
Gerçek din ahlakını yaşamayan kişiler, kurallarını kendi isteklerine göre şekillendirdikleri "nefse uygun din"i yaşamayı tercih ettikleri için nasıl bir kayıp içindedirler?
Nefsin istekleri, rahatı ve hoşnutluğu üzerine kurulan bu hayat şekli, neden bazı kişilerin zannettiğinin aksine insanları dünyada ve ahirette feraha değil, yıkıma sürükler?
Bir kişinin gerçek İslam ahlakını yaşaması, Kuran ahlakını ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetlerini eksiksiz olarak yaşamasıyla mümkündür. Bazı insanlarsa, belirli zamanlarda Kuran ahlakını ve sünnetleri yaşayıp, bazı zamanlarda da nefislerinin isteklerine uyarak İslam ahlakını yaşadıklarını ve bu şekilde mutlu olacaklarını zannederler. Oysa bu bir aldatmacadır.
Çünkü Allah insanların fıtratını ancak imanı kavradıkları ve Kuran ahlakını tam olarak yaşadıkları takdirde mutlu ve huzurlu olabilecek şekilde yaratmıştır. Allah Kuran'da insanların yarattığı fıtrata yönelmeleri gerektiğini şöyle bildirmiştir:
"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır..." (Rum Suresi, 30)
"Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bir bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?" (Maide Suresi, 50)
Ayette bildirilen bu gerçek, istisnasız tüm insanlar için geçerlidir. İnsan ancak, kendisini yaratan Rabbimiz'e yönelip, Kuran ahlakını tam olarak O'nun sevgisini ve rızasını kazanabileceği şekilde yaşadığı takdirde dünya hayatında güzel bir yaşam sürebilir. Kuran'ın kurtuluşa yönelten yol gösterici özelliği, insanlar üzerinde ancak bu şekilde gerçekleşebilir.
Fakat kimi insanlar, Kuran'a Allah'ın indirdiği şekliyle tabi olmak ve bu nimetten istifade etmek yerine; dini, kendi akılları, nefisleri ya da din ahlakından uzak yaşayan toplumların belirli kuralları doğrultusunda yorumlamaya çalışmaktadırlar. Bu yolla, hak dinden uzaklaşmış farklı ve batıl bir din anlayışının savunuculuğunu yapmaktadırlar. 'Nefse uygun din' olarak da adlandırabileceğimiz bu din anlayışının en önemli özelliği ise, kişilerin nefsi istekleriyle ve dünyadaki menfaat beklentileriyle çatışmayacak bir inanç şekli olmasıdır.
"Nefse Uygun Sahte Din" Planının Aşamaları
Nefse Uymaktan Neden Titizlikle Kaçınmak Gerekir?
Allah Kuran’ın "(Yine de) Ben nefsimi temize çıkaramam. Çünkü gerçekten nefis, -Rabbim'in kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir..." (Yusuf Suresi, 53) ayetiyle, nefsin insanları kötülüğe sürükleyici özelliğini bildirmiştir. Allah "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır" (Enam Suresi, 162) ayetiyle, iman edenlerin hayatlarının her anının, yaptıkları her işin Allah'ın emrettiği şekilde olduğunu bildirmiştir.
Allah'ın rızasını kazanabilmek, kimi zaman kişinin nefsinin rahatından ödün vermesini gerektirebilir. Nitekim Allah Kuran’da dünya hayatının, insanların denenmeleri için yaratıldığını; bu amaçla pek çok olayla sınanacaklarını bildirmiştir:
"O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır." (Mülk Suresi, 2)
İnsan, dünya hayatında muhatap olduğu nimetler ve zorluklar karşısında Kuran ahlakına en uygun şekilde davranmak ve tüm bunlar karşısında büyük bir kararlılıkla Allah'ın rızasını aramakla sorumludur. Allah başka ayetlerde "İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun, onlardan öncekileri sınadık..." (Ankebut Suresi, 2-3) şeklinde bildirmektedir. Nitekim gerçek bir iman, Allah'ın sevgisini, rızasını, dostluğunu kazanabilmek için herşeyi göze almayı gerektirir. Allah'ın rızası ise, gerektiğinde nefsin isteklerini yenmeyi, sabır göstermeyi, bazı konulardan feragat etmeyi ve zorluklara göğüs germeyi gerektirebilir.
Kuran Bilgisi @ 2010 Bu site HARUN YAHYA çalışmalarından faydalanılarak hazırlanmıştır.
Bu sitedeki tüm dökümanları, sitemizi kaynak göstermek şartıyla telif hakkı ödemeksizin çoğaltabilir, yayınlayabilir ve dağıtabilirsiniz.