|
SAKIN ÖLÜM GERÇEĞİNİ ANLAMAZLIKTAN
GELMEYİN
Ölüm, istisnasız bugüne kadar yaşamış her insanın kesin
olarak karşılaştığı ve bundan sonraki insanların da karşılaşacağı
bir sondur. Bu yüzden de dinden uzak olan insanların düşünmekten
ve konuşmaktan kaçındıkları bir konudur. Bu kişiler ölümün ardından
dünyada hırsla bağlandıkları herşeyden uzaklaşacaklarını, Allah'a
hesap vereceklerini, cennetin ve cehennemin varlığını, akıllarına
getirmek istemezler.
Peki bugüne kadar ölümü yaşamayan tek bir kişi dahi olmamasına
rağmen insanlar nasıl böylesine gafil davranabilmektedirler? Sanki
hiç ölümle karşılaşmayacakmışçasına bir yaşamı nasıl sürdürebilmektedirler?
İnsanların kendi kafalarında kurdukları bazı senaryolar
vardır. Örneğin ölümün hep belirli bir yaştan sonra başlarına geleceğine
ve o yaşa ulaşana kadar da daha önlerinde çok uzun bir vakit olduğuna
kendilerini inandırırlar. Oysa hemen her gün gazetelerde genç yaşta
ölen kişilerin haberlerini görürler, ölüm ilanlarının tek bir gün
bile eksilmediğini bilirler. Televizyonlarda ve sokaklarda gördükleri
cenaze arabaları, yanından geçip gittikleri büyük mezarlıklar bu
insanlara sürekli ölümü hatırlattığı halde tüm bunları anlamazlıktan
gelirler.
Oysa ölüm her insanın bir adım ilerisindedir.
İnsan bir an "yaşıyorum" derken göz açıp kapama vakti
kadar kısa bir süre sonra karşısında canını almak üzere gelmiş ölüm
meleklerini bulabilir. İşte o andan itibaren sonsuz yaşamını kurtarmak
için yapabileceği hiçbir şey yoktur. Gaflet içinde geçirdiği bir
ömrü telafi etme si mümkün değildir.
Siz sakın insanların kapıldığı bu derin gaflete kapılmayın,
ve ölümün yalnızca bir anlık bir geçiş olduğunu, çok yakın ve kesin
bir gerçek olduğunu anlamazlıktan gelmeyin.
|

Siz sakın insanların kapıldğı bu derin gaflete kapılmayın
ve ölümün yalnızca bir anlık bir geçiş olduğunu, çok yakın
ve kesin bir gerçek olduğunu anlamazdan gelmeyin.
|
İnsanlar ölüme karşı birtakım tedbirler alarak ondan
kaçabileceklerini sanırlar. Fakat bu, son derece anlamsız bir düşüncedir.
İnsan nerede olursa olsun, yanında kimler bulunursa bulunsun, ne
kadar korunaklı bir yapıda yaşarsa yaşasın ölümden kaçması mümkün
değildir. Allah bu gerçeği Kuran'da şöyle hatırlatmıştır:
De ki: "Elbette sizin kendisinden kaçmakta olduğunuz
ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da,
müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size
yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8)
Her nerede olursanız, ölüm sizi bulur; yüksekçe
yerlerde tahkim edilmiş şatolarda olsanız bile. Onlara bir iyilik
dokunsa: "Bu, Allah'tandır" derler; onlara bir kötülük dokunsa:
"Bu sendendir" derler. De ki: "Tümü Allah'tandır." Fakat, ne oluyor
ki bu topluluğa, hiçbir sözü anlamaya çalışmıyorlar? (Nisa Suresi,
78)
Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de,
hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz.
(Enbiya Suresi, 35)
Her an insanın etrafında gelişen ölüm olayları, yakınlarının
yavaş yavaş dünyadan ayrılması, ölümden kimsenin kaçamadığının APAÇIK
bir delilidir. Genç, yaşlı, zengin, fakir, güzel, çirkin demeden
ölümün insanı her zaman ve her yerde bulduğunu bilmek ise, insanın
bu dünyaya bağlanmaması, asıl olarak ölümden sonraki sonsuz yurda
hazırlık yapması gerektiğini anlamasını sağlar.
Ölümün uzak olduğunu düşünen bir insanın ne kadar büyük
bir aldanış içinde olduğunu sakın anlamazlıktan gelmeyin. Ve bu
apaçık gerçeğin insana verdiği şuur ve vicdanla her an ölebilecekmiş
gibi, Allah’ın hoşnut olacağı bir yaşam sürün.
Ölümü akla getirmemek aniden ölünebileceği gerçeğini
kesinlikle değiştirmez. Gayet sağlıklı bir insanken beklenmedik
bir trafik kazasıyla ölen, geçirdiği ani bir beyin kanaması sonucunda
hayatını kaybeden insanları ya görmüşsünüz ya da haberlerini duymuşsunuzdur.
Acil bir iş toplantısına yetişmek üzere yolda giderken bir araba
kazası geçirip veya bir merdivenden aşağı koşarken düşüp ani bir
şekilde ölmeyeceğini hiç kimse iddia edemez. Bir insan için böyle
bir iddia nasıl akıl dışıysa, bu konuyu hiç gündeme getirmeyip,
üzerinde düşünmeyip, ölümün kendisini yakalayışını engelleyebileceğini
zannetmek de öyledir. Hiçbir insan ne zaman, nerede öleceğini bilemez.
Allah ölüm vakti gelmiş olan kişiye hiç ummadığı bir anda ölüm meleklerini
göndererek canını alabilir.
 
İnsan günlük hayatı içinde gazetelerde, televizyonlarda bu
manzaralara sık sık şahit olur. Ama nedense bir gün yakınlarının
o tabutun içine kendi bedenini yerleştireceklerini ve onu
mezara doğru taşıyacaklarını düşünmez. Oysa unutmayın ki,
bir gün sizin tabutunuzu da bu şekilde taşıyacaklar. Bu dünyada
kısa bir süre kalıp Rabbinize döndürüleceksiniz.
|
Günlük uğraşılar içinde, her sabah uyanıp yeni bir güne
başlıyor olabilirsiniz.
Çok meşgul, hep bir şeyler yetiştirmeye, bir şeyler üretmeye
çalışan, ileriye yönelik yüzlerce planı olan bir insan da olabilirsiniz.
Fakat tüm planlarınızı gerçekleştirmenizin kesinlikle mümkün olamayacağı
açıktır. Ölüm her an karşılaşılabilecek, tüm planları altüst edebilecek
bir gerçektir ve insan adeta bir "geri sayımdaymışçasına" her geçen
saniye ölüm anına doğru ilerlemektedir.
Öyleyse bu APAÇIK gerçeği anlamazlıktan gelerek sakın
ölüme gafil bir şekilde yakalanmayın. Ölümle beklemediğiniz bir
anda buluşabileceğinizi anlamazlıktan gelmeyin.
Dinden uzak insanların her zaman ölümle ilgili yanlış
düşünceleri olmuştur. Bu düşüncelerden biri Kuran'da şöyle haber
verilir:
Ve derlerdi ki: "Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda
mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?" "Önceden gelip-geçmiş atalarımız
da mı?" De ki: "Şüphesiz, öncekiler de ve sonrakiler de." "Bilinen
bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır." (Vakıa Suresi,
47-50)
Ayette de dikkat çekildiği gibi ölüm, mezarın içinde
sonsuza kadar sürdürülen, ebedi bir uykunun başlangıcı değildir.
Ölüm, insanların dünyada yaptıkları herşeyin hesabını verip, sonsuz
hayatlarını sürdürmek için yerleşecekleri mekana geçişi sağlayan
bir kapıdır. İnsanların sadece bedenleriyle ve dünya ile bağlantılarının
kesildiği an olan ölüm asla herşeyin sonu değil, aksine herşeyin
ve asıl hayatın başlangıcıdır.
Allah insanlara dünyada ölümü sürekli hatırlatmış, dünyanın
geçiciliğini göstermiş, sonsuz hayatın varlığını ve bu hayata hazırlık
yapılması gerektiğini anlatan elçilerini ve herşeyin bir açıklayıcısı
olarak Kuran’ı göndermiştir. İnsanların da tüm bu uyarılara ve hatırlatmalara
göre yaşamlarını düzenlemelerini istemiştir. İşte ölüm anı, tüm
bu öğütlerin hesabının sorulacağı bir günün başlangıcıdır. Öyleyse
ölümün sonsuz hayatın kapısından girişin bir anahtarı olduğu gerçeğini
anlamazlıktan sakın gelmeyin ve dünya hayatınızı ölüm gerçeğini
hiç unutmadan geçirin. Çünkü bunu düşünmek her insanı sonsuz hayatında
hesabını rahatlıkla verebileceği hareketleri yapmaya yöneltir. İnsanın
kurtuluşunu sağlayacak olan Allah’ın rızası da ancak bu şekilde
kazanılır.
İnsanların yaşamları boyunca ulaşmak için çaba harcadıkları
mal, mülk, aile, itibar, makam, iktidar gibi değerler aslında sadece
dünya hayatına aittir. Bunların hepsinin ellerinden kayıp gideceği
veya yok olacağı gerçeğine rağmen insanlar kendilerini bunlara tutkuyla
kaptırmaktan alıkoyamazlar. Bir gün gelip tüm bunları zaten dünyada
bırakacakları gerçeği, tüm açıklığıyla ortadayken, yine de anlamazlıktan
gelirler, unutmaya çalışırlar.
Mezarın
altında çürüyüp bir kemik haline gelen insana dünyada sahip
olduğu malın hiçbir faydası olmaz.
|
Bu ruh hali içerisinde insanların dünyaya yönelik yaptıkları
hırs da arttıkça artar. Geçmiş zamanlarda yaşayan hükümdarların,
firavunların, önde gelen iktidar sahibi zenginlerin pek çoğu mallarının
kendilerini ölümsüz kılacağını zannetmiş, hatta kimisi öldükten
sonra mallarıyla birlikte gömülmek istemişlerdir. Bunu yapanlar,
gerçekleri anlamazlıktan gelip böyle derin bir gaflete düşenler,
büyük yanılgılarını öldükten sonra fark etmişlerdir muhakkak. Ama
bu onlara bir fayda sağlamamıştır.
Oysa APAÇIK olan ölüm gerçeğini düşünen insanın dünyayla
ilgili hırsları bitecektir ve o insan artık gerçek ve sonsuz hayatın
olduğu ahiret için çalışmaya başlayacaktır. Siz de bu dünya malının,
dünyaya ait olduğu gerçeğini sakın anlamazlıktan gelmeyin ve bu
hataya düşenlerin ahirette yaşayacağı büyük pişmanlıklardan korkup
sakının.
Ömrü boyunca ölümü kendinden çok uzakta görerek düşünmeyen,
Allah’ın hayatı boyunca gösterdiği ibret verici olaylardan gerekli
dersi almayan, hak çağrılara cevap vermeyen, uyarılara kulak tıkayan,
böylece Allah’a iman etmeden yaşamını tüketmiş bir insan düşünün.
Sadece kendi nefsinin isteklerine uyarak yaşayan, ahiret için hiçbir
hazırlık yapmadan zamanını tüketmiş olan bu insan, ölüme de hazırlıksız
yakalanacaktır elbette. O anki pişmanlığıyla kendisine bir hak daha
verilmesini isteyecek ama artık geri dönüşü olmayan, kapıları kapatılmış
bir kapıdan girmiş olacaktır.
Siz, dünyada ölümün düşüncesinden dahi kaçan herkesin,
o gün büyük bir dehşete düşeceği gerçeğini sakın anlamazlıktan gelmeyin.
Şu anda ölmeyeceğinizin garantisini size ne kendinizin, ne başkasının
veremeyeceğini bilen biri olarak hayatınızı bu keskin gerçeği unutmadan
düzenleyin ve Allah’ın razı olacağı bir insan olmaya çalışın. Pişmanlığın
ve tevbenin fayda etmediği o gün gelmeden evvel...
Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın
bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem
ve salihlerden olsam" demezden önce, size rızık olarak verdiklerimizden
infak edin. Oysa Allah, kendi eceli gelmiş bulunan hiç bir kimseyi
kesinlikle ertelemez. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
(Münafikun Suresi, 10-11)
Sonunda, onlardan birine ölüm geldiği zaman, der
ki: "Rabbim, beni geri çevirin." "Ki, geride bıraktığım (dünya)da
salih amellerde bulunayım." Asla, gerçekten bu, yalnızca bir sözdür,
bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde, diriltilip kaldırılacakları
güne kadar bir engel (berzah) vardır. (Mü’minun Suresi, 99-100)
Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine
ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de
kendileri kafirler olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı
bir azab hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 18)

|