|
SAKIN AHİRETİN VE HESAP GÜNÜNÜN
VARLIĞINI ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
Dünya üzerinde iyi insanlar, kötü insanlar, dürüst kişiler,
yalancı kişiler, Allah'tan korkup sakınanlar, yeryüzünde bozgunculuk
çıkaranlar hep birarada yaşamlarını sürdürürler. Kimi insan Allah'ın
hükümlerine kesin olarak itaat ederken, kimi başkaldırır, kimi ise
bir kısmını uygulayıp bir kısmını göz ardı eder. Elbette bu insanların
karşılaşacakları son da birbirinden tamamen farklı olacaktır. Allah
sonsuz adaleti gereği sayılan tüm bu insanlara hak ettikleri karşılığı
verecektir. Bu kesin vaat Kuran'da şöyle haber verilir:
Yoksa kötülüklere batıp-yara alanlar, kendilerini
iman edip salih amellerde bulunanlar gibi kılacağımızı mı sandılar?
Hayatları ve ölümleri bir mi (olacak)? Ne kötü hüküm veriyorlar.
Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı; öyle ki, her nefis kazandıklarıyla
karşılık görsün. Onlara zulmedilmez. (Casiye Suresi, 21-22)
İşte Allah'ın insanlara hak ettikleri karşılığı vereceği
yer ahirettir. Bu APAÇIK bir gerçektir. Allah her olayı duyan gören,
yapılan her iyiliği ve her kötülüğü bilendir. Öyleyse Allah’ın sonsuz
adaletinin tecelli edeceği iyi veya kötü yapılan her tavrın karşılığının
alınacağı ahiretin varlığını anlamazlıktan gelmeyin. Ayrıca unutmayın
ki, bu gerçeği görmezden gelmek, "ölünce toprak olacağız" demek
insanın din gününde tekrar yaratılmasını ve hesaba çekilmesini engellemeyecektir.
Belki insan dünya hayatında kendisini kandırabilir. Ahiret
gerçeğini görmezden gelerek, kendince dünyanın tadını çıkarmaya
çalışabilir. Belki kendi kendine söylediği yalanlarla vicdanının
sesini bastırabilir. Ama bu, o kişinin Allah katında belli olan
vakti dolduğunda ölmesini ve yine Allah katında belirlenmiş olan
bir zamanda tekrar diriltilmesini engellemez. Anlamak istese de,
istemese de mutlaka her insan din gününde diriltilecek, Allah’ın
karşısında durup hesap verecek, sonra yaptıklarının karşılığını
almak için kazandığı ebedi yurda sevkedilecektir. O gün bu apaçık
gerçeği görmezden gelenlerin, kendilerini kandırarak dünya hayatı
ile tatmin olmaya çalışanların sevkedilecekleri yer cehennemdir.
Ve bu yaptıkları vicdansız tavır nedeniyle cehennemi hak eden insanlar
sonsuza kadar oradan çıkamayacaklardır .
Allah Kuran’da bize ahiretin varlığını anlamazlıktan
gelen, yeniden dirilişi inkar eden insanların içinde bulundukları
ruh halini, söyledikleri sözleri, düşüncelerini haber verir. Ve
buna karşılık uğrayacakları sonu da bildirir:
Allah, kimi hidayete erdirirse, işte o, hidayet
bulmuştur, kimi saptırırsa onlar için O'nun dışında asla veliler
bulamazsın. Kıyamet günü, Biz onları yüzükoyun körler, dilsizler
ve sağırlar olarak haşrederiz. Onların barınma yerleri cehennemdir;
ateşi sükun buldukça, çılgın alevini onlara arttırırız. Bu, şüphesiz,
onların ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "Biz kemikler haline geldikten,
toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla
diriltileceğiz?" demelerine karşılık cezalarıdır. (İsra Suresi,
97-98)
Ayette haber verilen sorunun cevabı aslında son derece
açıktır: İçinde yaşadığımız evren Allah'ın muhteşem yaratma sanatının
delilleriyle doludur. Kuşkusuz bu mucizevi yaratılışın sahibi olan,
herşeyi yoktan var eden Allah dilediği anda benzerlerini de yaratmaya
kadirdir. Nitekim Allah Kuran’da, nasıl olacak, nasıl yaratılacak,
kim yaratacak gibi sorularla apaçık ortada olduğu halde ahiret gerçeğini
anlamazlıktan gelmeye çalışan insanlara şöyle seslenmektedir:
Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah,
onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde
şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda
ayak direttiler. (İsra Suresi, 99)
Sonsuz bir adaletin tecelli edeceği ahirette, insanın
her yaptığının hesabını vereceğini ve karşılığını göreceğini anlamazlıktan
gelmeyin.
İnsanların büyük bir kısmı ahirete inandığını söyler
ama ahireti gerçek anlamda düşünmez. Dünya hayatında yaptığı herşeyin
orada karşısına çıkacağını anlamazlıktan gelir. Ahireti, hesap gününü,
cenneti ve cehennemi Allah’ın Kuran’da bize bildirdiği şekilde değil,
kendi olmasını istediği şekilde yorumlayarak kendisini kandırır.
Oysa Allah bize ahiret hayatını da, hesap anını da, kimlerin
cennete, kimlerin cehenneme gideceğini de tüm detayları ile bildirmiştir.
Herkes din gününde Allah’ın karşısında yapayalnız duracak, dünya
hayatı boyunca yaşadığı her anın hesabını verecektir. Hayatı boyunca
her an Allah’ın rızasını aramış olan kullar cennete gidecek, orada
sonsuza kadar Allah'ın sınırsız nimetleri içinde yaşayacaklardır.
Ahireti düşünmeden dünya için yaşayanlar ise cehenneme gidecek ve
orada sonsuza kadar azap içinde kalacaklardır.
"Allah nasıl olsa beni affeder" diyenler, "kalbim temiz,
benden nice kötü insanlar var" diye iddia edenler, kimseye bir zararlarının
dokunmadığını bundan dolayı cennete gideceklerini savunanlar, sadece
belirli ibadetleri yaparak kurtulacaklarını sananlar, aslında gerçeği
bildikleri halde kendilerini kandırarak doğruları görmezden gelmeye
çalışmaktadırlar. Nitekim Allah her ne kadar bahaneler öne sürerek
anlamamaya çalışsalar da insanların aslında doğruların farkında
olduklarını şöyle bildirmiştir:
O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)'
yalnızca Rabbi'nin katıdır. İnsana o gün, önceden takdim ettikleri
ve erteledikleri şeylerle haber verilir. Hayır; insan, kendi nefsine
karşı bir basirettir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile. (Kıyamet
Suresi, 12-15)
Allah’ın ayette bildirdiği gibi her insan kendine basirettir.
Her insan doğruları bilir. Bu sebeple mazeretler ortaya atarak gerçekleri
anlamazlıktan gelmeye çalışmak anlamsızdır. Kendisinden daha kötü
insanların olması din gününde hiç kimseyi kurtarmaz, babasının ya
da dedesinin dindar olması, bir iki fakire para vermek ya da Allah
için hiçbir amel yapmadan "ben müslümanım" demek de insanı kurtaramaz…
Diğer insanlar ne yaparsa yapsın, herkes kendi yaptıklarından sorumludur,
tek başına Allah’ın karşısında duracak ve yaşadığı her anın hesabını
tek başına verecektir. Kendince çok işinin olması, kendi bakış açısına
göre iyi olması, "ekmek parası kazanmak", çocuklarına bakmak zorunluluğu
taşıması, kendince faydalı bir mesleğe sahip olması, veya yine kendi
bakış açısına göre yaptığı işlerin Allah için yapılacak ibadetlerden
daha önemli olması da kişiyi kurtarmaz. Çünkü neyin doğru neyin
yanlış olduğu, neyin insana ahireti kazandıracağı ya da neyin kaybettireceği
Kuran’da yazılıdır.
Kuran dışı ölçüleri alarak cennete gideceğini savunanlar,
dini yaşamak için yaşlanmayı bekleyerek vakit kaybedenler, ortaya
sundukları bahanelerle hem kendilerini kandırıp hem de diğer insanları
aldatmaya çalışanlar, unutmamalıdırlar ki burada öne sürdükleri
mazeretler ahirette onları kurtarmaya yetmeyecektir. Burada anlattıkları
yalanlar Rahman olan Allah’ın huzurunda hiçbir işe yaramayacak,
hatta bu insanların din gününde konuşmalarına dahi izin verilmeyecektir.
O gün gerçekleri görmezden gelerek Allah’ın sınırlarını korumayan,
Allah’ın emirlerini yerine getirmeyen insanlar pişmanlıklarını şu
şekilde ifade edeceklerdir:
O gün, cehennem de getirilmiştir. İnsan o gün düşünüp-hatırlar,
ancak (bu) hatırlamadan ona ne fayda? Der ki: "Keşke hayatım için,
(önceden bir şeyler) takdim edebilseydim." Artık o gün hiç kimse
(Allah'ın) vereceği azab gibi azablandıramaz. Onun vuracağı bağı
hiç kimse vuramaz. (Fecr Suresi, 23-26)
O gün yaşanacaklar, başta da belirttiğimiz gibi, herşeyi
bilen ve gören Allah’ın sonsuz adaletinin bir gereğidir. O gün Allah
vicdanlarını kullanan kullar ile vicdanın sesini bastırarak gerçekleri
görmezden gelen kullarını kesin olarak ayıracaktır. Siz de böyle
bir pişmanlık yaşamamak için ahirete hazırlık yapın, burada yaptığınız
her hazırlığın karşınıza çıkacağını unutmayın. Ve sakın bu gerçekleri
anlamazlıktan gelerek hayatınızı boş ve anlamsız işlerle uğraşarak
geçirmeyin.
Bu dünyadaki hayat, ahirete tercih edilmeyecek kadar
geçicidir. Deniz kenarına dizilmiş yalılar, süslü bahçelerin içindeki
köşkler, denizi yara yara giden sürat motorları, yatlar, birbirinden
renkli son model arabalar, gece kulüpleri, eğlence merkezleri, beş
yıldızlı oteller, sağlıklı çocuklar, güzel ve itibarlı eşler… Bu
sayılan nimetler insanlara son derece çekici gelebilir. İnsan bütün
ömrünü bunlara sahip olmaya çalışarak geçirebilir. Ancak insan değil
bunların birkaç tanesine, hepsine de sahip olsa Allah katında belirli
olan süresi dolduğunda sahip olduklarını bırakarak ahirete gidecektir.
Belki siz de söz konusu insanlar gibi hayatınızı bu nimetlere
sahip olmanın yollarını arayarak geçiriyor olabilirsiniz. Ama ahirette,
sahip olduğunuz bu nimetlerin hiçbirinin size fayda sağlamayacağını
anlamazlıktan gelmeyin.
Ölüm melekleri canınızı almaya geldiklerinde, o ana kadar
sahip olmak için bütün gücünüzle uğraştığınız malınızı, mülkünüzü
bir daha görmemek üzere bırakarak bu dünyadan ayrılacaksınız. Tekrar
dirildiğinizde ise artık bambaşka bir mekanda, ahirette Allah’ın
karşısında hesap vereceksiniz. O anda size ne malınızın miktarının,
ne kaç çocuk sahibi olduğunuzun, ne makamınızın, ne tahsilinizin
sorulmayacağını unutmayın. O gün dünyanın en büyük devlet adamlarından,
tarih boyunca yaşamış olan krallara, kraliçelere kadar kimsenin
kimseden dünyada maddi anlamda sahip olduklarından dolayı bir üstünlüğü
olmayacak, hiçbir yakın dost, bir yakın dostu sormayacak, hatta
o günün korkusundan dolayı inkar edenler dünya da sahip olduklarını
fidye olarak verip kurtulmak isteyeceklerdir:
(Böyle bir günde) Hiçbir yakın dost bir yakın dostu
sormaz.
Onlar birbirlerine gösterilirler. Bir suçlu-günahkar,
o günün azabına karşılık olmak üzere, oğullarını fidye olarak vermek
ister;
Kendi eşini ve kardeşini,
Ve onu barındıran aşiretini de;
Yeryüzünde bulunanların tümünü (verse de); sonra
bir kurtulsa.
Hayır; (hiçbiri kabul edilmez). Doğrusu o (cehennem),
cayır cayır yanmakta olan ateştir:
Başın derisini kavurup-soyar.
Yüz çevirip arkasını döneni çağırır-durur.
(Durmaksızın mal ve servet) Toplayıp bir yerde
(üstüste) yığmakta olanı. (Mearic Suresi, 10-18)
Siz de ayetlerde haber verilen bu gerçekleri düşünün
ve o günün azabının, bir insanın dünyada sahip olduğu herşeyi fidye
olarak verip kurtulmak isteyeceği kadar büyük olacağını anlamazlıktan
gelmeyin.
Allah bir ayetinde inkar edenlerin dünyanın tümüne sahip
olsalar bile bunu verip, cehennem azabından kurtulmak isteyeceklerini
bildirmiştir:
Eğer yeryüzünde olanların tümü ve bununla birlikte
bir katı daha zalimlerin olmuş olsaydı, kıyamet günü o kötü azabtan
(kurtulmak amacıyla) gerçekten bunları fidye olarak verirlerdi.
Oysa, onların hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah'tan kendileri
için açığa çıkmıştır. (Zümer Suresi, 47)
Aslında insan vicdanıyla bunu bir an düşünse rahatlıkla
doğruyu bulabilir. Örneğin bugün dünya üzerinde yaşayan insanlara
sahip oldukları herşeyi vermeleri karşılığında hemen cennete gidecekleri
söylense bunu kabul etmeyecek insan çıkmaz. Herkes tereddütsüz olarak
malını, mülkünü, oğlunu, makamını bırakır ve sonsuza kadar kalacağı
cennete ulaşmaya çalışır. Aslında insanın sorumluluğu budur. Malını
ve canını Allah’a satmak, dünyada gereksiz hırslara kapılmamak,
Allah için yaşamak ve sonucunda bir mükafat olarak cennete kavuşmak…
Fakat, insanları kandıran bunun hemen olmamasıdır. Geçecek kısacık
zaman insanlara uzun gelir. Ve bu nedenle söz konusu kişiler büyük
bir akılsızlık yaparak kısacık bir hayatı sonsuza kadar kalacakları
cennete tercih ederler.
Bir tarafta 60-70 senelik göz açıp kapayıncaya kadar
geçecek bir zaman, diğer tarafta bitmeyen bir ömür…
Bir tarafta bitmeyen, eşi benzeri olmayan, güzelliklerle
dolu, insanın her istediğinin o anda yaratıldığı bir hayat, diğer
tarafta kısa, geçici, eksik neye elinizi atsanız elinizde kalan,
gençliğin, güzelliğin, hızla akıp gittiği, ne kadar uğraşılırsa
uğraşılsın elde edilen metaların bir türlü insanı tatmin etmediği
bir hayat…
Siz bu gerçeği görmezden gelmeyin. Cennetin eşşiz nimetlerine
kavuşabilmek elinizdeyken, eksik ve geçici metaları elde etmek için
vicdanınızın sesini susturmayın. İnsanların düşünmeyerek, üstünü
örterek, kısacık bir hayat için neleri terk ettiğini anlamazlıktan
gelmeyin.
İnsanların ahiretin varlığını göz ardı etmelerinin en
büyük nedenlerinden bir tanesi çoğunluğun bu şekilde hareket etmesidir.
Oysa bu, Allah’ın imtihanının bir gereğidir. Allah insanları bu
şekilde denemektedir ve bu sebeple Kuran’da kullarını çoğunluğa
uymamaları konusunda uyarmaktadır:
Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan,
seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar
ve onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler'. (En’am Suresi,
116)
Çok kişinin yanlış yolda olması ise sizi etkilememelidir,
çünkü herkes kendisinden sorumludur. Allah Kuran’da insanların çoğunun
iman etmeyeceğini iman edenlerin ise şirk koşmadan iman etmeyeceğini
bildirmiştir. Bu insanların çoğunun ahiret için hazırlık yapmadığı
bundan dolayı da cennete gidemeyeceği anlamına gelir. Böyle bir
durum ise vicdanlı bir insan için mazeret değil aksine daha çok
korkup sakınmak için bir vesiledir. Bu nedenle siz de "insanların
çoğu böyle" deyip apaçık gerçekleri anlamazlıktan gelmeyin. Tek
başınıza da olsanız kendinizden sorumlu olduğunuzu unutmadan ahiretiniz
için ciddi bir hazırlık yapın ve çaba gösterin.
Ahiretteki kurtuluş için dünyada gösterilen çabanın ne
olması gerektiği Kuran'da bize haber verilmiştir. Hesap günü insanlar,
Allah'a olan bağlılıkları, korkuları ve bu korkunun getirdiği güzel
ahlakları ile değerlendirilecektir. İnsanların Allah'a içten bağlılıkları
onlara fayda sağlayacaktır. Allah Kuran’da ne malların ne de evlatların
kendisine yaklaşmak için bir yol olmadığını, ancak iman edip salip
amellerde bulunanların cennete gidebileceğini bildirmiştir:
Bizim katımızda sizi (Bize) yaklaştıracak olan
ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde
bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak
üzere kat kat mükafaat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven
içindedirler. (Sebe Suresi, 37)
Allah kendi katında makbul olanın ve insanın sonsuz azaptan
kurtarabilecek olanın yalnızca takva (Allah'ın emirlerine ve tavsiyelerine
uymak, aksi düşünce ve davranışlardan sakınmak) olduğunu haber verir:
Ey insanlar, gerçekten, Biz sizi bir erkek ve bir
dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve
kabileler (şeklinde) kıldık. Şüphesiz, Allah katında sizin en üstün
(kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır.
Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi, 13)
Bu sebeple siz de dünyanın geçici süslerine aldanarak,
sahip olduğunuz malların ve evlatların Allah katında ölçü olmayacaklarını,
din gününde sizi kurtaracak tek şeyin takvanız olduğunu anlamazlıktan
gelmeyin.
İşte ahiret yurdu; Biz onu, yeryüzünde büyüklenmeyenlere
ve bozgunculuk yapmak istemeyenlere (armağan) kılarız. (Güzel) Sonuç
takva sahiplerinindir. (Kasas Suresi, 83)

|