|
SAKIN BÜTÜN KÖTÜLÜKLERİN KAYNAĞININ
DİNSİZLİK OLDUĞUNU ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
Allah’ın varlığına inanan bir insan tüm yaşamı boyunca,
O’nun kendisine gösterdiği yolda ilerler. O'nun emirlerine, hükümlerine
büyük bir hassasiyet gösterir, ömrünü Rabbinin hoşnutluğunu kazanmak
için geçirir. Bunun için de Allah’ın insanlar için seçip beğendiği
din olan İslam’a göre yaşar ve Kuran’ı kendisine rehber edinir.
Yüksek vicdanları sayesinde Allah’ın kendilerinden istediği ve birçok
ayetinde örneklerini bildirdiği güzel ahlakı tüm yaşamlarına yansıtırlar.
Asla Rableri’nin hükümlerinin dışına çıkmaz, yasaklarını göz ardı
etmezler. Bu, Allah'ın kendilerini yarattığı gibi, ölümü, hayatı
ve ahireti de yarattığını bilerek O'ndan korkup sakınan insanlarda
var olan bir ahlaktır.
Allah’ın varlığını inkarda direten, inkar etmese de O’nun
kendilerine gönderdiği dine teslim olmayı kabul etmeyen insanlar
ise bu güzel ahlakı asla yaşayamazlar. Kuran ahlakının gerektirdiği
iyilikleri, güzellikleri hiçbir zaman yerine getiremezler. Bu yüzden
dinin yaşanmadığı toplumlar her türlü ahlaksızlığı, çirkinliği korkusuzca,
sonucunu düşünmeden yapan insanlardan oluşur.
Allah korkusu olmayan bir insan rahatlıkla yalan söyler,
hırsızlık yapar, rüşvet alır, adam öldürür, intihar eder, kumar
oynar, insanların haklarını çiğner, adaletsizlik yapar. Bunları
ya açıkça yapar ya da kendince meşru bir zemine oturtarak tüm bu
kötülükleri işler. Öfkesini tutamaz, kindardır, kıskançlık ve hırs
yapar, insanları incitebilecek sözleri rahatlıkla sarf eder, fedakar
değildir, kendi menfaatleri herşeyden önce gelir. Bu insanların
arasından, "ben dindar değilim ama kindar da değilimdir, öfkeli
de" diyenler çıkabilir. Fakat bu insan gün gelir, kendisini çileden
çıkaracak bir olayla karşılaşır, Allah'a tevekkülü olmadığı için
öfkelenir ve üzerine hiç kondurmadığı her türlü kötülüğü yapma hakkını
kendinde görür. Hatta an gelir, adam öldürür ve arkasından "ama
hak etmişti" der. Bu, Allah’tan korkup sakınan bir insanda ise asla
olmayacak bir sonuçtur. Çünkü inançlı bir insan sabırlıdır ve Allah’ın
yapma dediği bir şeyi yapmaz. Bu yüzden de asla öfkesine kapılmaz.
İnançsız bir insan "ben dinsizim, ama rüşvet almıyorum,
dürüstüm" diyebilir. Ama bu, sadece bir iddiadır. Çünkü Allah’tan
korkup sakınmayan bu kişi zorda kaldığında her kötülüğü rahatlıkla
yapabilir. Mesela, "çocuklarımı okutabilmek için rüşvet aldım" gibi
kendince meşru bir mazeret uydurabilir. Oysa dindar bir insan için
böyle bir şey hiçbir zaman söz konusu olmaz. Ahirette hesabını veremeyeceğini
bildiği bir tavrı Allah’tan korkup sakınan bir insan asla yapmaz.
Hırsızlık da bu samimiyetsiz tavra iyi bir örnektir.
Hırsızlık gibi toplumun genelinde hoş karşılanmayan bir suç bile
bu kişiler arasında, bazı şartlarda meşru görülebilir. Örneğin otellerden,
lokantalardan alınan havlu, çatal-bıçak gibi eşyalar hırsızlık olarak
görülmez. Oysa dine göre bu, her halikarda bir ahlaksızlıktır.
İşte bunların tümü Allah’tan korkup sakınmayan insanların
ortak karakteridir. Bu karakteri anlatmak için daha başka yüzlerce
örnek verilebilir. Böyle insanlar güzel bir ahlak için asla iradelerini
kullanmazlar. Ancak bir çıkarları söz konusu olduğunda bazı fedakarlıklar
yapabilirler. Ve bu fedakarlık söz konusu çıkarın ortadan kalkmasıyla
sona erer. Oysa dindar bir insanın iradesi son derece kuvvetlidir.
Allah korkusu bunu gerektirir. Bu korku, dinin topluma sağladığı
güvenli ortamların da garantisidir.
Aile ortamını meydana getiren vefa, bağlılık, sevgi ve
saygı gibi değerler de dinsiz bir toplumda ortadan kalkar. Güzel
ahlakın getirdiği bu davranışları hiçbir karşılık beklemeden yaşayanlar,
yalnızca Allah-’tan korkan ve tüm yaptıklarının hesabını ahirette
vereceklerini bilen inançlı insanlardır.
Merhamet, sevgi ve fedakarlık üzerine kurulan, Kuran
ahlakına dayalı aile yapıları bir toplumun geleceği ve huzuru açısından
son derece hayati önem taşır. Ama bu değerlerin ortadan kalktığı
dinsiz ortamlarda, toplumun temel direği olan aile yapısı bozulduğundan
toplum yapısı da bozulur.
Ancak Kuran’ı rehber edinmekle elde edilen bu huzurlu
ortamları oluşturmak ancak insanların Allah inancı ve korkusuyla
mümkün olabilir. Bunlar kesin olan APAÇIK gerçeklerdir.
Dinsizliğin hakim olduğu toplumlarda sosyal anarşi meydana
gelir. Zengin fakiri ezer, fakirler de onlara kinlenir, patron işçiye,
işçi de patrona karşı anlayışsız ve saldırgan bir tutum izler. İhtiyaç
içinde olan insanlara merhamet değil tam tersine kızgınlık duyulur.
Baba çocuğuna çocuk da babasına karşı saldırgan bir tavır içine
girer.
Gazetelerde bir gün bile eksilmeyen cinayet ve intihar
haberlerinin kaynağını hep dinsizlik oluşturmaktadır. Sadece öfkelendiği,
kin güttüğü ya da o kişinin ölümünden bir çıkar elde edebileceği
için gözünü bile kırpmadan soğukkanlılıkla adam öldüren bir insan
ahirette bu yaptıklarının hesabını vereceğini düşünmemektedir elbette.
Allah’tan korkup sakınmayan bir insanın rahatlıkla işleyeceği bu
suçlar, tüm toplumun düzenini bozacak, huzuru yok edecek davranışlardır.
Böyle toplumlarda yardımlaşma, cömertlik gibi kavramlar
yok olmuştur. İnsanlar birbirlerini kollamaz, sağlıklarını, rahatlarını
asla düşünmez, insanlara dokunabilecek zararları engelleme yoluna
hiç gitmezler. Örneğin yolda rahatsızlanıp yere düşen bir insana
gereken ilgi gösterilmez, insanlar kendi başlarının çaresine bakmaya
bırakılırlar. Herkes birbirinden maksimum faydalanmaya bakar, bu
yüzden birbirlerini "dolandırmaktan" çekinmezler. Benzinci benzine
su katar, market süresi dolmuş bir ürünü vermekten kaçınmaz… Verilen
hizmetler de hep sınırlıdır, doktor ancak çok iyi bir müşteriyse
gereken ihtimamı gösterir, ancak iyi para kazanacağını düşünürse
iyi hizmet verir. Sonuç olarak bu insanların çoğu sadece dünyevi
bir menfaat söz konusuysa birtakım fedakarlıklara katlanabilirler.
Görüldüğü gibi dinin yaşanmadığı her yerde toplumsal
sorunlar, ahlaksızlıklar tükenmek bilmez. O halde Allah’ın insanlar
için seçtiği ve beğendiği dinine teslim olmak gerektiğini, ancak
bu şekilde güven ve huzurun elde edilebileceğini anlamazlıktan gelmeyin.
Ve ancak Allah'ın emirlerine uyarak geçirdiğiniz bir ömrün ahirette
de hesabını güvenle verebileceğinizi bilin.
Dinsizliğin getirdiği kötü ahlak, insanların en başta
kendi huzurlarını bozar, kalplerinde büyük bir sıkıntı meydana getirir.
Örneğin kıskançlığı yaşayan ve bunun beraberinde etrafına kötülük
yapan bir insan için yaşadığı öfke, çektiği vicdan azabı ve kıskançlığın
kalbinde yarattığı baskı oldukça sıkıntı vericidir. Kişinin yaptığı
kıskançlıktan çoğu zaman karşı tarafın haberi bile olmaz, olsa da
bundan bir zarar görmez. Dolayısıyla insanın yaşadığı kıskançlıktan
geriye sadece o kişide bıraktığı vicdan azabı ve öfke kalır. Bu
da dinsizliğin insanda meydana getirdiği sıkıntılı ruh hallerinden
biridir. Allah bir ayetinde dinden uzak insanların içlerindeki sıkıntıya
şöyle dikkat çekmiştir:
Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü
İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe yükseliyormuş
gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin üstüne işte
böyle pislik çökertir. (En’am Suresi, 125)
Dindar insanlar ise birbirlerinin yaptığı iyi ve hayırlı
işlerden dolayı memnuniyet duyarlar, birbirlerinin güzel yönlerinden
zevk alırlar. Bir insanın güzelliği inançlı bir insana Allah’ın
yaratma gücünü hatırlatır ve O’nu tesbih etmesine vesile olur. Oysa
dinden uzak bir ortamda kıskançlığın sonucunda sarf edilen incitici
sözler, takılan lakaplar, yapılan dedikodular, hep gergin ortamlar
oluşturur. İşte dinsizliğin insanlarda oluşturduğu bozguncu, tahammülsüz,
dengesiz karakter tüm bunları yapan kişilerin kendilerine büyük
bir sıkıntı olarak geri döner. Yani bu insanlar açıkça kendi kendilerine
zulmederler. Bir ayette şöyle denir:
…Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.
(Yunus Suresi, 44)
Allah’tan korkup sakınan bir insan olaylar karşısında
her zaman sabırlı davranır. Zorluklar hiçbir zaman onu yıldırmaz,
moralini bozmaz. Allah’a güvenip dayandığından her türlü olayı kararlılıkla
ve metanetle karşılar. Dinin insanlara sağladığı tevekküllü ve dingin
ruh haline sahip olduğundan olayları akılcı değerlendirir ve sonuca
ulaşır. Ama dinsizliğin getirdiği tevekkülsüzlük, sıkıntı ve batıl
korkularla dolu bir ruh haline sahip insanlar asla güzel bir yaşam
sürdüremezler. Ne toplumlar, ne de toplum içindeki bireyler dinden
uzak yaşanan bir ortamda "mutmain" bir ruh haline sahip olamazlar.
Bir ayette de bildirildiği gibi, …kalbler
yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur." (Rad Suresi, 28)
Öyleyse dinsizliğin toplumların tüm güzel ve insani duygularını
bitirdiği gerçeği üzerinde mutlaka düşünüp öğüt alın ve Allah'ın
hükmüne teslim olmayan insanların dünyada da, ahirette de zorluklar
ve pişmanlıklar içinde yaşam süreceklerini anlamazlıktan gelmeyin.

|