|
İnsanların En Büyük Düşmanı
Her kim olursanız olun sizin sonsuz bir azap çekmenizi isteyen,
bütün varlığını buna adamış son derece tehlikeli bir düşmanınız
var. İsmi, Şeytan. Bir başka deyişle, Allah tarafından lanetlenmiş
ve O'nun huzurundan kovulmuş olan İblis ve onun takipçileri.
O en büyük düşmanınız. Bir efsane ya da bir masal değil, gerçeğin
ta kendisi. İnsanlık tarihinin her aşamasında var oldu. Yaşamış
ve ölmüş milyarlarca insanı ateşin içine çekti ve halen çekiyor.
Hiçbir zaman ayırım yapmaz. Genç, yaşlı, kadın, erkek, devlet başkanı
veya dilenci farketmez. Her insan bu düşmanın hedefidir.
Bu yazıyı okurken de sizi gözlüyor ve planlar yapıyor. Tek arzusu
var; kendisiyle beraber olabildiği kadar çok insanı -siz de dahil-
cehenneme sürüklemek.
Zafer kazanması için insanların kendisine tapınması veya çok uç
sapkınlıklar yapmaları gerekmiyor. İnsanlardan mutlaka Allah'ı inkar
etmelerini de istemiyor. Zaten Allah'ı kendisi inkar etmiyor ki,
insanlardan özellikle bunu istesin. Onun tek isteği düşmanlarını
Allah'ın dininden ve Kuran'dan uzak tutmak, halis olarak Allah'a
ibadet etmelerini engellemek, bunun sonucunda sonsuz azap çekmelerini
sağlamak. Hatta kimi zaman dindarlık maskesi altında, Allah'ın adını
kullanarak insanları gerçek dinden uzaklaştırıp, saptırıyor. Bu
da insanları kendisiyle beraber cehennem çukurunun içine çekmek
için yeterli. Hangi vesileyle olursa olsun, onu takip edenlerin
sonu hiç değişmiyor:
Ona yazılmıştır: "Kim onu veli edinirse,
şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu çılgın ateşin azabına
yöneltir." (Hac Suresi, 4)
İBLİS'İN ALLAH'A İSYANI
Kuran'a göre şeytan, ilk insan olan Hz. Adem'den bu yana insan
neslini Allah yolundan saptırmak için çaba harcayan ve kıyamete
kadar da harcayacak olan varlıkların genel adıdır. Tüm şeytanların
atası ve en büyüğü ise, Hz. Adem'in yaratılmasıyla birlikte Allah'a
isyan eden İblis'tir.
Kuran'dan öğrendiğimize göre Allah Hz. Adem'i yaratmış ve meleklerden
ona secde etmelerini istemişti. Melekler Allah'ın emrini yerine
getirirken, cinlerden olan İblis Hz. Adem'e secde etmedi. Kendisinin
insandan daha üstün bir yaratık olduğunu öne sürdü. Bu itaatsizliği
ve küstahlığı yüzünden Allah'ın huzurundan kovuldu.*
Allah'ın huzurundan ayrılmadan önce, bu duruma düşmesine neden
olan insanları kendisi gibi saptırmak için Allah'tan süre istedi.
Allah da ona kıyamet gününe kadar süre tanıdı. Böylece İblis'in
insana karşı verdiği mücadele başladı. Allah İblis'i ve ona uyanları
cehenneme dolduracağına hükmetti. Allah, Kuran'da bu olayı şöyle
haber vermiştir:
Andolsun, biz sizi yarattık, sonra size
suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Adem'e secde
edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde
edenlerden olmadı.
(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde
etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan
hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
(Allah:) "Öyleyse oradan in, orada büyüklenmen
senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin."
O da: "(İnsanların) dirilecekleri güne kadar
beni gözle(yip ertele.)" dedi.
(Allah:) "Sen gözlenip-ertelenenlerdensin"
dedi.
Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından
dolayı onları (insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru
yolunda (pusu kurup) oturacağım."
"Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından,
sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici
bulmayacaksın."
(Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş
olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi
sizlerle dolduracağım." (Araf Suresi, 11-18)
İblis böylece Allah'ın huzurundan kovulduktan sonra, kıyamete
kadar sürecek olan mücadelesine başladı. İnsanları aldatarak saptırmak
için onlara sokuldu. İlk büyük tuzağı, cennette yaşamakta olan Hz.
Adem'i ve eşini kandırarak onları Allah'ın emrine isyana sürüklemesiydi.
İnsanlık tarihinin başlangıcındaki bu olay Kuran'da şöyle anlatılır:
Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş.
İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa
zalimlerden olursunuz.
Şeytan, kendilerinden "örtülüp gizlenen çirkin
yerlerini" açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi
ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin
iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir."
Ve: "Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim"
diye yemin de etti.
Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları
anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet
yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine
seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın
sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"
Dediler ki: "Rabbimiz, biz nefislerimize
zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana
uğrayanlardan olacağız."
(Allah) Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman
olarak inin. Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim
ve meta (geçim) vardır."
Dedi ki: "Orda yaşayacak,
orda ölecek ve ordan çıkarılacaksınız." (Araf Suresi, 19-25)
İşte insanlığın dünyadaki yaşamının başlangıcı,
Hz. Adem'in üstteki ayetlerde anlatılan hatasıydı. Ancak Hz. Adem
Allah'a tevbe etti ve Allah onu bağışladı. Ancak İblis'in insanların
aleyhine yürüttüğü mücadelesi son bulmadı. Kuran'ın Maide Suresi'nde
bildirildiği gibi, Hz. Adem'in iki oğlundan birini ayarttı ve onu
kardeşini öldürmeye sürükledi. (Maide Suresi, 27)
O tarihten sonra da İblis insan neslinden pek çok kişiyi kandırdı
ve kendi safına çekti. Öte yandan diğer cinlerden de pek çok yandaşı
oldu. İblis'in yolunu izleyen bu cinler, aynı onun gibi insanları
saptırmak için onlara sokulmaya, onların "kalplerine
gizlice vesvese vermeye" (Nas Suresi, 4) başladılar.
İblis'in yandaşı olan bu cinler ve insanlar da onun sahip olduğu
"şeytan" sıfatını kazandılar. (Şeytan, "uzak olmak"
kökünden gelen bir kelimedir ve Allah'ın rahmetinden kovulup uzaklaştırılmış
her azgın ve isyankar kulun sıfatıdır.)
Dolayısıyla insanoğlunun karşı karşıya olduğu en büyük tehlike
olan şeytan, liderliğini İblis'in yaptığı bir grup cin ve insandır.
Bu cin ve insanlar, İblis'in yolunu izlerler, kendileri saptıkları
gibi diğer insanları da saptırmaya çalışırlar. "Cinni"
(cinlerden olan) şeytanlar, insanlar tarafından görülmedikleri için
onlara fark edilmeden yanaşır, zihinlerine saptırıcı düşünceler
sokarlar. "İnsi" (insanlardan olan) şeytanlar ise diğer
insanlara açıkça sokulur, onları Allah'ın yolundan alıkoymak için
telkinde bulunurlar. Bu, insanın yakın dostu gibi görünen bir insan
olabileceği gibi, bir zorba ya da bir "fikir adamı" da
olabilir. Kuran'da, bu tehlikeye karşı müminlere şu dua öğretilmektedir:
De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.
İnsanların malikine,
İnsanların (gerçek) ilahına;
"Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe
düşürüp duran" vesvesecinin şerrinden.
Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine
kuşku, kuruntu fısıldar);
Gerek cinlerden, gerekse insanlardan. (Nas Suresi,
1-6)
Şeytan insana bu denli sinsice yaklaşabilen bir düşman olduğuna
göre, ondan sakınmak için azami dikkat göstermek gerekir. Bunun
en başta gelen şartı, şeytanı tanımaktır. Şeytanı tanımak için ona
baktığımızda ise, oldukça garip, oldukça esrarengiz bir mantığa
sahip olduğunu görürüz. Önce İblis tarafından kullanılan ve sonra
da onun tüm takipçileri tarafından devralınan bu mantığın temelinde,
kibir ve büyüklenme yatmaktadır.
ŞEYTAN'IN ESRARENGİZ MANTIĞI
Kuran'daki şeytan kıssasında, İblis'in Allah'a isyanının sebebi
şöyle bildirilir:
(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde
etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan
hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
(Araf Suresi, 12)
İblis kendisinin daha üstün bir varlık olduğunu öne sürerek, insana
secde etmeyi reddeder. Ancak isyanını dayandırdığı temel oldukça
zahiri ve çürüktür. Kendisinin ateşten, insanın çamurdan yaratıldığını
belirtir ve ateşin çamura göre daha üstün bir madde olduğunu öne
sürer. Yani kibirlenmesinin bütün nedeni, iki madde arasındaki fiziksel
yapı farkıdır. Ancak yapıları ister çamur ister ateş olsun, İblis
de insan da Allah tarafından yaratılmış varlıklardır. Yaratılmış
bir varlığın, kendisini yaratanın emrine, yaratıldığı maddeyi öne
sürerek isyan etmesi, hem büyük bir akılsızlık, hem de büyük bir
nankörlüktür. Ancak İblis'in insana karşı duyduğu kıskançlık ve
içindeki büyüklük hissi bunu kavramasını engeller, fiziksel bir
farklılığa takılır ve kendisini yaratanın emrine isyan eder. İblis'in
şuurunun, kendisini üstün ve farklı gördüğü için kapandığı diğer
ifadelerinden de anlaşılır:
Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş
bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim."
(Hicr Suresi, 33)
İblis kendisinin Allah tarafından yaratıldığını inkar etmez. İsyanının
nedeni bu değildir. Aksine kendisini yaratanın Allah olduğunu bizzat
söyler. Ancak "ben ondan daha hayırlıyım, beni ateşten yarattın,
onu ise çamurdan yarattın" diyerek, küstahlık eder. Bu akılalmaz
isyanın hiçbir mantığı yoktur.
İblis'in mantık bozukluğunu gösteren bir
diğer ifadesi ise şöyledir:
Hani, meleklere: "Adem'e secde edin"
demiştik. İblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki:
"Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?"
(İsra Suresi, 61)
Buradaki son ifade, İblis'in ne kadar büyük bir gaflet ve yanılgı
içinde olduğunu çok açık gösterir. Başka bir kimsenin yüceltilmesi,
kendisinin ise geri planda kalması, hatta o kimseye secde etmesinin
istenmesi onu korkunç bir kıskançlığa sürekler. Bu ruh hali içinde,
Allah'a karşı saygısız ve küstah bir tavır takınır:
(Allah) Dedi ki: "Ey İblis, iki elimle
yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi,
yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?"
Dedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım; sen
beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." (Sad Suresi,
75-76)
İblis'in Hz. Adem'e secde etmeyi reddetmesindeki şeytani zihniyet,
Allah'ın elçisini kabul etmeyen, ona itaat etmeyi reddeden kişilerde
-bir başka deyişle insi şeytanlarda da- görülür. Bu kişiler görünüşte
kendileri gibi olan bir insanı, Allah'ın elçisi olarak kabul etmeyi
reddederler. Allah'ın elçisi olarak kabul edecekleri kimsede çok
büyük bir üstünlük görmek istediklerini söylerler. Ancak bu üstünlük
siyasi veya maddi bir güce dayanmalıdır. Hz. Muhammed dönemindeki
inkarcıların ifadeleri buna bir örnektir:
Ve dediler ki: "Bu Kuran, iki şehirden birinin
büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?" (Zuhruf Suresi,
31)
Ya da inkarcılar elçiye iman etmek için, doğa üstü bir güç veya
başka boyuttan bir delil görmek isterler. Kuran'ın birçok ayetinde
bu kişilerin isteklerine örnekler verilmiştir:
Dediler ki: "Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle
inanmayız. Ya da sana ait hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe
olup aralarından şarıl şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın.Veya öne
sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça parça düşürmeli ya da Allah'ı
ve melekleri karşımıza (şahit olarak) getirmelisin. Yahut altından
bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz
bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız."
De ki: "Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan
bir beşerden başkası mıyım?" (İsra Suresi, 90-93)
Elçilere muhalefet eden, onlara karşı savaşan insanların kabullenemedikleri
noktalardan biri işte budur. İnkarcılar kendileri gibi normal bir
insana elçilik verilmesini ve bu insana itaat etmeyi gururlarına
yediremezler. Bu haset ve kibir dolu isyan, İblis'in Hz. Adem'e
secde etmeyi reddetmesiyle aynı temel üzerine kurulmuştur. Ayetin
devamında insanların çoğunun sırf bu yüzden hidayete eremediklerinden
bahsedilir:
Kendilerine hidayet geldiği zaman, insanları inanmaktan
alıkoyan şey, onların: "Allah, elçi olarak bir beşeri mi gönderdi?"
demelerinden başkası değildir. (İsra Suresi, 94)
İblis'in isyanına bir esrarengizlik hakimdir. İblis ilim sahibi
bir varlıktır, Allah'ın varlığına bizzat şahittir. Hatta Allah ile
konuşur. Etrafında melekler vardır, insanın yaratılışından haberdardır.
Allah'ın izzetini, gücünü ve sonsuz cehennem azabını da bilmektedir.
İşte İblis'in ve onu izleyen tüm şeytanların esrarengiz mantığı
burada gizlidir: Allah'ın varlığını ve birliğini bildiği halde onun
hükmüne karşı gelebilmek ve kafirlerden olmak... Bu son derece mucizevi
bir olaydır. Çünkü bu bilgilere ve ilme sahip olan İblis'in, çok
üstün bir imana sahip olması gerekir. Şuur seviyesi de aynı oranda
yüksek olmalı, Allah'a son derece itaatli ve saygılı olmalıdır.
Oysa İblis en şuursuz kişinin bile cesaret edemeyeceği bir işe kalkışmıştır.
İblis'in yapısındaki esrarengizlik bununla da kalmaz. İnsanlara
inkarı telkin etmek gibi korkunç bir günah işlediği halde aslında
Allah'tan korktuğunu söyler. Bu da oldukça hastalıklı bir mantığa
işarettir:
Şeytanın durumu gibi; çünkü insana "inkar
et" dedi, inkar edince de: "Gerçek şu ki ben senden uzağım,
doğrusu ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım" dedi.
(Haşr Suresi, 16)
Bir başka ayette şeytanın kafirleri müminler aleyhine kışkırttıktan
sonra, onları yüzüstü bıraktığı ve Allah'tan korktuğunu itiraf ettiği
bildirilir:
O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş
ve onlara: "Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse
yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. Ne zaman ki,
iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde
geri döndü ve: "Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin
görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan da korkuyorum" dedi.
Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Enfal Suresi,
48)
İblis'in bir yandanAllah'ın varlığını, O'nun sonsuz gücünü ve
ilmini kabul edip, bir yandan da O'na bile bile isyan etmesi son
derece çelişkili bir durumdur.
Aynı şekilde, Allah'ın Kuran'da bildirdiği emirleriyargılamaya,
reddetmeye, Allah'ın hüküm verdiği bir konu hakkında kendi kafasına
göre muhakemeler yapıp, ilahi hükmü geçersiz göstermeye çalışan
herkesin durumu, İblisin hali gibidir. Bu kimseler de Allah'ın varlığını
tıpkı İblis gibi bilirler, ancak kendilerini bilmez tavırlarıyla
onun konumuna düşerler.
İblis itaatsizliği yüzünden küçük düşürülür, aşağılanır ve Allah
katındaki konumundan horlanarak kovulur. Gururu ve kibiri yüzünden
isyan eden İblis, bu karakterine en ağır gelecek muameleyle, aşağılanmayla
kovulur. Allah'ın huzurundan ayrılmadan önce Allah'tan süre ve izin
ister. Ancak bu süreyi Allah'tan bağışlanma dilemek, O'na tekrar
yönelmek ve pişmanlığını dile getirmek için istemez. Amacı insanı
da aynı aşağılık konuma düşürebilmektir.
İşte şeytanın insana karşı düşmanlığı ve mücadelesi böyle başlamıştır.
Ancak şeytanın da bütün özellikleriyle Allah tarafından yaratılmış
ve tamamen O'nun kontrolünde bir güç olduğu unutulmamalıdır. Yani
şeytanın Allah'a karşı hiçbir müstakil gücü yoktur. Ancak cahiliye
toplumunda yaygın olan sapkın inanca göre, şeytanla Allah arasında
bir mücadele mevcuttur. Yine bu insanlara göre şeytan, insanları
saptırmayı başardığı zaman Allah'a karşızafer kazanmaktadır. (Allah'ı
tenzih ederiz)
Oysa şeytan bütün faaliyetlerini Allah'ın izni ve dilemesiyle
gerçekleştirebilmektedir. Ancak bu sayede insanların büyük bir kısmı
üzerinde etkili olabilir. Allah'ın izni dışında birşey yapamaz.
Kuran'da şeytanın istediği süre ve Allah'ın verdiği izin şöyle bildirilmiştir.
(Şeytan) Dedi ki: "Rabbim, öyleyse
onların dirileceği güne kadar bana süre tanı."
(Allah) Dedi ki: "Öyleyse, sen (kendisine)
süre tanınanlardansın." (Hicr Suresi, 36-37)
Bir başka ayette şeytanın aldığı izin şöyle belirtilmiştir:
(Şeytan) Demişti ki: "Şu bana karşı
yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre
tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım.
(Allah) Demişti ki: "Git, onlardan kim sana
uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza."
(İsra Suresi, 62-63)
Ayetlerden de anlaşıldığı gibi şeytan Allah'ın irade ve takdiri
içinde faaliyet gösterir. Faaliyetleri insana zarar vermek içindir.
Zaten şeytan Allah'ın alemlerin Rabbi olduğunun bilincindedir. Hatta
İblis, insanları azdıracağını belirtirken, Allah'ın büyüklüğü adına
yemin eder:
Dedi ki: "Senin izzetin adına andolsun, ben,
onların tümünü mutlaka azdırıp-kışkırtacağım." (Sad Suresi,
82)
Şeytanın insanları saptırmak için kullanacağı taktikler bile yine
Allah tarafından belirlenmiştir. Allah şeytanı huzurundan kovmadan
önce bunları ona bildirir:
Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya
uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar,
mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde
bulun. Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vaadetmez. (İsra
Suresi, 64)
Şeytanın, Allah'ın izni dahilinde kullandığı taktikleri önümüzdeki
sayfalarda ayrıntılarıyla inceleyeceğiz.
Ancak unutulmamalıdır ki, şeytanın Allah'ın kendisine tanıdığı
imkan dışında bir gücü yoktur. Şeytanın saptıracağı insanlar da
zaten Allah tarafından daha önceden belirlenmiştir. Şeytanın görevi,
cehennem için yaratılmış insanların, ait oldukları yere gitmelerine
vesile olmaktır. Şeytana uyanlar, Allah'ın cennetine layık olmayan,
ahlak olarak hayvandan daha aşağılık olan varlıklardır. Allah bunu
ayetlerinde şöyle açıklar:
Andolsun, cehennem için cinlerden ve insanlardan
çok sayıda kişi yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar,
gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler.
Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar
gafil olanlardır. (Araf Suresi, 179)
Bunun yanı sıra şeytanın Allah'ın muhlis kulları üzerinde hiçbir
etkisi yoktur. Allah izin vermediği için, şeytan, müminleri saptırmaya
güç yetiremez. Allah, kendisini Allah'a adayan ve O'na ortak koşmayan
ihlaslı kullarını şeytanın saptırıcı etkisinden korumuştur.
Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül
edenler üzerinde onun (şeytanın) hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. (Nahl
Suresi, 99)
Sonuç olarak şeytan tüm diğer varlıklar gibi, Allah tarafından
görevlendirilmiş bir varlıktır. Görevi, Allah'ın cennet için yarattığı
müminler ile cehennem için yarattığı diğer insanların birbirlerinden
ayrılmalarına vesile olmaktır. Bu bir nevi temizlik anlamına gelir.
Kalbinde hastalık ve pislik bulunanlar, şeytan sayesinde müminlerden
uzaklaşır, ayrılırlar. Ayette şeytanın etkisinin yalnızca bu kimseler
üzerinde olacağı bildirilmiştir:
Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde
hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara
(Allah'ın) bir deneme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin
kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler. (Hac Suresi, 53)
Dahası şeytanın müminlere vermeye çalıştığı sıkıntılar, müminlerin
dünyada Allah'a yakınlaşmalarına, Allah'a daha sıkı sarılmalarına
ve hidayetlerinin artmasına vesile olur:
(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun
(Kuran'ın) hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu
bilmeleri için; böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin
bulmuş olarak bağlansın. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru
yola yöneltir. (Hac Suresi, 54)

|