|
SAKIN ÇEVRENİZDEKİ CANLILARDAKİ
MUCİZEVİ ÖZELLİKLERİ, MÜKEMMELLİKLERİ ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
Daha önceki bölümlerde detaylı olarak
ele alındığı gibi tek bir hücrenin dahi tesadüfen ortaya çıkması
imkansızdır. Peki tek bir hücre tesadüfen ortaya çıkamıyorken canlılardaki
bu sayısız çeşitlilik tesadüfen ortaya çıkmış olabilir mi? Bu sorunun
cevabı kesinlikle "hayır"dır.
Çevrenizde ne kadar çok çeşitte canlı olduğunu hiç düşünmüş
müydünüz? Gelin birlikte yeryüzündeki canlı çeşitliliğini öncelikle
bitkilerden başlayarak düşünelim. Bazen etrafımızda gördüğümüz,
bazen kitaplarda rastladığımız, bazen de televizyonda belgeseller
seyrederek tanıdığımız bitkileri yeniden gözümüzün önüne getirmeye
çalışalım. Karanfilleri, gülleri, papatyaları, nilüferleri, tropik
bölgelerdeki dev yapraklı ağaçları, kivileri, ananasları, akasya
ağaçlarını teker teker düşünelim. Yaprak yapılarını, lezzetlerini,
renklerini, kokularını, fotosentez yapmalarını, topraktan metrelerce
yukarıya besinlerini taşımalarını ve diğer detay özelliklerini de
hatırlayalım.
 Bu çeşitliliği bir de hayvanlar için düşünelim. Bildiğimiz bütün
hayvanları gözümüzün önüne getirelim. Zürafaları, antilopları, filleri,
tavukları, balık çeşitlerini, atmacaları, serçeleri, tavus kuşlarını,
devekuşlarını, tavşanları, kelebekleri, çeşit çeşit böcekleri düşünelim.
Bu canlıların vücutlarındaki mekanizmaları, yaşadıkları ortamları,
üremelerini, avlanmalarını kendi içinde bölümlere ayırarak düşünelim.
Sadece bu kadarlık bir düşünmeyle bile yaşadığımız dünya
üzerinde inanılmaz bir çeşitlilik olduğunu fark ederiz.
 Allah'ın canlılarda yarattığı çeşitliliğe
bir örnek vermek gerekirse, yalnızca yeryüzünde yaşayan kelebek
türlerinin sayısı "200 bin"dir. Bu türlerin kendi içinde "1 milyon"
kelebek cinsini barındırdığı doğa bilimciler tarafından tespit edilmiştir.
Bunların hepsinin olağanüstü derecede kompleks ve birbirinden farklı
sistemleri vardır, içinde yaşadıkları ortamda gizlenmelerini sağlayan
çok farklı kamujlaj yöntemleri vardır. Kimilerinin üzerine düşmanlarını
korkutmaya yarayan sahte göz şekilleri yerleştirilmiştir.
Bu olağanüstü çeşitlilikteki tasarımı göz önüne alarak düşünün.
Bu kadar çok çeşitteki, üstelik de hepsi birbirinden bu derece farklı
yapılardaki milyonlarca canlının, tesadüfen birbirlerinden türemesinin
imkansız olduğunu ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
Akıl ve vicdan kullanarak canlılardaki çeşitliliği ve mucizevi
özellikleri düşünen bir kişi kolaylıkla bunların nasıl ortaya çıktığı
sorusuna bir cevap bulacaktır. Alemlerin Rabbi olan Allah tüm canlıları
benzersiz bir şekilde yaratmıştır. Allah herşeye hakimdir.
Siz de etrafınızdaki canlılara baktığınızda rahatlıkla
göreceğiniz bu apaçık gerçeği ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O'nun nasıl
bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, her şeyi
yaratmıştır. O, her şeyi bilendir. İşte Rabbiniz olan Allah budur.
O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır, öyleyse O'na
kulluk edin. O, her şeyin üstünde bir vekildir. (En’am Suresi, 101-102)
Bu
çeşitliliğin yanısıra, doğadaki pek çok canlı son derece şaşırtıcı
sistemlere ve kompleks vücut mekanizmalarına sahiptir. İnsanların,
nasıl işlediğini çözmek için uzun yıllar uğraştıkları bu sistemleri,
canlılar ilk yaratıldıkları günden beri kullanmaktadırlar. Bu mekanizmalardaki
olağanüstü tasarımların evrim teorisinin iddia ettiği gibi tesadüflerle
açıklanması ise imkansızdır.
Her canlı bulunduğu ortamda rahatça yaşayabileceği şekilde
özel olarak tasarlanmıştır. Canlıların, bu sistemleri bilinçli olarak
kendilerinin oluşturmalarının imkanı yoktur. Canlılardaki kusursuz
düzenlemeler onların yaratılışlarındaki mükemmellikten kaynaklanmaktadır.
Bu bölümde doğadaki sayısız çeşitliliğe sahip bitkiler
ve hayvanlardaki mekanizmalardan sadece 1-2 örnek verilecektir.
Bunları okurken iyice düşünün, hayvanlardaki ve bitkilerdeki
bu şaşırtıcı mekanizmaların kendi kendilerine oluşamayacak kadar
kusursuz yapılar olduğunu sakın ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
"Hayvanlardaki kusursuz yapılar" dendiğinde akla değişik,
hiç adı duyulmamış canlıların ilginç özellikleri kastediliyormuş
gibi bir düşünce gelebilir. Oysa insanın yanıbaşında olan, her zaman
görmeye alışık olduğu canlılarda da bu kusursuz özellikler mevcuttur.
Çoğu zaman insanın bile başaramayacağı kadar karmaşık işlemler gerçekleştiren
bu canlıların, örneğin bir sineğin ya da bir kuşun vücudunda olağanüstü
bir tasarım vardır. Etrafındaki canlıları dikkatle inceleyen insan
bu tasarımın üstün bir aklın ürünü olduğunu yani bu canlıların yaratıldığını
görecektir.
Örneğin her gün, her yerde görmeye alışık olduğunuz sinekler
uçmak için çok fazla enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu yüzden sineklerin
diğer canlılardan daha farklı bir solunum sistemi vardır. Havadan
aldıkları oksijen vücutlarındaki özel ince hava tüpleriyle hücrelere
doğrudan ulaştırılır. İşte bu sayede aşamasız ve kesintisiz olarak,
çok süratli ve verimli bir şekilde oksijenin yanması sağlanır. Bu,
sineğin sahip olduğu mucizevi özelliklerden sadece bir tanesidir.
Sinekler buna benzer daha pek çok yaratılış mucizesi ile donatılmışlardır.
Allah sineğin yaratılışındaki üstünlüğe bir ayetinde şöyle dikkat
çekmektedir:
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu
dinleyin. Sizin, Allah’ın dışında tapmakta olduklarınız –hepsi bunun
için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar.
Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar.
İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)
Bir de arıları düşünelim. Arıların bal ürettikleri, altıgen
hücrelerden petekler yaptıkları, toplu halde kovanda yaşadıkları
herkes tarafından bilinir. Oysa arıların sahip oldukları özellikler
sadece bunlarla sınırlı değildir. Balarıları için yaşadıkları kovanın
bakımı çok önemlidir. Kovandaki ısının sabit tutulması, kovanın
temizliği ve güvenliği gibi ihtiyaçların tümü işçi arılar tarafından
karşılanır. Balarıları dışarının ısısı ne olursa olsun kovanın ısısını
her zaman sabit tutarlar, özellikle kuluçka odalarının sıcaklığına
çok dikkat ederler. Sabah vakitlerinde hava soğuk olduğunda işçiler
petek çevresinde kümelenirler ve vücut sıcaklıkları ile yumurtaları
ısıtırlar. Gün ilerledikçe ve hava ısınmaya başladıkça arılar tarafından
sıkıca örülen küme yavaş yavaş dağılır. Eğer sıcaklık daha fazla
artmaya devam ederse, işçilerin bir bölümü kanatlarını yelpaze gibi
kullanmaya başlarlar. Bu havalandırma işlemini, kovanın girişine
ve peteklerin üzerine doğru yönlendirerek kovan ısısını düşürmeye
çalışırlar. Çok sıcak bir gündeyse bu işlem yeterli olmayacağı için
arılar daha şiddetli bir soğutma yöntemi kullanmak zorundadırlar.
Böyle durumlarda, sulandırılmış bal damlalarını boş hücrelerin ağızlarına
yerleştirirler. Kanatları ile oluşturdukları hava akımı bu damlaların
içerisindeki suyu buharlaştırır. Bu soğutma sistemiyle kovanın ısısı
kısa sürede eski haline döner.
Her an çevremizde gördüğümüz bu canlılarda kusursuz bir
tasarım ve bilinçli davranışlar vardır. Üstelik burada sözünü ettiğimiz
özellikler, canlılardaki olağanüstü yönlerin çok küçük bir bölümüdür.
Düşünen bir insanın bu özelliklerde kolaylıkla görebileceği üstün
akıl ve plan, bize tüm doğaya hakim olan Yaratıcı’nın yani Allah’ın
varlığını ispatlayan APAÇIK bir delildir. Tüm canlılar Allah’ın
ilhamıyla hareket etmektedirler.
 
Günümüz teknolojisinin henüz ulaşamadığı hedefe, var oldukları
günden beri ulaşmış olan ateşböcekleri.
|
Ama insanların çoğu bunları hiç düşünmezler ya da düşündüklerinde
bu canlıların yaptıkları işlerdeki mucizevi yönü görmezden gelirler.
Ama siz Allah’ın yaratışındaki bu üstünlüğü ve benzersiz sanatı
ve bu canlıların Allah’ın ilhamıyla hareket ettiklerini SAKIN ANLAMAZLIKTAN
GELMEYİN.
Allah, yaratma sanatındaki üstünlüğü ve benzersizliği,
çok sık gözlemleyemediğimiz canlılarda da bizlere göstermektedir.
Buna çok çarpıcı bir örnek olarak Sibirya Semenderleri’ni verebiliriz.
Donmuş toprakların metrelerce derinliklerinde yıllarca kalabilen
Sibirya Semenderleri’nin, hava şartlarının iyileşmesiyle birlikte
buzları çözülür ve normal yaşamlarına dönerler. Bu canlıların -50
derece ısıda bile yaşayabildiği saptanmıştır. Sibirya Semenderleri
bu özelliklerini, kendi vücutlarında ürettikleri ve dondurucu soğuklarda
kendilerini donmaktan koruyan antifiriz benzeri bir maddeye borçludurlar.
Antifiriz maddeleri semenderlerin kanındaki hücrelerde bulunan suyun
yerine geçerek, dokuların keskin buz kristallerinden zarar görmesini
önler.
Ateş böceklerinin verdiği ışığın en önemli özelliği,
ateşle ve sıcaklıkla ilgisinin olmamasıdır; buna "soğuk ışık" denir.
Bu, günümüzdeki aydınlatma teknolojisinin ulaşmaya çalıştığı bir
hedeftir. Normal bir ampul, elektrik enerjisinin ancak %3-4'ünü
ışığa dönüştürüp, kalan kısmını ısıya dönüştürür. Ateşböcekleri
ise yüzde yüz bir verimle ışık üretirler.
Denizaltılarda bulunan dalış tankları suyla dolunca gemi
sudan daha ağır hale gelir ve dibe dalar. Eğer tanktaki su, basınçlı
hava ile boşaltılırsa, denizaltı tekrar su yüzüne çıkar. Nautilus
adı verilen bir deniz hayvanı da aynı yöntemi kullanır. Nautilus’un
vücudunda 19 cm. çapında salyangoz kabuğu biçiminde spiral bir organ
vardır. Bu organda birbiriyle bağlantılı 28 tane "dalış hücresi"
bulunur. Peki ama, Nautilus suyu boşaltmak için gerekli basınçlı
havayı nereden bulur? Nautilus, bunun için biyokimyasal yoldan özel
bir gaz üretir ve bu gazı kan dolaşımı ile hücrelere aktararak hücrelerden
suyun çıkmasını sağlar. Bu şekilde avlanırken ya da düşmanlarından
kaçarken yükselmek ya da dibe batmak için gerekli miktarda suyu
dışarı pompalayabilmektedir. Bir denizaltı sadece 400 metre dibe
batabilirken, Nautilus için 4000 metre derinliğe dalmak son derece
kolaydır.
Soğutma sistemlerini ilk keşfedenler insanlar değildir.
Sıcakkanlı her canlı, ısı kontrolü için birçok mekanizmaya sahiptir.
Afrika’nın hızlı koşan ceylanı, sık sık düşmanlarından kaçmak için
koşmak zorunda kalır. Bu sürat koşusu ceylanın vücut ısısını yükseltir.
Fakat ceylanın hayatta kalabilmesi için beyninin vücudundan daha
serin tutulması gerekir.
Ceylan beynini serin tutmak için, başının sağ tarafında,
kendine has bir soğutma sistemine sahiptir. Ceylanların ve benzer
hayvanların, soluk alma kanallarının ardında uzanan, büyük kan birikintilerinin
içerisinden yayılan yüzlerce küçük atardamar vardır. Soluklanmış
hava buruna ait bu gölcüğü soğutur, bu yüzden küçük atardamarların
içerisinden geçen kan soğumuş olur. Sonra küçük atardamarlar kanı
beyne taşıyan tek bir kan damarı içerisinde biraraya gelirler. Beynin
soğutulması için bu sistem olmasaydı ceylan da hayatını devam ettiremezdi.
Baykuşlardaki görüş derinliği, bütün yırtıcı kuşlarda
olmakla birlikte, hiçbir kuş bu konuda baykuş kadar iyi donanımlı
değildir. Baykuşların bazı türleri, görüş alanlarını genişletmek
için, başlarını 180 derece döndürüp tam arkalarını görebilecek bir
yapıya sahiptirler. Bu kolaylık, sadece yırtıcı hayvanlardan korunmalarını
değil, aynı zamanda avlarının yerini doğru saptamalarını sağlar.
Baykuş gözlerinin belki de en olağanüstü özelliği büyüklükleridir.
Yüzün büyük bir kısmını kaplayan bu kocaman gözler birbirlerinden
çok ince bir kemikle ayrılmıştır. Bunun sonucu olarak, göz boşluğuna
sıkıca yerleşen gözler, göz kasları için hemen hemen hiç yer bırakmazlar.
Birçok baykuşun gözü yerinden oynamadığından bu kuşlar değişik yönlere
dönmek için oldukça esnek olan boyunlarını kullanırlar.
Baykuş, avının yerini saptar saptamaz, en sessiz şekilde
onun üzerine atılmalıdır. Ama kuşların çoğu uçarken bir ses çıkarırlar.
Örneğin havada uçan bir kuğunun kanat hışırtısı çok uzaklardan duyulabilir.
Birçok büyük kuşun kanatları da uçarken ses çıkarır. Gürültülü kanatlarsa,
bir gece avcısı için avının olası bir saldırıyı fark etmesine yol
açacağı için açık bir dezavantajdır. Ama bu problem gece avlanan
baykuşlara özel tüy yapısıyla çözülmüştür. Baykuşun tüyleri yumuşaktır,
uçmasını sağlayan güçlü kanat tüylerinin uçları ise püskülümsü bir
yapıya sahiptir. Kanat tüylerinin kadife yumuşaklığındaki yüzeyleri,
sesi etkili bir biçimde boğarak baykuşun sessiz uçmasını sağlar.
Çıngıraklı yılanlar ısıya duyarlı özel gözleri ile zifiri
karanlıkta bile fare, sıçan gibi sıcakkanlı avları bulabilirler.
Yılanın 15 cm. yakınında bulunan küçük bir fare, çevresindeki havada
yalnızca 0.005 derece gibi son derece az, hatta hissedilmeyecek
bir sıcaklık değişimi yarattığı halde, yılan tarafından kolayca
fark edilir. Yılan, beynine ulaşan avıyla ilgili bilgiyi, saniyenin
1/20'si kadar kısa bir sürede alıp, değerlendirip tepki gösterebilir.
1 saniyenin, insan gözünün yavaşça açılıp kapanması kadar kısa bir
zaman olduğu düşünüldüğünde yılanın akıl almaz hızı daha net anlaşılabilir.
Avının yerini hiç şaşmadan bulan çıngıraklı yılan, şaşırtıcı bir
isabet yeteneğiyle saldırır ve zehirli dişleriyle hayvanı öldürür.
Su samurları kürklerini ayaklarıyla tararlar, bu sayede hem kürklerini
temizlerler, hem de derilerindeki yağ ile kürklerini tımar etmiş
olurlar. Samurlar bu işlemle hava kabarcıklarını kürklerine emdirirler;
bu onların kürklerini havalandırmak için kullandıkları tek yöntemdir.
Pasifiğin dondurucu soğuğundan korunabilmelerinde kalın derilerinin
kabarcık tutma kapasitesinin fazlalığı çok önemlidir. Derilerindeki
bu su kabarcıkları onları donmaktan korur. Eğer su samurlarının
kılları keçeleşirse (çoğu zaman petrol atıkları buna sebep olabilir)
hayvan çok kısa bir sürede donarak ölür.
Antartika bölgesinde yaşayan Wedel türü ayıbalığı denizin
sekiz aydan fazla süre buzla kaplı kaldığı, hava sıcaklığının –56
dereceye, su sıcaklığınınsa -26 dereceye dek düştüğü sert kışlarda
bile bu koşullara dayanabilir. Ayıbalıkları, çok derinlere daldıklarında
yoğun ve ani basınç değişimi yüzünden oluşan vurgundan etkilenmezler.
Çünkü uzun süreli dalışlarında su altına girmeden önce birkaç küçük
dalış yaparlar. Kaburga kemiklerini ve diyaframlarını açıp kapayarak
ciğerlerindeki havayı dışarı atarlar ve ciğerlerini de kapatırlar.
Bir süre sonra ciğerlerinde hiç hava kalmadığından azot eriyerek
kana karışmaz ve yaşamsal sorunlar da böylece önlenmiş olur. Ayıbalıklarının
solunum borusu çoğu memelininkinin tersine yuvarlak değil, düz-oval
biçimlidir ve yüksek basınç altında hemen kapanabilmektedir. Aynı
şekilde kulaklardaki hava boşlukları da dış basınç belli bir noktaya
eriştiğinde şişip burayı tıkayan kan damarlarıyla örülmüştür. Bu
yapılar ayıbalıklarına, ağır koşullarda yardımcı olan avantajlardır.
Sinek kuşunun kalbi gün boyunca saniyede 500 ile 1200 kez çarpar.
Gece ise kalbi öylesine yavaşlar ki görünüşte sanki nabzı durmuştur
ve hatta kuş nefes almıyor gibidir. Bunun benzerini kış geldiğinde
kirpiler de yapar. Bu, onların kış uykusudur. Sinek kuşu ise her
yıl 365 kez kış uykusuna yatmak zorundadır.
Burada verilen örnekler yeryüzündeki canlıların çok kısıtlı
bir bölümüdür. Ama yalnızca bu örneklere bakarak bile tüm canlılarda,
her ayrıntısında bir bilgi ve tasarım olan mekanizmaların bulunduğu
görülebilir. Bir canlının donmamasını sağlayacak antifiriz üreten
sistemden, görüş derinliği veren göz yapısına, canlının bulunduğu
yerle çok kısa sürede adeta bir bütün haline gelmesini sağlayan
renk değiştirme yeteneğine kadar tüm bu mekanizmaların kaynağı elbette
rastlantılar değildir. Rastlantılar şuur gösterip plan yapamaz.
Bu canlılar bir şuur sahibi tarafından özel olarak tasarlanmışlardır
diğer bir deyişle bu canlılar yaratılmışlardır. Herşeyden haberdar
olan, herşeye hakim olan Allah bu özellikleri onlara vermiştir.
O’nun yaratmasında sonsuz bir sanat ve ilim vardır. Allah kusursuzca
yaratandır.
Öyleyse siz de bu mucizevi sistemlerin ancak ve ancak
Allah'ın üstün tasarımının ürünü olduklarını ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.
Bir bitkiyi elinize alın ve yapraklarına bakın. Yapraklarının
dizilişini, rengini, parlaklığını inceleyin. Nasıl olup da metrelerce
yükseklikteki ağaçların tepesindeki yaprakların dahi her zaman yemyeşil
kalabildiklerini bir düşünün. Sonra başınızı çevirip gökyüzünde
uçan kuşlara bakın, bir tüyü elinize alıp inceleyin, hatta bu incelemeyi
mikroskopla yapın. Kuşlara kusursuz bir uçuş yeteneği veren tüyün
içindeki yüzlerce küçük çengeli ve bu çengelleri birbirine bağlayan
yüzlerce küçük menteşeyi bir de kendiniz görün.

Tek bir kuş tüyü, tesadüflerle izah edilemeyecek kadar mükemmel
bir tasarıma sahiptir.
|
Bu örneklerin sayısını artırarak ve çok farklı yönlerden
yaklaşarak daha pek çok canlıyı inceleyebiliriz. Onlardaki detaylı
tasarımı görebiliriz. Peki bu özellikler nasıl ortaya çıkmıştır?
Canlılardaki bu detaylı tasarım rastgele gelişen tesadüfler sonucunda
meydana gelmiş olabilir mi?
Bu soruların cevabını da yine sorular sorarak verelim.
Bir uçak bilinçli bir müdahale olmadan, tesadüfen oluşabilir mi?
Peki ya bir fabrika, tuğlaların rastgele üstüste dizilmesiyle ortaya
çıkabilir mi? Elbette ki hayır. Kompleks yapılara sahip olan bu
teknoloji ürünleri ancak akıl sahibi insanlar tarafından tasarlanır
ve üretilirler. Aynı şekilde doğadaki canlıların tümünde görebildiğimiz
kusursuz tasarım da üstün bir aklın ürünüdür. Bu APAÇIK bir gerçektir.
Fransız Bilimler Akademisi’nin eski başkanı olan ünlü
Fransız zoolog Pierre Grasse, tesadüflerin canlılığın ortaya çıkışını
açıklayamayacağı gerçeği ile ilgili şunları söylemektedir:
Tek bir bitki, tek bir hayvan, binlerce ve binlerce tam
olması gerektiği şekilde faydalı tesadüflere maruz kalmalıdır. Yani
mucizeler sıradan bir kural haline gelmeli, inanılmaz derecede düşük
olasılıklara sahip olaylar kolaylıkla gerçekleşmelidir. Hayal kurmayı
yasaklayan bir kanun yoktur, ama bilim bu işin içine dahil edilmemelidir.
Grasse'nin de söylediği gibi dünya üzerindeki canlı varlıkların
tesadüflerle oluşması ancak bir hayal ürünü olabilir.
CANLILAR TESADÜFEN ORTAYA ÇIKMAMIŞLARDIR. Üstün güç sahibi
bir Yaratıcı yani alemlerin Rabbi olan Allah tarafından yaratılmışlardır.
Artık tüm dünyanın fark ettiği bu apaçık gerçeği siz de ANLAMAZLIKTAN
GELMEYİN.
Doğadaki canlılarda gördüğümüz üstün akıl, tasarım ve
düzen tüm evrene de hakimdir. İçinde yaşadığımız dünyadan, uzaydaki
diğer tüm gök cisimlerine kadar yine kusursuz bir planlama görülmektedir.
Üzerinde yaşadığımız dünya içiçe geçmiş sistemlerin işlediği
çok özel bir gezegendir. Canlıların yaşayabilmesi için, çok hassas
dengelerle birlikte, özel olarak tasarlanmıştır. Evrendeki diğer
gezegenlerle dünya arasında bir karşılaştırma yapıldığında bu gerçek
daha net görülür. Üzerinde yaşam olan tek gezegen dünyadır.
Dünyanın kendi etrafındaki dönüş hızı, güneşe olan uzaklığı,
atmosferindeki dengeler, ekseninin eğik olması, diğer gezegenlerin
aksine suyun sıvı halde sürekli olarak bulunması ve bunlara benzer
daha pek çok denge, dünyayı diğer gezegenlerden farklı kılar. Dünyadaki
yaşamın sürekliliği açısından bu dengeler son derece önemlidir.
Örneğin canlı yaşamı için mutlaka gerekli olan dünyanın atmosferi
yalnızca insanın değil, yeryüzündeki tüm canlıların yaşamaları için
gereken gazları en uygun oranlarda içerir. Atmosferin karışımında
%77 oranında azot, %21 oranında oksijen, %1 oranında karbondioksit
ve diğer gazlar bulunur. Bu oranlar canlıların ihtiyaçları için
gereken en ideal değerlerdir. Bu gazlardan birini, örneğin oksijeni
ele alalım.
 
Güneş sistemimizde yaşamaya elverişle yegane gezegen Dünya'dır.
Bu gezegen üzerinde yaşamın var olabilmesi için gereken her
şart çok hassas dengelerle sağlanmıştır.
Üstteki resimlerde görülen
Mars gezegenlerle Dünya karşılaştırıldığında insan ne kadar
özel tasarlanmış bir mekanda yaşadığını rahatlıkla anlayabilir.
|
Eğer oksijenin atmosferdeki oranı %21'den fazla olsaydı
canlı hücreleri kısa süre içinde hasar görürdü. Ayrıca canlılık
için gereken bitki örtüsü ve hidrokarbon molekülleri de tahrip olurdu.
Eğer bu oran daha az olsaydı solunum yapmamız zorlaşır ve aldığımız
gıdaların enerjiye çevrilmesi mümkün olamazdı. Görüldüğü gibi %21'lik
oksijen oranı, canlılık için belirlenmiş en ideal orandır. Aynı
şekilde havadaki karbondioksit oranının şimdikinden daha fazla olması
yeryüzünün aşırı ısı tutarak canlılığı tehdit eden bir sıcaklığa
ulaşmasına, daha az olması ise güneş ısısının depolanamayıp gece
ile gündüz arasında çok büyük ısı farklılıklarının oluşmasına ve
geceleyin "0"ın altında çok düşük sıcaklıklara varan bir ısı azalmasına
sebep olurdu. Havadaki azotun oranı ise oksijenin yakıcı etkisinin
en mükemmel biçimde dengelendiği ve canlılığın devamı için gereken
en uygun değerdedir.
Bu oranların sabit kalması da yine dünyadaki başka bir
önemli denge unsuru ile sağlanmaktadır. Yeryüzündeki bitki örtüsü,
fotosentez yolu ile karbondioksidi oksijene çevirerek her gün yaklaşık
200 milyar ton oksijen üretir.
Dünyanın kütlesi de atmosferin uzaya dağılıp gitmesini
engellemek için gereken en ideal ölçüye sahiptir.
Atmosferdeki bu dengeler sağlanırken aynı zamanda dünya
yüzeyindeki ısının da kontrol altında tutulması gerekmektedir. Bu
kontrol dünyanın güneş etrafındaki yörüngesinin sabit olmasına,
güneşin büyüklüğüne, dünyanın dönüş hızına, dünya ekseninin eğikliğine
bağlıdır.
Bunlarla birlikte dünyadaki yaşamın devamlılığı için
gereken daha pek çok denge vardır.
Örneğin, yerçekimi kuvvetinin şu anki gücü, tam olması
gereken ölçüye sahiptir. Eğer yerçekimi kuvveti şu ankinden daha
güçlü olsaydı atmosfer çok fazla amonyak ve metan gazı biriktirirdi
ki bu da yaşamın sonu demek olurdu. Aksine eğer yerçekimi daha zayıf
olsaydı, atmosfer çok fazla su kaybeder o zaman da canlıların yaşaması
mümkün olmazdı.
Yerkabuğunun ve ozon tabakasının kalınlığı, dünya üzerindeki
su ve azot döngüsünün sağlanması, dağların varlığı, atmosfer tabakasının
koruyucu özelliğe sahip olması ve bunlara benzer daha pek çok denge
yeryüzündeki canlılığın devamlılığı açısından olması zorunlu dengelerdir.
İnsanların çoğu ise, atmosferin gaz bileşimindeki, dünyanın
güneşe olan uzaklığındaki veya gezegenlerin hareketlerindeki hassas
dengelerin, ince ayarların bilincinde olmadan yaşamlarını sürdürürler.
Bu dengelerin ve ayarların kendi yaşamları açısından ne kadar büyük
önem taşıdığını bilmezler. Oysa bunlardan herhangi birinde meydana
gelecek çok küçük bir değişiklik bile insanın varlığı, dünyadaki
canlılığın devamı açısından çok büyük sorun oluşturacaktır. Üstelik
burada bahsettiklerimiz var olan milyonlarca dengeden sadece birkaç
tanesidir. Ama yalnızca bu birkaç dengenin bile üstün bir aklın
ve ilmin ürünü olduğu APAÇIK bir gerçektir.
Öyleyse bu kadar hassas dengelerin tesadüfen oluşamayacağını,
ancak üstün güç sahibi Allah tarafından bu düzenin kurulabileceğini
SAKIN ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN.

|