|
Şeytanın Etkisinin Farkına Varmayan Topluluk:
Cahiliye Toplumu
Cahiliye toplumu, şeytanın gücünün ve kendileri üzerindeki etkisinin
farkında değildir. Bu insanlara göre şeytan, günlük hayatta etkisi
olmayan bir kötülük sembolüdür. Yalnızca büyük suçlara teşvik eder.
Büyük günahlar işleyen caniler ve katiller şeytanın etkisinde olan
"cehennemliklerdir". Onlara göre diğer insanlar, örneğin
kendi halinde bir ev kadını veya bir öğrenci şeytandan uzaktır.
Cinnet geçirip çocuklarını kesen bir anne şeytana uymuştur da, binbir
güçlükle çocuklarını okutan bir annenin şeytanla ilgisi yoktur.
İbadetlerini tam olarak yapmasalar da bu kişilerin "kalpleri
temiz"dir. Kimsenin parasında pulunda gözleri olmayan, kimseye
"kötülükleri", "zararları" dokunmayan insanlardır.
Cinayet işlemedikleri, haram para yemedikleri için de eninde sonunda
cennete gireceklerdir. Yine aynı mantığa göre şeytanın ordusu da,
kan içen, insanları kurban eden, ancak korku filmlerinde rastlanacak
olan sapık ruhlu kimselerdir. "Cehennemlik" olan bu kimseler
ruhlarını tamamen şeytana satmış, yeryüzünün gerçek "kötüleridir".
Zaten cehennem de yalnızca bu kadar "kötü" insanlar için
vardır.
Cahiliye toplumuna hakim olan bu aldatıcı mantık şeytanın işini
kolaylaştırır. Çünkü kimseye zararları olmadığı için, kendilerini
cennetlik gören bu kimseler, şeytanın kolayca hükmettiği, onun kontrolündeki
en büyük kitleyi oluştururlar. Ölecekleri ve cehenneme gidecekleri
güne kadar, şeytanın telkinleri altında kendi kendilerini kandırırlar.
Kuran'dan öğrendiğimize göre bu insanlar, gerçek konumlarını ancak
ahiret günü görürler ve buna kendileri bile inanamazlar:
(Bundan) Sonra onların: "Rabbimiz olan Allah'a
and olsun ki, biz müşriklerden değildik" demelerinden başka
bir fitneleri olmadı (kalmadı). (En'am Suresi, 23)
Şeytanın esas amacı insanları Allah'ın istediği şekilde yaşamaktan
alıkoymak, Kuran'ın emirlerinden uzak tutmak ve Allah'ın sınırlarını
çiğnetmektir. İnsanın şeytana uyması için ille de cinayetler işlemesi,
katliamlar yapması, kan içmesi, şeytana tapılan ayinlere katılması
gerekmez. Allah'ın kesin olarak emrettiği ibadetlerini yapmayan
ama kendisini "temiz kalpli" gören veya "mesleğiyle
insanlara hizmet ettiğini, dolayısıyla ibadet etmiş olduğunu"
düşünen kimse, zaten şeytanın istediği konuma düşmüştür.
Kuran'ın bildirdiğine göre, şeytanın istediği gibi yaşayan bu
kişiler oldukça büyük bir kitleyi oluştururlar. Sayıları çok az
olan iman eden bir grup şeytanın etkisinden uzaktır:
Andolsun, İblis, kendileri hakkında zannını doğrulamış
oldu, böylelikle iman eden bir grup dışında, ona uymuş oldular.
(Sebe Suresi, 20)
Eğer insan biraz dikkat ederse, kendi çevresinin şeytanın bu sessiz
ordusuyla kuşatılmış olduğunu görür. Bu sessiz ama itaatli askerler,
çok farklı karakterlerde ortaya çıkabilirler. Bunlardan biri insanın
annesi, babası, karısı, kocası, arkadaşı -hatta kendisi- olabilir.
Bunu öğrenmenin tek yolu, insanı da, şeytanı da yaratan Allah'ın
indirdiği Kuran'a başvurmaktır. "Bence", "bana göre",
"kanaatimce" gibi sözlerle başlayan felsefi yorumların
hiçbir önemi yoktur. Tek kıstas Kuran'dır. Bir insan Kuran'ın gösterdiği,
yani Allah'ın istediği gibi yaşamıyorsa, o zaman şeytanın istediği
gibi yaşıyordur. Bu gerçeğin farkında olmasa da, bunu kabullenmek
istemese de sonuç değişmez.Allah'ın emrettiği gibi yaşamayan kimse,
şeytanla beraber cehennem ateşinin içine atılır. Mahşer günü cehenneme
atılanlar Kuran'da şöyle anlatılır:
Artık onlar ve azgınlar onun içine dökülüverilmiştir.
Ve iblis'in bütün orduları da. (Şuara Suresi, 94-95)
Bu kimseler şeytanın esiri olduklarının farkında olmadıkları için,
kolaylıkla onun tarafından yönlendirilebilirler. Şeytanın kendilerine
benimsettiği hayat tarzını hiç sorgulamadan kabullenerek, 60-70
senelik ömürlerini bir hiç uğruna harcarlar. Bu hayat tarzının detayları
kişilerin sosyal statülerine göre farklılık gösterse de, genel olarak
ana ilke aynıdır ve ahireti, Allah'ı düşünmeden, hiç ölmeyecekmiş
gibi dünya hayatı için çalışmak.
İnsanların çoğu yıllarca akademik veya mesleki eğitim görür, daha
iyi bir hayat, daha yüksek bir mevki için her gün çalışır, sonra
sanki bütün bunlar hiç yaşanmamış gibi bir gün gelir ölürler. Kısa
bir süre sonra unutulurlar, yerleri başkaları tarafından doldurulur.
Ölüm anından sonra ne kazanılan paraların, ne sosyal statünün, ne
elde edilen yaşam standartının, ne de geride bırakılan ailenin bir
değeri kalmaz, verilen hayatın süresi bitmiştir. Ama insanlar karşılaşmaları
kesin olan tek gerçeği, ölümü düşünmeden, bunun için bir çaba harcamadan
- "dini" günlerde vicdanlarını rahatlatmak veya sosyal
bir çevreye uymak için yapılan ibadetler hariç- kendilerine tanınan
bu süreyi pervasızca harcarlar.
Bu kimseler, adeta şeytana kulluk ederler ve şeytan onların bedenleriyle
kendi "dinini" (yani felsefe ve sistemini) yayar. Bu insanların
dilleri, gözleri, derileri şeytana hizmet eder, şeytan bir değil
milyarlarca gözden bakar ve milyarlarca kulaktan duyar. Konuşmalarda,
Kurani mantık ve akıl kalkıp yerini şeytanın konuşmaları alır. Şeytan,
dil, ırk, milliyet fark etmeden bütün dünyadaki insanları kendi
dininin tebliği için kullanır.
Kısacası şeytan bu insanların bütün benliklerini kendisi için
kullanır. Bunu yaparken de halkın zannettiği gibi korkunç bir görüntüyle
rüyalarına girerek veya filmlerdeki gibi kişinin yapamayacağı uç
bir hareketi ona yaptırmayı başararak değil, sadece onu adeta "kabuk
gibi sararak" yani "o kişinin kendi olarak" bunu
yapar. İşte, şeytanla bu insanlar arasındaki müthiş benzerliğin
nedeni de budur. Kuran bu kimselerle şeytan arasındaki yakın bağı
kardeşik olarak belirtmiştir:
(Şeytan'ın) Kardeşleri ise, onları sapıklığa sürüklerler,
sonra peşlerini bırakmazlar. (A'raf Suresi, 202)
Şeytan o kişinin bilinçaltına girer ve onun bedenindeki her noktaya
hükmeder. Rahmani düşüncenin girişini engeller. Artık şeytan ilhamına
aralıksız devam edebilecek güçtedir.
Şeytanın ruhlarını ele geçirip bedenlerine hakim olduğu bu insanlar,
Allah'ın yolundan, rahmani işlerden insanları alıkoymak için şeytanla
aynı metodları kullanırlar. Tıpkı şeytan gibi rahmani vahyin akıllardaki
etkisini yok etmek, insanların vicdanlı davranmasını sağlayan her
türlü şeyi onlara unutturmak gibi binbir türlü tuzak kurarak şeytanın
dinini yayarlar. Bu noktada artık şeytan ve onun etkisi altındakiler
gibi bir kavram da kalkmıştır. Çünkü bu bahsi geçenlerin kendileri
birer şeytan olmuştur. Adeta beden bulmuş şeytanlar söz konusudur.
Müminler Kuran'ın birçok ayetinde şeytanın dostlarına karşı uyarılmışlardır.
Bu insanlar toplumun çok farklı kesimlerinden gelirler. Kimi sanayici,
öğretmen, doktor, kimi de işçi, öğrenci olabilir. Şeytanın istediği
dini yaşayan bu insanların sosyal olarak hiçbir ortak yönleri de
olmayabilir. Ama hepsinin ortak bir özelliği vardır, hak din yani
Kuran'daki gerçek dinden kesin olarak uzaktırlar. Farklı özellikler
gösteren, ancak tümü şeytanın kontrolünde olan cahiliye fertlerini
belli başlı başlıklar altında inceleyebiliriz.
PEYGAMBERLERİN DÜŞMANLARI
Hidayet ve hak din ile gelen her elçinin, insanlardan ve cinlerden
bir grup şeytan düşmanı olacağı Kuran'da bildirilir. Cin şeytanlar
saptırmak amacıyla insanların kalplerine fısıltılarda bulunurlar.
Bu şeytanlardan insan olanları, peygambere ve onunla birlikte olan
müminlere karşı düşmanlıklarıyla kendilerini belli ederler. Peygambere
karşı mücadele ederken, kendi benzerleri ile birleşir, kimi zaman
ortak faaliyetlerde bulunurlar. Bu ortaklık süresinde birbirlerini
kışkırtır, süslü ve kandırıcı cümlelerle müminlere karşı cesaretlendirmeye
çalışırlar. Kuran bu işbirliğini şöyle bildirir:
Böylece her peygambere, insan ve cin şeytanlarından bir düşman
kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler fısıldarlar.
Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan olarak düzmekte
olduklarıyla başbaşa bırak.
Bir de ahirete inanmayanların kalpleri ona meyletsin
de ondan (bu yaldızlı ve içi çarpık sözlerden) hoşlansınlar ve yüklenmekte
olduklarını yüklenedursunlar. (En'am Suresi, 112-113)
Ayette de belirtildiği gibi, eğer Allah dileseydi bu şeytanlar
peygambere düşmanlık yapamaz, müminlere sıkıntı ve eziyet veremez,
onlara karşı savaşamazlardı. Ancak Allah'ın isteği ve izniyle bu
varlıklar, Allah'ın dostlarının imtihan edilmeleri, ahiretteki derecelerinin
yükselmesi için gerekli ortamı oluştururlar. Bu sayede müminler
denemeden geçirilir, kalpleri temizlenir, sabırları denenir. Ahirete
inanmayan kimseler ise, şeytan vesilesiyle cehenneme girmeleri için
gerekli olan günahları yüklenirler. Allah'ın dilemesi dışında hareket
edemeyen şeytan, müminler ile kafirleri birbirlerinden ayırmak için,
Allah tarafından belirlenmiş bir görevlidir.
ŞEYTANIN KIŞKIRTTIĞI İNKARCILAR
İnkarcıların azgınlıklarının, müminlere karşı olan düşmanlık ve
saldırganlıklarının ardındaki en önemli unsur şeytanın kışkırtmalarıdır.
Kuran'da şöyle denir:
Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin
üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar. (Meryem Suresi,
83)
....Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri
için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar... (En'am Suresi,
121)
Şeytan bu kışkırtmaları müminlerin aleyhine yapar. Müşrikleri
ve kafirleri kimi zaman atalarının dini adına, kimi zaman ırkçılıkla,
kimi zaman da maddi çıkarlar uğruna müminlere saldırmaya teşvik
eder. Yüzyıllar boyu hak dinin karşısına dikilen her inkarcının
ortak özelliği, şeytan tarafından kışkırtılmış olmasıdır.
Bu saldırılar sözle olabileceği gibi, öldürme amacıyla fiili olarak
da gerçekleşebilir. Bir ayet, inkarcıların Allah'ın elçisine karşı
giriştikleri hareketi şöyle bildirmiştir:
Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek
veya sürgün etmek amacıyla, tuzak kuruyorlardı... (Enfal Suresi,
30)
Şeytanın inkarcılar üzerindeki telkini o kadar güçlüdür ki bu
insanlar gerektiğinde ölümü göze alarak elçi ve müminler aleyhine
faaliyetlerini sürdürürler. Buna en açık örneklerden biri de, müminlere
karşı açılan savaşları anlatan ayetlerde görülür. Şeytan savaş öncesinde,
kafirleri müminler aleyhine kışkırtır ve müminlere karşı savaşmayı
onlara çekici gösterir. Hatta kafirleri kendilerini yenebilecek
hiçbir ordu bulunmadığına inandırarak iyice tahrik eder. Ancak iki
ordu karşılaştıklarında şeytan kendisine inananları yüz üstü bırakır:
O zaman şeytan onlara amellerini çekici göstermiş
ve onlara: "Bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse
yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. Ne zaman ki,
iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde
geri döndü ve: "Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin
görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan da korkuyorum" dedi.
Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. (Enfal Suresi,
48)
Çünkü şeytan gerçekte insanlardan hiçbirinin iyiliğini istemez.
Bu yüzden mümin olsun kafir olsun herkesin cehenneme gitmesine uğraşır.
Kendisini dost gibi göstermesi ise insanları birbirine düşürmek,
fitne ve bozgunculuk çıkarmak için kullandığı bir taktiktir. Amacına
ulaştıktan sonra kendisini dost edinenleri -her kim olurlarsa olsunlar-
yüzüstü bırakır.
Şeytan tarafından kışkırtılmış bir başka inkarcı örneği ırkçılardır.
Dünyanın her neresinde olursa olsun, ırkçı bir insan ya da topluluk
-hiçbir tutarlı gerekçesi olmaksızın- kendisini diğer insanlardan
üstün görür. Bu insanlarda kışkırtılmış bir öfke vardır. Çoğu zaman
şeytanın kışkırtmasının kuvvetiyle, ne uğruna olduğunu kendileri
bile tam olarak bilmeden hayatlarını ortaya koyarlar. Kuran'da ırkçıların
hareketlerindeki öfke ve kışkırtılmışlığa özel olarak dikkat çekilmiştir:
Hani o inkar edenler, kendi kalplerinde, "öfkeli
soy koruyuculuğu"nu (hamiyeti), cahiliyenin "öfkeli soy
koruyuculuğunu" kılıp-kışkırttıkları zaman, hemen Allah; elçisinin
ve mü'minlerin üzerine (kalbi teskin eden) güven ve yatışma duygusunu"
indirdi ve onları "takva sözü" üzerinde "kararlılıkla
ayakta tuttu." Zaten onlar da, buna layık ve ehil idiler. Allah,
her şeyi hakkıyla bilendir. (Fetih Suresi, 26)
Irkçıların kendilerini üstün görerek, diğer insanlara karşı nefret
beslemeleri, şeytanın daha önce değindiğimiz bir başka özelliğini
hatırlatır. Kendisini Hz. Adem'den üstün gördüğü için ona nefret
besleyen şeytanın buradaki zihniyeti, ırkçıların temel yaşam ilkesi
olarak ortaya çıkar. Irkçı toplumların kendilerini üstün görme saplantılarının
altında, kendi fiziksel yapılarını, geçmişlerini, atalarını, soylarını
üstün görmeleri yatar. Soyunu öne sürerek diğer insanlardan daha
üstün olduğunu iddia etmek, dikkat edilirse şeytanın ateşin çamurdan
üstün olduğu iddiasıyla paralel bir mantıktır.
ŞEYTANIN, SAPKINLIKLARINI SÜSLÜ GÖSTERDİĞİ İNSANLAR
İnkarcılar ve müşrikler hak din yerine tercih ettikleri batıl
dine tutkuyla bağlanırlar. Hangi ideoloji veya fikir olursa olsun,
bu batıl dinlere inananlar aslında şeytanın kendilerine süsleyip
çekici gibi gösterdiği cehennem yoluna tabi olurlar.
Şeytanın süsleyiciliği inkarcılar için o kadar etkilidir ki, bu
süse kananlar doğru yolda olduklarını zannederek sapıklığa tutkuyla
bağlanırlar. Kuran'da şeytanın süsleyip çekici kıldığı bir dinin,
Hz. Süleyman devrindeki insanları nasıl etkisi altına aldığı şöyle
bildirilir:
"Onu ve kavmini, Allah'ı bırakıp da güneşe
secde etmektelerken buldum, şeytan onlara yaptıklarını süslemiştir,
böylece onları (doğru) yoldan alıkoymuştur; bundan dolayı onlar
hidayet bulmuyorlar." (Neml Suresi, 24)
Ayette, güneşe tapan bir topluluktan sözedilmekte ve şeytanın
bu sapkınlığı o insanlara süslü gösterdiği bildirilmektedir. Bugün
insanlar güneşe tapmasalar da, bir kişi veya ideolojiye körü körüne
bağlanıp bu sistemin sözde doğrularının takipçisi olurlar. Hz. Süleyman
zamanında güneşe tapanlar ile, bugün İslam'ı terk edip insanlar
tarafından belirlenmiş ideolojilerin takipçisi olanlar arasındaki
benzerlik, her iki grubun da içinde bulundukları durumun kendilerine
şeytan tarafından süslü gösterilmiş olmasıdır.
ALLAH HAKKINDA BİLGİSİZCE TARTIŞANLAR
Cahiliye toplumunun önde gelenlerinin sık sık kullandıkları bir
yöntem vardır. Bu insanlar, hem kendilerini temize çıkarmak ve içinde
bulundukları sapkın durumu meşru göstermek, hem de kendilerine taraftar
toplamak amacıyla din hakkında olmadık yorumlar ve açıklamalar yaparlar.
Kendilerini aydın olarak nitelendiren bir grup önde gelen, bu taktiğe
sık sık başvurur.
Ortak özellikleri kendilerini halktan üstün görmeleridir. Kendilerini
o kadar beğenirler ki Allah tarafından cezalandırılacaklarını bir
türlü kabullenmezler. Allah'ın dininden hem kaçar, hem de başkalarını
alıkoyarlar. (En'am Suresi, 26) Dindar insanları cahil, saf ve küçük
görürler. Kendi kafalarına göre dini yorumlar yaparlar. Bunların
bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
Allah, kimseye zararı olmayan, kendi halinde birisine, üstelik
insanlara yararlı bir kimseyse niye azap versin? (Bu düşüncenin
sahibi bilinçaltında kendisini temize çıkarmaya çalışan birisidir.)
İslam sevgi dinidir, insanları sevdiğin, onlar için birşeyler
yaptığın sürece, Allah'ı da sevmiş, ibadet etmiş olursun.
Çalışmak, insanlara faydalı olmak, iş imkanı sağlamak en büyük
ibadetlerdir.
Ben Allah'ı ve O'nun yarattıklarını seviyorum. O'nun da beni sevdiğini
biliyorum. İlla ki namaz kılmaya, oruç tutmaya gerek yok. Kimseye
bir zararım yokken Allah'ın beni cehenneme atacağına inanmıyorum.
Bu gibi yorumlarla kendi kafalarında uydurdukları dine, kendileri
de inanarak bu sahte dinin propagandasını yaparlar. İnsanları kendisine
kulluk etmeleri için yaratan, her şeyin tek sahibi olan Allah'a
karşı nankörlük edip kendilerini bilmez bir şekilde isyan etmiş
olurlar. Bir Kuran ayetinde bu tip insanlar hakında şöyle denir:
İnsanlardan kimi, hiçbir bilgisi, yol göstericisi ve aydınlatıcı
kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır-durur.
Allah'ın yolundan saptırmak amacıyla "gururla
salınıp-kasılarak" (bunu yapar); dünyada onun için aşağılanma
vardır, kıyamet günü de yakıcı azabı ona taddıracağız. (Hac Suresi,
8-9)
İster sanatçı, ister işadamı, ister politikacı, isterse sıradan
bir insan olsun bu kimseler kendileri gibi azgın ve kaypak olan
şeytanın peşine düşmüşlerdir. Kuran ve dinle hiçbir ilgisi olmayan,
kendi fikir ve sistemlerini meşru göstermek için dini alet eden
ve tarihin her döneminde ortaya çıkan bu insanların hepsi aslında
şeytanın yolunu izlerler. Kuran'da bu insanlar şöyle haber verilir:
İnsanlardan kimi, Allah hakkında bilgisi olmaksızın tartışır durur
ve her azgın-kaypak şeytanının peşine düşer.
Ona yazılmıştır: "Kim onu veli edinirse,
şüphesiz o (şeytan) onu şaşırtıp-saptırır ve onu çılgın ateşin azabına
yöneltir." (Hac Suresi, 3-4)
KURAN'A ŞEYTANIN MÜDAHALESİ OLDUĞUNU DÜŞÜNENLER
Sayıları çok az da olsa bazı sapkın kimseler, fitne çıkarmak ve
bilgisiz insanları İslam'dan uzaklaştırmak amacıyla Kuran vahyine
cinlerin ve şeytanın sözlerinin karıştığını öne sürmüşlerdir. Bu
sapkınların en tanınanı, ünlü Şeytan Ayetleri kitabının yazarı Salman
Rüşti'dir.
Aynı sapkın inanış, peygamber dönemindeki cahiliye toplumunda
da bulunmaktaydı. Hatta o dönemdeki müşrikler peygamberi kahinlik
ve mecnunlukla suçlamışlardır. (Tur Suresi, 29) Çünkü kahinlerin
cinlerden ve şeytandan haber alan, onların etkisi altına giren kimseler
olduklarına inanılırdı. (Mecnun, "cinlenmiş" demektir.)
Yine aynı mantık içinde peygamberi mecnunlukla, yani cinlenmiş bir
deli olmakla itham edenler de olmuştur. Bütün bu sapkın inkarcılara
en güzel cevap yine Kuran'da verilir:
O (Kuran) da kovulmuş şeytanın sözü değildir.
(Tekvir Suresi, 25)
Onu (Kuran'ı) şeytanlar indirmemiştir.
Bu, onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler. (Şuara
Suresi, 210-211)
Ayetin devamında, şeytanların Allah'ın vahyini dinlemelerinin
yasaklandığı ve önlendiği bildirilir:
Çünkü onlar, (vahyedileni) işitmekten kesin
olarak uzak tutulmuşlardır. (Şuara Suresi, 212)
Göğün sınırları da şeytanlardan korunmuştur, bu
sınırlara yaklaşıp kulak hırsızlığı yapmaya kalkanlar (gizlice dinleyip
haber almaya çalışanlar), o anda ateşle cezalandırılırlar. (Hicr
Suresi, 17-18)
Bilindiği gibi şeytan bir cindir ve cinlerin ilahi vahyi dinlememeleri
için çok sert tedbirler alınmıştır. Bu engel Cin Suresi'nde, cinlerin
ağzından şöyle bildirilmiştir:
Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü
koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk.
Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde
otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen
bir şihab bulur. (Cin Suresi, 8-9)
ŞEYTAN GERÇEĞİ TERS YÜZ EDENLERE İNER
Kuran'da, şeytanın üzerlerine indiği ve etkisi altına aldığı kimselerden
söz edilir. Bu kimselerin belirgin özelliği olarak da, yalancı ve
günaha düşkün olduklarından bahsedilmiştir. Farkında olarak veya
olmayarak, bu insanlar şeytana kulak verir, onun talimatları doğrultusunda
hareket ederler. Kuran'da bu konuda şöyle denir:
Şeytanların kimlere inmekte olduklarını
size haber vereyim mi?
Onlar, "gerçeği ters yüz eden", günaha
düşkün olan her yalancıya inerler.
Bunlar (şeytanlara) kulak verirler ve çoğu yalan
söylemektedirler. (Şuara Suresi, 221-223)
Bu ayetlerin hemen ardından Kuran'ın indiği dönemdeki şairlerden
bahsedilmesi dikkat çekicidir:
Şairler ise; gerçekten onlara azgın-sapıklar uyar.
Görmedin mi; onlar, her bir vadide vehmedip duruyorlar,
ve gerçekten onlar, yapmayacakları şeyleri söylüyorlar. (Şuara Suresi,
224-226)
Mekke dönemde şairler toplumu yönlendirme, etkileme ve gündem
belirleme vasfına sahip insanlardı. Yazdıkları şiirler ağızdan ağıza
hızla yayıldığından, bu insanlar bir nevi haber kaynağı işlevi görüyorlardı.
Ancak bu şairlerden çoğu yeteneklerini İslam aleyhine kullanıyor,
insanları hak dinden uzaklaştırmaya çalışıyorlardı.
Ayetten anlaşıldığına göre halkı kandırmak için kullandıkları
yollardan biri de, insanlara boş vaadlerde bulunmaktı. Boş vaadde
bulunmanın şeytanın kullandığı temel bir yöntem olduğu hatırlanırsa
(Nisa Suresi, 120; İbrahim Suresi, 22) bu çevrelerle şeytan arasındaki
ilişki bir kez daha ortaya çıkar.
Aradan yüzyıllar geçmesine rağmen, söz konusu durumda, teknik
bir kaç ayrıntı dışında bir değişiklik olmamıştır. Şairlerin yerini
din karşıtı belirli güç odakları ve bunların güdümündeki bazı kişi
ve kuruluşlar almıştır. Boş vaadler, halkın gözünü boyama, aldatma,
gerçekleri olduğundan farklı gösterme gibi yöntemler de bu çevrelerin
en çok başvurdukları yollardır. Yalan haberlerle gerçekler ters
yüz edilmekte, Allah'ın yolundan insanları alıkoymak için her çeşit
günahın propagandası, dünya tarihinin hiçbir döneminde olmadığı
kadar yoğun ve kapsamlı yapılmaktadır. Müslümanları karalama, onlara
iftiralar atma, İslam'ı yıpratmaya çalışma çabaları da şeytanın
kontrolü altında aynı şekilde sürmektedir.
ATALARIN DİNİ
İslam dinini öğrenmek için en temel kaynak Kuran'dır. Bu yüzden
Şeytan da bazı insanları Kuran'dan uzak tutarak, atalardan gelen,
gelenek ve hurafelerle dolu batıl bir dine yöneltir.
Şeytanın bu tuzağına düşen kimseler Allah'ın vahyine değil, yüzyıllar
boyu birbirine eklenerek gelmiş hurafelere uyarlar. En önemlisi
de bu insanların, batıl dinlerine tutkuyla bağlı olmalarıdır. Şeytan
şuurlarını o kadar kapamıştır ki, Allah'ın indirdiği hak dine davet
edildiklerinde tutumlarını ısrarla sürdürürler:
Onlara; "Allah'ın indirdiklerine uyun"
denildiğinde, derler ki; "hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz
şeye uyarız." Şayet şeytan, onları çılgınca yanan ateşin azabına
çağırmışsa da mı (buna uyacaklar)? (Lokman Suresi, 21)
Örneğin günümüz cahiliye toplumunun, gelenekler ve hurafelerle
dolu dininde, kadın ikinci sınıf bir varlık olarak bilinir. Bu kimseler
erkeğin üstünlüğünü savunup, kadına değer vermezler. Oysa Kuran'da
cinsiyete dayanan bir üstünlük sıralaması yoktur. Kuran'da en üstün
kimselerin takvaca en ileri kimseler oldukları bildirilmiştir. Bu
durum, belirli çevrelerin İslam adı altında, atalarından gelen gelenekleri
yaşadıklarının en açık delillerindendir.
Ataların dinine uyan kimseler uzlaşmaz ve inatçıdırlar. Yapılacak
hiçbir açıklama, atalarından gördükleri geleneksel dini kendilerine
bıraktırmaz. Çünkü Kuran'ın bildirdiğine göre bu kimselerin "akıl
erdirebilmek" gibi bir yetenekleri yoktur:
Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine
uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde
bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının
aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler?
İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka
bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen
ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar,
dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler. (Bakara
Suresi, 170-171)

|