|
Kuran'da Tarif Edilen Mümin
Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı
zaman yürekleri ürperir, O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır
ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. (Enfal Suresi, 2)
... O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir
güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O
(Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi "Müslümanlar"
olarak isimlendirdi... (Hac Suresi, 78)
Allah'a çağıran, salih amelde bulunan ve: "Gerçekten
ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir? (Fussilet
Suresi, 33)
Müslüman olmanın ilk şartı tek ilaha kulluk etmektir. İslam, aslında
bu tek şartın çeşitli şekillerde hayata geçirilmesidir. Bu ilkeye
dayanmayan herşey İslam dışıdır, "cahiliye"ye aittir.
Ama bu tek cümleyle ifade edilen gerçek, insanların sandığından
çok daha derin anlamlar taşır. Çünkü "cahiliye toplumu"na
dahil olan, fakat kendisini mümin sayan kimselerin hiçbiri, Allah'tan
başkasına kulluk ettikleri düşüncesinde değildirler. Elbette hiçbiri
namaz kılarken (ki namazı genelde bayramdan bayrama veya cumadan
cumaya kılmaktadırlar) karşılarına bir heykel koyup da ona tapınıyor
değildirler! Böyle bir şey yapmadıkları için de Allah'a kulluk ettiklerini
iddia ederler.
Ama gerçek hiç de öyle göründüğü gibi değildir. Bu çelişki, "kulluk
etme" ifadesinin, yalnızca "bir varlığın önünde secde
etme" olarak anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. "Kulluk
etme" ifadesinin anlamını, "cahiliye toplumu"nun
ona yüklediği yanlış ve dar tarifte değil, Kuran ayetlerinde aramak
gerekir:
Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana kulluk
etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)
Yukarıdaki ayette, Allah'ın cinleri ve insanları "yalnızca
kendisine kulluk etmeleri için" yarattığı bildirilmektedir.
Mümin, elbette bu tanıma uyan, yani Allah'ın yaratışına uygun olarak
"O'na kulluk eden" ve ayetin ifadesine göre, O'na kulluk
etmekten başka birşey yapmayan insandır.
Allah'a kul olmanın ne demek olduğu, Allah'a nasıl kul olunduğu
aşağıdaki ayette açıklanmaktadır:
De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim,
hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır". (En'am
Suresi, 162)
Ayette bildirildiği gibi, Allah'a kulluk etmek, insanın yalnızca
namazını veya diğer ibadetlerini değil, tüm hayatını hatta ölümünü
kapsamaktadır. Mümin, tüm hayatını Allah'a kulluk etmekle geçiren
insandır. Bunun karşılığında -İslam'a yabancı biri için değerinin
anlaşılması pek mümkün olmayan bir şeyi- Allah'ın rızasını rahmetini
ve sonsuz cennetini kazanacaktır.
Hayatını Allah rızası dışındaki amaçlara yöneltmek ise Kuran'daki
deyimiyle "şirk"tir, yani Allah'a ortak koşmaktır. Peygamberler
tarih boyunca insanları Allah'a ortak koşmaktan vazgeçmeye çağırmışlardır.
Kuran'da bildirildiğine göre tüm "cahiliye" toplumları
Allah'a ortak koşan toplumlardır. Dolayısıyla şu anda dünyanın büyük
bir bölümü de çok tanrılı bir dinin mensuplarıdır. Bu çok tanrılı
dünyanın içinde ancak mümin toplulukları tek Allah'a kul ederek
hak dini yaşarlar. Müminlerin söylediği, yalnızca şudur:
De ki: "Ey insanlar, eğer benim dinimden
yana bir kuşku içindeyseniz, ben sizin Allah'tan başka ibadet ettiklerinize
ibadet etmiyorum, ancak ben sizin hayatınıza son verecek olan Allah'a
ibadet ederim. Ben, müminlerden olmakla emrolundum." (Yunus
Suresi, 104)
Peki insan Allah'a nasıl kulluk eder? Yalnızca bu işi yapmaktan
ibaret olan hayatını nasıl geçirir? Cahiliye toplumlarında zannedildiği
gibi, bir "tekke"de ya da "zikirhane"de bütün
günlerini "çile" içinde mi sürdürür? Hareketsiz, durağan,
içine kapalı bir insan modelini mi izler?
Hayır... O, "cahiliye"nin doğurduğu "dindar"
kalıbına göre değil, Allah'ın Kuran'da öğrettiği "mümin"
modeline göre yaşar. Kendisini birilerine "dindar" olarak
gösterme zorunluluğu duymadığı için, söz konusu geleneksel, fakat
Kuran dışı "dindar" kalıbına uyma sıkıntısı yaşamaz. Yalnızca
Allah için yaşar, Allah için çalışır, Allah'ı razı etmek için kendisine
verilen tüm imkanları kullanır.
Bilinmelidir ki bu, gerçek İslamı tanımayanların zannettiğinin
aksine, insanı sıkıntıya sokan, onu "yaşamın lezzetleri"nden
mahrum kılan bir yol değildir. Tam tersine, yalnızca Allah'a kul
olan kişi alabildiğine özgür, rahat, neşeli ve mutludur. Onu zincirleyen,
"sahte ilah"ların boyunduruğundan kurtulmuştur. "İnsanlar
hakkımda ne düşünüyor?", "falanca beni sevmezse ne yaparım?",
"işten atılırsam ne olur?" gibi milyonlarca korku ondan
uzaklaşmıştır. Aciz, zalim, akılsız ve hiçbir şeye gücü yetmeyen
milyonlarca hayali ilaha kulluk etmenin baskısından kurtulup, herşeye
gücü yeten, sonsuz akıl ve güzellik sahibi, herşeyi kontrolü altında
bulunduran, sonsuz şefkat ve adalet sahibi olan Allah'a bağlanmıştır.
O, Kuran'da bildirildiği gibi "sapasağlam bir kulba yapışmıştır.
Ayette şöyle buyrulmaktadır:
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk
(rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp
Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır; bunun kopması
yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)
Nitekim Kuran'da yalnızca Allah'a kulluk etmeye davet eden Peygamberlerin
özgürleştirici ve "zincirlerden kurtarıcı" özelliği şöyle
bildirilmiştir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği)
yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul)
uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü)
yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve
onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona
inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte
indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (A'raf
Suresi, 157)
Bir başka ayette ise Allah, müminleri şöyle tarif eder:
Şüphesiz, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar,
mümin erkekler ve mü'min kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden
erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler
ve sadık olan kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar,
saygıyla (Allah'tan) korkan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan
kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan
erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını)
koruyan kadınlar, Allah'ı çokca zikreden erkekler ve (Allah'ı çokca)
zikreden kadınlar; (işte) bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük
bir ecir hazırlamıştır. (Ahzab Suresi, 35)
Müminin Allah'la içli ve yakın bir bağlantısı vardır. Allah onun
tek dostu, tek yardımcısıdır. Kuran'da Hz. İbrahim'in Allah'la olan
yakın bağlantısı Müslümanlara örnek olması için şöyle anlatılır:
(İbrahim) Dedi ki: 'Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü?
Hem siz, hem de eski atalarınız? İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır;
yalnızca alemlerin Rabbi hariç. Ki beni yaratan ve bana hidayet
veren O'dur; bana yediren ve içiren O'dur; hastalandığım zaman bana
şifa veren O'dur; beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur,
din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur;
Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni
salih olanlara kat; sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk
dili (lisan-ı sıdk) ver. Beni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından
kıl, babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır. Ve beni
(insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme, malın da, çocukların
da bir yarar sağlayamadığı günde." (Şuara Suresi, 75-88)
Kuran'da yalnızca Allah'a kulluk etmenin rahatlığını yaşayan mümin
ile, Allah'a sayısız ortaklar kılan, sayısız ilaha kulluk eden kişinin
örneği de şöyle tarif edilmiştir:
Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi
hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan
(köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu
ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu
bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)
Müminin en büyük özelliklerinden biri de kibirden, kendini beğenmekten,
diğer bir deyişle kendini ilahlaştırmaktan kurtulmuş olmasıdır.
Bu sayede Allah'a sığınmayı öğrenmiştir. Kendini beğenmediği için,
kendi içinde sıkışıp kalmaz, kendini sürekli geliştirir. Kuran'daki
mümin tanımına her gün biraz daha yaklaşma çabası içindedir. Tevazusu
tüm hareketlerine yansır. Allah tevazulu kullarını bir ayetinde
şöyle örnek vermektedir:
O Rahman'ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü
olarak yürürler ve cahiller kendilerine muhatap oldukları zaman
da 'selam' derler. (Furkan Suresi, 63)
Allah'tan yüz çevirenlerin ise en büyük yanılgısı kendi aklını
beğenmek, kibirlenmek, adeta kendini ilahlaştırmaktır. Kuran'da,
vicdanı, doğruları gördüğü ve kabul ettiği halde kibiri nedeniyle
büyüklenen ve doğrulardan kaçan insanlardan şöyle söz edilmiştir:
Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme
dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl
bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)
Kibirli insanların inkar etmeleri ve doğru yoldan sapmalarının
aksine, müminin hayatı Allah'ın kendisine yüklediği sorumluluğu
yerine getirme çabası ile geçer. Müminin karşısına çıkacak en önemli
engel ise kendi nefsidir. Kuran'da nefsin kötülüğe çağıran yönü
şöyle haber verilmiştir:
Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten
nefis, -Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü
emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Yusuf Suresi, 53)
Müminin hayatı kendisine kötülüğü emreden nefsi ve kendi içinde
taşıdığı bu yanıyla mücadele ile geçer. Mümin, her zaman için Allah'ın
rızasına karşı, kendisine olmadık alternatifler öneren nefsine karşı
koyar. Onu, korku, bıkkınlık, ümitsizlik, gevşeklik gibi çeşitli
engelleri kullanarak yolundan döndürmeye çalışan nefsini, şevkle,
azimle, cesaretle, sabırla yener. Yolundan asla dönmez, çünkü bu
yol onun tek dostu, tek yardımcısı ve tek dayanağı olan Allah'ın
yoludur.
Elbette müminin mücadelesi kendi nefsi ile sınırlı kalmaz. Kuran'da
doğrudan veya dolaylı olarak çok sık bahsedilen bir konu vardır:
İyiliği emretme ve kötülükten sakındırma.
Mümin Kuran ayetlerinde de bildirildiği üzere, Allah'ın yeryüzündeki
halifesidir; yeryüzü ona emanet edilmiştir. İnsanları Allah'ın yolundan
alıkoyanlara, onlara baskı ve zulüm uygulayanlara karşı büyük bir
fikri mücadele yürütecektir, çünkü bu, ona Kuran'da bildirilen bir
sorumluluktur.
Ancak, Kuran ahlakına bağlı insanların yön verdiği bir toplum
gerçek adaleti ve doğruluğu yaşayabilir. Mümin, Allah'ın rızası
için yaşayan, insanlar arasında adaleti koruyan, onları doğruya
yönelten kişidir. Müminler, üstlendikleri sorumluluk ne kadar büyük
olursa olsun Allah'ın öğrettiği ahlaktan asla taviz vermezler. Onların
bu özellikleri Kuran'da şöyle bildirilir:
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir,
iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler,
ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu
Allah'a aittir. (Hac Suresi, 41)
Allah'tan korkmayan insanlar ise ne göreve gelirlerse gelsinler
şahsi menfaatleri peşinde koşar, makam, şöhret, mal, mülk elde etme
yarışına girerler. Bu yüzden böyle insanların söz sahibi olduğu
bir toplum yaşantısında hiçbir zaman gerçek manada huzur ve mutluluk
oluşamaz.
Müminler ise her şartta insanları kötülüklerden sakındırmak, onları
güzel davranışlara teşvik etmek, onlara örnek olmak ve iyiliği "emretmek"
için büyük bir çaba gösterirler. Bu çabalarında asla gevşeklik de
göstermezler. Kuran'da, müminlerin sarsılmaz karakteri şöyle anlatılır:
Nice Peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler
savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük
ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler.
Allah, sabredenleri sever. Onların söyledikleri: "Rabbimiz,
günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı
sağlamlaştır ve bize kafirler topluluğuna karşı yardım et"
demelerinden başka bir şey değildi. Böylece Allah, dünya ve ahiret
sevabının güzelliğini onlara verdi. Allah iyilikte bulunanları sever.
(Al-i İmran Suresi, 146-149)
Samimi mümini sahte dindarlardan ayıran en belirgin özelliklerinden
biri de, dini anlatırken, insanlardan hiçbir çıkar ummamasıdır.
Para, mal, makam ya da insanların beğenisini değil, yalnızca Allah'ın
hoşnutluğunu kazanmak hedefidir. O "ecrini" (mükafatını)
yalnızca Allah katında arar. Kuran'da bu konuda Peygamberlerin örnek
ahlakından örnekler veren birçok ayet vardır. Bunlardan birkaç tanesi
şöyledir:
(Nuh:) Eğer yüz çevirecek olursanız, ben sizden
bir karşılık istemedim. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ve
ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum. (Yunus Suresi, 72)
İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse
sen de onların bu hidayetlerine uy. De ki: 'Ben bunun için sizden
bir ücret istemiyorum. O (Kuran) alemlere bir öğüt ve hatırlatmadan
başkası değildir.' (En'am Suresi, 90)
Müslüman aynı zamanda üstün bir ahlak sahibidir. Dünyevi, küçük
olayların peşinde bir insan olmadığı için, rahat, hoşgörülü ve bağışlayıcıdır.
Hisleriyle değil, aklıyla hareket eder, öfkeye kapılmaz. Fedakar,
yardımsever ve ince düşüncelidir. Müminlerin bu güzel özellikleri
Kuran'da şöyle bildirilir:
Ve onlar Rablerinin yüzünü (hoşnutluğunu) isteyerek
sabrederler, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak
verdiklerimizden gizli ve açık infak ederler ve kötülüğü iyilikle
savarlar. İşte onlar, bu yurdun (dünyanın) güzel sonucu (ahiret
mutluluğu) onlar içindir. (Rad Suresi, 22)
Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler
(Allah yolunda harcayanlar), öfkelerini yenenler ve insanlardaki
haklarından bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları
sever. (Al-i İmran Suresi, 134)
Sen af yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü)
emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf Suresi, 199)
Kötülüğün karşılığı, onun misli (benzeri) olan
kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup-sağlarsa)
artık onun ecri Allah'a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez. (Şura
Suresi, 40)
Ki onlar, yalan şahitlikte bulunmayanlar, boş
ve yararsız şeyle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.
(Furkan Suresi, 72)
Kendileri, ona karşı duydukları sevgiye rağmen
yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. (İnsan Suresi, 8)
Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, elbette müminin hataları da
olacaktır. Bu, onun insan ve dolayısıyla bir kul olmasının gereğidir.
Ama salih Müslüman hemen hataları için Allah'tan bağışlanma diler
ve onları tam olarak düzeltir. Hiçbir hata, onu ümitsizliğe sürüklemez,
çünkü o Allah'ın sonsuz rahmetine sığınmıştır. Kuran'da bu konu
şöyle vurgulanır:
Ve 'çirkin bir hayasızlık' işledikleri ya da nefislerine
zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı
bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir?
Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) üzerinde bildikleri halde
ısrarla durmayanlardır. (Al-i İmran Suresi, 135)
Müminin dostu Allah ve Allah'a dost olan diğer müminlerdir. Eğer
Allah'a düşman ise, en yakını bile artık onun için dost değildir.
Allah'a bağlanmış olan bir mümin de, aralarında iman dışında hiçbir
ortak özellik -soy, sosyal statü, maddi imkanlar gibi- olmasa bile
onun kardeşidir. Allah için sevmenin üstünlüğüne ulaşmıştır; Allah
razı olduğu insanları sever.
Müslümanın aklı da berraktır. Allah'a güvendiği ve kendisini O'na
teslim ettiği için aklını kurcalayan gereksiz korkular, endişeler,
üzüntüler yoktur. "Akl-ı selim" sahibidir. Bu nedenle
büyük ve geniş düşünebilir, olayların inceliklerini, girift taraflarını
kavrar. Bilgi, hikmet ve akıl yüklüdür.
Dünyada geçici bir süre bulunmaktadır. Eğitilecek, ruhu her geçen
gün daha da incelecek, asıl yurduna, ahirete hazırlanacaktır. Burada
kendisine yazılan tarih ise Allah'ın salih kullarına yaraşacak şekilde
şan ve şerefle doludur.


|