahibi olanın da, hiçbir şeye sahip olmayanın
da unutmaması gereken birşey vardır: Sahip olunan herşeyi veren
ve bunların gerçek sahibi olan Allah'tır.
Allah, dilediği kişinin imkanlarını artırarak şükredip etmeyeceğini,
dilediğinin de imkanlarını daraltarak nankörlük edip etmeyeceğini
dener. Dolayısıyla insanların sahip olduğu veya olamadığı şeyler
kendileri için bir kazanç değildir. Bunlar sadece geçici dünya hayatını
mı gerçek yurt olan ahireti mi istediklerini denemek için Allah'ın
yarattığı imtihanlardır.
Eğer kişi bu gerçeğin farkına varmaz ve elindeki herşeyi kendisinin
zannedip cimrilik yapar, Allah'ın dilediği şekilde harcamazsa o
zaman Allah elindeki imkanları daraltabilir. Tam aksi olarak elindeki
herşeyin kendisine Allah'ın rızasını kazanacak şekilde kullanılması
için verildiğini bilen kişilerin de imkanlarını artırır, dünyada
da ahirette de onlara en güzeliyle karşılık verir. Ayetlerde bu
gerçek şöyle haber verilmektedir:
Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının,
dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak
üzere infakta bulunun. Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da
cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.
Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız, onu sizin için kat
kat artırır ve sizi bağışlar... (Tegabün Suresi, 16-17)
KABİL
Kabul eden, icabet eden, bağışlayan
Kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri affeden
ve işlediklerinizi bilen O'dur. (Şura Suresi, 25)
İnsan son derece aciz bir varlıktır. Yaşaması için gerekli şartların
tümü sağlanmadığı sürece hayatını sürdürmesi mümkün değildir. Ancak
tüm bu acizliğine rağmen kendini büyük görme, azgınlaşma ve Allah'a
karşı nankörlük etme eğilimi vardır. İnsanın bu özelliği ile ilgili
olarak Kuran'da şöyle bildirilmektedir:
Gerçek şu ki, Biz emanetleri göklere, yere ve dağlara
sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar;
onu insan yüklendi. Çünkü o, çok zalim, çok cahildir. (Ahzap Suresi,
72)
Gerçekten insan, Rabbine karşı nankördür. (Adiyat
Suresi, 6)
İnsanı yaratan Allah kuşkusuz onun içinde taşıdığı kötülükleri
de bilmektedir. İnsanın her an hata yapabileceği, nankörlük, cahillik
edebileceği O'nun bilgisi dahilindedir. Ve kuşkusuz O, kullarına
karşı son derece şefkatli ve merhametlidir. Bu merhametinden dolayı
da insanlar için kurtuluş olacak bir yol göstermiştir; tevbe etmek.
Zalim, cahil ve nankör olan insana nefsindeki bu kötülüklerden
korunabilmek ve yaptığı hataları telafi edebilmek için büyük bir
imkan verilmiştir. İnsan her türlü kötülüğü işlemiş olabilir, her
türlü hataya düşebilir, Allah'a hiç umulmadık şekilde nankörlük
etmiş de olabilir. Ancak eğer samimi, Allah'a içten bağlı ve O'nun
azaplandırmasından içi titreyerek korkup sakınan bir insansa tevbe
eder ve bu şekilde kurtuluş bulur. Zira Allah samimi yapılan tevbeleri
kabul edeceğini, Kendisinden korkan kullarının kötülüklerini affedeceğini
vaat etmiştir.
Kuşkusuz Allah'ın 'Kabil' sıfatı insanlar üzerindeki şefkatinin
ve merhametinin açık bir göstergesidir. Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı
yoktur. Dileseydi insanların tüm bu yaptıklarının hiçbirini kabul
etmezdi. Fakat Allah sonsuz rahmetiyle, insanların bunlara ihtiyaçlarının
olduğunu bilmiş ve samimi bir kalple yapılan tevbeleri kabul edeceğini
haber vermiştir. Allah bağışlayan olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:
Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten Allah kullarından
tevbeleri kabul edecek ve sadakaları alacak olan O'dur. Şüphesiz,
tevbeleri kabul eden, esirgeyen O'dur. (Tevbe Suresi, 104)
KADİ
Hükmünü yerine getiren, işini bitiren
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır.
O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da
hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)
Allah sonsuz kuvvet ve kudret sahibidir. Ayetlerde de bildirildiği
gibi bir şeyin olmasını istediği zaman ona yalnızca 'OL' der ve
dilediği şey hemen gerçekleşir. Şüphesiz bu, Allah'ın azametinin,
kainat üzerindeki hakimiyetinin apaçık bir tecellisidir.
İnsanlar yeryüzünde birtakım sebep-sonuç ilişkilerine bağımlı olarak
yaşarlar. Örneğin dünya yüzeyinde sabit durabilmeleri için yer çekimine,
gemilerini suda yüzdürebilmeleri için suyun kaldırma kuvvetine ve
daha sayısız sebebe, kanuna bağımlıdırlar. Oysa Allah bütün bunlardan
münezzeh olandır. Çünkü tüm sebepleri ve bunlardan doğan tüm sonuçları
yaratan O'dur. Allah, herşeyi belirli kanunlar, sebep-sonuç ilişkileri
çerçevesinde yaratmakta ve bu şekilde insanları denemekte, kimin
gerçekten kulluk edeceğini kimin de başka ilahlar edinerek Kendisini
inkar edeceğini belirlemektedir. Hiç şüphesiz Allah için sebepsiz
yaratmak son derece kolaydır. Nitekim Kuran'da Allah'ın insanlara
gösterdiği mucizelerden bahsedilmiştir. Örneğin Hz. İsa'nın babasız
doğumu bunlara bir örnektir:
"Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken, nasıl bir
çocuğum olabilir?" dedi. (Fakat) Allah neyi dilerse yaratır. Bir
işin olmasına karar verirse, yalnızca ona "Ol" der, o da hemen oluverir.
(Al-i İmran Suresi, 47)
Ayette de görüldüğü gibi Allah 'OL' dedikten sonra gerçekleşmeyecek
hiçbir olay yoktur. Allah'ın sonsuz kudret sahibi, tüm kainatın
maliki, tüm insanların hakimi olduğu ayetlerde şöyle haber verilmektedir.
Şüphesiz, Allah katında İsa'nın durumu, Adem'in
durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona "ol" demesiyle
o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi, 59)
O, gökleri ve yeri hak olarak yaratandır. O'nun
"ol" dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü
gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O,
hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi,
73)
Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol"
demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 82)
Dirilten ve öldüren O'dur. Bir işin olmasına hükmetti
mi, ona yalnızca: "Ol" der, o da hemen oluverir. (Mümin Suresi,
68)
KADİM
Önceden yapan, önceden bildiren
(Allah buyurur:) "Benim huzurumda çekişip-durmayın.
Ben size daha önce 'kesin bir uyarı' göndermiştim." (Kaf Suresi,
28)
Allah sonsuz adalet sahibidir. Kendisine kulluk etmeleri için yarattığı
insanlara elçiler yollamış, elçileri vasıtasıyla onları uyarıp korkutmuştur.
Yine elçilerine indirdiği hak kitaplarla onlara doğruyu yanlıştan
ayıracak bir anlayış vermiş, yapmaları gereken ibadetleri açıklamış,
hoşnut olacağı ahlakı tarif etmiştir. Ve yine kitaplarında gaybtan
haberler vermiş; ölümün insanları apansız yakalayabileceğini, tüm
kainatın yok olacağını, kıyametin yaklaşarak gelmekte olduğunu,
hesap gününde tüm insanların 'hurma çekirdeğindeki iplikçik kadar
bile haksızlığa uğratılmadan' hesap vereceklerini, dünyada Kendisine
kulluk etmeyenlerin ahirette sonsuz cehennem azabıyla karşılaşacaklarını
bildirmiştir.
Kuşkusuz tüm bu bildirilenler Allah'ın insanları önceden uyarmasıdır.
Nitekim Allah "Hayır; çünkü o (Kur'an), bir
öğüttür. Artık dileyen, onu 'düşünüp-öğüt alsın." (Abese Suresi,
11-12) ayetleriyle, insanların Kuran ile öğüt alıp doğru
yolu bulabileceklerine dikkat çekmiştir. Ayrıca Allah diğer ayetlerinde
nankörlük edenlerin uğrayacakları sonu ve geçmiş kavimlerde yaşamış
inkarcıların başlarına gelenleri detaylarıyla tarif etmiş ve onların
bu durumundan kullarının ibret alması gerektiğini bildirmiştir.
Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Yalanlamakta olan nimet (refah ve servet) sahiplerini
sen bana bırak ve onlara az bir süre tanı. Çünkü Bizim yanımızda
bukağılar ve cayır cayır yanan bir ateş vardır: Boğazı tıkayıp kalan
bir yemek ve acı bir azab vardır. (Öyle) Bir gün ki, yeryüzü ve
dağlar titremeye-tutulur ve dağlar göçüveren bir kum yığını olur.
Şüphesiz size, üzerinize şahid olacak bir elçi gönderdik; Firavun'a
bir elçi gönderdiğimiz gibi. Fakat Firavun elçiye isyan etti, Biz
de onu pek vahim bir tarzda (azabla) yakalayıverdik. Eğer inkar
edecek olursanız, çocukların saçlarını ağartan bir günde kendinizi
nasıl koruyacaksınız? Bu nedenle gök bile yarılıp-çatlamıştır; (artık)
O'nun va'di gerçekleştirilip-yerine getirilmiştir. Şüphesiz, bu
bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol bulabilir. (Müzzemmil
Suresi, 11-19)
Elbette Allah'ın uyarıp korkutmaları sonucunda yukarıdaki ayette
de bildirildiği gibi 'dileyen Rabbimize bir yol bulabilir'. Ama
tüm bunlara rağmen yüz çevirmekte olanlar için de acıklı bir azap
hak olmuştur. Çünkü Allah en adil şekilde karşılık verendir.
KADİR
İstediğini istediği gibi yapmaya gücü yeten
O'nun ayetlerinden biri de, senin gerçekten yeryüzünü
huşu içinde (solmuş, boynu bükülmüş ve kupkuru) görmendir. Ama Biz
onun üzerine suyu indirdiğimiz zaman, deprenir ve kabarır. Şüphesiz
onu dirilten, ölüleri de elbette dirilticidir. Çünkü O, herşeye
güç yetirendir. (Fussilet Suresi, 39)
Kuran'ın pek çok ayetinde bildirildiği gibi gerçekleşen her olay
Allah'ın bilgisi dahilindedir ve O'nun "Ol" demesiyle meydana gelir.
Yeryüzünde her yaprağın düşüşü O'nun izniyledir, yine hiçbir dişi
O'nun izni olmadan gebe kalamaz ve hiçbir canlı O'nun bilgisi dışında
doğuramaz. Kainatta gerçekleşen her olay ancak O'nun dilemesiyle
vuku bulur. O, iman etmeyen bir kavmin yerine hemen yenisini getirebilecek
güçtedir. Dilediğine görülmemiş bir mülk verir, dilediğinden bütün
mülkünü çekip alır. İman etmeyen bir kavme, azap hiç ummadıkları
bir anda ve hiç ummadıkları bir şekilde gelir. Allah dilerse yeryüzünün
tüm bereketini çekip alır, onu kurutur ve üzerinde yaşama dair hiçbir
iz bırakmaz. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir kuvvet
yoktur. O, istediğini istediği gibi yapmaya güç yetirendir. Allah'ın
sonsuz güç ve kudreti ayetlerde şöyle bildirilir:
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden
öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler; üstelik onlar
kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde
Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir,
güç yetirendir. (Fatır Suresi, 44)
Artık, doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim;
Biz gerçekten güç yetireniz; Onların yerine kendilerinden daha hayırlılarına
getirip-değiştirmeye. Üstelik Bizim önümüze geçilemez. (Mearic Suresi,
40-41)
KAFİ
Yeterli, varlığı mevcudatın bütün ihtiyaçlarına
yeten.
Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan başkalarıyla
korkutuyorlar. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için bir yol gösterici
yoktur. (Zümer Suresi, 36)
Allah'a kesin bilgiyle iman etmeyen insanlar için yeryüzünde korku
duyacakları pek çok olay ve varlık mevcuttur. Kimi insanlardan gelebilecek
zararlardan korkar, kimi doğa olaylarından, kimi elindeki malların
yok olmasından, kimi sevdiği bir yakınını kaybetmekten...
Oysa Allah kesin bilgiyle iman eden insanlara Kuran'da şöyle buyurmaktadır:
"Eğer kesin bir bilgiyle inanıyorsanız (Allah),
göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O'ndan
başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, geçmiş
atalarınızın da Rabbidir." (Duhan Suresi, 7-8)
Ayetlerde de bildirildiği gibi göklerde ve yerde tek ilah Allah'tır.
Müminler bilirler ki, O'ndan başka hiçbir varlık kendilerine bir
zarar vermeye veya bir yarar sağlamaya güç yetiremez. Eğer bir zorlukla
karşılaşırlarsa Allah'a yönelip dönerler ve O'nun kendilerine yardım
edeceğini, dualarına icabet edeceğini bilirler. Ve asla Allah'tan
başkasından bir yardım, bir fayda ummazlar. Çünkü yeryüzünde tek
güç sahibi olan O'dur ve hiçbir varlığın O'nun dilemesi dışında
bir zarar verme veya fayda getirme kabiliyeti yoktur.
Dolayısıyla gerçekten iman eden bir insan için Allah, yardım dilenecek,
korkulacak tek makamdır. Nitekim yukarıdaki ayetlerde haber verilen,
'Allah kuluna yeterli değil mi?' şeklindeki sorudan sonraki ayetler
şöyle devam eder:
Allah, kimi hidayete erdirirse, onun için bir saptırıcı
yoktur. Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?..
De ki: "Gördünüz mü-haber verin; Allah'tan başka taptıklarınız,
eğer Allah bana bir zarar dileyecek olsa, O'nun zararını kaldırabilirler
mi? Ya da bana bir rahmet vermeyi istese, O'nun rahmetini tutup-önleyebilecekler
mi" De ki: "Allah, bana yeter... (Zümer Suresi, 37-38)
KAHHAR
Kahreden, herşeye, her istediğini yapacak surette galip ve hakim
olan
Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere)
dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna
çıka(rıla)caklardır. (İbrahim Suresi, 48)
Allah insanlardan nasıl sıkıntıyı giderme gücüne ve onların kalplerine
ferahlık vermeye kadirse, onları büyük bir azapla kahretmeye de
kadirdir. Kuran'da Allah'ın Kendi katından gönderdiği azaplarla
helak olmuş kavimlerden örnekler verilir. Bu insanlar hak dinden
yüz çevirdikleri ve Allah'a baş kaldırdıkları için sabah vakti,
hiç şuurunda değillerken, üzerlerinde dolaşan büyük bir felaketle
yok edilmişlerdir. Allah inkar eden toplulukların üzerine evlerini
yerinden söken kasırgalar göndermiş, üzerlerine balçıktan taşlar
yağdırmıştır. Uyardığı insanların üzerine onların içinde oturdukları
şehirleri yerle bir eden sağanaklar isabet ettirmiştir. Toprağın
altını üstüne getiren depremleri üstlerine göndermiş, tek bir çığlıkla
hepsini yerin dibine geçirmiştir. Açıkça görüldüğü gibi Allah'ın
bir insanı kahretmesi hiçbir şeyle kıyaslanamaz.
Fakat bütün bu sayılanlar Allah'ın dünya hayatında insanlara tattırdığı
acılardır. Ve onları yaptıklarından dolayı dünyada yaşarken kahretmesidir.
Ama asıl olan, insanın cehennemde görülmemiş bir azapla kahredilmesidir.
Allah'ın sonsuz rahmetine karşılık O'nun kadrini takdir edemeyen
ve nankörlük eden insanlar ahirette cehennem azabıyla karşılaşacaklardır.
Dünyada işledikleri suçların tam karşılığı ahirette kendilerine
verilecektir.
Allah onları cehennemin en dar yerine attığında, inkarcılara daha
önce hiç karşılaşmadıkları bir acı tattırır; cehennem ateşiyle yanan
derilerini yenileriyle değiştirir ve onların üzerine ateşten duvarlar
örer. Öyle ki insanın dünyada çektiği acılar cehennemde karşılaştıklarının
yanında çok hafif kalır. Nitekim Kuran'da cehenneme giren insanların
Allah'ın kendilerini öldürmesi ve azaptan kurtarması için yalvardıkları
haber verilir.
Allah dünya hayatında Kendisinden yüz çevirenleri cehennemde sonsuz
gücüyle kahredecektir. Allah'ın kesin olarak gerçekleşecek olan
bu vaadi ayetlerde şöyle haber verilir:
O, kulları üzerinde kahredici olandır. O, hüküm
ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 18)
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki:
"Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar
da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar)
edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi)
eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa
Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma,
kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, herşeyin yaratıcısıdır
ve O, tektir, kahredici olandır." (Rad Suresi, 16)
O gün, orta yere çıkarlar. Onlardan hiçbir şey
Allah'a karşı gizli kalmaz. (Allah sorar:) "Bugün mülk kimindir?
Bir olan, Kahhar olan Allah'ındır." (Mümin Suresi, 16)
KAİM
İdare edip ayakta tutan
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir.
(Al-i İmran Suresi, 2)
Bazı insanlar kainattaki kusursuz sistemin bir kez var edildiğini
ve bundan sonra da işleyişine kendi kendine devam ettiğini düşünürler.
Bu çarpık inanç sürekli dile getirilmese de insanların bilinçaltlarında
hakim olan genel kanı budur. Kendilerini Allah'a karşı sorumlu hissetmek
istemeyen, Allah'ın kendilerinden istediklerini yerine getirmeyi
kabullenmeyen insanlar arasında bu düşünce, bir nevi kaçış yoludur.
Böyle düşündüklerinde Rabbimize karşı olan sorumluluklarının azalacağı
gibi yanlış bir fikre kapılırlar.
Ancak varlığın temelinde o kadar ince ve hassas detaylarla bezenmiş
kanunlar, sebepler vardır ki, her an üstün bir gücün kontrolü olmadan
bunların işleyişini sürdürmesi mümkün değildir. Gören, duyan ve
görüp duyduklarından basiretle sonuç çıkarabilen insanlar bu büyük
gerçeği hemen fark ederler. Nitekim Fatır Suresi'nin 41. ayetinde
Allah gökleri ve yeri Kendisinin tuttuğunu şöyle bildirir:
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar
diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak
olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu
O, Halim'dir, bağışlayandır. (Fatır Suresi, 41)
Yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi kainatı Allah yaratmıştır ve
her an denetimi altında tutmaktadır. Yaşamın sürmesi, evrendeki
hassas dengelerin, olağanüstü inceliklerle dizayn edilmiş sistemlerin
devam etmesi Allah'ın kontrolüyle mümkündür. O'nun dilemesi dışında
hiçbir şey varlığını sürdüremez. Allah'ın yoktan var ettiği evren
yine O'nun 'Kaim' sıfatı ile ayakta durmaktadır. Bu gerçeği haber
veren ayetler şöyledir:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir.
O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur.
İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında,
O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü,
bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na
güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde
eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir. (Taha Suresi,
111)
KARİB
Yakın olan
Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki
Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına
cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve
Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar.
(Bakara Suresi, 186)
Allah'ı gereği gibi tanımayanlar ve Kuran ayetlerinden uzak yaşayanlar,
Allah'ın varlığı hakkında çok puslu, gerçekten yetersiz bilgi ve
düşüncelere sahiptirler. Bu kimselere sorulduğu zaman "yeri ve gökleri
yaratan Allah'tır" derler. Fakat insanı en ince ayrıntısına kadar
planlayıp, en güzel surette yaratan Allah'ın göklerde olduğunu ve
kendilerinden çok uzakta bulunduğunu zannederler. Halbuki Allah
Katından gönderdiği ayetlerle Kendini kullarına tanıtır. İnsana
ne kadar yakın olduğunu Kaf Suresi'nin 16. ayetinde şöyle bildirir:
Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne
vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha
yakınız. (Kaf Suresi, 16)
Öyle ki "iki kişi konuşurken üçüncüsü Allah'tır, üç kişi konuşurken
dördüncüsü Allah'tır." Bir insan fısıldasa da Allah onu duyar, yerinden
kıpırdasa bile onu görür. Allah kişinin içinden geçen her düşünceyi
bilir. O uyurken de, yürürken de, konuşurken de Allah yanındadır.
O bütün bunları yaparken Allah'ı yanında göremez, fakat Allah onu
görür.
... Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na
tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul
edendir." (Hud Suresi, 61)
De ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık kendi nefsim
aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti bulacak olsam, bu da Rabbimin
bana vahyetmekte olduğu (Kur'an) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir,
yakın olandır." (Sebe Suresi, 50)
KASİM
Kısımlandıran, rızıkları, nimetleri adalet,hikmet
ve rahmet içinde taksim edip herkese nasibini veren
Senin Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?
Dünya hayatında maişetlerini aralarında Biz paylaştırdık ve onlardan
bir bölümü (diğer) bir bölümünü 'teshir etmesi için, bir bölümünü
bir bölümü üzerinde derecelerle yükselttik. Rabbinin rahmeti; toplayıp-yığdıklarından
daha hayırlıdır. (Zuhruf Suresi, 32)
Amazon'da yüzlerce sene dimdik duran ağaçlar, kuzey kutbunda her
tarafı buzlarla çevrili bir adada yaşayan penguen sürüsü, çölde
30 senedir hiç kıpırdamadan duran bir kaktüs, yağmur ormanlarında
taşıdıkları yapraklardan ürettikleri mantarla beslenen karıncalar
ve bunlar gibi milyonlarca yıldır yaşamlarını sürdüren canlılar
ordusu...
Yukarıda sayılan ve sayılamayan canlıların hepsi yaşamak için beslenmeye
muhtaçtır. Kimi kesinlikle suya ihtiyaç duyarken, kimi senelerce
hiç su istemez, birisi sıcağı severken diğeri sıcakta yaşayamaz.
Üstelik hepsinin birarada yaşaması için bunlar gibi birçok şartın
aynı anda oluşması gerekir. Tüm bu canlıları yaratan Allah, her
birinin ihtiyaçlarını ayrı ayrı düzenlemiştir.
100 senedir ormanın içinde duran ağacı ve burada ismi anılan veya
anılmayan tüm canlıları beslemekte ve korumaktadır. Üstelik hepsini
aynı topraktan rızıklandırır. Toprağın içindeki tüm mineralleri,
gökten indirdiği yağmuru canlılar arasında eşit paylaştırır.
Allah yarattığı herşeyin ihtiyacını karşılaması ve rahmetini yarattığı
canlılar arasında paylaştırmasıyla sonsuz şefkatini, merhametini
gösterir. Elbette bu canlılar arasında insan da vardır. Allah insanın
yaşayabilmesi için çeşit çeşit nimet var etmiş, ihtiyacı olan herşeyi
kendisine vermiştir. Nitekim bu önemli gerçeğe Kuran'da şöyle dikkat
çekilmektedir:
Size her istediğiniz şeyi verdi. Eğer Allah'ın
nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz.
Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür. (İbrahim Suresi,
34)
KAVİ
Pek güçlü olan
Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin gidiş
tarzı gibi Allah'ın ayetlerini inkar ettiler de, Allah da onları
günahlarından dolayı yakalayıverdi. Şüphesiz, Allah, en büyük kuvvet
sahibidir, sonuçlandırması pek şiddetlidir. (Enfal Suresi, 52)
Tarih boyunca Allah çeşitli kavimlere elçiler göndermiş, onlar
vasıtasıyla insanlara uymaları gereken doğru yolu bildirmiştir.
Gönderilen elçiler de tek ilahın Allah olduğunu, yalnızca Allah'tan
korkup sakınmak ve O'nun emirlerini yerine getirmek gerektiğini
kavimlerine tebliğ etmişlerdir. Ancak "Çünkü
gerçekten onlar, Resulleri kendilerine apaçık belgeler getirirdi;
fakat onlar inkar ederlerdi. Bu yüzden Allah, onları (azabla) yakalayıverdi.
Şüphesiz O, kuvvetli olandır, cezalandırması şiddetlidir." (Mümin
Suresi, 22) ayetinde bildirildiği üzere, kavimlerin çoğu
inkara sapmış, elçileri yalanlamış ve Allah'ın azabını hak etmişlerdir.
Her dönemde Allah'ın gönderdiği elçileri inkar eden, onlara mümkün
olduğu kadar zorluk çıkaran, sıkıntı vermeye çalışan inkarcılar,
Allah'ın azabını görünceye kadar bu tutumlarından vazgeçmemişlerdir.
Onlar, yeryüzünde iktidar, güç ve servet sahibi olduklarını düşündükleri
için kendilerini haklı görmüş, büyüklenmekten vazgeçmemişlerdir.
Oysa unuttukları çok önemli bir gerçek vardır: Allah, en büyük güç
sahibi olandır.
Bu önemli gerçeği kavrayamayan inkarcılar, asla erişemeyecekleri
bir büyüklük hevesi içerisinde olmuşlardır. Allah'ın dilediğinde
tek bir fırtınayla tüm mallarını yok edebileceğini, şiddetli bir
yağmurla ekinlerini helak edebileceğini, bir mikropla tüm yakınlarını
öldürebileceğini ve daha bunun gibi ellerindeki gücü, serveti yok
edebilecek sayısız sebebi göz ardı etmişlerdir. Sonuç olarak yeryüzünde
de, ölümden sonra ahirette de Allah'ın azabı ile yüz yüze gelmişlerdir.
Allah inkarcılara Kuran'da şöyle seslenmektedir:
İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak'
tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler.
İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür. O zulmedenler,
azaba uğrayacakları zaman, muhakkak bütün kuvvetin tümüyle Allah'ın
olduğunu ve Allah'ın vereceği azabın gerçekten şiddetli olduğunu
bir bilselerdi. (Bakara Suresi, 165)
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler.
Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac Suresi, 74)
Allah, inkar edenleri kin ve öfkeleriyle geri çevirdi,
onlar hiçbir hayra varamadılar. Savaşta Allah (yardımcı ve zafer
nasib edici olarak) mü'minlere yetti. Allah çok güçlüdür, üstün
ve galib olandır. (Ahzab Suresi, 25)
KEBİR
Pek büyük
O, gaybı da, müşahede edileni de bilendir. Pek
büyüktür, yücedir. (Rad Suresi, 9)
Allah evrendeki tüm canlıları kontrolü altında tutandır; toprağın
içine atılan binlerce tohumun ne zaman filizleneceğini, bir kuyrukluyıldızın
dünyanın kaç kilometre uzağından geçeceğini, hangi canlının ne zaman
doğacağını ve ne zaman öleceğini, atomun çekirdeğinin etrafında
durmaksızın dönen elektronların yörüngelerini ve burada sayarak
bitiremeyeceğimiz herşeyi bilir. Allah sonsuz büyüklüğü ile yeryüzünde
yaşayan tüm insanların aklından geçen düşüncelere, hepsinin bilinçaltına,
yaptıkları işlerindeki niyetlerine de hakimdir.
Allah hepsinin kaderini en ince ayrıntısına kadar belirler. Gaybın
bilgisi yalnızca Kendisine aittir. Allah'ın sonsuz aklı, ilmi, bilgisi,
affediliciliği, merhameti ve azabı insanın kavrayışının çok üzerindedir.
Allah dilediği herşeye güç yetirir.
Hiç kimse O'nun kararlarına en ufak bir müdahalede bulunmaya güç
yetiremez. Allah, kainattaki herhangi bir canlı için bir zarar dileyecek
olsa onu kaldırabilecek yoktur, bir rahmet dilediğinde de O'nun
rahmetini engelleyebilecek olan yoktur.
İnsanın yapması gereken ise, ancak ve ancak böylesine büyük bir
gücün karşısında saygı dolu bir korku ile secde etmek, herşeyin
hakimi olan Rabbimize sığınıp kendisine merhamet etmesini istemektir.
Çünkü Allah merhamet etmediği sürece insanın kurtuluş bulması mümkün
değildir. Allah'ın büyüklüğü ve O'ndan başka ilah olmadığı ayetlerde
şöyle haber verilmektedir:
İşte böyle; çünkü Allah, hakkın ta kendisidir.
O'nun dışında, onların taptıkları ise, şüphesiz batılın ta kendisidir.
Gerçekten Allah, yücedir, büyüktür. (Hac Suresi, 62)
İşte-böyle; şüphesiz Allah, O, Hak olandır ve şüphesiz
O'nun dışında taptıkları (tanrılar) ise, batıldır. Şüphesiz Allah,
yücedir, büyüktür. (Lokman Suresi, 30)
KERİM
Keremi bol, cömert olan
... Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir,
kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve
kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır. (Neml Suresi, 40)
Evreni en ince ayrıntısına kadar Allah yaratmış ve Kendi sıfatlarıyla
şekillendirmiştir. Var olan herşey, O'ndandır. Tüm güzellikler,
incelikler O'nun aklının tecellileridir. Diğer tüm varlıklar gibi
insanlar da O'nun dilemesi ile yeryüzüne gelirler. Anne karnında
bir çiğnem et parçası olan insan doğar, büyür, güzel bir yüze sahip
olur ve böylece Allah'ın sanatını yansıtır. Nitekim ayetlerde insanın
üstünlüğü şöyle bildirilmiştir:
Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan
nedir? Ki O, seni yarattı, 'sana bir düzen içinde biçim verdi' ve
seni bir itidal üzere kıldı. Dilediği bir surette seni tertib etti.
(İnfitar Suresi, 6-8)
Ancak bazı insanlar düşünebilme yeteneğine sahip oldukları halde,
böyle mükemmel düzenlenmiş bir dünyaya nasıl geldiklerini, çevrelerindeki
sayısız nimetin kim tarafından verildiğini düşünmezler. Kuran'da
bu insanlar için şöyle denilmektedir:
Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya
değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.
Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu
deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. Biz ona yolu
gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör. (İnsan Suresi,
1-3)
Kendisine verilmiş olan yeteneğini kullanan ve görüp akleden bir
insan ise; kim tarafından yaratıldığını, kendi başına elde etmeye
asla güç yetiremeyeceği sayısız nimeti kimin verdiğini, algılama,
düşünebilme, akledebilme kabiliyetlerine nasıl sahip olduğunu düşünür.
Bunları düşünen insanın karşısına çıkan gerçek tektir: Onu var eden
ve asla güç yetiremeyeceği üstün nimetleri bağışlayan, son derece
cömert bir yaratıcı vardır. Bu yaratıcı göklerin ve yerin Rabbi
olan Allah'tır ve Kuran'da insanlara şöyle buyurmaktadır:
Yaratan Rabbin adıyla oku.
O, insanı bir alak'tan yarattı.
Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir;
Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.
İnsana bilmediğini öğretti.
Hayır; gerçekten insan, azar.
Kendini müstağni gördüğünden.
Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir. (Alak Suresi,
1-8)
Yukarıdaki ayetlerde de görüldüğü gibi kendisini yaratan 'en büyük
kerem sahibi' Allah'a karşı insana düşen görev şükretmektir. Allah
insana sayısız nimetler vermiş ve karşılık olarak da yalnızca Kendisine
kulluk edilmesini, büyüklenilmemesini istemiştir. Bu Allah'ın samimi
kullarının üzerinde taşıdığı ahlaktır. Onlar da dünyada gösterdikleri
bu faziletli tavırlarının karşılığını ahirette daha üstünüyle alacaklardır.
KUDDÜS
Hatadan, gafletten ve her türlü eksiklikten
çok uzak, pek temiz.
Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik, Kuddüs,
Aziz, Hakim olan Allah'ı tesbih eder. (Cuma Suresi, 1)
Allah yeryüzünde, gökyüzünde, uzayın derinliklerinde, toprağın
altında bulunan herşeyin, kısacası mikro ve makro alemlerdeki herşeyin
tek yaratıcısıdır. İnsanın gözünü çevirip etrafına baktığında görebildiği
ve çıplak gözle göremediği her yerde bulunan düzen, kanunlar, istikrarlı
gidişat tamamen Allah'a aittir. "Şüphesiz
Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında)
tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, Kendisinden sonra
artık kimse onları tutamaz..." (Fatır Suresi, 41) ayetiyle
bildirildiği gibi var olan tüm sistemin düzenleyicisi ve koruyucusu
O'dur.
Allah'ın son derece aciz olarak yarattığı insanlar hata yapar,
unutur, yanılır, gaflete düşerler. Aynı zamanda hem bedeni, hem
ruhi yönden son derece eksiklik ve acz içindedirler. Ömürleri boyunca
bedenlerine bakmak, yaşayabilmek için ona sürekli ihtimam göstermek
zorundadırlar. Bedenlerini biraz fazla çalıştırsalar, birkaç gün
uykusuz, bir gün susuz bıraksalar son derece aciz bir duruma düşmüş
olurlar. Ancak herşeyin yaratıcısı ve 'en güzel isimlerin sahibi'
olan Allah elbette tüm eksikliklerden münezzehtir. Allah'ın sonsuz
gücü, yüceliği, aklı ve sınırsız ilmi Kuran'da insanlara bildirilmiştir.
Bir ayette Allah şöyle buyurmaktadır:
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir.
O'nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur.
İzni olmaksızın O'nun katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini
ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında,
O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O'nun kürsüsü,
bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O'na
güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
LATİF
Lütuf sahibi, lütfedici olan
Allah, kullarına karşı lütuf sahibidir; dilediğini
rızıklandırır. O, kuvvetlidir, azizdir. (Şura Suresi, 19)
Daha önce de belirttiğimiz gibi dünya üzerinde iki tür insan yaşar:
Allah'a teslim olanlar ve O'nu inkar edenler. Allah çok sayıda insan
yaratmış ancak bunlardan çok az bir kısmını Kendisine teslim olanlardan
kılmıştır. Kuran'da pek çok ayette insanların çoğunun iman sahibi
olmayacağından, doğru yola ulaşamayacağından bahsedilmiştir. Bu
insanlar şeytanın yoluna tabi oldukları, Allah'ı unuttukları, 'vicdanları
kabul ettiği halde' inkar ettikleri için cehennem ehli olmayı hak
etmişlerdir.
Allah'a teslim olan, O'nun rızası için yaşayan insanlar ise dünyada
ve ahirette hoşnutluk içinde bir yaşam sürerler. Kuşkusuz insanların
elçilerle, kitaplarla uyarılmaları ve böylece doğru yolu bulma imkanına
sahip olmaları Allah'ın lütuflarından biridir. Kuran'da Allah'ın
müminlere olan lütfu şöyle bildirilmiştir:
Andolsun ki Allah, mü'minlere, içlerinde kendilerinden
onlara bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. (Ki O) Onlara
ayetlerini okuyor, onları arındırıyor ve onlara Kitabı ve hikmeti
öğretiyor. Ondan önce ise onlar apaçık bir sapıklık içindeydiler.
(Al-i İmran Suresi, 164)
Latif olan Allah mümin kullarına her türlü zor durumda yardım ederek
de lütfunu gösterir. Kuran'da geçmiş kavimlerden bildirilen kıssalarda
Allah'ın samimi kullarına destekçi olması, onlara lütufta bulunması
ile ilgili çeşitli örnekler verilmiştir. Örneğin Allah Hz. Musa'nın
kavmini Firavun'un zulmünden kurtarmış ve onları yeryüzüne mirasçı
kılmıştır. Bu gerçek ayetlerde şöyle bildirilir:
Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş
ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir
bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını
diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı. Biz ise, yeryüzünde
güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve
mirasçılar kılmak istiyoruz. (Kasas Suresi, 4-5)
Allah iman edenlerin dünyada tek dostu ve velisi olduğu gibi ahirette
de onlara yardım edecek, kötülüklerini iyiliklere çevirecek ve onlara
lütufta bulunacaktır. Nitekim müminlerin cennetteki ifadeleri bu
gerçeği şöyle bildirir:
Dediler ki: "Biz doğrusu daha önce, ailemiz (yakın
akrabalarımız) içinde endişe edip-korkardık. Şimdi Allah, bize lütufta
bulundu ve 'hücrelere kadar işleyen kavurucu' azabdan korudu. Şüphesiz,
biz bundan önce O'na dua (kulluk) ederdik. Gerçekten O, iyiliği
bol, esirgemesi çok olanın ta kendisidir." (Tur Suresi, 26-28)
O, yarattığını bilmez mi? O, Latif'tir; Habir'dir.
(Mülk Suresi, 14)
Gözler O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak
eder. O, latif olandır, haberdar olandır. (Enam Suresi, 103)
Görmedin mi, Allah, gökten su indirdi, böylece
yeryüzü yemyeşil donatıldı. Şüphesiz Allah, lütfedicidir, herşeyden
haberdardır. (Hac Suresi, 63)
"Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi
ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde
veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir
(açığa çıkarır). Şüphesiz Allah, latif olandır, (herşeyden) haberdardır."
(Lokman Suresi, 16)
MAKİR
Tuzak kuran
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek
veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı. Onlar bu tuzağı
tasarlıyorlarken, Allah da bir düzen (bir karşılık) kuruyordu. Allah,
düzen kurucuların (tuzaklarına karşılık verenlerin) hayırlısıdır.
(Enfal Suresi, 30)
Tarih boyunca hak dine karşı hileli düzenler kuran inkarcılar,
kendi bencil tutkuları için -iktidar hırsları, kişisel çıkarları
gibi- insanları dinden uzaklaştırmaya çalışmış ve onları ahirette
"... siz gece ve gündüz hileli düzenler (kurup)
bizim Allah'ı inkar etmemizi ve O'na eşler koşmamızı bize emrediyordunuz."
(Sebe Suresi, 33) diyecekleri bir konuma sokmuşlardır. Ancak
burada göz önünde bulundurulması gereken son derece önemli bir nokta
vardır; Allah bir ayetinde şöyle bildirir:
Onlardan öncekiler de hileli düzenler kurmuşlardı;
fakat düzen kuruculuğun tümü Allah'a aittir... (Rad Suresi, 42)
Yukarıdaki ayette belirtildiği gibi, düzen kuruculuğun tümü Allah'a
aittir; bu nedenle inkarcıların kurdukları düzene karşılık olarak
en büyük düzeni kuran yine Allah'tır. Allah, İbrahim Suresi 46.
ayette inkarcıların müminlere karşı tuzak kurma konusunda, içinde
bulundukları çıkmaz duruma şöyle dikkat çekmiştir:
Gerçek şu ki, onlar hileli düzenler kurdular. Oysa
onların düzenleri, dağları yerinden oynatacak da olsa, Allah katında
onlara hazırlanmış düzen vardır. (İbrahim Suresi, 46)
Ayetlerde de görüldüğü gibi, müminlere karşı kurulan
hileli düzenlere karşılık olarak, Allah katında mutlaka rahmani,
yani müminleri korumaya yönelik bir karşı düzen vardır. Ve bu, Allah'a
göre çok kolaydır Allah elçilerini ve müminleri hedef alan tuzakların
tamamını boşa çıkarır ve tuzaklarını, daha kurma aşamasındalarken
inkarcıların kendi başlarına geçirir. Çünkü "... düzen kurmada (karşılık
vermede) Allah daha hızlıdır..." (Yunus Suresi, 21)
MALİK-İ YEVMİD-DİN
Din gününün sahibi
Din gününün malikidir.
(Fatiha Suresi, 3)
İnsanların öldükten sonra dirilecekleri, biraraya gelerek hesap
verecekleri gün, din günüdür. O gün insanın başkalarıyla, hatta
kendi annesi, babası, eşi ve çocuklarıyla bile ilgilenmeye ne hali,
ne fırsatı vardır. Din gününün şiddeti ve olağanüstü korkusu, herkesi
kendi derdine düşürür. Allah o diriliş gününü diğer adıyla din gününü
Kuran'da şöyle tarif etmektedir:
Din gününü sana bildiren şey nedir? Ve yine din
gününü sana bildiren şey nedir? Hiçbir nefsin bir başka nefse herhangi
bir şeyle güç yetiremeyeceği gündür; o gün emir yalnızca Allah'ındır.
(İnfitar Suresi, 17-19)
O gün dünya hayatında kişinin en çok değer verdiği şeylerin Allah'ın
azabı karşısında hiçbir öneminin olmadığı görülür. Artık insanlar
arasındaki dünyevi yakınlıkların, soy bağlarının hiçbir anlamı kalmamıştır.
Tek değer, kişinin imanıdır. Hiç kimse kimseye yardım edemez. İçinde
bulunduğu bu zor durumdan onu ancak Allah kurtarabilir. O da yine
Allah'ın dilemesine bağlıdır.
Kişi din gününün tek sahibi olan Allah'ın huzurunda ilk yaratıldığında
olduğu gibi yalnızdır. Dünyadaki yaşamı süresince her yaptığı, her
düşündüğü din gününde gözler önüne serilir. En ufak bir ayrıntı
dahi unutulmaz. Allah azamet ve şanına yaraşır bir ortam var eder
ve yarattığı kullarından hesap sorar. Ancak, kimi dilerse rahmetiyle
kurtarır.
İnkarcıların kahredici bir pişmanlığa sürüklendiği bu günde müminler
ise sevinçli ve coşkuludurlar. "... O gün
Allah, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir..."
(Tahrim Suresi, 8). Çünkü Allah Kuran'da, "elçilerine ve
iman edenlere, hem dünya hayatında hem de şahitlerin (şahitlik için)
duracakları gün yardım edeceğini" vaat etmiştir.
İşte o günün sahibi yalnız Allah'tır ve emir O'nundur. Ayetlerde
şöyle buyrulmaktadır.
İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık
kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.
Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."
"Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı
haksızdan) ayırma günüdür." (Saffat Suresi, 19-21)
O gün, yalanlamakta olanların vay haline.
Ki onlar, din gününü yalanlamaktadırlar.
Oysa onu, 'sınır tanımaz, saldırgan', günahkar
olandan başkası yalanlamaz. (Mutaffifin Suresi, 10-12)
MALİK-ÜL MÜLK
Mülkün ebedi sahibi
De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım, dilediğine mülkü
verirsin ve dilediğinden mülkü çekip-alırsın, dilediğini aziz kılar,
dilediğini alçaltırsın; hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, herşeye
güç yetirensin." (Al-i İmran Suresi, 26)
Şu an bulunduğunuz yerden etrafınıza baktığınızda gördüğünüz herşeyin
sahibi vardır. Oturduğunuz koltuk atomlardan oluşmaktadır. Bu atomların
her birinin yaratıcısı Allah'tır. Saksıda duran çiçek, Rabbimizin
ona sağladığı imkanlarla (güneş, su vs.) büyümektedir. Pencereden
görünen deniz ve içindeki tüm canlılar Allah dilediği için orada
bulunmaktadır.
Ve hatta kendi bedeniniz de sizden tamamen bağımsız olarak sizi
var eden Allah'ın kontrolündedir. Tüm uzuvlarınız, damarlarınız,
sinir sisteminiz, hücrelerinizin her biri Rabbimizin ilminin ve
üstün aklının eserleridir. Bu sayılanların hiçbiri sizin sahip olmayı
düşünüp tasarladığınız, sonra da var ettiğiniz şeyler değildir.
Siz dünyaya gözünüzü açtığınızda hem kendi bedeninizdeki kusursuz
sistemle, hem de içinde bulunduğunuz dünyayla ve hatta tüm evrenle
karşılaştınız. Ancak bundan önce bunların hiçbirine sahip değildiniz
ve bundan sonra da kendi iradenizle bunlara sahip olmanız mümkün
değildir. Elbette bu gerçek tüm insanlar için geçerlidir. O halde
herşeyin mülkü, herşeyin yaratıcısı ve sahibi olan Allah'a aittir.
Bu açık gerçeğe rağmen insan bunları görmezden gelir ve Allah'ın
apaçık varlığını göz ardı ederek elindeki herşeyin kendisine ait
olduğu zannına kapılır. Tüm acizliğine rağmen kendini üstün görme
yanılgısı içinde olan insan büyüklenir ve inkara kalkışır. Fakat
bu inkar yalnızca kendisine zarar verir; çünkü Hz. Musa'nın söylediği
gibi; "... Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü
inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir,
övülmüştür." (İbrahim Suresi, 8)
MECİD
Şanı büyük ve yüksek
Arşın sahibidir; Mecid (pek yüce)dir. (Büruc Suresi,
15)
Allah'ın şanı tüm kainatta kendini apaçık delillerle göstermektedir.
O'nun şanının yüceliğini tanımayan hiçbir insan yoktur. O'nu inkar
edenler, "inanmıyoruz" diyenler bile O'nun yarattıklarına şahit
oldukları için aslında gücünü ve şanını tanıyıp bilirler. Ancak
içlerindeki büyüklenme arzusu sebebiyle inkar ederler.
Allah'ın kainatta yarattığı muhteşem güzellikler de, kusursuz sistemler
de O'nun şanına yaraşır şekildedir. Gökyüzünde tonlarca ağırlığında
su taşıyan bulutlar, milyonlarca ışık yılı uzaklıkta bulunan yıldızlar,
büyük bir gürültüyle ve inanılmaz bir güçle akan şelaleler, uçsuz
bucaksız genişlikteki okyanuslar, zirvesi karlarla kaplı olan binlerce
metre yükseklikteki dağlar, içinde birbirinden değişik renkte ve
seste sayısız canlı türleri barındıran ormanlar, Allah'ın yarattığı
güzelliklerden yalnızca birkaç tanesidir.
Birkaç saniyede bir şehri yerle bir eden deprem, bir anda patlayarak
binlerce derecelik ısıdaki lavlarını boşaltan bir volkan, herşeyi
önüne katıp götüren sel, düştüğü anda isabet ettiği yere ölüm getiren
yıldırım, herşeyi yıkıp geçen bir tayfun yalnızca Allah'ın gücünün
göstergelerindendir. Allah hepsini şanına yaraşır şekilde yaratmıştır.
Sayılanlar ve burada daha sayılamayan milyonlarca örnek yalnızca
Allah'ın şanının büyüklüğünün evrendeki delillerindendir. Allah
ayetlerde şöyle buyurmaktadır:
"Elbette, Rabbimizin şanı yücedir. O, ne bir eş
edinmiştir, ne de bir çocuk." (Cin Suresi, 3)
Dediler ki: "Allah'ın emrine mi şaşıyorsun? Allah'ın
rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizdedir, ey ev halkı şüphesiz
O, övülmeye layık olandır, Mecid'tir." (Hud Suresi, 73)
|