|
Giriş
İnsan dünyada zaman zaman maddi-manevi çeşitli acı ve
sıkıntılarla karşılaşır. Ancak bunlar arasında öyle bir his vardır
ki bu, belki de hiçbir fiziksel acı ile kıyaslanamayacak kadar şiddetlidir.
İnsanın ruhunda büyük bir sıkıntı oluşturur. Bahsettiğimiz bu his,
"pişmanlık"tır.
Ancak pişmanlığın iki farklı şekli vardır. Allah'a iman eden insanların
yaşadıkları pişmanlık ile, yukarıda tarif ettiğimiz ve inkarcı insanların
yaşadıkları pişmanlık... Bu iki his, birbirlerinden son derece farklıdır.
Müminler her olayın Allah'ın bilgisi ve izniyle gerçekleştiğini,
başlarına ne gelirse gelsin Allah'ın dilemesiyle olduğunu kesin
olarak bilen insanlardır. Bu yüzden de en önemli özelliklerinden
biri tevekküllü oluşlarıdır. İnanan bir insan zorlukla da karşılaşsa,
çok rahat bir ortamda da bulunsa, hiç yapmak istemediği bir hatayı
da işlese tevekküllü davranır. Eğer hatalı bir tavır gösterdiyse
hemen tevbe eder ve Allah'ın kendisini bağışlayacağını umar. Bu
yüzden de yaşamı boyunca, sıkıntılı ve uzun süreli bir pişmanlık
hissine kapılmaz. Müminin hissettiği pişmanlık, onu, hatalarını
düzeltmeye, tevbe ederek böyle bir tavrı bir daha tekrarlamamaya
yöneltir. Yani kendisini düzeltmesine, eksikliklerini tamamlamasına
vesile olur. Asla sıkıntılı, olumsuz bir ruh haline sokmaz, şevkini,
heyecanını, imani coşkusunu azaltmaz, vesvese ve bunalıma sürüklemez.
Allah'a iman etmeyen insanların yaşadıkları pişmanlık duygusu ise
son derece sıkıntılı ve uzun sürelidir. Tevekküllü olmadıkları için
karşılaştıkları zorluklarda, yaptıkları bir hatada müthiş bir iç
sıkıntısı yaşarlar. Hayatları boyunca pek çok olayda "keşke" kelimesini
kullanırlar; "keşke yapmasaydım", "keşke söylemeseydim", "keşke
gitmeseydim"…
Ancak bundan daha önemli bir konu vardır ki, dünyadayken yaşadıkları
bu sıkıntılı pişmanlıktan çok daha büyüğü ahirette karşılarına çıkacaktır.
Dünyada iken dinden uzak yaşayan insanlar, ahirette dünyada yanlış
yola sapmış olarak geçirdikleri her dakikanın an an pişmanlığını
duyacaklardır. Çünkü dünyada defalarca uyarılmış, doğru yola davet
edilmişlerdir. Kendilerine verilen süre içerisinde düşünebilecekleri
ve doğruyu bulabilecekleri çok fazla zamanları olmuştur. Ancak bu
anları hep göz ardı etmiş, uyarıldıklarında dinlememiş ve dünya
hayatının hiç son bulmayacağı gibi bir hisse kapılarak ahireti unutmuşlardır.
Ne var ki, cehennem ile karşılaştıklarında artık geri dönüp telafi
etme imkanı bulamayacaklardır. Allah Kuran'da bu kişilerin ahiretteki
pişmanlık dolu sözlerini şöyle ifade etmiştir:
Gerçekten Biz sizi yakın bir azab ile uyardık.
Kişinin kendi ellerinin önceden takdim ettiklerine bakacağı gün,
kafir olan da: "Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim" diyecek.
(Nebe Suresi, 40)
Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen;
derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimizin
ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık." (Enam Suresi,
27)
Ve derler ki: "Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl
etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık."
(Mülk Suresi, 10)
İşte bu kitabın amacı, "keşke akıl etmiş olsaydık, keşke Rabbimizin
ayetlerini yalanlamamış olsaydık, keşke bizi uyaranların sözlerine
uysaydık, keşke…" diyecekleri ve toprak olarak yok olmayı dileyecek
kadar büyük bir pişmanlık duyacakları böyle bir güne karşı insanları
uyarmak ve henüz telafi imkanı varken Allah için yaşamaya çağırmaktır.
Unutmayın ki, o gün hiç kimsenin pişmanlığı kimseye fayda vermeyecek
ve kişiyi Allah'ın azabından kurtaramayacaktır. Bu pişmanlığı yaşamamanın
tek yolu da henüz vakit varken Allah'a teslim olmak, O'nun emrettiği
şekilde bir hayat sürmektir.
Bu kitap sığınılacak hiçbir yerin ve kurtuluşa dair hiçbir imkanın
olmadığı ahiret azabına karşı bir hatırlatma ve Allah'ın yoluna
bir davettir. Rabbimiz Kuran'da bu gerçeği şöyle hatırlatmıştır:
Allah'tan, geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden
evvel, Rabbinize icabet edin. O gün, sizin için ne sığınılacak bir
yer var, ne sizin için inkar (etmeye bir imkan). (Şura Suresi, 47)

|