|
SAKIN BU DÜNYADA UZUN SÜRE
KALMAYACAĞINIZI ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
Dünya üzerinde güzel olan, sağlam olan ne varsa bir gün
gelir bozulur, çürür veya eskir. İnsanın da sonu böyledir ve bundan
kaçış mümkün değildir. İnsan doğduğu andan itibaren geri dönüşü
mümkün olmayan bir yaşlanma, ölüme doğru ilerleme sürecine girer.
Bu apaçık gerçeği herkes bilir ama buna rağmen insanlar kendilerini
gündelik yaşamın akışına kaptırmaktan alıkoyamazlar. Dünyanın geçici
süslerine hak ettiğinden fazla değer verir, tutkuyla bağlanırlar.
Oysa bu bağlılıklarının bir anlamı yoktur. Çünkü dünyadaki
yaşamın bir sonu vardır. Sonu olmayan yaşam ise ahiret hayatıdır.
Sonsuz bir hayata karşılık dünyanın tükenecek yararının peşinde
koşmanın akılcı bir tavır olmadığı da kesindir. İnsanın tüm bunları
anlamamazlığa gelerek dünyaya yönelik yapacağı her hareket, onu
ahirette telafisi mümkün olmayan bir pişmanlığın içine sokacaktır.
Siz bu sonsuz pişmanlıktan kaçının ve dünyadaki hayatınızın bir
gün mutlaka son bulacağı APAÇIK bir gerçekken sakın bunu anlamazlıktan
gelmeyin.
Günlük işlerine dalarak ölümü düşünmeyen insanlar, beraberinde
çok önemli bir gerçeği daha göz ardı etmektedirler. Dünyadaki hayat
inanılmaz derecede kısadır. Sevdiğiniz ve sahip olduğunuz şeyleri
şöyle bir gözünüzün önüne getirin. Hepsi kısa sürede eskimiş, çürümüş,
bozulmuş, yok olmuştur. Sevdiğiniz kişiler birer ikişer ölmüşlerdir,
eşyalar kırılıp dökülmüşlerdir. Evler, binalar eskimiş, yıkılmış,
giysiler sökülmüş, yırtılmışlardır. Kısacası sahip olduğunuz herşey
hızla bozulmaya uğramıştır.
Dönüp arkanıza baktığınızda, zamanın müthiş bir süratle
geçişinden dolayı hiçbir şeyden tam tatmin olamadığınızı görürsünüz.
Belki belli bir zamana kadar bu gerçeği fark edememiş de olabilirsiniz.
Ama bu keskin gerçeği anlamaya başlayan bir insan artık herşeyi
daha akılcı düşünmeli, kendisini ve herşeyi yaratan Allah’ın insanlardan
istediklerini öğrenmeli, hayatını da buna göre düzenlemelidir. En
başta dünyada kendisine herşeyi veren, ahirette ise sonsuza kadar
verecek olan Rabbini hoşnut etmeye çalışmalıdır. Çünkü bu gerçeği
anlamazlıktan gelip kısacık dünya hayatlarını sorumsuzca tüketen
inkarcılar, ahirette şiddetli bir şaşkınlık yaşayacaklardır. Diriltilip
Allah’ın huzuruna getirildiklerinde dünyada çok kısa bir süre kaldıklarını
anlayacaklardır. Bu gerçek Kuran'da şöyle bildirilmiştir:
Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar
kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık,
sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten
bir bilseydiniz," (Mü’minun Suresi, 112-114)
İşte bu yüzden hayatın çok kısa olduğunu anlamazlıktan
gelip, bu kısa ömürlü şeylere bu kadar bağlanmayın. Bu dünyadaki
eksikliklerin cennete özlem duymanız için verildiğini bilin ve asıl
gerçek yurda, sonsuz olan herşeyin bulunduğu ahirete hazırlık yapın.
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, (eğlence
türünden) tutkulu bir oyalanma”, bir süs, kendi aranızda bir
övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'rlerin)
hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı
kesilmiş sonra o , bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli
bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza vardır).
Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.
Allah insanı en güzel surette yaratmıştır. Ama son derece
hikmetli bir şekilde insanı türlü acizliklerle birlikte yaşatmaktadır.
Böylece insan, Rabbine karşı olan acizliğini anlasın, bu dünyaya
hırsla bağlanıp kalmasın.
Ne kadar güzel, ne kadar zengin olursa olsun, her insan
birbirinin benzeri acizliklerle ömrü boyunca içiçedir. Her insan
susar, acıkır, yorulur. Üstelik sürekli temizlenmek zorundadır.
Sadece temizlik bile insana ne kadar acizlik içinde olduğunu gösteren
çok önemli bir olaydır. İnsanın yaptığı temizliğin geçici olması,
sürekli tekrarlanmak durumunda olması çok özel bir durumdur. Mesela
bir gül düşünün; toprağın içinden çıkıp dışarıda yetiştiği, toz,
duman, pislik gibi türlü etkilere maruz kaldığı halde tertemizdir,
son derece güzel kokar. Bunun için "temizlik" yapması gerekmez.
O güzel kokusunu da hiçbir şekilde kaybetmez. Oysa insan için durum
hiç de böyle değildir. Onun türlü önlemlerle elde ettiği "temizlik"
geçicidir. Türlü çabalarla, birtakım takviyelerle elde ettiği güzel
kokusu da hiçbir zaman sürekli değildir.
Hastalıklar da insanın aczini göstermesi açısından çok
önemli örneklerdir. İnsan vücudu Allah tarafından son derece kusursuz
sistemlere sahip olarak yaratıldığı halde ufacık bir virüse yenik
düşmekten kurtulamaz. Tıbbın imkanları ne kadar seferber edilirse
edilsin, ufacık bir yaradan vücuda girebilecek bir mikrop, insanı
sakatlığa veya ölüme götürecek sonuçlar doğurabilir. Veya bedenin
içinde aniden isyan eden bir hücre kanser meydana getirebilir. Üstelik
bundan insanın haberi olduğunda son derece geç kalınmıştır. Bir
sabah kalktığında ciddi bir kanser hastalığıyla karşı karşıyadır
ve artık kurtuluş imkanı yoktur.
  
Dünya üzerinde herşey eskir, bozulur,
çürür, yok olur. Doğadaki herşey solar, çerçöp olur. En ihtişamlı
mekanlar bir gün harabe halini alır. İşte bu gerçekleri düşünün
ve Allah'ın bu görüntüleri dünyaya bağlanıp ahireti unutmamıza
engel olmak için size gösterdiğini sakın anlamazlıktan gelmeyin.
|
Kazalar da aynı şekilde, insanın her an başına gelebilecek
olaylardır. Ne kadar kendinden uzak görürse görsün bir insanın ayağının
dolanıp merdivenden düşmesi, sonucunda da sakat kalması, boğazına
bir şey takılıp boğulması, çok sık olan trafik kazalarından birinde
kendisinin de yaralanması basit sebeplere bağlı, her an olabilecek
olaylardır. Böyle pamuk ipliğine bağlı, türlü acizlikler içinde
hayatını sürdüren bir insan, Allah'a karşı olan muhtaçlığını anlamazlıktan
gelmemelidir. Tüm bunları iyice düşünüp fark eden bir kişinin dünyaya
bağlılık göstermesi de mümkün değildir.
Bu yüzden siz de düşünen bir insan olarak bedeninizin
Allah tarafından dünyaya bağlanmayı engelleyecek acizliklerle birlikte
yaratıldığını anlamazlıktan gelmeyin. Hepsi birer hatırlatma, öğüt
ve uyarı niteliği taşıyan bu olaylardan ve durumlardan kendinize
gereken payı çıkartın. Ve hiçbir aczin, zorluğun, hastalığın, sıkıntının
olmadığı cennet hayatını isteyip orası için çalışın.
 
Her gün gazetelerde onlarca kaza haberi çıkar. Unutmayın ki
bu haberlerden birinde bir gün sizin veya bir yakınınızın
isminin yer almaması için hiçbir neden yoktur.
|
Yaşlılık insanların hiç düşünmek istemedikleri, özellikle
gençlik dönemlerinde hiçbir zaman konusunu dahi etmedikleri ama
her insanın uğrayacağı kaçınılmaz bir sondur. Yaşlılığın insanlar
üstündeki bedenen ve zihnen oluşturduğu etkileri ne yaparsa yapsın
hiç kimse engelleyememiştir. Zengini de, fakiri de, güzeli de, çirkini
de zaman hızla ilerledikçe yaşlanır.. Senelerin etkisi insanın aynaya
baktığında rahatlıkla görebileceği kadar açıktır. Gençlikteki gergin
ve parlak deri, artık kırışmaya başlamıştır ve o parlaklığını yitirerek
rengi de solmuştur. Göz ve ağız kenarlarındaki belirgin çizgiler,
kırışmayı en çok gösteren yerlerden biridir, ellerin ve boynun durumu
ortadadır. Kemikler de eskisi gibi sağlıklı ve sağlam değildir,
ayrıca hafızanın eski gücü de yoktur. Bunlar yaşlılık halinin kaçınılmaz
gerçekleridir ve insan düşünmekten kaçsa da, onun peşini bırakmaz.
Allah bir ayetinde yaşlılık için şöyle demektedir:
Allah sizi yarattı, sonra sizi öldürüyor, sizden
kimi de, bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna
(yaşlılığa) geri çevrilir. Şüphesiz, Allah bilendir, herşeye güç
yetirendir. (Nahl Suresi, 70)
Sakın eninde sonunda bir gün bu insanlar gibi yaşlanacağınızı
ve fiziksel gücünüzü yitireceğinizi anlamazlıktan gelmeyin. Ve bu
gerçeği kendinizden çok uzak görmeyin.
 İnsan yaşlılıkla
birlikte gençken sahip olduğu tüm gücünü ve kabiliyetlerini yitirmeye
başlar. Belirli bir yaştan sonra oluşan fiziksel ve zihinsel çöküş
insanı adeta bir çocuk haline getirir. Aslında Allah dileseydi insana
ölümden önce yaşlılığı yaşatmayıp son derece güçlü ve genç bir şekilde
kalmasını sağlayabilirdi. Fakat Allah insana dünyanın geçiciliğini,
yaşlılığı ve beraberinde gelen eksiklikleri de yaşatarak hatırlatmaktadır.
Bu apaçık gerçekler karşısında dünyaya bir bağlılık göstermeyen
insan, asıl yurt olan ahiret için bir hazırlık yapacaktır.
Siz de eninde sonunda bir gün yaşlanacağınızı, cildinizin
kırışacağını, fiziksel fonksiyonlarınızın zayıflayacağını, üstelik
zihninizin de yaşlılığın etkilerine maruz kalacağını sakın anlamazlıktan
gelmeyin. Ve yaşınızın ilerlemesini beklemeden, fiziksel ve zihinsel
bir güce sahipken bu gerçeği fark ederek ahiret için hazırlık yapmaya
başlayın.
Dünya biz ne kadar farkında olmasak da dışarıdan ve içeriden
bir çok tehdit unsuruyla doludur. Uzayda hızla ilerlerken karadelikler,
meteorlar, kuyruklu yıldızlar gibi bazı tehditlerle karşı karşıya
olan dünya, yerin derinliklerine inildiğinde binlerce derece sıcaklıktaki
bir katmanı içinde barındırır. Tüm bu tehditlerin dışında, atmosferde
fırtınalar, hortumlar, rüzgarlar gibi büyük zararlara sebep verebilen
olaylar da gerçekleşebilmektedir.
İşte bu olaylar dünyada zaman zaman etkili olduğunda
birtakım doğal afetler meydana gelir. Bu afetler büyük can ve mal
kaybına sebep olabilir. Başta depremler olmak üzere, seller, volkan
patlamaları, hortumlar, fırtınalar birbirinden farklı etkilere sahip
olaylardır. Fakat her biri kısa sürede bir şehri ortadan kaldırabilir,
canlıları yok edebilir, çok büyük maddi hasarlar meydana getirebilirler.
Kimse de bu afetleri engelleme gücüne sahip değildir.
Bu gerçeği bilmelerine ve sık sık bu tür olaylara şahit
olmalarına rağmen insanlar bu konuları anlamazlıktan gelirler. Oysa
bu afetlerin her biri insanların öğüt alıp düşünebilmesi içindir.
Allah bu şekilde insanların dünyaya olan bağlılıklarını kırmaktadır.
Öğüt alabilenler de bu olaylardan gerekli dersi çıkarabilmektedir.
Allah Kuran'da insanları sık sık belaya uğrattığını ve bu vesileyle
onları düşünmeye, ibret almaya yönelttiğini haber vermiştir:
Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir
veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar
ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar. (Tevbe Suresi, 126)
Unutmayın ki, afetler insanlara dünyanın geçiciliğini
ve güvensizliğini hatırlatırlar. Bu olaylar insanlara Allah tarafından
bir uyarıdır. Bu gerçeği, yani insanların Allah tarafından uyarılıp
korkutulduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
Allah Kuran’da bize, hem tüm topluluklara bir uyarıcının
geldiğini, hem de uyarılmadan hiçbir topluluğun ve ülkenin yıkıma
uğratılmadığını bildirmiştir. Allah’ın elçileri gönderildikleri
toplumlarda hidayet önderi olmuşlar, insanlara Allah’ın yasaklarını
bildirmişler, onları Allah’ın dinine davet etmişlerdir.
Peygamberlerin yaptıkları hatırlatma, uyarı, öğüt ve
mucizelerle birebir karşı karşıya olan birçok kavim, ya Allah’a
iman ederek peygamberle birlikte hak yolda ilerlemiş, ya da uyarılara
kulak asmayarak büyüklük taslamış, Allah’ı inkar etmiş ve Allah’ın
dinine teslim olmamışlardır. Şeytanın telkinlerine ve çağrılarına
kulak verip, onun yolunda ilerlemeyi seçenler ise cehennemle müjdelenmiş,
dünyada da birçok azapla karşılaşıp, yıkıma uğramışlardır:
Ülkelerden niceleri vardır ki, Rablerinin ve O'nun
elçilerinin emrine karşı gelip azmışlar, böylece Biz de onları çetin
bir hesaba çekmişiz ve onları benzeri görülmedik bir azabla azablandırmışız.
Artık o (ülkelerin halkı), yaptığı kötülüğü taddı ve işinin sonucu
bir hüsran oldu. (Talak Suresi, 8-9)
Kuran’da Allah'ın bildirdiği gibi, peygamberlerin davet
ettiği hak yola uymayan topluluklar değişik azap çeşitleriyle karşılaşmışlardır.
Bu azaplar onlara hiç ummadıkları bir anda gelmiştir. Fakat hepsi
bu kötü sonucu ve helakı hak eden toplumlar olmuşlardır. Kimisi
yok olmalarını sağlayan azaptan önce elçiler tarafından uyarılmış
sonra da belki öğüt alıp düşünürler diye Allah tarafından değişik
zorluklara, sıkıntılara uğratılmıştır. Kimisi de yaptıklarına karşılık
olmak üzere korkunç bir sonla tarih sahnesinden silinmiştir. Kuran'da
bu kavimlerle ilgili verilen pek çok haberden birkaçı şöyledir:
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik) Böylece
dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin ve ahiret gününü umud edin
ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın." Ancak onu
yalanladılar; bunun üzerine onları amansız bir sarsıntı yakalayıverdi,
böylelikle kendi yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.
(Ankebut Suresi, 36-37)
Andolsun, Biz de Firavun aile (çevre)sini belki
öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına
uğrattık. (Araf Suresi, 130)
Ne zaman ki, onların erişebilecekleri bir süreye
kadar, o iğrenç azabı çekip-giderdik, onlar yine andlarını bozdular.
Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalan saymaları ve
onlardan habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk.
(Araf Suresi, 135-136)
  
İnsanın karşılaştığı afetler, dünyanın
ne kadar geçici ve güvensiz bir yer olduğunu ona her an hatırlatır.
İnsan bu olayları kendinden uzak görür, hiç karşılaşmayacağını
sanır. Oysa Allah her an insanı hiç ummadığı bir yerden bu
afetlerden biriyle karşılaştırmaya güç yetirendir.
|
Allah’ın azabı kendilerine gelmeden
önce yeryüzünde şımarıp azmış olan toplumlardan bazıları, kendi
elleriyle sonlarını hazırlamışlardır. Ama Allah'a karşı işledikleri
tüm suçlara rağmen, yaklaşan azabın kendilerine bir hayır getireceğini
zannedecek kadar kör ve basiretsiz duruma düşmüşlerdir:
Derken, onu (azabı) vadilerine doğru yönelerek
gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, "Bu bize yağmur yağdıracak
olan bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz
şeydir. Bir rüzgar; onda acıklı bir azab vardır. Rabbinin emriyle
herşeyi yerle bir eder. Böylece meskenlerinden başka, hiçbir şey(leri)
görünemez duruma düştüler. İşte Biz, suçlu-günahkar bir kavmi böyle
cezalandırırız. (Ahkaf Suresi, 24-25)
İşte siz de geçmişte yaşamış
bu insanların hatasına düşmeyin. Allah’ın insanlara yaptığı uyarılardan
etkilenmeyen geçmiş kavimlerin durumundan ders çıkarmak gerektiğini
sakın anlamazlıktan gelmeyin. "Semud'a gelince;
Biz onlara doğru yolu gösterdik, fakat onlar körlüğü hidayete tercih
ettiler…" (Fussilet Suresi, 17) ayetinde haber verildiği
gibi körlüğü tercih etmeyin ve Rabbinizin karşınıza çıkardığı tüm
olaylardan ibret almanız gerektiğini gözardı etmeyin.
(Halkı) Zulmediyorken yıkıma uğrattığımız
nice ülkeler vardır ki, şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız
durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terkedilmiş bulunmakta),
yüksek sarayları (çın çın ötmektedir). (Hac Suresi, 45)
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların
kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin?
Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir.
(Hac Suresi, 46)

|